Büyük Birlik Partisi

GENEL MERKEZ GÜNDEMİ

2018-02-02 17:22:44

KOCAELİ İL TEŞKİLATIMIZIN DÜZENLEDİĞİ 'LİDERLİK SEMİNERİNİN KONUĞU AHMET YELİS'Tİ..

Genel Başkan Yardımcımız verdiği seminer de “YENİ DÜNYA DÜZENİ” DENİLEN “EMPERYALİZM” NEDİR? konusunu işledi.

Muhsin Yazıcıoğlu Liderlik Akademi’sinde, bu hafta eğitim konusu “Yeni dünya düzeni” ve  “Nizam-ı Alem” Ülküsünde iktisat felsefesi ve Ekonomiye bakıştı.

Büyük Birlik Partisi ve Alperen Ocakları Kocaeli İl Başkanlıklarının müşterek organizasyonu olan bu programda emeği geçenlere teşekkür ederim. 

Toplantıda yaptığım konuşmadan bir bölüm...
"“Modern medeniyet”, “Çağdaş Küresel medeniyet”, “Para medeniyeti”, “Kapitalizm”, “Emperyalizm”, adına her ne dersek diyelim; yaşayışımızı her cihetten tayin etme iddiasındaki “Yeni dünya düzeni” nedir?
Tarihte ilk defa yeryüzünün dört bir yanını etkileyen bu “küresel medeniyet”; “doğayı aşkın” dayanak yerine, “dünyacı” anlayıştır. 1700’lü yıllardan itibaren hakim olmaya başlamıştır.

Yunan, Roma ve yeniçağ dindışı batı medeniyetinden temelini alır. Yeniçağ dindışı batı Avrupa medeniyetinin temellenerek kurumsallaşmış halidir. Ana ideolojisi sermayecilik, maddecilik, benlik ve bencilliktir.
Kendi kültürel kodlarından, kendi medeniyetini de oluşturmuş küresel bir medeniyettir. Gücünü sermayenin kurallarını koymaktan alır.
Para kazanmanın kendine özgü bir cazibesi vardır. “Yeni dünya düzeni” bu cazibenin ideolojisidir. Safi kar tutkusudur. Ahlaksız bir sömürü sistemidir.
Emperyalizm, Kapitalizmin en ileri aşamasıdır.
Sanayi ve ticarette; sermayenin üstünlüğünden, finans/kapital egemenliğine geçilmiştir.
Banka sermayeleri ile sanayi ve ticaretteki sermayeler iç içe geçtiğinde finans/kapital ortaya çıkmıştır.
Ekonomik sistem artık tamamen finans/kapitalin elindedir.
Bu sistemde rantiye de payını arttırmıştır.
“Para kazanmak, zengin olmak, zengin yaşamak başka bir şey, sömürü düzeni başka bir şeydir”.
1980 sonrası, Neo-liberal dönemle birlikte sermaye oluşumunun temel aracı finans olmuştur. Yani; ya para yaratmak, ya da paradan para kazanmak .
Sistem, 1990’lı yıllardan itibaren ise küreselleşmiştir. 
Finans merkezleri de bir birlerine kan damarları gibi bağlanmıştır.
Küresel sermaye içerisinde; finansal kapitalin; sanayi kapitaline, hatta milli ekonomiyi kontrol etmeye çalışan hükümet güçlerine saldırısı gündemdedir.
Küresel sermaye kendi oluşturduğu kültür ve medeniyetle ülkelere nüfuz etmekte, milli kültürleri ve kendi dışındaki medeniyetleri yok etmektedir.
BEDELİ YAŞARKEN ALMAK, AHİRETİ OLMAYAN ANLAYIŞ,  “YENİ DÜNYA DÜZENİ’NİN”  TEMEL FELSEFESİDİR.
Bu medeniyetteki hakim zihniyet, amellerin bu dünyadaki karşılıklarıyla alakadardır. Bu dünyada ektiklerinin karşılığını bu dünyada almak bu medeniyette esastır. Bu dünyadaki amellerin ancak ahirette bir karşılığı olacağı fikri bu medeniyete terstir. Oysa semavi dinler, dünyevi bir karşılığı değil, ahirette bir karşılık vaat ederler.
Onun için bu “Yeni dünya düzeni” Semavi dinleri düşman görmekte ve paganlığı, ateistliği ve deizmi önermektedir.Hakikat dünya dinlerinin bileşkesi diyerek, bu günlerde bağdaştırmacı” bir din tavsiye ediyorlar. 
Aslında yaptıkları tanrılarını önce çoğaltmak, sonra da yok etmektir.Yani Tanrısız bir dünyaya ulaşmaktır. Böylece kural koymak sadece kendilerine ait olacaktır. Ve geldikleri noktada buna yakın. Paranın kuralını koyan her şeye hakim olur durumu…
Batının gücünün temelide, kapitalizmin kitabını yazması ve sermayenin kurallarını koymasıdır. Eğer görünmeyen “Üst aklı”, nasıl bulurum? Diyorsanız, cevap finans kitabının içerisinde mevcuttur.
Artık hayata “ekonomik pencereden bakış” hakim olup, “İNSAN” öncelikli; ahlak, adalet ve hakça paylaşım bakış açısı gündem dışı…
“YENİ DÜNYA DÜZENİ”  AÇIK BİR KÖLELİK DÜZENİDİR
Ortaya çıkan “sermaye düzeni” hiçbir değer yargısı olmayan, ahlaksız bir sistemdir. Emeği tanımadığı için, insanı da yok sayar. İnsan merkezli değil, tamamen kar (sömürü) odaklıdır. Açık bir kölelik düzenidir.
Bu sistem; tüketimi önceleyen, ihtiyaçlar için üretim yapmak yerine, lezzeti, hazzı ve keyfi hedef haline getirip ihtiyaç algısı oluşturan, bağımlı hale getirdiği insanları sömüren bir düzendir.
Ruh, nefs, akıl dengesi bozulmuş insanlar çılgın bir sona doğru gitmektedir. 
Sağlık, eğitim, gıda, … her şey kar (sömürü) odaklı ele alınır olmuş, insanı insan yapan değerler ise değer olmaktan çıkarılmıştır.
Hakim kültür de, hakim sermaye düzenine hizmet etmek üzere kurgulanmıştır. 
Kültürün unsurları, araçları, tarihi gelişim içerisinde, radyo, tv, sinema, sosyal medya sömürü düzeninin amaçlarına hizmet etmektedir. Küreselleşmenin nimetlerinden faydalanıp, tüm insanlığı kar(sömürü) aracı haline getirdiler.
Kapitalistler dünyayı kar güdüsüyle; sermayeleri, yani güçleri oranında paylaşırlar. 
Tüketim ve üretim çılgınlığı dünya üzerindeki yer altı ve yer üstü kaynaklarının hızla sömürülmesine yol açmıştır.
Kendi bölgelerindeki kaynaklarını hızla tüketen "batı dünyası" çeşitli bahaneler üreterek, askeri veya siyasi güçleriyle diğer ülkelerin kaynaklarını, kendi üretimleri için sömürmeye başlamışlardır. Bugün bölgemizde yaşanan etnik ve mezhepsel olaylar bu sömürü Faaliyetinden de ayrı değerlendirilemez.
İNSANCA YAŞAM İÇİN “EMPERYALİZME”  KARŞI ÇIKMAK GEREKMEZMİ?
Hayata bakışımızın, acaba “İNSAN” merkezli olması gerekmez mi?
Acaba “Yeni dünya düzeni” denilen bu sömürü medeniyeti savunucularına yeter artık desek, bu ahlaksız bakış açılarına itiraz etsek, önce insan desek, duyan olur mu?
Duyan olursa, duyanlar nezdinde kabul mü görür? Yoksa komik ve geçersiz şeylerle uğraşan konuma mı düşülür?
Peki biz, gerçekten emperyalizme karşı mıyız?
Karşı olduğumuz sadece emperyalizmin doğası gereği olan toprak işgali mi? 
Yoksa iktisat felsefesi, ekonomik politikaları, kültürü ve oluşturduğu medeniyete de karşı mıyız?
Sorgulanmaya değmez mi?
Hem kapitalist gibi yaşayıp, hem de kapitalizme karşı olmak mümkün mü?
Kapitalizmin sömürü aracı olan sermaye ihracını kabul edip, avans aldıktan sonra ne kadar ekonomik hürriyetiniz olur?
Hele bir de bu avans sizden geri istenirse haliniz nice olur?
Davos’ta bu yıl düzenlenen toplantıda “Davos zirvesinin ana teması” “Parçalan dünyada ortak gelecek oluşturmak” idi.
IMF başkanı Lagarde, henüz kalıcı çözümlerin bulunamadığını ifade etti. 
The Ekonomist; “Gelecek savaş” kapağıyla çıktı. Dergi yazarları, “Liberalizm” kavramı altında 400 yıllık batı Kapitalizminin sonu geldiğini vurguluyorlar. Kapitalizm çaresiz. 2008 küresel krizinden bu yana gelişmiş ülkeler içe kapanık ekonomik politikalara dönüp, daha fazla sömürü için saldırıya geçtiler ve vahşileştiler.
Temeli doğruluk, fazilet, adalet ve güzellik ideası olan medeniyetimizi; Hz. İbrahim’in, Nemrut’a başkaldırısı temsil etmektedir. Hz. İbrahim’in, Nemrut’un hakimiyetine, zulmüne, kendini tanrı görmesine, Allah var sen hiçbir şey değilsin diyerek başkaldırısı medeniyetimizin temelidir.
Günümüzde Nemrut’un yerini alan bu,“PARA MEDENİYETİNE”,  itiraz edip, yeniden “NİZAM-I ALEM” demekten başka çare var mı?
"MİLLİ KÜLTÜR SEFERBERLİĞİ" BAŞLATILMALIDIR.
Küresel kültür, Aileleri yok olmaya, İnsanımızı bireyselleştirmeye, toplumu çözülmeye ve hepimizi küresel ekonomik düzende modern köle olmaya sürüklemektedir.
Dünyanın bir bölümünde insanlar açlıktan ölürken ve açlık sınırı altında yaşarken, bir kısmında fazla beslenmeden (obezite) hasta olmuş vaziyetteler.
Bugün insanlık; erdem ve faziletten vazgeçip, egosunu yükseltmenin sıkıntısını çekmektedir. Gözü doymaz insanlar zincirine, birde gözü doymaz devletler ve şirketler ilave olmuştur. Küresel kültürün, sömürü düzenine hizmet etmesi karşısında, Milli kültürümüze sahip çıkalım.
Tek çare; emperyalist "yeni dünya düzeni" karşısında, erdem ve faziletin temelini oluşturduğu "Nizam-ı Alem’in”  hayata geçirilmesidir.Sorunlar hangi çapta olursa olsun, çözüm insandan başlar.
"Medeniyetin merkezi insandır".
İnsan kişisel eylemleri ile mensup olduğu medeniyeti yapar, yahut yıkar.
Kişi gerçekleştireceği anlam haritasını içine doğduğu Milli kültürden alır. "BİZ"İ "BİZ" yapan Milli değerlerimizi hakim kılalım. Küreselleşmenin kötü sonuçlarını bertaraf etmeyi ve Milli kültürümüzü hakim kılmayı hedefleyen çalışmayı ülke genelinde başlatalım.
Tarih, medeniyetlerin iki yönlü yok oluşuna tanıktır.
Ya kültürün koruyucusu olan devlet batmıştır.
Ya da kültürü zaafa uğramış, o nedenle medeniyet ve devlet batmıştır. 
Acilen Milli kültür stratejimizi belirleyelim.
Böyle önemli bir konuda “ALPEREN OCAKLARI” etkin ve öncü olmalı, Tüm toplumu kapsayacak şekilde bir çalışma ve uygulama projesi hayata geçirilmelidir.                         
ZAMANI GELMİŞ BİR FİKRİN KARŞISINDA HİÇ BİR GÜÇ DURAMAZ.
“Nizam-ı Alem"; Ahlak ve Adaletin hakim olduğu, hakça paylaşım ve insanca yaşamı hedefleyen huzur ve barışın tesis edildiği bir dünya anlayışı ve bu anlayışın ürettiği sitemin adıdır.
Türk milleti, tarihte bu sistemi dünya' ya hediye etmiş, bugünde Yeniden "Nizam-ı Alem" diyerek, “Türk-İslam Medeniyetini” ihya ve inşa edebilecek büyük bir millettir.
Yeni Dünya Düzeni" denilen, emperyalizm karşısında, Hakça bir paylaşım, Ahlak, Adalet ve Erdem'i önceleyen "Nizam-ı Alem" Projesine duyulan ihtiyaç, günümüzde daha da elzem hale gelmiştir.
Zamanı gelmiş bir fikrin karşısında hiç bir güç duramaz. Allah’ın izniyle, zamanı gelmiş fikriyat; "Nizam-ı Alem" Ülküsü davasıdır.
Ahmet YELİS
BBP GEN. BAŞKAN. YRD.



FOTO GALERİ


GENEL MERKEZ
HABER BÜLTENİ