Büyük Birlik Partisi

GENEL MERKEZ GÜNDEMİ

2018-03-24 12:39:30

YELİS, "MİLLİ MUTABAKAT ÇİZGİMİZİ BOZMADAN SİYASET ÜRETMEYE DEVAM EDECEĞİZ"

Alperen Ocakları Bilecik İl Başkanlığının açılışı gerçekleştirildi. Açılışa, Genel Başkan Yardımcımız Ahmet Yelis, MKYK üyesi Ahmet Namık Akdoğan, Alperen Ocakları Genel Başkanı Murat Aslan, BBP İl Başkanı Murat Önal, BBP Merkez İlçe Başkanı Osman Altınsoy, Alperen Ocakları Bilecik Başkanı Salim Abdişoğulları ve çok sayıda davetli katıldı.

Akmescid Caddesi üzerinde gerçekleşen açılışta konuşan BBP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Yeliz, ülke gündemine dair açıklamalarda bulundu. Ülkemizin içinde bulunduğu durumda BBP ve MHP’nin iktidara verdiği desteğin önemine dikkat çeken Ahmet Yeliz, “Milli mutabakat çizgimizi bozmadan siyaset üretmeye devam edeceğiz” dedi.
Alperen Ocakları Genel Başkanı Murat Aslan ise Zeytin Dalı Harekatı’na atıfta bulunarak Alperen Ocakları’nın son terörist yok edilinceye kadar desteğini sürdüreceğini ifade etti. İlimizde Alperen Ocakları’nda görev almış ve görevde bulunanlara teşekkür ederken, bundan sonraki süreçte görev alacaklara başarılar diledi.
Konuşmaların ardından Alperen Ocakları Bilecik İl Başkanlığının açılış kurdelası kesildi.

ŞEHADETİNİN 9. YILINDA “BİR FİKİR ADAMI” MUHSİN YAZICIOĞLU
Bilecik Alperen Ocaklarının tertiplediği “BİR FİKİR ADAMI” MUHSİN YAZICIOĞLU konulu konferansa, BBP yetkilileri ve Alperen Ocakları Genel Başkanı Murat Aslan katıldı. Konferansta konuşan Genel Başkan Yardımcımız Ahmet Yelis şunları söyledi:
KOLLARIM AÇIK OLARAK, OMZUMDAN BİR KALAS BAĞLADILAR.
-T-  ŞEKLİNİ ALDIM. BİR SANDALYENİN ÜZERİNE ÇIKARILDIM.KALAS TAVANDA BİR ÇENGELE ASILDI. SANDALYE ALTIMDAN ÇEKİLDİ.HAVADA SALLANARAK BOŞLUKTA KALDIM.  O ŞEKİLDEYKEN PARMAĞIMDAN VE TENASÜL UZVUMDAN ELEKTİRK VERDİLER…
İŞKENCEDEN ZİYADE,  SOYUNDURULMUŞ OLMAKTAN ETKİLENDİĞİMİ ANLADIKLARI İÇİN, DAHA SONRAKİ BÜTÜN SORGULARA SOYUNDURULARAK ALINDIM.”

Evet, bu sözler rahmetli, Şehit Liderimiz, Muhsin Yazıcıoğlu’na ait. 1977 Yılında Ankara konak sinemasında, ülkücü gençlere slogan ezberleten ve ezberlettiği sloganların yıllarca  Meydanları inlettiği, Rahmetli Muhsin Başkanın ezberlettiği sloganların bir kaçına bakalım. “İnananlar kol kola, yürüyelim hak yola”,“Türk’üz, Türkçüyüz, İslam’ın eriyiz”,“Müslümanlar Küfre karşı tek yumruk”, “Kanımız aksa da zafer İslam’ın”.

Rahmetli Muhsin Başkanımızın Hayatı sloganlarda kalmamış, hayatının her anında attığı ve attırdığı sloganları da hayatında yaşamıştı, rahmetli Muhsin Başkan. Cezaevi sürecinde yazdığı şiire bir bakar mısınız?
Huzur dolu içimde, Ben sonsuzluğu düşünüyorum.Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum. Durun kapanmayın pencerelerim, Güneşimi kapatmayın. Beton çok soğuk, Üşüyorum…”
Bu şiirini bir babayiğit yorumlasa da bizlerde feyz alsak. Mana aleminde ulaşmak istediği makam ile, madde aleminde katlandığı zorlukları, birileri bir yorumlasa da biz de üşümeyi içimizde hissetsek ve ölümden korkmadan, ölümü; “sonsuzluğun sahibine kavuşma isteğini” yüreğimizin içinde yaşasak. Güzel bir film seyretmiş gibi ve film bittikten sonra yine hayatın acımasız çarklarında değerlerimizden uzaklaşmasak.
Değerlerimizin farkında olabilsek ve yaşadığımız hayatı değerlerimize uygun olduğu zannı içerisinde kendimizi kandırmasak. Kapitalist sistemin ve ürettiği kültürün savunuculuğunu yapıp, iyi bir Müslüman olduğumuzu düşünmesek ve dahi iddia etmesek.
“İlay-ı Kelimetullah için “Nizam-ı Alem” diyen, emperyalizme kafa tutan ve bedelini de ödeyen Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun ruh dünyasını ve davası için katlandığı çileleri içimizde hissedebilsek. Kim bilir belki de içinizde; Tatar milli hükümeti sözcüsü gibi, Muhsin başkanımızın şehadetinden sonra “gökteki kuşlar bile yandı” Muhsin başkanım, diyebilecek kadar “hüznü” hissedenler de vardır. Varsa? Allah sayısını arttırsın. Rahmetli Başkanımızın Celaleddin Harzemşah’ın mücadele azmini örnek aldığını rivayet edenler olmuştur. Celaleddin Harzemşah Moğol zulmüne karşı direnmesini ve korkusuzca savaşmasını çok Seviyordu.
Harzemşah’a yakın dostları “Moğol ordusuna karşı yenileceğini bile bile niçin savaşıyorsun diye sorduklarında, “Muzaffer etmek Allah’ın elinde, ben vazifemi yapıyorum. " Demişti. Rahmetli Yazıcıoğlu da “Bizim görevimiz bu millete doğruları söylemek”. Tercih halkın. Lütuf ve ihsan Allah’ın. Biz çalışmalarımızı birileri plaket versin, apolet taksın diye yapmıyoruz. Atalarımızdan miras kalan ve 3 asırdır dumura uğrayan “Nizam-ı Alem” davasını en güzel şekilde ifade etmek için uğraş veriyoruz demişti. 

“Zulüm Azrail olsa da hep hakkı tutacağım Mukaddes davalarda ölüm bile güzeldir.” diyen, Muhsin Yazıcıoğlu’nun şehadetinden sonra, Rahmetli Abdurrahim Karakoç ağabeyimiz şöyle demişti. “Vallahi bana sorsanız; Muhsin başkan, han köşesinde ölmezdi. Ona dağın zirvesinde ölmek yakışırdı
Rahmetli Galip Erdem ağabey ise; “Bizler davayı Ağrı dağının zirvesine çıkaracaktık. Yola koyulduk. Bin zahmet ve emekle acılar çekerek dağa tırmandık. Zirveye vardığımızda sevincimiz sonsuzdu. Ama küçük! Bir noksanımız olduğunu fark ettik. Davayı dağın eteklerinde unutmuştuk. Meğer biz davayı değil, kendimizi zirveye çıkartmışız.” diyerek davasına sahip çıkmayanlara sitemlerini ifade etmişti. Rahmetli Muhsin başkanımız, yaşantısıyla, dava adamlığıyla ve şehadetiyle “ülkü dağının ve dava adamlığının” zirvesiydi. 1980 öncesi şanlı mücadelesini, cezaevindeki çilesini ayrı değerlendirecek olursak “O inançlarınızı meclise taşıyacak” sloganıyla başlayan TBMM hayatı da, Büyük Birlik Partisini kurarak başladığı siyasi mücadelesi de tam bir dava adamına yakışan bir haldeydi. 
Gün gelir, ecel hükmünü icra eder. Dava adamı dünyasını değiştirir. Kalabalıklar ona acırlar, daha iyi yaşamış olmasını temenni ederler. Halbuki O, inançları uğrunda yaşamanın hazzını tadamadıkları için,  ömrü boyunca kalabalıklara acımıştır.
Yaşantısıyla “iyi bir Müslüman”, yiğitliğiyle gerçek bir Türk milliyetçisi ve vatansever olan Muhsin Başkanımız; Her haliyle bir Alperen ve Ülkücülüğün ete kemiğe bürünmüş haliydi.
DEĞERLİ ARKADAŞLAR
Rahmetli Muhsin Başkanımız hayatını Türk Devletinin Bekası Milletimiz huzur ve refahı Bayrağımızın şan ve şerefle dalgalanması için vakfetmiş örnek şahsiyet, dava ve devlet adamıydı.
Siyasi hayatında nokta kadar menfaat için virgül kadar eğilmemiş kendi tabiriyle bir nefes kadar ömür için fırıldak olmaya gerek duymamıştır.
Menfaat için yapılan politikayı hiçbir zaman tercih etmemiş, her zaman idealizmi savunmuş ve milletimizin gönlünde yer bulup, Milletin adamı olmayı başarmıştır. Sandıkların değil ama, gönüllerin Sultanı olmuştur. 
Mücadelesinin temel ilkesini tek cümle ile ifade edecek olursam, İslam’ın getirdiği güzelliklerin insanlığa rehber olması için mücadele eden gerçek bir Müslüman, Milletin refahı için kendini feda eden bir Türk milliyetçisi ve büyük bir vatanseverdi.
Rahmetli Muhsin Başkanımız, Büyük Birlik Hareketinin Kuruluşunda; “Milli Mutabakat” metni ile tüm hak dava mensuplarına birlik çağrısında bulunmuş, Emperyalist, sömürgeci “Yeni dünya düzeni” karşısında yeniden “Nizam-ı Alem” demişti.
Yeni oluşum sürecinde yaptığımız ilk büyük toplantının konusu “ Yeni dünya düzeni ve Nizam-ı Alem” idi.
Evet Rahmetli Başkanımız Açık bir kölelik düzeni olan Yeni dünya düzeni karşısında, kızıl elmamızı; Nizam-ı Alem Ülküsü ve Türk-İslam birliği olarak ilan etmişti.
Mevcut Cari anlayışlara teslim olmayarak, BİZİM KIZIL ELMAMIZ, “NİZAM-I ALEM” ÜLKÜSÜ VE “TÜRK-İSLAM” BİRLİĞİDİR. Diyerek davasını ortaya koymuştur.
Yeni Dünya Düzeni” denilen, emperyalizm karşısında hakça paylaşım, Ahlak, Adalet ve Erdem’i önceleyen “Nizam-ı Alem” Projesine duyulan ihtiyaç, günümüzde daha da elzem hale geldi Temeli doğruluk, fazilet, adalet ve güzellik ideasının medeniyeti olan İslam medeniyetini; HZ. İbrahim’in başkaldırısı temsil etmektedir.
Nemrut’un hakimiyetine, zulmüne, kendini tanrı görmesine, Allah var sen hiçbir şey değilsin diyerek, Hz. İbrahim’in  başlattığı başkaldırı “Türk İslam medeniyetinin”, “Nizam-ı Alem” Ülküsünün temelidir.
Nizamı Alem. Ahlak, Adalet ve Hakça paylaşımın hüküm sürdüğü, insanca yaşam hedefleyen huzur ve barışın hakim olduğu bir dünya anlayışı ve bu anlayışın ürettiği sistemin adıdır.
15 Temmuz 1977 yılında, Hasret gazetesinde Rahmetli Muhsin Başkanımız, “Ülkücü hareket” başlayışından bu güne kadar vermiş olduğu uyanık ve kararlı mücadelesini daha da titiz olarak devam ettirecek, Emperyalizmin oyunlarını, daha başlangıçta bozacaktır. Demiştir. Davasının temelini emperyalizmle mücadele ve Nizam-ı Alem olarak ortaya koyan başkanımızın itiraz ettiği. ”Modern medeniyet”  / “Çağdaş Küresel medeniyet”/ “Kapitalizm” / “Yeni dünya düzeni” , “Neo liberalizm” adına her ne dersek diyelim; Yaşayışımızı her cihetten tayin etme iddiasındaki “ EMPERYALİZM” nedir? Bir inceleyelim.

Tarihte ilk defa yeryüzünün dört bir yanını etkileyen bu “Küresel medeniyet“;“Materyalist” “Dünyacı” bir anlayıştır.Yani Dindışı bir sistemdir. 1700’lü yıllardan itibaren hakim olmaya başlamıştır.

Yunan, Roma ve Yeniçağ Dindışı batı medeniyetinden temelini alır. 
Yeniçağ Dindışı batı Avrupa medeniyetinin temellenerek kurumsallaşmış halidir. Ana ideolojisi sermayecilik, Maddecilik, Benlik ve Bencilliktir. Kendi kültürel kodlarından, kendi medeniyetini de oluşturmuş küresel bir medeniyettir. Gücünü sermayenin kurallarını koymaktan alır. Para kazanmanın kendine özgü bir cazibesi vardır.“Yeni dünya düzeni” bu cazibenin ideolojisidir.Safi kar tutkusudur. Ahlaksız bir sömürü sistemidir.“Para kazanmak, zengin olmak, zengin yaşamak başka bir şey, emperyalizm denilen sömürü düzeni başka bir şeydir.” Küresel sermaye kendi oluşturduğu kültür ve medeniyetle ülkelere nüfuz etmekte, milli kültürleri ve kendi dışındaki medeniyetleri yok etmektedir.
Bu sistem tüketimi önceleyen, ihtiyaçlar için üretim yapmak yerine, lezzeti, hazzı ve keyfi hedef haline getirip ihtiyaç algısı oluşturan, bağımlı hale getirdiği insanları sömüren bir düzendir.Sağlık, eğitim, gıda… her şey sömürü (kar) odaklı ele alınır olmuş. İnsanı insan yapan değerler ise değer olmaktan çıkarılmıştır.
EMPERYALİZM; AHİRET İNANCI OLMAYAN, HERŞEYİN BEDELİNİ YAŞARKEN (DÜNYA HAYATINDA) ALMAK OLAN ANLAYIŞTIR. 
Bu medeniyetteki hakim zihniyet, ( insanların yaptıklarının ) bu dünyadaki karşılıklarıyla alakadardır. Bu dünyada ettiklerinin karşılığını bu dünyada almak, bu medeniyette esastır. Dünyada yapılanların ahirette bir karşılığı olacağı fikri, bu medeniyete terstir.Oysa semavi dinler, dünyevi bir karşılığı değil, ahirette bir karşılığı vaat ederler. Onun için bu “Yeni dünya düzeni” Semavi dinleri (Hiçbirini ayırmadan) düşman görmekte ve paganlığı, ateistliği ve deizmi yani dindışı bir hayatı önermektedir. Aslında yaptıkları tanrılarını önce çoğaltmak, sonra da yok etmektir. Yani Tanrısız ve Dinsiz bir dünyaya ulaşmaktır. Böylece kural koymak sadece kendilerine ait olacaktır.Ve geldikleri noktada buna yakındır.Paranın kuralını koyan her şeye hakim olur durumu…Artık hayata “Menfaat” ve “Ekonomik pencereden bakış” hakim olup, “İNSAN” öncelikli; ahlak, adalet ve hakça paylaşım gibi bakış açısı gündem dışıdır.
Değerli Arkadaşlar Kısaca “MODERN MEDENİYET” AÇIK BİR KÖLELİK DÜZENİDİR
Finans/Kapital; Yani günümüzde hakim düzen, sanayi sermayesi haline gelen para Sermayesidir. Kökeninde kan ve gözyaşı vardır. Kapitalizmin, emperyalizme dönüştüğü en vahşi halidir.Ortaya çıkan “sermaye düzeni” hiçbir değer yargısı olmayan, ahlaksız bir sistemdir. Bugün gönül coğrafyamızda, sınırlarımızda yaptıkları ortadadır…Emeği tanımadığı için, insanı da yok sayar. İnsan merkezli değil, tamamen kar (sömürü) odaklıdır. Açık bir kölelik düzenidir. Bu düzen Robotların haklarını, İnsanların haklarından daha çok önemser. Hakim kültür de, hakim sermaye düzenine hizmet etmek üzere kurgulanmıştır.Kültürün unsurları, araçları, tarihi gelişim içerisinde, radyo, televizyon, sinema ve sosyal medya sömürü düzeninin amaçlarına hizmet etmektedir. “Yeni dünya düzeni” denilen Küreselleşmenin soncundaki, Dünya servet dağılımına bir bakalım.Dünya nüfusunun %1 ‘ ine denk gelen kesim, dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin %50 sine sahiptir. 500 şirket dünya ticaretinin %87 sini kontrol etmektedir.Bugün dünyanın en yoksul %20’ si ise günde 1.90 dolarla geçinmektedir.Dünya ekonomisinde son yıllarda, ekonomik açıdan büyüme yaşanmasına rağmen, gelir dağılımı giderek daha eşitsiz bir hale gelmiştir.
Daha çok sömürmek ve daha çok kar elde etmek asıl hedef olmuştur. Yani “ Sermaye düzeninin ” özellikleri daha da belirgin hale gelmiştir. Oysa ne vaat etmişlerdi; sermaye, emek, mal ve hizmet rahat dolaşacak ve refah tüm yeryüzüne dağılacaktı. Peki ne oldu? Sermaye tek elde toplandı. Adaletsizlik daha da arttı. Zirvede bulunan şirketlerin gelirleri, birçok ülkenin GSYİH’ dan daha fazladır. Uluslar üstü şirketler bir nevi ulus devletlerinin önüne geçmiş, şirket hissedarları…yani “ mutlu azınlık ” insanlığın rızkını çalmaktadır.
“ Finans / Kapital denilen Yeni Dünya düzeni sömürü sistemi” mensupları; Allah’ ın kullarına tahsis ettiği rızkı çalmalarının hesabını ama bu dünya da, ama ahirette mutlaka vereceklerdir.
BİZİM MEDENİYETİMİZDE HEDEFLENEN İNSAN ÖZELLİKLERİNE KISACA BİR BAKALIM.
Nizam-ı Alem” de insanın birinci vasfı, güvenilir olmasıdır.İkinci vasfı ise aldatmaması, yani yalan söylememesidir. *Kazancı meşru ve helal olmalıdır.*İnsanlar, zekatını verir ve çokça şükrederler.*Hayata bakışları bir denge üzerinedir.*Hiç ölmeyecek gibi dünya için çalışırlar, her an ölecek gibi kendini hesaba çeker ve ahiret hayatını düşünürler.*Kazancında yoksulunda payının olduğunun şuurunda olup, paylaşmayı bir vazife olarak bilirler. *İsraf etmez, faiz ve rant kazancından uzak dururlar.*Kanaat ve şükür sahibi olup, sadece kendisi için değil başkaları için de gayret sarf ederler.*Geçimini temin etmek için sarf ettiği, çaba ve alın teri ile iftihar ederler.*Komşusu aç yatarken, kendisi tok uyuyamazlar.
Değerli Arkadaşlar;
“ Hem Kapitalist gibi yaşayıp, hem de iyi bir insan olunamaz.”Kaldı ki “ Nizam-ı Alem ” modelinde, insan hayatı sadece ekonomiden ibaret de değildir. Ekonomi hayatın sadece bir parçasıdır. Bizim inancımızda Ahiret hayatı vardır.Ve her anımızın, her yaptığımızın hesabı mutlaka sorulacak ve hesap vereceğiz.“ Yeni dünya düzeni ”; bu anlayışı reddetmekte ve sadece bu dünyadaki yaşayışı kutsamaktadır.
“ YENİ DÜNYA DÜZENİ ” NİN OLUŞTURDUĞU İNSAN ÖZELLİKLERİNE BİR BAKALIM.
*Yeni dünya düzeni denilen, kapitalist sistemde insanların hayata bakışı; her işlerinde mantıkla ve hesapla hareket eder, bütün davranışlarına menfaat yön verir.*Kalp ve ruh dünyası robottan farksızdır.*İnsanlar hayata zevk alma, haz alma ve nefsini tatmin etme penceresinden bakarlar.*Kendisi haricindeki herkes, aşılması ve yok edilmesi gereken rakiptir.*Dost edinme, fedakarlık yapma ve insani değerlerle bakış açısı öncelikli değildir. *Bu bakış açısı sonucunda dünyada 600 milyon obez, 1.4 milyar aç insan var.*Uzak doğuda 6–12 yaş arası kızlar 200 dolar gibi bir parayla seks kölesi olarak satılmaktadır.*Yılda 20 milyon çocuk açlıktan ölmektedir.*Hayatlarına özendirilen Hollwood yıldızlarının %64 ‘ ü kokain bağımlısıdır.
Muhsin başkanımızın itiraz ettiği emperyalizmden, emperyalist kültürün hayata bakış açısından ve “Yeni dünya düzeninden” sizlere bir nebze bahsetmeye çalıştım.
 

12 EYLÜL DARBESİ VE CEZAEVİ SÜRECİ

12 Eylül önce öncesinde Türkiye’nin her tarafında sıkıyönetim olduğu halde, neden olaylar önlenemedi de 12 Eylül sabahı, ne kadar örgüt varsa hepsi bir gecede yakalandı? Bunların isimleri, adresleri belli olduğuna göre neden o güne kadar beklendi? General Bedrettin Demirel “İhtilale bir yıl önceden karar vermiştik, ama henüz olgunlaşmamıştı.” demişti. 
O bir yıl içinde sağcı solcu binlerce genç hayatlarını kaybetti, binlercesi de suçlu duruma düştü. Buna neden izin verildi? Cevapları verilmeyen o kadar çok soru, o kadar değişik işkence metotları ve hesabı dürülmeyen o kadar çok işkenceci oldu ki.
Sorularımızı unuttuk, bari yaşananları hatırlayalım dedik.İhtilalin Kaçıncı Günü Alındınız diye Soran Gazeteciye Rahmetli Muhsin Başkanımız; Şubat ayının sonuna kadar teslim olmadım. “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar” diye bir dava organize edildi. Bize teslim ol çağrıları yapıldı. Kızılay’da bir büroda kalıyordum. Bir gün kapım çalındı. Ben “Üzerimi giyiyorum” diye seslenince,“Namahrem misin ya!” diye bağırarak kapıyı kırdılar.Zeki Kaman adlı bir komiser,  “Yazıcıoğlu, nasıl bulduk seni!” dedi. Kapının önüne çıktık. Her taraf sarılmış. Arabanın oraya geldiğimde, birkaç taraftan vurdular. Arabada darp yapmak istediler, karşı koydum. Dürüst Oktay adlı baş komiser, “Dokunmayın, biz teslim ettikten sonra ne yaparlarsa yapsınlar” dedi. Atatürk Öğrenci Yurdu’nun önünde gözümü bağlayıp ellerimi kelepçelediler. Başka bir ekibe devrettiler.
İŞKENCECİLER VE RAHMETLİ BAŞKANIMIZIN TAVRI;
Zeki kaman gece rüyasına girdiğimi, çocuklarını okula gönderemediğini, korktuğunu, kesinlikle ilgisinin olmadığını söyledi. Ben de “Biz hukuk dışında asla bir şey düşünmeyiz. Çocuklarına yönelik en küçük bir kaygı içerisinde bulunmamalıdır. Çocukları okullarına gitsin.” Diye haber gönderdim. Ama herhalde vicdanı çok rahat etmedi, bir trafik kazasında çok ciddi şekilde ağır yaralandı, arkasından da, vefat ettiğini duydum.
GAZETECİ: SEN İNSANMISIN? DEMEK İSTEMEDİNİZ Mİ?
Bana niye bunu yaptın? ne hissettin bunu yaparken? nasıl yapabildin? sen insan mısın? demek istemediniz mi? Sorusuna,  rahmetli başkanımızın verdiği cevap; Bunlar sorulmalı, hala soruyoruz. Ama ben yasanın dışında bir şey düşünmedim. Yasal yönden de yapacağımız kadarını yaptık. İkisi hakkında dava açtım ama bunu nasıl ispatlayacaksınız? 
Ben savcılığa başvurdum. Mahkemeye gelen doktor raporlarında kafamda bir yarık, Parmağımda yanık izi, ayak tırnağımın deforme olduğu, kollarımın altında, omuzumda çürümelerin olduğu yazılmış. Ama mahkeme “Bunların işkenceden dolayı bir iz olduklarına dair delile rastlanmamıştır” dedi.Artık sözün bittiği yer burasıdır! 
İSTİKLAL MARŞI
İstiklal Marşına başla.” Diyorlar, Topluca söylüyoruz ama bağırarak söyleyeceksiniz deyip Birisi elinde copla dürtüklüyor, diğeri darp ediyor. “Ben İstiklal Marşı için hayatını vermeye hazır birisiyim”.Bana İstiklal Marşı zorla söylettiriliyor. Bundan büyük zulüm olur mu?
O ŞARTLARDA DAHİ; Bir Medrese-i Yusufiye olarak gördüğü cezaevinde buna uygun hareket etmeye çalışıyordu. Namazlarını aksatmaz, ülkücü gençlere İslam’ı anlatırdı. Her Perşembe günü bütün koğuşlar hatim indirirdi. 6,5 yılda toplam 3100 hatim indirilmişti.
DEĞERLİ ARKADAŞLAR, Rahmetli Muhsin Başkanımız, “BİRLİK OLMAK” fikrine aşırı önem vermiş bir dava adamı idi. Kurulmasına öncülük ettiği partisinin adının da BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ  olması bunun bir nişanesidir.
BİRLİK OLMAK”, Etnik kökeni ve inanç mensubiyeti ne olursa olsun, ayrı ayrı değil, yan yana değil, İç içe, hep beraber bir arada yaşamayı hedefleyen, her türlü ayrımcılıktan uzak, yeni bir “BİZ” tahayyülüdür.
BİRLİK OLMAK”; Ülke ve Millet bütünlüğünü esas alarak, farklılıklarımızı zenginliğimiz sayarak, kimseyi ötekileştirmeden, yok saymadan, aynı teknenin hamuru, aynı bedenin ayrılmaz parçaları olarak, hep beraber Türkiye’yiz, Büyük Türk Milletiyiz diyebilmektir.“BİRLİK OLMAK” Vatanımızı, Devletimizi, Milletimizi ve Dini Mübin’i İslam’ı savunmak için;  Gerekirse Bir ölür, Bin diriliz. Diyebilmektir.

“BİRLİK OLMAK”; Ne içimizdeki teröristler, ne dışımızdaki teröristler, PKK, PYD, YPG gibi emperyalistlerin kuklası hainler; Kirli emellerine asla ulaşamayacaklardır. Demektir.
MUHTEREM HANIMEFENDİLER, MUHTEREM BEYEFENDİLER.
Ülkemizin teminatı yiğit Alperenlerdir.
ALPERENLER; Çelik bilekli, cesur yürekli bilge Türklerdir. Rahmetli Muhsin Başkanımız Alperenleri böyle tarif etmişti. ALPERENLER; Zulüm ve sömürü düzenin hakim olduğu dünyaya, yeniden adalet, barış ve huzur getirmek için yola çıkmış Türk-İslam mefkuresi Ülkücüleridir.
ALPERENLER; Üç kıtada sağladığı ahlak, adalet, din ve ibadet özgürlüğü sayesinde “beklenen Türk” olmayı başarmış, Osmanlının torunu ve Türkiye Cumhuriyetinin asil geçleri ve Sevdalılarıdır.
Değerli Arkadaşlar Konuşmama,  Rahmetli Muhsin Başkanımızın Şehadet Sürecinin Açıklığa Kovuşturulması Konusu İle ilgili olarak, OCAK GENEL BAŞKANIMIZIN YAZISINDAN ALINTI YAPARAK  DEVAM  ETMEK  İSTİYORUM.
“ALLAH sevdiği kulunu sevdirir” sözünün sembolü olan Muhsin Başkan, bir düğün merasimi şeklinde gerçekleşen ahirete uğurlanışı ve tüm dünya mazlumlarının kabrini gözyaşlarıyla sulamasına şahitlik ettirmiştir.
Şehadetinin sene-i devriyesi her yaklaştığında, aklımızdan bir an dahi çıkaramadığımız suikast dosyası, hala vicdanları paralamakta ve bunu çözüme kavuşturamayan, Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinin tarihe düşmüş kara bir lekesi olarak zihinlerde yerini tutmaya devam etmektedir.
Bu dosya, her zaman ifade ettiğimiz gibi, aziz Türk milletinin maşeri vicdanında daima açık tutulmaktadır. Fakat bu dosyayı sonuçlandırmak bir yana takipsizlikle üstünü örtmeye çalışmak en hafifiyle ihanetten başka bir şey değildir.Şehit Liderimizin ana soruşturma dosyası 9 senedir planlı olarak sulandırılmakta ve bir takım çevrelerin üstüne bırakılarak ya da takipsizlik kararlarıyla örtbas edilmeye çalışılmakta, Türk milletine basit bir kaza dosyası takdim edilme gayretine girilmektedir. Bu olayın suikast olduğu nazarımızda ve milletimizin maşeri vicdanında gün gibi açık durmaya devam etmektedir. Bu ülkenin müreffeh yarınlarını düşünen, günlük siyasetin uzağında devlet meselelerini değerlendiren müstesna bir kurum olan Alperen Ocakları, devletimizi bu suikast dosyası hakkında uyarmayı kendine vazife addetmektedir.
Bizler liderimizin helikopteri Keş Dağlarına çarptırılıp düşürüldüğü günden itibaren, bu suikastın bir konsorsiyum eliyle planlı ve programlı olarak içerideki ve dışarıdaki birtakım devlet ve millet düşmanı grupların birlikteliğiyle yapıldığını ifade ediyoruz. 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından bu birlikteliğin ayaklarından sadece biri olan hain FETÖ yapılanmasının bu suikastla doğrudan ilişki olduğu açıkça ortaya konmuştur. Bu dava, milletimizin tamamıyla müşteki olarak takip ettiği  ve çözüme kavuşturulması için onurlu adalet adamlarına yaptığı çağrıdır.Bu çağrıya kulak vermek şerefli her Türk evladının vazifesi, Muhsin YAZICIOĞLU suikastının çözüme kavuşturulması Türk mahkemelerinin boynuna milletimizin taktığı bir borç halkasıdır. Evet bizlerde Murat Başkanımızın sözlerine aynen katılıyoruz.
Değerli arkadaşlar, Rahmetli Muhsin Başkan, Bir Parlamenter ve Siyasi Parti Genel Başkanıydı. O, her zamanki kalender meşrep tavrıyla hakkını helal etse bile, Bugün “Şehadet süreci aydınlanmadan, Ne Türkiye Büyük Millet Meclisinde parlamenterlik yapanlar, ne Büyük Birlik Partisinde siyaset yapalar, Ne Muhsin Yazıcıoğlu’nu çok seviyordum/seviyorum diyenler, ne Siyaset dünyasında bulunanlar, ne de “ŞEHADET SÜRECİNİ” aydınlatmak görevi yasal ve hukuki olarak üzerinde olanlar vicdanları rahat uyuyamazlar ve hakkını ödeyemezler, ödeyemeyiz. Allah Rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.
Sözlerime Dr. Mehmet Güneş’in şiirinden bir bölüm ile son vermek istiyorum.
HÜZÜNLER “GÜL“ KOKUYOR  

Yiğitliğin, mertliğin, vefanın sembolüydün,

Sevdası vatan olan, ülkümüzün gülüydün,

Esir Türk İllerinin en yanık bülbülüydün;

Altaylardan Tuna’ya, gönlünü şal eyledin;

Ay-Yıldızın nuruyla, “dikeni Gül eyledin.

Kalpler yine matemde, Gönül Perişan oldu,

Ak saçlı dağlardaki umutlar bi-can oldu,

Hüzünler “Gül” Kokuyor, ilkbahar hazan oldu.

“Üşüyorum desende, dağları yol eyledin;

“sonsuzluğu” düşündün, “dikeni gül eyledin.” 

Ölümü düşünerek dünyaya yar olmadın,

Kıble yüreklilere; zinhar, ağyar olmadın,

Çektiğin çilelerden asla bizar olmadın.

Sen Rabbine giderken Güneş’i kül eyledin,

“Gül” kokulu alperen, “dikeni gül eyledin.”

Hepinizi saygı, sevgi ve muhabbetlerimle selamlıyorum."
 

GENEL MERKEZ
HABER BÜLTENİ