Büyük Birlik Partisi

GENEL MERKEZ GÜNDEMİ

2017-04-25 00:01:40

YİK BAŞKANI HAKKI ÖZNUR : KIZIL DİKTATÖR ÇAVUŞESKU’NUNDA 1100 ODALI SARAYI VARDI

ÜLKÜCÜ FİKİR VE SİYASET ADAMI HAKKI ÖZNUR’UN İSTANBUL ALPEREN OCAKLARININ DÜZENLEDİĞİ 12 EYLÜL PANELİNDE YAPTIĞI KONUŞMASININ ÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜ:

SARAY VE AKP HÜKÜMETİ  DARBECİ KENAN EVREN’İN  İZİNDE GİDİYOR

12 Eylül darbecileri ile AKP iktidarı söylemde de örtüşüyor. Kenan Evren, darbeden sonra meydanlarda Kur'an – ı Kerim'den ayetler okuması ile hafızlarda yer etmişti. Bugün, Evren’den görevi teslim alan Erdoğan daha da ileri giderek ayrımcı, kutuplaştırıcı politikaları ile toplumu geriyor birbirine düşman ediyor. Seçim meydanlarını elinde Kürtçe Kur'an – ı Kerim'le dolaşıyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan gibi Kenan Evren de gittiği yerlerde “toplu açılışlar ve temel atma törenleri” yapıyordu. Ama şu anda Kenan Evren’in bıraktığı miraslar arasında hiçbiri yok.

Cumhurbaşkanı Erdoğan AKP’ye destek mitingleri yapmaya devam ediyor. 7 Haziran seçimleri öncesi Siirt ve Mardin’de yaptığı konuşmada Kur’an – ı Kerim’i istismar etmiştir. Erdoğan, tıpkı Kur’an – ı Kerim’i kılıçların başına geçirerek savaşan Muaviye gibi.

İslam tarihinin kanlı ilk çatışması Kur’an – ı Kerim sayfalarının kanlı kılıçlara geçirilmesiyle başlamıştır. Dinin kullanılması yeni değil. İlk kullanan Muaviye’dir. Hazreti Ali’ye karşı kullanmıştır. Savaşta mızraklara Kur’an sayfalarını asmıştır. Erdoğan da yenileceğini gördü ve mızraklarına Kur’an sayfaları astı. Muaviye’nin yolunda gidiyor. Ayıptır bu, dinen de en büyük günahtır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı tam Muaviye taktiğidir. Muaviye, 657 yılında Sıffın savaşında Hazreti Ali taraftarlarına kendi lehine sinsice geliştirdiği politik bir tuzak hazırladı. Söz konusu bu politik tuzağı, İslam aleminin kutsadığı Kur’ân-ı Kerim üzerinden hayata geçirdi. Hz. Ali’ye karşı verdiği savaşta işin yenilgiye doğru gittiğini görünce Muaviye, askerlerine “Mızraklarınızın ucuna Kur’an ayetleri takıp, havaya kaldırın” dedi. Hz. Ali’nin ordusundaysa hafızlar vardı ve “Kur’an’a karşı savaşmayız dediler. Kur’an’a karşı kılıç sallamamışlardır ve yenilmişlerdir. Muaviye tam da yenilmek üzereyken askerlere bu emri vermiştir. Hz. Ali’nin ordusunda bu yüzden bir bölünme yaşanmış ve savaş kaybedilmiştir. Muaviye tarafından kullanılan Kur’ân sahifeleri, Muaviye’nin galip ve zalim gelmesinin önünü açmıştı. Şimdi bu taktik savaş meydanlarından seçim meydanlarına inmiş durumda.

Tayyip Erdoğan ve yandaşları önceden Cuma’dan Cuma’ya Google’dan bir ayet sallayıp bakara makara yapıyorlardı. Şimdi seçim meydanlarında elinde Kur’an’la dolaşıyorlar. Türk siyasi hayatında bunu 1960’larda, 70’lerde Süleyman Demirel de yaptı. Ama Erdoğan onu kat kat aştı ve geçti. Şimdi Cumhurbaşkanı olan Tayyip Erdoğan, Kur’ân’lı seçim politikalarını geçmiş yıllarda da sürekli kullanmış ve bugünde devlet başkanlığı hayalini gerçekleştirmek için her şeyi bir tarafa bırakıp meydanlara inmiştir. Bu Kur’an’a ve inançlara saygısızlıktır. Din istismarcılığıdır. Kur’an ideoloji değildir.

Şu açık ve nettir: Tayyip Erdoğan’a duyulan öfke ile Kenan Evren’e duyulan öfke arasında çok fazla fark yok. Tayyip Erdoğan hala bu gerçeğin farkına varamamış. Kenan Evren darbe ile memleketi yönetti ve cumhurbaşkanı oldu. Tayyip Erdoğan ise darbenin anayasası ile iktidar olup Başkanlığı hedefliyor.

Kenan Evren darbeciydi. Tayyip Erdoğan ise darbecilerin artığıdır. Tayyip Erdoğan da darbelerden beslenmiştir. AKP’nin iktidarını sürdürdüğü, Tayyip Erdoğan’ın “tek adam” olmaya götüren yüzde 10’luk seçim barajı da Kenan Evren’in politikalarıydı. AKP ve Tayyip Erdoğan 13 yıldır Kenan Evren’in Anayasası ile memleketi yönetiyor.

AKP demokrat değil, anti demokrattır. 13 yıldır tek başına iktidar olan AKP 12 Eylül’ün uygulamaları olan anti demokratik kurumları kaldırmadı. AKP kendi ömrünü uzatan ve sürdüren darbe uygulamalarından hiç vazgeçmedi. Vazgeçmiyor da.

Kenan Evren’le, ya da öncülük ettiği 12 Eylül düzeni ile hesaplaşmak bu sömürü ve baskı düzenini sürdürenlerle hesaplaşmaktır.

ERDOĞAN ERBAKAN’IN ALTINI OYMUŞTUR

Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyük şehir Belediye Başkanı’yken 1991-1994 yılları arasında ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’ni yapmış Morton Abramowitz ile ABD konsolosları ile ajan diplomatlarla görüşüyordu. Rahmetli Erbakan Hoca’nın altını oymaya çalışıyordu.

BBP hareketi ilk çıktığı günden beri Anadolu hareketi olarak milletin gönlünde kabul görmüşken, AKP’yi kuran kadro ise içinden çıktıkları Milli Görüş geleneği tarafından “Yahudi Yenilikçi Hareketi” olarak suçlanmış, arkalarında dış odaklar olduğu vurgulanmıştır.

Küresel ve Oligarşik güçlerle ilişkili malum çevreler Muhsin Başkan’a kabul ettiremedikleri gayri – milli projeyi Erdoğan – Gül ekibine kabul ettirmişlerdir.

Küresel güçlerin Türk siyasetine açıkça müdahale olan siyaseti dizayn etme çalışmalarına  “taşeronluk” yapan ve onların küresel emperyalist politikalarını kabul eden, “uyma” sözü veren Erdoğan – Gül ikilisine AKP’yi kurdurmuşlar ve her türlü desteği açıkça vermişlerdir.

MUHSİN BAŞKAN HAKLI ÇIKTI. ERDOĞAN ABD, AB ÇİZGİSİNE SADIK KALACAĞINI, PROJEDEN SAPMAYACAĞINI İTİRAF ETTİ

14 Ağustos 2001 yılında kurulan AKP’nin Genel Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk açıklaması "Biz gömleğimizi değiştirdik" ifadesiydi. Bu söz, Erdoğan’ın AKP’yi destekleyen küresel sömürgecilere, uluslararası güçlere gönderdiği mesajdı. Mesaj alınmış, AKP’ye her yönden büyük destek artarak devam etmiştir.  

Muhsin Başkan BBP’nin kuruluş toplantısında ABD emperyalizmine, Siyonizm’e, dünya kapitalist sistemine meydan okuyan milli ve yerli bir duruş ortaya koyarken, AKP Genel Başkanı Erdoğan ise 14 Ağustos 2001’de Ankara Bilkent Otel’de yerli ve yabancı gazetecilerin karşısında kendilerini ve neden parti kurduklarını anlatırken “AB’ye ve NATO’ya bağlıyız, AB stratejik müttefikimiz” diyordu.

Muhsin Başkan, AKP’nin kuruluşuyla ilgili yine şunları söylemiştir:

“Erdoğan ABD’den dönüşünde ‘Ben, ABD ile mutabakata vardım, partiyi kuruyorum ve iktidara geliyorum’ dedi. Bu süreç içinde de Başbakan'ın danışmanlarının beyanatları var. ‘Bunu atmayın, kullanın’ diye. Bence her şey aleni, kapalı bir şey yok. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin siyasi tercihi kara para ekonomisi, kayıt dışı ekonomi, kaçakçılık, kumar ve fuhuş ekonomisi, yolsuzluk ekonomisi ve terör ekonomisidir. Şimdi bu beslendiği kaynaklar bakımından ilişkilere baktığınızda yapısı ortaya çıkıyor”.

11 Ekim 2006 Çarşamba günü yayınlanan “Referans” adlı gazetenin manşetinde Muhsin Başkan’ın şu sözü vardır: “Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı Tamamen 28 Şubat’ın Ürünüdür” 

Muhsin Başkan, milli mutabakat çağrısıyla sistem karşıtı tarihi bir manifesto yayınlarken, AKP’yi kuranlar ABD ve Batı’dan icazet almışlar “ABD ve Batı müttefikimizdir, IMF ile uyum içinde çalışacağız” demişlerdir. Muhsin Başkan, milletle toplantılar yaparken, AKP’yi kuranlar ise TÜSİAD patronlarıyla, Doğan Medyası ile toplantılar yapmıştır.

Bir dönem Erdoğan’ın baş danışmanı olan yurtdışı seyahatlerinde kılavuzluk yapan, küresel ilişkileriyle Erdoğan’a bağlantılar kuran Cüneyt Zapsu yakın arkadaşı Byford Erdoğan’ı 2001 – 2002 yıllarında Amerika’da, Batı başkentlerinde kapı kapı gezdiren adamdır.

Erdoğan ve ekibi ise AKP’yi kurmak için Morton Abramowitz, Richard Perle, Graham Fuller, Marc – Grosman, Paul Wolfowitz, Henry Barkey vb. bazıları Türkiye’de büyükelçilik yapmış, Ortadoğu’da CIA istasyon şefliği yapmış, ajan diplomatlarla görüşmüşler, yurtdışında özel malikanelerde, ofislerde, otellerde, lobilerde bir araya gelmişler ve onlardan aldıkları onayla AKP’yi kurmuşlardır.

KIZIL DİKTATÖR ÇAVUŞESKUNUNDA 1100 ODALI SARAYI VARDI

Cumhurbaşkanı Erdoğan 1150 odalı ve 1 milyar 500 milyon harcanan yeni Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda oturmayı içine sindiriyor. Bundan dolayı ne kendisi, ne etrafı, ne hükümet hiçbir vicdani rahatsızlık hissetmiyor. Parti devletinin Makyavelist başkanı Erdoğan’ın saraya yapılan masrafları Buckingham Sarayı ile kıyaslamaya çalışıyor. Zor durumda kalan, millet tarafından eleştirilen Erdoğan ve dar oligarşik kadrosu ne yapacaklarını şaşırmış vaziyetteler. Haram saraylarda kendine bağladığı istihbarat da, siyasallaşmış yargı da kendilerini kurtaramayacaktır. Mutlaka adalet önünde hesap vereceklerdir 

Haram paralarla kurulan “Haram Saray” “keyfokrasi”nin ispatı değil mi? Çankaya köşkü neyine yetmiyordu? Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu açıklamaları Ebu Zer El Gıfari ile Muaviye arasında yaşanan o meşhur tartışmayı akıllara getirdi.

O tartışma özetle şöyleydi:

Hz. Muaviye'nin sarayına giden Ebu Zer, sarayı incelemiş, Muaviye'nin karşısına çıkmış, önündeki tepsiyi devirerek şöyle demişti:

"Yoksullar inlerken sen bu sarayda mı tepineceksin? Bunun hesabını öte tarafta nasıl vereceksin Ey Vali? Ey Muaviye! Bu sarayı halkın parası ile yaptırdıysan hırsızlıktır, haksızlıktır. Eğer bu sarayı kendi paranla yaptırdıysan israftır, haramdır. Derhal yık bu sarayı..."

Büyük sahabe Ebû Zer sık sık, "Allah'a yemin olsun, bilmediğim işler yapılıyor. Allah'a yemin olsun, bunlar ne Allah'ın Kitabı'nda var, ne de Nebisinin sünnetinde. Allah'a yemin olsun, hakkın söndürüldüğünü, bâtılın diriltildiğini, doğrunun yalanlandığını ve salih kulların bir yana bırakıldığını görüyorum'' der dururdu.

Sabah namazından sonra Şam'ın kapısında durur ve "Ateş yüklenen katarlar geldi. Allah, ma'rufu emredip de yapmayanlara, münkerden nehyedîp de işleyenlere lanet etsin!'' derdi. Aynı sözleri her gün Muaviye'nin kapısında da yüksek sesle tekrarlardı. Muaviye ile tartışmaları sık sık cereyan ederdi.

Ebu Zer sosyal adaletçidir ve Hz. Peygamber’in ortaya koyduğu ve uyguladığı prensiplerin peşindedir.

O hak ve adaletten yanadır. Ebû Zer’in tavrı, haksızlıklara, adaletsizliklere karşı çıkmaktır. Adaletsizliğin giderilmesine yönelik çıkışı Ebû Zer’in bariz vasfıdır.

Hz. Ebu Zer’in (r.a) bu duruşu en büyük cihattır. Neden? Çünkü Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “En üstün cihâd, zâlim olup haksızlık yapan devlet idarecisine gerçeği söylemektir.”

İslam’ın çizgisinden ayrılan zevk sefa peşinde koşan yöneticilere karşı çıkıyordu gerçek zahitliğin bayraktarlığını yapan Ebu Zer (radiyallâhü anh) dünya malına meyletmeyip, dünya zevklerine heves ederek İslam'dan uzaklaşanların hallerine şahit olmuş mütevazı yaşamı ile örnek bir müslümandı.

Peygamber Efendimiz Ebu Zer için: Allah sana merhamet etsin, Ebu Zer yalnız yaşar, yalnız ölür ve mahşerde yalnız haşr edilir. Ebu Zerin şanı göklerde yerdekinden çok daha üstündür.

Ha Dindar(!) Cumhurbaşkanı’nın Maun sarayı, ha Muaviye’nin Şam’da inşa ettiği Yeşil Saray!  Ha Çavuşeskunun Bükreşte yaptırdığı ama oturamadığı  Kızıl sarayı

Yine yakın zamandan bir Saray  örneği vereyim ibret alınsın Romanya, ikinci Dünya Savaşı'ndan sonra Komünizmin en katı uygulandığı demirperde ülkelerinden biriydi. Çavuşesku döneminde rejim daha da sertleşti. 1989'da Doğu Avrupa'da başlayan değişim rüzgârı Romanya'ya ulaştığında kan döküldü. Çünkü Çavuşesku, iktidarı bırakmak istemiyordu.  Diktatör Çavuşeski   1965-1989 tarihleri arası Romanya Komünist Partisinin genel Sekreteri, 1967 yılından itibaren Devlet Konsülü Başkanı ve 1974-1989 yılı arası da Romanya Cumhurbaşkanı  idi Halkın ayaklanmasıyla başlayan çatışmalarda yaklaşık 2 bin kişi hayatını kaybetti. Helikopterle kaçan Çavuşesku ve eşi Elena'yı yakalayan askerler, 23 yıllık devlet başkanlarını iki saat süren yargılamanın ardından Kendisi ve karısı, askeri bir mahkemenin televizyonda iki saat boyunca yayınlanan yargılaması sonucu  22  Aralık 1989 da kurşuna dizildi.

1971 yılında Kuzey Kore ziyaretinde gördüğü yönetim binasından çok etkilenen

"Nikolay Çavuşesku muhteşem bir saray yapmıştı ama özgür olmak isteyen halk onu yok etti.

Çavuşesku kendisi için ayrı, eşi Elena için ayrı saraylar yaptırmış. Politbüro üyelerine caddeler boyu sanat estetiğine sahip çok güzel evler yaptırmış. Onun sarayı için Amerika’daki Pentagon binasından sonra dünyanın en büyük sarayı diyorlardı

 Fansız hayranı olduğu için Bükreş’i küçük Paris yapmak istemiş. Bağımsızlık Caddesi’n Paris’in Şanzelize Caddesi gibi yaptırmıştı.

Romanyayı 25  yıl yöneten Çavuşesku'ya yar olmayan, Romanya'yı 'bitiren' 1100 odalı 'şahsaray' dı  Çavuşesku Sarayı. Saray inşa ettiren diktatörün adıyla biliniyordu Sosyalist bloğun çatlamasıyla çıkan yangın, yaptırdığı sarayda bir gün oturamayan Nikolay Çavuşesku'nun canına mal oldu.

1983'de başlanmış, 1989'da bitirilmiştir.

Bina Pentagon'dan sonra dünyanın 2.büyük yapısıdır.

700 adet mimar tasarlamıştır.

Tam 1.100 adet odası vardır.

Aydınlatma için 3.500 ton kristal kullanıılmıştır.

Heybetli kapılar, pencereler, avizeler ve sütun başları için 700 bin ton çelik ve bronz kullanılmıştır.

Son 3 bodrum katı ve dev saat kulesi rejimin değişmesi ve Çavuşesku'nun idamı ile bitirilememiştir.

 Bükreş'de yapılan Nato zirvesine bu bina evsahipliği yapmıştır.

Çavuşesku halkına seslenmeyi düşündüğü insan aklını zorlayacak büyüklükte bir balkon yaptırmıştır, halen sarayın gezdirilen kısımlarının arasında en ilgi çeken bölümüdür.

1989'da inşaatın bitimi ve bu sarayı yaptıran Çavuşesku'nun iktidarının yıkılması ve idam edilmesi (eşi ile beraber bu yapının duvarının önünde) ile Çavuşesku kendi ihtirası için yaptırdığı bu dev yapının keyfini sürememiştir.

Çavuşesku diktatörlüğünün hüküm sürdüğü ve sefaletin egemen olduğu yıllarda ülkenin inanılmaz miktardaki parasını bu binaya gömen Çavuşesku'dan halkın nefretinin büyük kısmı bu bina ile sembolleşmiştir

 

28 ŞUBAT’IN KİRLİ YOL VE YÖNTEMLERİNİ UYGULUYORLAR

Otoriter zihniyete sahip AKP, parti devleti kurmuştur. Tek parti devleti vardır. Yeni bir 28 Şubat yaşanıyor bugünlerde. Sadece vesayet el değiştirdi. 17 Aralık ile 28 Şubat arasında fark yok. Otokratik siyaset, totaliter zihniyet kendisini onaylamayan hiçbir kurum, zümre istemiyor. Muhaliflerine 28 Şubat’tan kalma kara propaganda ve algı operasyonları yapıyor.

Şu anda AKP tek parti dönemine özenmiştir. Tek parti dönemindeki CHP neyse bugün de AKP odur. Tek parti devleti inşa edilmeye çalışılıyor. Bugünkü otokratik siyasetin temsilcisi AKP anti demokratiktir ve asla demokrat değildir.

Beşli konseyi, faşist generalleri örnek alan onların kirli yol ve yöntemlerini uygulayan Saray ve AKP hükümeti bir gün mutlaka hesap verecektir.

Bu filmi başkaları daha evvel yaşadı. Stalin Rusyası’nda, Mao Çini’nde otoritere ve totaliter komünist faşist vb. karanlık rejimlerde yaşandı. Bugün AKP otoriterizmine ses çıkarmayan zulme rıza gösteren her kesime şu bilinen ve yaşanan olayı bir kez daha anlatmak lazım:

Önceleri inanmış bir Nazi Partisi seçmeni olan Alman ilahiyatçı Martin Niemöller 1946'da şöyle anlatmıştı: “Naziler önce komünistler için geldiler, bir şey demedim çünkü komünist değildim. Sonra Yahudiler için geldiler ve bir şey demedim çünkü Yahudi değildim. Sonra sendikacılar için geldiler ve bir şey demedim çünkü sendikacı değildim. Sonra Katolikler için geldiler ve bir şey demedim çünkü Katolik değildim. Ve sonra benim için geldiklerinde ise çevremde benim için bir şeyler diyecek kimse kalmamıştı.” Biz bu filmi yaşamadık, görmedik, ama çok iyi biliyoruz. Türkiye'ye yaşatmamak için toplumun bütün demokrasiye hukuka bağlı kesimleri AKP baskısına ses çıkarmalı ve karşı durmalıdır.

AKP iktidarı kendine biat etmeyen herkes düşman görüyor. Muhalif ya da eleştirel yaklaşımları uzun süredir ‘vatan hainliği’ ile suçluyor.

Nasıl 28 Şubatçılar yargılanıyorsa, 12 Eylülcüler yargılanıyorsa bir gün muhakkak parti devletini inşa etmek isteyenler de yargılanacaklardır. Ortada sözde bir hükümet var. Ahmet Davutoğlu Erdoğan ne diyorsa onu yapıyor. Etkisi yok,  kukla vaziyetindedir.

Bugünkü hükümeti yöneten bir güç var. Üst akıl saray. AKP hükümetini sarayın prensleri, komiserleri, istihbaratçıları yönlendirmekte ve yönetmektedir. Sarayda oluşan bir gölge kabine var.

AKP dışındaki herkesi düşman, AKP’ye oy vermeyenleri adeta kendisini hedef alan terörist görmeye başladı.

AKP HÜKÜMETİ MAFYA HÜKÜMETİDİR

Parti devletini savunan AKP!li savcılar, hakimler, polis şefleri, istihbaratçılar garnizon demokratları var.

AKP, Türkiye’yi AKP = Devlet yani parti devleti gibi yönetmek istiyor. AKP “Ben devletim. Ben kanunum.” diyor. Saray, ülkeyi tek adam mantığı ile yönetmek istiyor.

AKP hükümeti devlet kurumları ile istediği gibi oynuyor, her yere müdahale ediyor. Devleti ele geçiren AKP iktidarı muhalif gördüğü her kesimin üzerine devlet gücünü, yargı gücünü, polis gücünü, istihbarat gücünü, medya gücünü, finans gücünü kullanarak gidiyor. Faşizan yöntemler uyguluyor. BAAS rejimini aratmayan anti demokratik yol ve yöntemlere başvuruyor. Parti devletinin ötesinde devlet mafya devletine dönüşmüştür. AKP yalan, dolan, iftira, manipülasyon ve gerilim ile kendi sonunu hazırlıyor.

AKP’ye direnmek lazım. Saray’a en sert tepkileri koymak lazım. Susarsak daha fazla despotlaşacaklar. Demokrasi için özgürlükler, hukuk devleti için AKP otoriterizmine karşı çıkmak her demokratın, her vatanseverin, her yurttaşın tarihi görevidir.

Seçim öncesi muhalifleri susturma ve kontrol altına alma girişimleri devam ediyor. Saray kendisini pohpohlayan pembe gazeteler çıkarılmasını istiyor. Demokratik toplumlarda olmazsa olmaz olan ‘özgür basın’ kavramının, artık kağıt üzerinde kaldığını üzülerek görüyoruz. Özellikle muhalif olan, aykırı ses çıkaran basın kuruluşlarına yönelik operasyonların ardı arkası kesilmiyor.

AKP oligarşi ile beraberdir, Recep Tayyip Erdoğan demokrat değildir, otokratik siyaseti benimsemiştir. Bugünkü otokratik siyasetin temsilcisi AKP antidemokratiktir ve asla demokrat değildir. Demokrasiye saygısı olanlar, demokrasiyi savunan, hukuku savunan, hak, hukuk, adalet, özgürlük diyen gerçek muhalif sesleri susturmaya kalkmazlar.

Bugün AKP hükümeti demokrasiyi savunan, hukuku savunan, toplumun bütün kesimlerine karşı bir sindirme operasyonu yapıyor. Baskı ve dayatma operasyonlarıyla AKP bir yol alamaz.

Bugün burada toplumun bütün kesimlerine sesleniyorum; bugünkü AKP faşizmine karşı seslerini çıkartmalıdırlar. Toplumun bütün kesimleri antidemokratik baskı ve dayatmalara karşı seslerini çıkartmalıdırlar. Gün, AKP’nin anti demokratik uygulamalarına karşı çıkma günüdür. Bütün topluma söylüyorum gün demokrasiye çıkma günüdür.



FOTO GALERİ


GENEL MERKEZ
HABER BÜLTENİ