Büyük Birlik Partisi

GENEL MERKEZ GÜNDEMİ

2017-04-25 09:26:10

ALPEREN DERGİSİNİN YİK BAŞKANI HAKKI ÖZNUR İLE YAPTIĞI TARİHİ SÖYLEŞİ.(3)

BBP YİK BAŞKANI HAKKI ÖZNUR: 15 AĞUSTOS 1984 ERUH VE ŞEMDİNLİ BASKINLARININ PLANLARI ŞAM VE IRAK’TAKİ ÖRGÜT KAMPLARINDA PLANLANDI
ALPEREN DERGİSİNİN YİK BAŞKANI HAKKI ÖZNUR İLE YAPTIĞI TARİHİ SÖYLEŞİ.(3)
BBP YİK BAŞKANI HAKKI ÖZNUR: 15 AĞUSTOS 1984 ERUH VE ŞEMDİNLİ BASKINLARININ PLANLARI ŞAM VE IRAK’TAKİ ÖRGÜT KAMPLARINDA PLANLANDI

 

BBP YİK BAŞKANI ÜLKÜCÜ FİKİR VE SİYASET ADAMI, ARAŞTIRMACI – YAZAR HAKKI ÖZNUR İLE YAPILAN SÖYLEŞİ:

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

BİR CİNAYET ŞEBEKESİ OLAN APOCULAR/ PKK  12 EYLÜLCÜLERİN VE GLADYONUN ÜRÜNÜDÜR VE TAŞERON BİR ÖRGÜTTÜR

 

Alperen Dergisi: Terör örgütü PKK ne zaman kuruldu? Nasıl ortaya çıktı?  Bu kirli ve karanlık örgüt 12 Eylül 1980 darbesi sonrası nasıl bir strateji izledi?

Hakkı Öznur:  Küresel güçlerin taşeronu olan kirli ve karanlık örgüt olan PKK istihbarat servislerin projesi olarak 1975 yılında şekillendirilmiş, sonra sahaya sürülmüştür. 12 Eylül öncesinden beri lideri Öcalan ve birçok PKK yöneticisinin MİT ve yabancı istihbarat servisleriyle derin ve karanlık bağlantıları ortaya çıkmıştır. PKK yerelden küresel projeye geçmiş, Ortadoğu’daki en büyük taşeron örgütlerden biri haline gelmiştir. PKK, Türkiye düşmanı küresel emperyalizmin hizmetindedir.

Gladyo ile ilişkisi de olan bu bölücü örgüt 27 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Fis köyünde 25 kişini katılımıyla iki gün süren bir toplantıda kuruldu. Kuruluş kararı; 1973’te Çubuk Barajı’nda Abdullah Öcalan, Haki Karer, Kemal Pir ve bazı kişilerin de bulunduğu toplantıda alınmış, fakat gerçekleştirilememişti. 1974’te Tuzluçayır’da 7 kişiyle yapılan toplantıda temelleri atılan PKK’nın kurucuları, “Ankara Demokratik Yüksek Öğrenim Derneği” (ADYÖD)’nin içinden çıkmıştır. Bu dönemde ADYÖD içerisinde yer alan Öcalan ve arkadaşları, Ankara’da 1975’ten itibaren öğrenci kitlesi içerisinde örgütlenmeye çalışmışlardır. Öcalan’ın önderliğindeki grup kendilerine “Kürdistan Devrimcileri” adını takmışlardı. Bu grubun üyelerinin büyük bölümü üniversite öğrencilerinden oluşuyordu.

1975 yılının Ekim ayına gelindiğinde, Ankara’nın Dikmen semtinde bir toplantı yapıldı. Toplantıya Abdullah Öcalan, Cemil Bayık, Şahin Dönmez, Ali Haydar Kaytan, Kesire Yıldırım, İsmet Kılıç, Mustafa Karasu, Kamer Özkan, M. Hayri Durmuş, Haki Karer, Resul Altınok ve Baki Karer gibi isimler katıldılar. Toplantının ana konusu da Kürdistan’ın tarihi, sömürgecilik sorunu, bağımsız örgütlenmenin nasıl gerçekleştirileceği, yeni bir örgütün inşası için nasıl bir yol izleneceğiydi.

Öcalan bu toplantının ardından Mehmet Hayri Durmuş ile birlikte grubun manifestosu veya örgütün programı taslağı niteliğindeki 68 sayfalık “Kürdistan Devriminin Yolu” adlı broşürü kaleme almışlardır. 1976 yılından itibaren bölge illerine dağılan ilk öncü elemanlar bir yıl süreyle Ulusalcılar, Ukocular, Kürdistan Devrimcileri adı altında faaliyet sürdürmüşler ve bu faaliyetleri sırasında genellikle öğrenci gençlik ve akraba aileleri ağırlıklı bir çevre oluşturmuşlardır.

Apocular 1976’yı 77’ye bağlayan gecede “en önemli toplantımız” dedikleri toplantılarını daha sonra MİT ajanı dedikleri Pilot Necati’nin Ankara Dikimevi’ndeki evinde yaptılar. Bu toplantıya örgütün önde gelen isimleri katıldı. Toplantıda alınan kararlar doğrultusunda örgütü büyütmek ve adlarını kamuoyuna duyurmak için hızlı bir propaganda çalışmalarına başladılar.

Örgütün lideri konumundaki Abdullah Öcalan 1977 yılının Nisan – Mayıs aylarında Kars, Ağrı, Bingöl, Tunceli, Diyarbakır ve Gaziantep’e giderek 50 – 60 kişilik toplantılar yaptı. Bu toplantılarda Öcalan’a “Abdullah arkadaş” diye hitap ediliyordu. Bu yüzden örgüt uzun süre “Apocular” olarak anıldı.

Öcalan’ı yakından tanıyan bir çok PKK yöneticileri, kendisine karşı olanlar dahil olmak üzere “Öcalan düşünce örgütlenme ve yönetimde başından beri PKK’nın beyni ve motoru oldu.” ifadelerini söylüyorlardı. Bunlardan biri eski PKK’lılardan Selahattin Çelik’tir.

Apocular adıyla bilinen bu çevre 1978’in Mayıs ayında Diyarbakır’da yaptıkları toplantıda PKK’nın parti tüzük ve programının hazırlanmasına karar vermişler ve partileşme kararı almışlardır. 1.Kongre olarak nitelendirdikleri 27 Kasım 1978’de “Partiya Karkeren Kürdistan” (Kürdistan İşçi Partisi) ismini aldılar. Bu toplantıda Abdullah Öcalan PKK Genel Sekreterliğine getirildi. Toplantıya 24 kişi çağrılmış, 22 kişi katılmıştı. Katılanlardan ikisi bayandı. Biri Öcalan’ın eşi Kesire Öcalan (kızlık soyadı Yıldırım’dı) diğeri ise Sara kod adlı Sakine Cansız’dı.

Bu toplantıda Cemil Bayık, Hayri Durmuş, Şahin Dönmez ve Baki Karer örgütlenme komitesi üyeliğine, kongrede hazır bulunmayan Mehmet Karasungur askeri sorumluluğa, Mazlum Doğan ise Basın yayın sorumluluğuna seçilmişlerdi. Ancak daha bir yıl olmadan görev dağılımında Öcalan bazı değişikliklere gitmiştir. Bunda, bazı PKK yöneticilerinin tutuklanmasının rolü olmakla beraber. Öcalan’ın kişisel arzuları ve bazılar ile güven problemi yaşamasının etkisi vardır. Öcalan ilk baştan itibaren kendini “tek lider” ve tartışmasız bir “kişilik” olarak görmüştür. Eleştirilere asla tahammülü olmamıştır. Bu yüzden PKK’nın kanlı tarihinde binlerce örgüt mensubu, Öcalan’ın kararlarıyla infaz edilmiştir. 

Fis’teki toplantıda PKK’nın program taslağı kabul edilmiş, bu metinlerde Türkiye Cumhuriyeti “sömürgeci ülke” Doğu ve Güneydoğu Anadolu da “sömürge” olarak nitelendirilmişti. Birleşik Kürdistan Devleti kullanılmasının amaç kabul eden PKK, kendini Marksist, Leninist bir örgüt olarak nitelendirdi. Silahlı mücadeleyi benimseyen, halk savaşını kabul eden devrimci şiddetle Türkiye’de sosyalist bir rejimin kurulacağını benimseyen PKK, kısa zamanda bölgede hem diğer sol grupların hem de güvenlik güçlerinin dikkatini üzerine topladı. Silahlı yöntemi ve şiddet yanlısı militan taraftarıyla Güneydoğu’da çeşitli il ve ilçelerde en etkili ve korkulan “Kürtçü terör grubu” oldu.

SİVEREK BASKINI İLE PKK KURULUŞUNU İLAN ETTİ

PKK kuruluşuyla birlikte Ocak – Nisan 1979’u örgütlenme çalışmalarıyla geçirdi. Bölgede etkinliğini arttırmak ve taraftarlarına güçlü görünmek amacıyla bir seri eylem gerçekleştirdi. Apocular bölgede örgütün ismini duyurabilmek amacıyla Kürt ve Türk sol gruplarıyla hakimiyet kavgasına girdi. Daha sonra örgüt Öcalan’ın memleketi olan Urfa’nın belli bölgelerinde aşiretlerle çatışmalara girerek gücünü göstermeye çalıştı. Örgüt ilk silahlı propaganda eylemini Hilvan – Siverek pratiği dediği bölgede denemiştir. Önce Hilvan’da birbirleriyle muhalif olan devlet yanlısı Süleymanlar aşiretiyle CHP Urfa Milletvekili Celal Paydaş’ın aşireti Paydaşlar’la kavgayı körüklemiştir. Bu kavgada CHP’li Paydaş aşiretinin yanında yer almış, örgüt ikinci adamı olan Cemil Bayık’ı bu aşiret çatışmasında görevlendirmiştir. Hatta öyle ki, Apocu militanlar Hilvan’da terör estirmiş, Süleymanlar aşiretine mensup birçok kişiyi öldürmüşlerdir. İlçeyi ele geçiren militanlar belediye başkanı ve meclis üyelerini de istifa ettirmiş, ilçe emniyet müdürüne 50, jandarma bölük komutanlığına 200 metre mesafede belediyenin ses cihazlarından istifa eden belediye başkanına eline Kürtçe metin verip toplanan kalabalığa şunları söyleyerek istifa ettirmişti: “Ben namussuzum, Kürt halkına ihanet ettim.”

Mayıs ayın içinde MK üyesi Şahin Dönmez’in polis tarafından yakalanması üzerine paniğe kapılan örgüt mensupları 5 Haziran günü bir toplantı yaptılar. MK toplantısında Öcalan’ın yurtdışına çıkış kararı alındı. Ayrıca ses getirecek eylemlerin yapılması da kararlaştırıldı. Kısa bir süre sonra Temmuz’un ilk günlerinde Öcalan Suriye’ye geçti. Öcalan’ın gidişinin ardından MK üyeleri Urfa’da 13 Temmuz günü bir toplantı yaparak Öcalan’la irtibat konusunu bir esasa bağladı. Artık Suriye’de olan Öcalan kendisini emniyete aldıktan sonra kuruluş bildirilerinin dağılma zamanının geldiğini MK’ye bildirdi. Bu zamanlamada ön plana çıkan gerekçe ideolojik ve örgütsel gereklilikten çok Öcalan’ın şahsi güvenliğiydi. Bu ilanın toplumda etki bırakacak ilgi çekecek bir olay sonrası yapılması planlandı.

Hilvan’dan sonra örgütün hedefi Siverek’ti. Devlet yanlısı Bucak aşiretini kendisine hedef seçmişti. Özellikle Adalet Partisi Urfa Milletvekili Celal Bucak, hem yerel bir ağa, hem aşiret reisi, hem de milletvekiliydi. Dolayısıyla ona yapılacak bir saldırı ile bir taşla iki kuş birden vuracaktı. Haberin basında yer almasıyla hem PKK’nın adı duyulacak, hem de bölgedeki Kürtçü gruplara kendilerini ispat edecekti.

Apocular, 30 Temmuz 1979’da kayınpederinin evinde Celal Bucak’a otomatik silahlarla ve el bombalarıyla saldırı düzenlediler. Fakat Bucak yaralı olarak eylemden kurtuldu. Olaylar Siverek ilçe merkeziyle yakın köylerde günlerce süren silahlı çatışmalara dönüştü. Zaman zaman aşiret çatışmalarından yaralanan bölgede silahlı terör uygulayan örgüt devletin güvenlik güçlerinin de etkisizliğinden ve daha açıkçası kendilerine engel olmayışlarından da faydalanarak çatışmaları sürdürdü. Kendilerinden olmayan hangi grup ve çevre olursa olsun hepsine saldırılarda bulundu. 25 Eylül 1979’da Cumhuriyet gazetesinde “Seçime Doğru Türkiye” dizisinde “Önce Apo’culuk” sorusuyla örgütün bölgedeki etkinliğini anlatan gazeteci Yalçın Doğan, Apocuları en vurucu kırıcı örgüt olarak tanımlıyor. Aynı yazıda PKK tarafından öldürüldüğü ileri sürülen kişiler için “çoğu devrimci ya da diğer fraksiyonların elemanları” diyor. Daha da ileri giderek, şunları yazıyor:

“Batman’da kim Apocu’dur, hangi Apocu hangi eylemlere katılmıştır, silahlar nerede saklanır, bunu herkes biliyor, silahların saklandığı yerleri halk biliyor, ama işin ilginç olanı burada başlıyor. Herkesin bildiği bu konuları acaba devlet ne ölçüde biliyor? Adamlar ellerini kollarını sallayarak yürüyorlar da bunlar neden yakalamıyor? İşte bu noktada herkesin uzun uzun düşünmesi gerekir.”

M. Celal Bucak’a yapılan saldırı kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. PKK bu eylemin ardından olay yerine bıraktığı bir bildiriyle kuruluşunu ilan etti. Bu tarihten itibaren yapmış olduğu eylemlerde PKK ismini kullandı.

KİRLİ İTTİFAKIN TEMELLERİ BEYRUT’TA ATILDI

Alperen Dergisi:  PKK – ASALA şer ittifakı nasıl doğdu?

Hakkı Öznur: Teröristbaşı Öcalan, Temmuz 1979’un ilk haftasında Suriye’ye geçti ve örgütü buradan yönlendirmeye çalıştı. Öcalan’ın talimatları doğrultusunda PKK 21 – 28 Nisan 1980 tarihini “kızıl hafta” ilan etti. Doğu ve Güneydoğu’da Öcalan’ın talimatıyla sayısız kanlı eylemler gerçekleştirdi.

Örgüt çalışmalarının 12 Eylül 1980 darbesine kadar aralıksız devam etti. 12 Eylül darbesi ile Türk ve Kürt soluna mensup örgütlerin büyük çoğunluğu tamamen çökertildi. PKK da darbeden diğer örgütler kadar olmasa da zarar gördü. Yüzlerce militan güvenlik güçlerince yapılan operasyonlarda ele geçti. Birçok örgüt mensubu güvenlik güçlerinin elinden kaçarak kurtulmuşlardır. 300’e yakın aralarında örgütün önemli elemanlarında bulunduğu bazı yöneticilerle, çoğunluğu militanlardan oluşan grup Suriye üzerinden Lübnan’a çıkmıştır.

8 Nisan 1980 günü Türkiye’ye karşı Lübnan’ın Sayda kentinde Ermeni terör örgütü Asala ile PKK terör örgütünün temsilcileri birlikte bir ortak eylem kararı alan bildirge yayınladılar. Bildirge, Türkiye’nin işgali altında bulunduğunu ileri sürdükleri topraklar kurtarıldıktan sonra devletin adı, yapısı ve sınırları üzerinde varılan bir anlaşmayı içeriyordu. Sözde devletin adı “Ermeni – Kürt Federe Devleti” olacak ve Doğu Anadolu Ermenilere, Güneydoğu Kürtlere ait olacaktı. İki Türk düşmanı terör örgütü arasındaki ortak eylem bildirgesinden bir süre sonra 9 – 10 Kasım 1980’de Türk konsolosluklarına yapılan saldırılar Asala ve PKK tarafından ayrı ayrı üstlenildi. İki örgüt arasındaki karanlık ilişkiler uzun yıllar devam etti.

Alperen Dergisi: “PKK ve Öcalan bu süreçte Suriye’nin himayesine girdi.” diyebilir miyiz?

Hakkı Öznur: Doğrudur. Zaten Öcalan ve örgüt BAAS rejiminin ve Esad ailesinin kontrolündeydi. Şam rejimi ne diyorsa PKK onu yapıyordu. PKK militanları Suriye istihbaratının himayesinde FHKC ve FDHC adlı Filistinli örgütlerin kamplarına yerleştirilmiştir. 100 –150 kişilik PKK’lı bir grup da çeşitli yollardan Avrupa’ya çıkarak bazı ülkelere iltica etmişlerdir. Öcalan Suriye’ye geçtikten sonra KYB lideri Celal Talabani ile Şam’da bir görüşme yaptı. Bu görüşmede Talabani’den Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad’la görüşerek örgütün Suriye ve Lübnan’da yerleşmesine, çalışmalarına kolaylık göstermesini istedi. Talabani, Esad’la görüşerek PKK’ya izin çıkarttı. Suriye istihbaratı Şam’da Öcalan’a barınması için ev ve diğer kolaylıklar sağladı.

FİRAVUN HAFIZ ESAD VE ONUN GİZLİ SERVİSİ MUHABERAT PKK’NIN EN BÜYÜK KORUYUCUSU, HAMİSİYDİ…

Stratejik maşa PKK, Suriye’deki ilişkilerini ve kalışını sağlama bağlamak için örgüt yayınlarında “Suriye Kürtleri yurt sever Suriye yönetimine BAAS rejimine destek olmalı ve büyük lider Esad’a bağlı olmalıdır” diyordu. PKK, Hafız Esad’ın kardeşi Cemil Esad ile de ilişki kurarak bir dönem merkezini Lazkiye’ye taşımıştır. Yine Cemil Esad kendine ait evlerinden ve arabalarından birini PKK lideri Öcalan’a tahsis etmiştir. Ayrıca teröristbaşının maddi ihtiyaçlarını karşılaması için kendisine ve örgüt mensuplarına yüklü miktarda para yardımında bulunan Cemil Esad,  PKK kamplarını Öcalan’ın yanında birçok defalar da ziyaret etmiştir. 

Suriye hükümeti PKK’nın yan kuruluşlarından biri olan ERNK’ye açıkça lojistik ve diplomatik destek sağlamıştır. ERNK’ye Suriye’de askeri faaliyetler için iki adet ayrı üs verilmiştir. Yine Cemil Esad devlet başkanı Hafız Esad’ın talimatıyla 1988 yılında Almanya’da yargılanan 20 PKK yöneticisinin duruşmasına katılmış ve PKK’ya açıkça destek vermiştir. Esad kardeşlerden Rıfat Esad da PKK ile bizzat ilgilenenlerdendir.

Öcalan Şam’da gerekli alt yapıyı oluşturduktan sonra Lübnan’a geçti. Bekaa Vadisi’nde PKK militanlarının kalacağı bir kampın organizasyonu ile uğraştı. Örgüte yönelik operasyonlar sürerken Öcalan, başkent Şam’da ve Halep’in lüks semtlerinden birinde özel korumaları ile birlikte kalıyordu.

PKK Suriye’yi bu ilk yıllarda hem siyasal üs, hem barınma ve eğitim alanı, hem lojistik destek merkezi ve hem de bir cephe hattı olarak kullanıyordu. Öcalan Şam’da Halepçe’de bir apartman dairesinde kalıyor ve zaman zaman Bekaa Vadisi’ndeki kamplara gidiyordu. Öcalan’ın evleri bu sıralarda ve uzun yıllar PKK’nın siyasal merkezi oldu. Bütün kararlar orada alınıyor, hedefler, taktikler orada belirleniyordu. Öcalan’ı ziyarete gelen yabancı gazeteci ve politikacılar burada karşılanıyordu.

YABANCI DİPLOMATLAR PKK KAMPLARINDAN ÇIKMIYORDU!

PKK, yediği darbelere rağmen çalışmalarını Lübnan – Şam merkezli sürdürdü. 15 – 25 Temmuz 1981 tarihleri arasında Lübnan’ın Helvi kampında 1. konferansını gerçekleştirdi. Kampta Sovyet ve Kübalı subaylar tarafından teorik ve taktik olmak üzere iki temel alanda üç ay süreli gerilla eğitimi verildi. Hatta ilk grubun eğitimi sonrasında örgüt bir tören düzenlemiş bu törene Türkiye düşmanı ve PKK’ya destek veren çeşitli ülkelerin büyükelçileri ve askeri ataşeleri de katılmış ve Öcalan’la birlikte konuşma yapmışlardı. Örneğin; Suriye, Libya, Bulgaristan, Yunanistan, SSCB vb. gibi.

Gerilla eğitiminin ardından bir grup PKK’lı İran ve Kuzey Irak’a gitti. İran’a gidenler, İran istihbaratının bilgisi dâhilinde Urumiye’ye yerleştirilirken; Irak’a gidenlere ise KDP ve KYB sahip çıktı. Böylece PKK bir anda Bekaa’dan Suriye’ye, Irak’a ve İran’a uzanan bir hayat sahası elde etti.

Suriye’de 1981 yılında yapılan 1. konferansta geçmişin değerlendirilmesi yapıldıktan sonra örgütlenmenin yeniden oluşturulması silahlı askeri hazırlıkların başlatılarak ilerde silahlı eylemlere yönelik askeri ve siyasi eğitimin yapılması hedeflenmişti.

Bu konferans bir anlamda PKK’nın gerçek kuruluş toplantısıdır. Abdullah Öcalan’ın sunduğu tezler “politik rapor” ismiyle daha sonra kitaplaştırıldı.

Bu tezler aynı zamanda PKK’nın sonraki siyasi politiğinin temellerini oluşturdu. Halk savaşı, örgütlenme, cephe ve kadro sorunu bu raporda formüle ediliyordu. Konferans sonrası Serxwebûn (Bağımsızlık) gazetesini çıkardılar. Bu bölücü dergi 1 Ocak 1982 yılından beri çıkmaktadır.

Konferanstan hemen sonra FDHC’ye ait olan Helvi kampı PKK’ya tahsis edilmiştir.

PKK 1. konferanstan sonra 2. kongresini 20 – 25 Ağustos 1982 tarihinde Suriye’nin Ürdün sınırına yakın FHKC’nin uhdesinde bulunan bir kampta yapmıştır. Bu kongrede Kuzey Irak üzerinden Türkiye’ye girilerek dağlık kesimlerde gerilla faaliyetlerinin başlatılacağı, alanların tespit edilmesi kararı alındı. Kuzey Irak’ta sınır boylarında örgüt eğitim faaliyetlerini sürdürürken diğer yandan da başlatılacak olan sözde gerilla savaşının alt yapısının hazırlanması amacıyla yurt içi hazırlıklara girilmiştir. 82’den 84 başlarına kadar bir plan ve program dahilinde hareket eden örgüt, 1984 yılının Nisan ayında Kuzey Irak sınırları içindeki Zap Vadisi’nde bir çok toplantılar yapmıştır. Bu toplantılarda örgütün geldiği süreç değerlendirilmiştir.

Alperen Dergisi: PKK’nın 1984 yılından itibaren yoğun olarak başlattığı Türkiye’ye yönelik eylem kararlarının arkasında Şam rejimi mi vardı?

Hakkı Öznur: Şam rejimi de vardı, CIA istasyon şefleri de vardı, Batılı ülkeler de vardı. ABD ve Batı emperyalizmi Siyonist İsrail PKK’yı Türkiye’ye karşı kullanmaya daha o yıllarda başlamışlardı.

1983 – 84’te PKK, Lübnan ve Suriye’de bulunan militanlarını yoğun bir biçimde İran ve Kuzey Irak sınırına yığmaya başlamıştır. I – KDP ile kurduğu ilişkinin prestijinden yararlanarak I–KDP’ye ait bölgelerde kamplar açmıştır.

Ayrıca PKK’nın Suriye’den Türkiye sınırlarına girmesinde Suriye istihbaratı Muhaberat’ın büyük rolü vardı. PKK Suriye’nin elinde bir kozdu. O süreçte araları gergin olan Suriye – Türkiye ilişkilerinde PKK Suriye’nin Türkiye’ye karşı kullandığı taşeron bir örgüt olarak işini görüyordu. İşine de geliyordu. Öcalan yakalandıktan sonra yapılan sorgulamasında Suriye’nin Türkiye içerisinde eylemler yapması için kendilerine her türlü desteği verdiğini ve hatta birçok eylemleri Muhaberat’ın istediği üzerine yaptıklarını da itiraf ediyordu.

15 Ağustos 1984 eylemine ve diğer PKK eylemlerine Suriye diktatörü, Hafız Esad adlı Firavun ve Suriye gizli servisi, açık destek vermiştir. PKK eylem yaptıkça Esad rejimi para kesesini açıyor örgüte hem mali yardımda hem lojistik yardımda bulunuyordu.

Esad rejimi. Bebek katili Öcalan’ı ve kanlı örgütünü 19 yıl himaye etmişler, korumuşlar ve kollamışlardır. PKK, Saddam Hüseyin ve Hafız Esad gibi zalim diktatörleri, militanlarına verdiği ideolojik eğitimlerde yüceltiyor, halk düşmanlarından “kahraman” gibi bahsediliyordu.

 

Eski PKK şeflerinden ve PKK içinde önemli örgütsel görevlerde bulunan daha sonra, 1993 yılında Bekadaki örgüt kampında, Öcalan ile ters düştükten sonra PKK ve Öcalan ile yollarını ayıran, 17 yıl içinde yer aldığı örgütü PKK tarafından “hain” ilan edilen Selim Çürükkaya çok yakından bildiği PKK – Suriye ilişkisi ile ilgili şunları söylüyor:

 “Kürt sorunu bölgede dört ülkenin başını ağrıtan bir sorundur. Suriye bu yüzden Apo’yu denetimi altına almıştır. Suriye hem Türkiye’ye, hem de ABD’ye bu adam benim kontrolüm altındadır. Kendisi dışında hiçbir Kürt hareketinin gelişmesine izin veremez. Ben buna her şeyi yaptırabilirim” mesajını vermiştir. Apo, adam öldürdükçe Suriye’ye para akıyor. Apo’nun yönetim tarzı da Hafız Esad yönetiminin aynısıdır.”

12 Eylül öncesi Türk Solunun en kitlesel hareketi olan Dev – Yol (DEV – GENÇ) çevresi de, PKK’dan nefret ediyor, onu etno – şovenist, kirli bir örgüt olarak görüyordu.

Özellikle 1980 darbesi sonrası Ortadoğu’ya çıkan Lübnan ve Suriye sahasına geçen bazı Dev – Yol militanları, Suriye istihbarat servisinin sol grupları kullandığını görünce ve en çok PKK’nın ve Öcalan’ın Esad rejiminin himayesi altında, onların “maşası” olarak hareket ettiklerini görünce PKK’ya yönelik çok sert suçlamalarda bulundular.

PKK VE ÖCALAN ESAD REJİMİNİN MAŞASI

Dev – Yol’un Avrupa’daki kadroları ile PKK arasında karşılıklı suçlamalar başladı. PKK, bazı Dev – Yol mensuplarını Ortadoğu’da ve Avrupa’da infaz etmek istedi. Dev – Yol açıkça, “PKK BAAS rejiminin emrinde ve Suriye istihbarat servisinin kontrolündedir, PKK dışa bağımlıdır, bağımsız sol bir hareket değildir” demiştir. PKK’yı Sosyalist bir hareketin dışına çıkan bir yapı olarak lanse ediyorlardı.

Yine 1982 yılında Abdullah Öcalan ile Suriye’de görüşen Dev – Yol şeflerinden Taner Akçam yıllar sonra kendisiyle yapılan bir söyleşide Öcalan ve PKK ile ilgili şunları söylemiştir:

“Suriye devleti, 1982 yılında Türkiye’den gelen devrimci örgütlerle doğrudan ilişkiye geçti. Daha önce ilişkinin kurulmasında Filistin örgütleri aracılık yapıyordu. Öcalan’ın grubu Habbaş’ın Filistin Cephesi’yle ilişkideydi. Bizim arkadaşlar ise El Fetih üzerinden Suriye’yle ilişki kuruyorlardı. Suriye, Türkiye’den gelen örgütlerle hem gizli servisi Muhaberat hem de dışişleri bakanlığı kanalıyla doğrudan ilişki kurmaya ve birtakım şartlar ileri sürmeye başladı.

Bu şartlar, açıkça Türkiyeli sol örgütlerin Türkiye’ye karşı kullanılması anlamına geliyordu. Türkiye’de bazı işleri yapmanı isteyebilecek şeyler söylüyordu Suriye. Biz bağımsızlıkçı bir harekettik. “Sonuçta kullanılacağız. Bizim burayı terk etmemiz lazım” dedik ve Suriye’yi terk ettik. Ben bu konuyu Öcalan’la konuştum. Ona, “Biz Suriye’den çıkıyoruz. Terk etme kararı aldık. Biz kendimizi kullandırtmayız. Senin yerinde olsam, Suriye’yi terk ederim. İsveç’e ya da başka bir yere gidersen iyi olur dedim”.

50 yıldır Kürtçülük yapan bir dönem kendi örgütü de (TKSP-PSK) Suriye de kalan Kemal Burkay, yıllar sonra Türk basınına verdiği röportajlarda ve demeçlerde Öcalan’ı siyasi yaşamı boyunca Saddam’ı ve Esad’ı taklit etmekle, PKK’yı ise Gladyo’ya hizmet etmekle eleştirmiştir.

PKK’dan ayrıldıktan sonra, PKK/Devrimci Birlik Hareketi’ni kuran, daha sonra, PKK’dan ayrılan Cahit Mehmet Şener’in kurduğu PKK/Vejin (Diriliş) Hareketi’ne karışan Tuncelili alevi kökenli Avukat Yıldırım, “Öcalan’ın Suriye istihbarat örgütüne çalıştığını” ileri sürmüş “Apo Kürt değil, Ermeni” demiştir.

Dün olduğu gibi bugünde PKK ve onun Suriye kolu PYD Esad rejiminin maşalarıdır PYD/PKK ve Türk Sol örgütlerin büyük bölümünün, Suriye gizli servisi ile BAAS rejimi ile kirli ve karanlık ilişkisi vardır.

ERUH VE ŞEMDİNLİ BASKININ PLANLARI ŞAM VE IRAK’TAKİ ÖRGÜT KAMPLARINDA PLANLANDI

Alperen Dergisi: Türk Sol hareketleri ve Solun kanlı tarihini çok iyi bilen bir yazarsınız. PKK vb Kürtçü – bölücü hareketler üzerinde de çok ciddi çalışmalar yapan, bu konularda “Cahşların Savaşı” gibi muhteşem ve çok önemli bir kitabın yazarısınız. Ortadoğu,  terörizm ve PKK üzerine akademik ve siyasi çevrelerde uzman olarak kabul edilen, görüşlerine önem verilen Ülkücü bir aydınsınız. PKK/KCK üzerine, Kürt hareketleri (Irak, İran ve Suriye) üzerine yayınlanmış çok sayıda incelemeleri, makaleleri yazıları olan bir kişisiniz.  Türkiye’de ve Avrupa da yüzlerce konferans veren bir fikir ve siyaset adamısınız. Yaptığınız çok önemli, ilmi ve belgesel araştırmalarınıza göre terör örgütü PKK, Eruh ve Şemdinli baskınlarını yapmasının amacı neydi? Örgüt bu eylemlerle ne yapmak istemişti? Eylem planları nerede hazırlanmış? PKK lider kadrolarından kimler bu hain eylemin mimarlığını yapmıştır?

Hakkı Öznur:  1. konferans ve 2. kongre gibi toplantılarda PKK MK silahlı mücadelenin başlatılma kararını almıştır. Artık sıra uygulamaya gelmişti.

PKK yönetimi 1984 kışını örgüt kamplarında değerlendirmişti. Bu süreçte örgüt kendi içinde silahlı propagandanın bir an önce başlatılmasını tartışmaya açmıştı. Bölgelerden kamplara çok sayıda yeni PKK’lılar gelmişti.

22 Temmuz günü 1984 Temmuz’unun ortalarında Kuzey Irak’ın dağlık kesiminde Lolan bölgesinde Lolan çayı üzerinde bir toplantı yapan örgüt Öcalan’ın acil eylem planını tartışmak üzere bir araya geldiler.

Toplantıya Abas kod aldı Duran Kalkan, Fuat kod adlı Ali Haydar Kaytan, Fatma kod adlı Kesire Öcalan, (Öcalan’ın eşi) Ebubekir kod adlı Halil Ataç, Cuma kod adlı Cemil Bayık, Şehmus kod adlı Ali Şah Al ve Selim kod adlı Selahattin Çelik katılmıştır.

Bir nevi örgütün üst düzey kadroları yeni eylem kararlarını acilen almak için toplanmışlardı. Şemdinli ve Eruh Baskınlarının kararları bu toplantıda alındı. Irak’taki Lak – Bir Kampı’nda son hazırlıklar yapıldı. Toplantıya katılan bazı PKK’lılar Bekaa Vadisi’ne ve Irak’taki kamplara döndüler. Sadece iki PKK MK üyesi Abas kod adlı Türk kökenli Duran Kalkan, PKK MK üyesi Şehmus kod adlı Ali Şah Al ile bir plan yaptılar. Örgütün Hakkari’den gelen kadrolarına yakında silahlı mücadelenin başlayacağını hazırlıklı olmalarını söyledi.

Hedef; büyük sansasyonel eylemlerle PKK’nın adını ve silahlı mücadelenin başladığını ilan etmekti. Aynı zamanda silahlı mücadeleyi yürütecek olan kasaba baskınları ile kendini duyuracak olan HRK (Kürdistan Kurtuluş Birliği)’nin kuruluşunu duyurmaktı.

PKK’nın ülke içindeki kadroları PKK MK’den Türkiye’de eylemlerin başlatılmasını istiyordu. PKK kendi içinde 1984 yılında yeni bir yapıya bürünecektir. Mao'nun Halk devrimi yöntemini seçmiş ve Suriye'nin desteklemesiyle  'Uzun süreli halk savaşı' ilan etme kararını almıştır. 'Uzun süreli halk savaşı' 1.'stratejik savunma', 2:'stratejik dengeleme' ve 3:'stratejik saldırı' başta olmak üzere üç aşamadan ibaretti.

Bunun ilk aşamasının yöntemini 'Silahlı Propaganda' olarak nitelendirerek Kürdistan Kurtuluş Güçleri adını verdikleri (HRK)’yi kurdular ve üç silahlı grup oluşturdular. Bu gruplar Hakkari, Van Şırnak’ta konumlanacaktı.

Hakkari’nin siyasi sorumlusu Halil Ataç, Van’ın Hasan kod adlı Sabri Ok (şimdi KCK üyesi) Şırnak’ın ise Cemil Bayık olacaktı. (Cemil Bayık şimdi KCK Başkanı). Silahlı Propaganda birimleri adını verdikleri 3 ayrı yapı kurdular.

'Agit' kod adlı Mahsum Korkmaz liderliğinde '14 Temmuz Silahlı Propaganda Birliği' Eruh – Şırnak – Pervari bölgesine, Abdullah Ekinci liderliğinde '21 Mart Silahlı Propaganda Birliği' Hakkâri-Çukurca-Şemdinli ve Ali Ömürcan liderliğinde '18 Mayıs Silahlı Propaganda Birliği' ise Van – Çatak bölgelerine saldıracaktı. Ancak Ali Ömürcan'ın grubu saldırıya geçemedi.

PKK yönetimi eylemlere atılım adını verdi.  Bu süreçte 22 Temmuz toplantısında Peşmerge dergisinin çıkarılmasına karar verildi. Örgüt yaklaşık 16 yıl bu dergiyi çıkardı.

Örgütün atılım dediği kanlı eylemlerdi bu eylemler yapılacaktı. Alınan kararlar Mihriban Sarıhan (Azime kod adlı) militan tarafından Şam’da Öcalan’a bir rapor halinde iletildi. Bu kadın militan 1995 yılında Barzani’ye bağlı peşmergeler tarafından öldürüldü.

PKK ERUH VE ŞEMDİNLİ EYLEMLERİNE “ATILIM” ADINI VERDİ

Alperen Dergisi: Terör örgütü 31 yıl önce adına “15 Ağustos atılımı” dediği, Bağımsız Kürdistan için “ilk kurşun” dediği kanlı eylemin 31. yıldönümünde yeni bir isyan ve yeni bir kalkışma peşinde mi?

Hakkı Öznur: Evet aynen öyle. Terör örgütü PKK/KCK Hakkâri, Şırnak ve Diyarbakır’a örgütsel olarak büyük önem veriyor. Lice, Silvan, Cizre, Silopi ilçeleri, Hakkâri kent merkezi, Şemdinli, Yüksekova ilçelerini stratejik açıdan çok önemsiyorlar.

Genç nesillerin yakın politik tarihimizi çok iyi bilmesi lazım. Onun için terör örgütünün 31. yılında yeni silahlı isyanlar peşinde koştuğu kanlı 15 Ağustos 1984 nedir? Niçin bu kanlı tarih PKK terör örgütü tarafından kutsanmaktadır? Bunun çok iyi bilinmesi lazım. Bu eylemin, uluslararası odakların PKK’yı kullanarak ülkemizi kan gölüne çevrilmesinde başlatılan ilk büyük karanlık adımdır.

Eylem talimatlarını BAAS rejimi vermiş PKK lideri Öcalan da uygulatmıştır. Abdullah Öcalan ve Şam rejimi birlikte planlamıştır.

PKK MK yapılacak eylemlerin yerini ve hedeflerini aylarca süren hazırlıklardan sonra silahlı gruplarına iletmiş onlarda bu hain baskınları yapmıştır.

Siirt'in Eruh ve Hakkâri'nin Şemdinli ilçelerine terör örgütü PKK mensuplarınca baskın usulü saldırı yapılmıştır. Örgüt mensupları karakollara ve askeri lojmanlara bombalı ve silahlı saldırı düzenlemiştir.

ERUH BASKINININ BAŞINDA “AGİT” KOD ADLI MAHSUM KORKMAZ ADLI ALÇAK VARDI

15 Ağustos 1984 akşam 21.30’da Eruh ve Şemdinli'de PKK ilk büyük ölçekli silahlı eylemini gerçekleştirdi. Siirt’in Eruh ilçesinde 2. Jandarma Karakoluna yapılan hain eylemi PKK’nın “14 Temmuz Silahlı Propaganda birliği” adını verdiği silahlı yapmıştır. Bu silahlı grubun başında PKK’nın önde gelen isimlerinden Mahsum Korkmaz vardı.

15 Ağustos arifesinde PKK’nin Merkez Komite üyeliğine seçilen Agit kod adlı Mahsum Korkmaz Kürtçe “Hezên Rizgarîya Kurdistan” denilen (HRK)  adlı silahlı yapının Merkez Konseyi’ne de seçilerek oluşturulan ilk HRK grubunda ‘14 Temmuz Silahlı Propaganda Takımı’nın liderliğini üstlenmiştir.

Tarih 15 Ağustos 1984’tür. Günlerden ise Çarşamba… İlçede telefonlar kesikti. Sıkça yaşanan bir olay olduğu için bu durum kimsenin dikkatini çekmiyor.

PKK, Şemdinli de olduğu gibi Eruh’ta da önceden keşif yapmıştı. Teröristler, karakolun hangi odasında Astsubayların oturduğunu, koğuşa nereden girildiğini PKK kuryesinden öğrenmişti.

Eruh’a 3 kişi gelip keşif yapmıştı. Keşif yapmaya gelenler arasında adına Bekaa Vadisi’nde “eğitim kampı” açılan Lice’de heykeli dikilecek kadar önem verilen Mahsum Korkmaz da adlı Mehmetçik katili de vardı.

Birigeni Yaylası’ndaki sarp kayalıklarda örgüt 4 – 5 aydır hazırlık yapmıştı. Sığınaklar kurmuşlardı. Sessiz ve derinden hazırlık yapan gruba, Eruh Jandarma Komutanlığı’na çay kahve götüren kişi de kuryelik yapıyordu.

Eruh baskınına katılanlar topu topu 25 kişiydiler. Eylemden önce gruplar halinde fotoğraf çektirdiler. Her grubun ayrı bir ismi vardı. Örneğin Eruh ilçesini basacak grubun adı ‘14 Temmuz Propaganda Takımı’ydı. Bu adı PKK’lı Hayri Durmuş’un 1982’de ölüm orucuna başladığı tarihten almışlardı. Onun anısına bu ismi kullanma kararı almışlardı. Her şeyi, örgütün en önemli ismi Mahsum Korkmaz planlıyor, en ince ayrıntılar üzerinde duruyordu.

Agit kod adlı Mahsum Korkmaz eylem talimatını eylemden 13 gün önce Pervari’nin Omyanus köyü civarındaki saklandıkları ormanda almıştı.

Zaman geçirmeden Şırnak ve Pervari’deki PKK’lı grupları toplar. Eruh baskınında bölgedeki bazı PKK sempatizanı köylülerden yardım almışlar, köylüler Eruh bölgesinde bir süre kılavuzluk yapmışlardır.

Baskından bir gün önce 14 Ağustos akşamı Mahsum Korkmaz PKK militanlarına Bekaa’dan gönderilen Eruh baskını talimatını ve HRK’nin kuruluşunu açıkladı. Ardından PKK’lı grup HRK yemini etti. Daha sonra PKK HRK ve Öcalan lehine sloganlar atmışlardır.

Mahsum Korkmaz eylemle ilgili planı açıkladıktan sonra PKK militanlarının nerelere saldıracaklarını tek tek anlatmıştır.

PKK'nın lider kadrolarından Mahsum Korkmaz’ın öncülüğündeki bir grup PKK’lı Eruh'ta, 15 Ağustos akşamüzeri Çırav Dağı'ndan ilçeye girdiler. PKK'lı grup Saat 21.30’da 2. Jandarma Karakolu’na silahlı bombalı roketatarlı saldırıda bulundu. Silahı ilk sıkan Mahsum Korkmaz olmuştur.  PKK saldırısında nöbetçi er Erzincanlı Süleyman Aydın ağır silahlarla yapılan seri tarama sonucu şehit düşmüştür.

Roketli eylem ardından bir grup karakolu, bir grup garnizonu, bir grup cezaevini hedef aldı. Ardından ilçeye yerleşen PKK’lı grup, karakolu, garnizonu ve cezaevini bastı. PKK militanı Mustafa Çimen köy camisinin hoparlöründen 15 Ağustos eyleminin ilanını okudu. Üzerinde PKK’nın cezaevlerinde ölen militanlarından Hayri Durmuş, Kemal Pir ile 2 Mayıs 1983’te, Sorani bölgesinde öldürülen Mehmet Karasungur’un resimleri bulunan ve “Biji PKK”, “Biji HRK” yazılı pankartları asmışlardır.    

Kanlı terör örgütü PKK’nın önemli isimlerinden Mahsum Korkmaz 22 Ağustos 1984'te PKK lideri sapık- sadist Öcalan’a yazdığı raporda baskının amacını ve yaptıkları hain planı şöyle anlatmıştır:

"Yapılan keşif sonucu yöneleceğimiz bütün kurum ve noktaların dar bir küme halinde bulundukları ve ortalarında da bölük düzeyinde askeri birliğin bulunduğu tespit edildi. Tasarlanan işgal ile kitlelere sözlü ve yazılı propaganda yapma olanağının ancak bölüğün etkisizleştirilmesi veya teslim alınmasıyla mümkün olacağı görüldü. Bu nedenle bölüğe yönelme hedeflerin dizisinde temel ve baş sıraya konuldu. İkinci sırada komutanların lojmanları ve askeri gazino, üçüncü sırada kahvehanelerde bildiri dağıtma, pankart asma (bombalı) ve banka soygunu. Dördüncü olarak cami hoparlöründen şehir halkına hitap etme, beşinci olarak şehir karayolunu iki ucundan keserek telefon hattını kesme hedef alındı. Sayımız 30 olarak belirlendi. 15 Ağustos 1984 Saat 21.00'de eylem yerine varılarak aksaksız mevzilenme ve atış sağlandı. Her şey planlama doğrultusunda işlemeye başladı.”

Yine Mahsum Korkmaz (Agit) 15 Ağustos eylemini günlüğüne şöyle not düşmüş:

‘İşte dört yıldan beri birçok ülke ve sınırı dolaşarak, içeride uzun zamandan beri hazırlığını yaptığımız gün nihayet gelmişti. İçimde büyük bir rahatlama hissettim ve ağzımdan cevap olarak çıkan ilk söz ‘İyi ama çok geç bu, daha erken de olabilirdi.’ Her şeye rağmen bizleri çok sevindiren bir haberdi bu. Ertesi gün yapılan toplantıda HRK bildirisi ve silahlı propaganda yönetmeliğinin okunmasının ardından yönetmelik uyarınca herkese ‘Hazır olan el kaldırsın’ der demez bir anda bütün eller şimşek hızıyla yukarı kalktı. Hazır olmayan yoktu. Yönetmelikteki devrim andını hep birlikte okuyalım dedim ve o anda havaya kalkmış sıkılı yumrukların eşliğinde dağları çınlatan gür bir ses dalgası yankılanmaya başladı.’

14 Temmuz Eruh Baskınına katılanlardan biri olan daha sonra PKK’dan ayrılan eski PKK şeflerinden Selahattin Çelik 2000 yılında Almanya’da yayınlanan “Ağrı Dağını taşımak” adlı, PKK’nın kanlı tarihini anlattığı kitapta Eruh ve Şemdinli baskınını ayrıntılarıyla anlatmaktadır.

Batman doğumlu Hacettepe Üniversitesi’nde okurken PKK’ya katılan örgütün Batman sorumluğunu bir dönem yapan 1980 – 1986 yılları arasında PKK’nın Türkiye içinde yaptığı birçok eylemlerde yer alan daha sonra Bekaa vadisine çıkan örgütün 1986 yılında burada yapılan 3. Kongresine katılan daha sonra Öcalan’la bazı konularda ters düşmesi üzerine Avrupa’ya gönderilen, burada örgütü tarafından Alman polisine ihbar edilerek yıllarca Alman cezaevlerinde yatan, çıktıktan sonra PKK ile bağını koparan Selahattin Çelik, şu PKK’lı militanların Eruh baskınına katıldığını yazmış olduğu kitabında kod isimleriyle şöyle belirtmektedir:

-Mahsum Korkmaz (Agit) grubun lideri

-Mustafa Çimen ( Tevfik)

-Mustafa Yöndem ( Erdal)

-Mehmet Sevgat  ( Bedran )

-Kazım Kulu ( Şiyar)

-Nizamettin Taş ( Botan)

-İbrahim Durmaz ( Hacı)

-Fuat Aslan ( Azad)

-İzzetin Evcil ( Serdar)

-Müslim Durgun ( Doktor Baran)

-Nuri Aslan ( Haşim)

-Şahin Binici ( Bıji)

-Abdurrahman Tokdemir ( Cengo)

-Çetin Akkurt ( Musa )

-Düzgün Can ( Kazım)

-Burhan Ilık ( Fikret)

-Feyzi Aydın ( Selim)

-Adil Tunç ( Savaşçı)

-Kemal Emlik ( Bozan)

-Fadıl Tunç (  Halil)

-Resul Baliç ( Haki)

-Ali Gün ( Cuma)

-İbrahim Kaya ( Halil)  

Ve bazıları ile toplam 25 kişi katılmıştır.

PKK tarafından şehit edilen aziz şehidimiz Süleyman Aydın Erzincan’ın Mertekli köyünde binlerce vatandaşımızın katılımıyla tekbirlerle dualarla toprağa verilmiştir.

ŞEMDİNLİ BASKINININ BAŞINDA İSE ABDULLAH EKİNCİ ADLI PKK YÖNETİCİSİ VARDI

PKK mensupları ve PKK’nın lider kadrolarınca yayınlanan PKK ile ilgili örgütsel çalışmalarda yine PKK’nın kanlı tarihini anlatan örgüt propagandası yapan kitaplarda, PKK raporlarında ve PKK’nın çıkarmış olduğu dergilerde bu baskınlar ayrıntılı bir şekilde anlatılmaktadır.

Terör örgütü PKK eylemler için önce üç ilçe belirlemişti. Eruh, Çatak ve Şemdinli. PKK’nın buraları belirlemesinin sebebi İran ve Irak sınırına yakın olmasıydı. Yapılacak eylemler sonrası örgüt militanları Türkiye dışına rahatlıkla çıkılabilirlerdi.

Şemdinli Cumhuriyet Savcılığı’nın, Diyarbakır’da ki 7. Kolordu ve Sıkıyönetim Askeri Savcılığı’na gönderdiği fezlekelerde yine Diyarbakır 1 Nolu Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından hazırlanan dava dosyasında Şemdinli baskınından, eyleminden geniş bir şekilde bahsedilmektedir. Yine PKK şeflerinin Şemdinli ve Eruh baskını ile ne yapmak istedikleri bu dosyalarda açıkça belirtilmektedir.

Dava dosyasında Şemdinli baskınına katılan roketatarı kullanan daha sonra itirafçı olan kod adı Bilal olan Hüseyin Tilki yakalandıktan sonra çözülmüş, her şeyi en ince detayına kadar itiraf etmiştir.

16 Mart 1985 yılında Şırnak yakınlarında yakalanan eylemi düzenleyen “21 Mart Silahlı Propaganda Birliğinin” üyesi 1958 Kahramanmaraş Afşin ilçesi Kacaköy doğumlu Hüseyin Tilki kanlı eyleme kendisi gibi katılanları, eylem planlarını verenleri tek tek mahkemede anlatmıştır.

Şemdinli ve Eruh baskınından iki gün önce PKK militanları Şemdinli’ye bağlı Altınsu köyünde bir araya geldiler.  Bu toplantının yöneticisi PKK – MK üyesi, gözlüklü olarak bilinen, Kod adı Ali olan 1955 Bingöl doğumlu, Çukurova Üniversitesi’nden makine mühendisi olarak mezun olan Abdullah Ekinci’ydi.

12 Eylül 1980 öncesi meşhur Siverek – Hilvan olaylarından dolayı aranan Abdullah Ekinci örgütü tarafından darbeden hemen sonra Lübnan – Suriye’ye çıkartılmıştır. 1980 – 1982 yıllarında Lübnan’daki PKK kamplarında daha sonra ise Irak’taki örgüt kamplarında görevler almıştır.

1980 sonlarında örgütü tarafından Türkiye’ye PKK örgütlenmesini ve silahlı mücadelenin başlatılması için çalışmalar yapması amacıyla gönderilmiştir. Ekinci, 1984 kışında yazın yapmayı düşündükleri silahlı eylemlerin ve örgütsel çalışmalarını yürütmüştür.

1984 Haziran’ında Öcalan’ın Şam’dan gönderdiği talimatlarla, ses getirmeyi düşündükleri büyük eylemleri yani Eruh ve Şemdinli baskınlarının planlarını birkaç arkadaşıyla gizli bir şekilde yapmıştır.

Yapılacak eylem PKK tarafından büyük gizlilik içinde hazırlanmıştır. Eyleme katılan PKK militanlarının birçoğu eylemi iki saat kala öğrenmişlerdir. Toplantıda 21 Mart Silahlı Propaganda Grubu’nun tamamı bulunuyordu.

21 kişiden oluşan bu gruba “21 Mart Silahlı Propaganda Grubu” denmiştir. Abdullah Ekinci kısa ve genel bir değerlendirme yaptıktan sonra HRK’nin (Hezen Rizgariya Kurdistan -Kürdistan Kurtuluş Birlikleri) kurulduğunu açıklamış, daha sonra da HRK’nin kuruluş bildirgesini okumuştur.

(Bu bildirge daha sonra 15 Ağustos günü gerçekleşecek olan Şemdinli ve Eruh baskınlarında dağıtılan bildiridir.) Bildirgede HRK’nin kuruluş gerekçeleri, amaçlan ve örgütlenme biçimi ile ilgili bilgiler var.  Abdullah Ekinci bildiriyi okuduktan sonra HRK’nin kuruluşunun bütün dünyaya çok ses getirecek bir eylemle duyurulması gerektiğini söyleyerek bu amaçla bölgede faaliyet yürütecek olan 21 Mart Silahlı Propaganda Grubu’nun kurulduğunu ve bu grubun Şemdinli eylemini gerçekleştireceğini açıklamıştı.

Toplantıda bulunanların neredeyse tamamı bu açıklamaları ilk kez duyuyordu. Abdullah Ekinci “Arkadaşlar eğer soracak bir şeyiniz yoksa planlama aşamasına geçeceğiz.” demiş. Ardından örgüt hemen planlama aşamasına geçmiştir.

Abdullah Ekinci, 15 Ağustos akşama doğru PKK militanlarına 15 Ağustos gecesi saat 21.30’da yapılacak olan eylemi ve bu eylemde yer alacak olan 19 kişilik eylem birliğini ikiye ayırarak yapacakları eylemi tek tek anlatmıştır. Bu eyleme, PKK’nın önemli isimlerinden Salih Hoca kod adlı Mahmut Bilici ve Tekin Kod adlı Bozan Okay örgüt talimatıyla Irak’taki kamplara gönderildikleri için bu kanlı eylemlerde yer almamışlar ancak diğer birçok PKK eylemlerinde ön safta yer almışlardır.

Şemdinli baskını bir binanın üst katında atılan roketatar atışıyla başlamış ve Abdullah Ekinci’nin ateşlediği iki işaret fişeğiyle eylem bitirilmiştir. 

PKK şeflerinden Abdullah Ekinci aşağıda isimleri verilen 21 Mart Silahlı Propaganda Grubu üyesi 19 kişiden oluşan eylem birliğini öncelikle iki guruba ayırmıştı.

21 Mart Silahlı Propaganda Grubu (Şemdinli Eylemine Katılanlar):

-Abdullah Ekinci (Gözlüklü Ali)

-Mehmet Emin Taştan (Zeki)

-Cihangir Hazır (Baran-Sarı Baran)

-Kemal - Propaganda Sorumlusu

-Mehmet Ağaaslan (Nasır)

-Hüseyin Tilki (Bilal)

-Seferi Yılmaz (Renas - Foto)

-Yaşar Kahraman (Cuma)

-Osman Tekin (Adnan)

-Mustafa ÖMÜRCAN (Sarı Ömer)

-Ümran Özkul (Faysal)

-Haran Aras (Şerif)

Birinci grup saldın grubuydu, 10 kişiden oluşuyordu. Grubun sorumlusu ayı zamanda tüm grubun sorumlusu olan Abdullah Ekinci’ydi. Bu grup da kendi arasında ikiye ayrılacaktı. Abdullah Ekinci (Gözlüklü Ali), Hüseyin Ti İli (Bilal), Seferi Yılmaz (Renas-Foto) Harun Araş (Şerif), Dişsiz Mahmut, Halit, Hamit’ten oluşan birinci grup henüz inşaat halinde olan askerlik şubesini yerleşerek 118. Sınır Jandarma Taburu’nun askeri gazinosunu hedef alacaktı. Saldırı grubundan geri kalan Mehmet Ağaaslan (Nasır), Cihangir Hazır (Baran) ve Celal adlı militanlar ise bir tür savunma görevi üstlenecek, aynı İlçe Jandarma karşısında bulunan Şemdinli’nin tek camisi olan Ulu Cami ile İlçe Jandarma önünden geçen yol arasına yerleşerek söz konusu binayı hedef alacaklardı.

İkinci grup olan propaganda ve devriye grubu ise dokuz kişiden oluşuyordu. 15 Ağustos eylemlerinin kararlaştırıldığı Lolan toplantısı öncesinde Avrupa’dan dönen Ozan Sefkan’ın (Celal Ercan) hazırladığı bir afişi asacaktı. Afiş bombalı olacaktı ve bomba düzeneği de Yaşar Kahraman (Cuma) tarafından hazırlanacaktı.

Şemdinli deki 118. Sınır Jandarma Tabur Komutanlığı’nın gazinosu ve ilçe Jandarma Bölük Komutanlığı PKK’nın silahlı gücü HRK militanları tarafından roket atar ve ağır silahlarla taranmıştır. İlçe merkezinde bölücü HRK bildirileri dağıtılmış ilçe merkezindeki iki kahveden biri olan açık hava yazlık kahvehanesinde yaklaşık 1 saat PKK ve Öcalan propagandası yapılmıştır.

PKK’lı bir terörist Türkçe olarak “Biz PKK’lıyız. Sizleri sömürgeci TC’nin elinden kurtaracağız. Bağımsız Kürdistanı kuracağız. Silahlı mücadele başlattık. Biz Kürt özgürlük mücadelesi gerillasıyız. Yaşasın PKK, Yaşasın önder Apo”  demiştir. 

PKK’lı teröristler Şemdinli ilçe merkezinde silah zoruyla yanlarına aldıkları vatandaşlara zorla PKK ve Öcalan lehine sloganlar attırmışlardır. Terörist PKK eylem öncesi ilçe girişinde yolları kesmiş,  sağa – sola örgüt propagandası yapan bombalı pankartlar asmıştır.

Asılan pankarttın üzerine PKK’lı ölen militanlardan Mazlum Doğan’ın silahlı bir resmi çizilmiş, ayrıca Kürtçe olarak “Tekoşîna Doğan Her Dem Reya Me Ronahi Dıke – PKK Berxwedan Jıyane.” (Mazlum Doğan’ın Mücadelesi Daima Yolumuzu Aydınlatıyor – PKK Direnmek Yaşamaktır) yazıları yazılmıştı.

PKK’lılar ilçenin askerlik şubesi inşaatında çalışmakta olan işçileri de silahla tehdit etmişler, işçileri etkisiz hale getirdikten sonra binanın en üst katına kitlemişlerdir. Burada, Bilal kod adlı Hüseyin Tilki adlı PKK militanı b-7 roketini önceden belirledikleri askeri hedefe nişanlayıp,  tetiğe basmıştır. Ardından diğer PKK’lı hainler de askeri mahallere roketle ve uzun namlulu silahlarla ateş etmişlerdir.

PKK’lı teröristlerin Jandarma taburuna yaptıkları silahlı taramada o sırada tabur gazinosunda bulunan Astsubay Memiş Arıbaş karın boşluğundan ağır yaralanmış, olaydan 5 gün sonra ise şehit olmuştur.

PKK’lı militanlar eylemleri bitirdikten sonra gecenin karanlığında eylem yaptıkları yerlerden eylem planları yaptıkları Altınsu köyünün sırtını verdiği dağlara sloganlar atarak gitmişlerdir.

PKK’lı teröristler her iki ilçeyi de bir süre ellerinde tutarak ilçe meydanında ve cami minarelerinden terör örgütünün propagandasını yaptılar. Aynı zamanda Ziraat Bankası’nı soymak amacıyla banka personelinin evlerine baskın yaptılar. Bu saldırı örgütün yaptığı ilk büyük saldırı olarak kabul edilir.

Her iki hain baskın sonucunda iki askerimiz şehit düşmüş, 3 sivil ve 9 askerimiz yaralanmıştır. Jandarma birliğine ait çok sayıda silah, mühimmat, malzeme gasp edildi.

ŞAM’DA BULUNAN TERÖRİSTBAŞI ÖCALAN, ERUH VE ŞEMDİNLİ BASKINLARINI YAPAN, MEHMETÇİKLERİMİZİ ŞEHİT EDEN PKK’LI CANİLERE “KUTLAMA MESAJI” ÇEKMİŞTİR

 

Alperen Dergisi: Esad rejiminin maşası olan terör örgütünün ele başısıÖcalan bu kanlı baskınlarla ilgili neler söyledi?

Hakkı Öznur: Bölücü örgütün yayınlarında 15 Ağustos 1984 kanlı baskınları için   “tarihe ilk kurşun olarak geçecek olan 15 Ağustos Atılımı, Agit yoldaşın komutasında gerçekleşen Eruh baskınıyla özgürlük mücadelesinin en önemli ayağı olan gerilla savaşını başlatmıştır.” denilmektedir.

Her iki eylemi PKK’nın bir kolu olan “HRK” üstlenmiştir. PKK lideri Öcalan Eruh ve Şemdinli baskınlarını şu hain sözlerle övmüştür:

“Bir ulusun varlığı tümüyle tehdit altındaydı. 15 Ağustos atılımı bu yok olmanın önüne geçilmesi için bin bir emekle hazırlanmış, başta o zindan direnişiyle, zindan şehitlerinin anılarına bağlılığın bir gereği olarak ve en başta da bir ulusun son nefesini vermemesi için atılması gereken bir adımdı. Ve biz de bu adımı atmaktan çekinmedik”.

Eruh ve Şemdinli baskınları sonrası PKK’nın Bekaa ve diğer örgüt kamplarında örgüt militanları silahlı kutlamalar yapmışlardır.

15 Ağustos eyleminin tarihte PKK için çok önemli bir başlangıç olduğunu söyleyen bu kanlı eylemlerin planlayıcısı olan PKK MK üyesi Duran Kalkan denen hain bu eylemler sonrasında yaşadıklarını duygularını örgütün yayınında şöyle anlatıyor:

“Eylemin karar ve planlayıcılarından, hazırlıklarını yapanlardan olduğum için, tarihini ve eylemin yapılacağını biliyordum. Fakat düşmanın gizleyeceği yönünde endişelerimiz söz konusuydu. Nitekim pratikte öyle oldu. 16 Ağustos geçti, eylemlere dair basında hiçbir şey yer almadı. 17 Ağustos sabahı oldu, yine herhangi bir şey çıkmadı. Bu bizde birlikte olduğumuz arkadaş çevresinde belli bir endişe yarattı.

Haberi basın iki gün sonra verdi. Bu tabi bekleyip duyamadığımız haberin biraz geç duyulması olarak bizde büyük coşku ve heyecan yarattı. Zaten biz de Şemdinli eylem sahasına yakındık. Şemdinli güçlerinin en son hazırlıklarını da yapıp bizzat eylem alanına gönderilişini örgütlemiştik. Fakat dönüşte bize ulaşmaları söz konusu değildi. Farklı sahalara hareket edeceklerdi. O nedenle de pratik bilgilenme imkânımız olmadı. 17 Ağustos akşam bülteninde BBC radyosu Eruh ve Şemdinli eylemlerinin gerçekleştiğini ilan edince, tabi planlarımızın başarılı olduğunu ve hesaplanan politik etkiyi yaptığına dair inancımız oluştu. Başarı sağlandığını gördük.”

Bakın Mehmetçik katillerinden biri olan PKK MK üyeliği yapan şimdi KCK yöneticilerinden olan örgütün ideoloğu olarak kabul edilen Duran Kalkan, PKK taraftarı Emin Sarı tarafından kaleme alınan “İlk Kurşunlu Yıllar- 15 Ağustos 1984” adlı Eruh ve Şemdinli baskınlarını yücelten PKK propagandası yapan bu bölücü yayına “İkinci Nevroz” adlı önsöz yazmış, bu kanlı baskınları ve eylemleri övmüştür.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan 2008 yılında 15 Ağustos 1984 eylem kararının hazırlık toplantılarında nasıl ve nerelerde ele alındığını PKK yanlısı – ANF’ye de anlatmıştır.

Her şeyden önce eyleme ciddi yaklaştıklarını söyleyen Kalkan, o gün yaşadığı duygu ve düşünceleri 15 Ağustos kararı ve kararın eylem birimlerine ulaştırılması sürecini yine şöyle anlatıyor:

“15 Ağustos atılımı, bir süreci ifade ediyor. Süreç içerisinde birçok toplantı yapılmış ve bu toplantılarda alınan kararlar söz konusu. En temel karar 82 yazında gerçekleştirilen ikinci kongrede oldu. Hem stratejinin kabulü silahlı direnişin kararlaştırılması hem de ülkeye o temelde dönüş kararı ikinci PKK kongresine aittir. 83 yılı boyunca yine 84 Şubat ayında parti merkezinin bir toplantısı yapılmıştı. Daha çok örgütsel sorunlar tartışılmış olsa da silahlı direnişin geliştirilmesinin önünde de bir kararlılık orada da oluşmuştu. Bu toplantının ülkeye taşırılması sürecinde silahlı direnişin geliştirilmesi, Güney ve kuzey Kürdistan sınır zemini üzerinde oldu. Ardından daha da somutlaşmak üzere genel planda hazırlanan ve oluşturulan kararlar tam isteneni vermeyince Haziran sonunda Temmuz başında önce Lolan’da sonra Zap yakınında Kurejahro ile Şikefta Birindara arasında iki toplantı oldu. Lolan’daki toplantı daha çok Önderlik sahasından gelen Fuat arkadaşın Önderliğin değerlendirmelerine ilişkin tuttuğu notların tartışılıp planlaması temelinde geçti. Birçok konuda geniş değerlendirmeler yapmıştı. Fuat arkadaş da onları not almıştı. Toplantıya katıldı ve bütün perspektifleri aktardı. Pratik durumu değerlendirdik ve Kürdistan Kurtuluş Birliği HRK’nin kurulmasına, askeri birlik yaratmaya karar verdik. Yine kitle çalışmasını nasıl yürüteceğimizi değerlendirdik. Doğrudan devlet güçlerini hedefleyen bir askeri eylemle öyle bir gerilla örgütlemesi temelinde başlamayı doğru bulduk, kararlaştırdık. Bu temelde düzenleme ve görevlendirmeler yaptık. HRK’nin birliklerini silahlı propaganda birlikleri biçiminde ü



FOTO GALERİ


GENEL MERKEZ
HABER BÜLTENİ


Bu sitenin Sunucu Kiralama hizmeti Sunucuturkiye Dedicated Server , Datatelekom Datacenter , Kaliteweb web hosting tarafından sağlanmaktadır.