Büyük Birlik Partisi

GENEL MERKEZ GÜNDEMİ

2017-04-25 09:28:34

ALPEREN DERGİSİNİN YİK BAŞKANI HAKKI ÖZNUR İLE YAPTIĞI TARİHİ SÖYLEŞİ.(6)

BBP YİK BAŞKANI HAKKI ÖZNUR: PKK/ DHKP – C AVRUPA GLADYOSU’NA, NATO’NUN KOZMİK ODALARINA BAĞLIDIR
ALPEREN DERGİSİNİN YİK BAŞKANI HAKKI ÖZNUR İLE YAPTIĞI TARİHİ SÖYLEŞİ.(6)
BBP YİK BAŞKANI HAKKI ÖZNUR: PKK/ DHKP – C AVRUPA GLADYOSU’NA, NATO’NUN KOZMİK ODALARINA BAĞLIDIR

 

ÜLKÜCÜ FİKİR VE SİYASET ADAMI,  ARAŞTIRMACI – YAZAR HAKKI ÖZNUR İLE YAPILAN SÖYLEŞİ:

ALTINCI BÖLÜM

 

FİGEN YÜKSEKDAĞ MLKP ADLI TERÖR ÖRGÜTÜNÜN MENSUBUDUR

Alperen Dergisi: İç savaş tahrikçiliği yapan Figen Yüksekdağ hangi Sol örgütün mensubudur?

Hakkı Öznur: Paralel yapı KCK/PKK’nın uzantıları ile yancısı, Almanya merkezli MLKP’nin mensubu olan Figen Yüksekdağ da mecliste. HDP eş başkanı Figen Yüksekdağ illegal terör örgütü MLKP’nin ve onun yasal partisi olan 29 Ocak 2010 tarihinde kurulmuş Marksist – Leninist bir siyasi parti olan Ezilenlerin Sosyalist Partisi (kısaca ESP)’nin ilk kurucu genel başkanıdır.

Marksist Leninist Komünist Parti (kısaca MLKP), 10 Eylül 1994'te kurulan yasa dışı komünist bir örgüttür. MLKP’nin kökenleri 12 Eylül 1980 öncesine dayanmaktadır. Üç sol örgüt TKP-ML Hareketi, TDKİH ve TKİH’in birleşmesiyle kurulmuştur. Figen Yüksekdağ asker, polis, ülkücü katili olan terör örgütü MLKP’nin uzun süreli yayın yapan halen yayınlanmaya devam eden Atılım gazetesinde uzun yıllar çalışmıştır. Atılım gazetesinde yayın kurulu üyesi olarak çalıştı ve “Sosyalist Kadın” dergisinin editörlüğünü yaptı.

Kendini feminist, sosyalist olarak nitelendiren Figen Yüksekdağ HDP’nin 22 Haziran 2014'te HDP II. Olağan Kongresi sonunda partinin eş başkanı olarak seçildi.

HDP Eş Genel Başkanı MLKP’li Figen Yüksekdağ 19 Temmuz günü Kobani'de PYD terör örgütü ile yaptığı temasların ardından Suruç ilçesine gelerek devletin Suriye sınırındaki güvenlik tedbirlerini eleştirmiştir yine ABD uşağı PYD terör örgütüne sahip çıkmış “ Biz sırtımızı YPJ'ye, YPG’ye ve PYD’ye yaslıyoruz. Bunu söylemekte ve savunmakta hiçbir sakınca görmüyoruz.’ demiştir. Yüksekdağ açıkça terör örgütüne ve küresel terörizme sahip çıkmış topraklarımızı ve bölgemizi kan gölüne çeviren küresel cinayet şebekelerinin sözcüsü olmuştur. 

SOKAKLARIN KARIŞTIRILMASI KÖKLÜ SOL SİYASİ GELENEKTİR

Ülkemizde sokakların karıştırılması 1967’den günümüze beri en etkili yöntemdir. Bu çok eski, köklü, sol bir siyasi gelenektir.

Derin sol örgütler, bölücüler, beşinci kol gruplar, Türkiye’yi kaosa sürüklemek için tekrar meydanlara çıkmışlardır. Dışarıdan talimatlı ve yönlendirilmeli etki ajanlarının da devreye girmesi ile bilinçli tahrikler ile toplum büyük bir gerilime ve kutuplaşmaya götürülmeye çalışılmaktadır.

Kobani’yi, Suruç’u bahane ederek yapılan provokatif eylemlerin derin bir planlama olduğu planlı ve organizeli hareketlerin sokaklara inmesi ile görülmüştür.

IŞİD ile PYD/PKK Ayn El Arap/Kobani’de savaşırken bu gençleri kimler ölüme gönderdi?  Bunca yıllık provokasyon tarihinden kimse neden ders çıkarmıyor?

Suruç’taki Amara Kültür Merkezi parkında toplanan Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu üyelerinin yanında bir gün önce bulunan HDP milletvekilleri ve yetkilileri, basın açıklaması yapılacağı gün neden toz olup buharlaştılar?

DERİN SOL ÖRGÜTLER BİLE BİLE GENÇLERİ ÖLÜME GÖNDERDİLER

Alperen Dergisi: Kartel medyası, bölücü medya  “Rojava” edebiyatı yapmaya devam ediyor. Siz bu konuda neler söylemek istersiniz?

Hakkı Öznur: Kartel medyası cinayet şebekesi PKK teröristlerini şirinleştiren bir kampanya yürütüyor. Emperyalist basın da bu kampanyanın başındadır. “Rojava” edebiyatı gırla gidiyor.

PKK/PYD saflarında, Suriye’ye savaşmaya giden derin sol örgütler sözde Kobani’deki çocuklara oyuncak, kitap götüreceklermiş! Onlara çocuk parkları yapacaklarmış! Bunların bir kurgu ve tamamen mizansen olduğunu cümle âlem biliyor.

Suriye hakkında çok fazla bilgi sahibi olmayan derin sol örgütlerin karanlık ağına düşmüş genç solcuları Ayn El Arap’a ya da Kobani’ye götürmek için İzmir’den, Adana’dan, İstanbul’dan otobüs kaldıranlar, Suriye’de iç savaşın olduğunu bilmiyorlar mı? Biliyorlar ama ölümle sonuçlanabilecek bu yolculuğa o gençleri bilerek çıkardılar.

“Çocuk parkı, oyuncak, kitap, kütüphane” bunlar hikaye! 33 kişinin öldüğü olay sonra basında yürütülen kampanyaya bakınız, kanlı Kürt Koridoru için yürütülen faaliyet, birden “Oyuncak götürme ve çocuk parkı yapma faaliyetine” dönüştürülüyor.

Suruç patlamasında bölgede hiçbir HDP'li yöneticinin milletvekilinin olmaması soru işaretlerine sebep olmuştur. Bir gün önce orada HDP mitingine katılan HDP Eş Başkanı Figen Yüksekdağ bağlı olduğu MLKP adlı terör örgütünün uzantısı SGDF’nin Suruç toplantısına niye katılmamış? Gelmesi bekleniyormuş. Son anda iptal edilmiş. Neden gitmediğinin cevabını hala vermiyor. Ne HDP şefleri ne oraya o gençleri götüren Sol örgütün kızıl şefleri orada yoktular. 33 kişi pisipisine öldüler ölüme gönderildiler.

Şu hususlar da çok dikkat çekicidir:

Olaydan bir gün önce KCK şeflerinden Cemil Bayık, “halkımız silahlansın” açıklaması yapmıştır.

Olayın hemen ardından HDP’liler, koro halinde kendi güvenliklerini sağlamak için silahlanacaklarını açıklamıştır.

Okullar tatilde olduğu halde ODTÜ’deki PKK ve ona destek veren Türk Sol örgütlerine mensup militanlar olaydan 1 dakika 28 saniye sonrasında “Suruç’ta katliam var” pankartını açmışlardır. Olaydan 2 dakika sonra Alman istihbaratının haber kanalı DPA, Suruç patlamasının haberini dünyaya servis ediyor.

“Rojavalı çocuklara oyuncak götürmek” palavrasını kimse yemiyor. Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu'nun bağlı olduğu illegal terör örgütü MLKP Merkez Komitesi Suruç patlamasının ardından  “Devrimci savaşımı büyütmek MLKP'nin boynunun borcudur.  Çünkü onlar Kobani direnişinde ve Rojava devriminin tüm cephelerinde savaştılar, onlar sosyalizm mücadelesinin bayraktarıydılar" dedi.

SGDF’nin Kobani kampanyasına mesnet olarak gösterilen “çocuk parkı, kreş, rehabilitasyon” faaliyetleri mizansendir. Legalde ESP’nin illegalde MLKP’nin çizgisinde faaliyet yürüttüğü de Türkiye’de HDP’yle Suriye’de PYD’yle aynı safta mücadele ettiği de sır değil.

“Kobani’ye insanlık taşıyorlardı” tam bir aldatmacadır. “Kobani’nin yeniden inşası için” vurgusu hikayedir. Bilmeyen de bunların Kobani’ye inşaat yapmaya, çocuk parkı yapmaya gittiğini sanacak! Hâlbuki Türk – Kürt solunun Suriye’ye ABD ve NATO planlarına bağlı olarak gruplar halinde genç militanları gönderdiğini Ortadoğu’da bilmeyen yok.

Hem gençleri ölüme gönderiyorlar hem de onların kanları üzerinde devrimcilik edebiyatı yapıyorlar. Nasıl olsa ölenler örgüt şefleri değil. Ölenler ne için Suriye bataklığına gittiklerinin bilincinde dahi olmayan kandırılmış gençler…

TÜRK KOMÜNİSTLERİ ABD VE BATI EMPERYALİZMİNİN MAŞALIĞINI, BAAS REJİMİNİN TETİKÇİLİĞİNİ YAPMAKTALAR

1968’den günümüze fraksiyon kavgası yapan birbirlerini öldüren illegal sol örgütlenmeler, Ayn al – Arap – Kobani söz konusu olunca, genel itibariyle geçmişteki kanlı çatışmaları sol içi şiddeti bir kenara bırakıp eylem birliği yaptılar.

PKK/PYD’ye destek için bölgeye giden illegal sol örgütler, legal siyaset alanında HDP’yi destekliyor.

Türkiyeli devrimci örgütler bir açıklama yaparak PKK/PYD’ye destek vermek için “Birleşik Özgürlük Güçleri” oluşumunu kurduklarını ilan etmişlerdir.

MLKP, TKP/ML, MKP, MLSP/Devrim Cephesi, TKP/Kıvılcım, Anarşistler vb. gibi örgütler Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi/SYKP, EMEP, SDP gibi legal fraksiyon partiler açıkça PKK himayesine girmişlerdir. 2009 yılında öldürülen polis katili Orhan Yılmazkaya’nın örgütü Devrimci Karargâh da PYD – YPG’ye destek vermektedir.

Türkiyeli devrimci sosyalist örgütler, yayınladıkları açıklama ile Birleşik Özgürlük güçleri adıyla IŞİD’e karşı savaştıklarını duyurdular.

PYD/YPG/YPJ saflarında savaşmak üzere Kobani’ye sevk edilen gençleri “Türk ve Kürt enternasyonalizminin yüz akları” diye övmekte inat ettikleri oranda Suriye’den Türkiye’ye taşınan şiddeti de teşvik ediyorlar.

Türk Sol örgütlere mensup militanlar YPG ve Esad saflarında eğitilip faşist BAAS rejimini korumaya çalışıyorlar.

PKK/PYD sadece kendi silahlı gruplarını kurmadı. Ne kadar Türk soluna mensup sol örgüt varsa Suriye’de eğitti ve altında savaştırıyor: MLKP TİKKO, MKP, MLSPB- vb. başta olmak üzere kaç tane Alevi – Komünist örgüt varsa, şu an Suriye’de askeri eğitim alıp diplomayla Türkiye’ye dönmekteler.

Batılı ve Ortadoğulu istihbarat servislerinin kontrolündeki derin sol örgütler Kobani’de ve diğer bazı bölgelerde piknik yapmıyorlar, dağda çiçek toplamıyorlar.

Derin sol örgütler Suriye’yi yolgeçen hanı yaptılar.

MLKP ve TİKKO gibi birçok sol taşeron örgüt Kobani’de terör eğitimi alıyor. PKK’ya, PYD’ye yoldaş olsunlar diye. Suriye’de IŞİD’e karşı silahlı çatışmalarda ölen MLKP’lilerin haddi hesabı yok. Türkiye’den PKK/PYD saflarında savaşmaya giden komünist örgüt üyelerini masum göstermek tamamen bir algı operasyonudur. 

BİRÇOK TÜRK SOL ÖRGÜTLERİNE MENSUP MİLİTANLAR IŞİD TARAFINDAN ÖLDÜRÜLMÜŞTÜR

Alperen Dergisi: Suriye’de PYD saflarında ölen kaç Türk Komünisti var?

Hakkı Öznur: Suruç’taki Amara Kültür Merkezi’nin önünde toplanan SGDF üyeleri tarafından “Arin’den Sibel’e Yürüyoruz Zafere” sloganları atılmıştır. Peki MLKP yandaşı SGDF’lilerin sahip çıktığı Arin Mirkan kimdir? Arin Mirkan YPJ’nin IŞİD’e karşı “feda eylemi” yani intihar saldırısı düzenleyen kadın savaşçısıydı. Sibel Bulut da bu savaşta ölen MLKP’li bayan militanlardan biriydi.

(Marksist Leninist Komünist Parti) MLKP'nin Suriye’de ilk öldürülen militanı (Kod adı Mazlum Yoldaş olan Erkan Tosun’dur) 14 Eylül günü 2013 günü Resulayn’da silahlı çatışmada öldürüldü.

Boğaziçi mezunu sosyolog ve çevirmen Suphi Nejat Ağırnaslı (Paramaz Kızılbaş) Suruç’ta ölen MLKP’li gençlerin yoldaşıydı. Sarya/Eylem Deniz kod adlı 28 yaşındaki MLKP üyesi Sibel Bulut da, 12 Aralık’ta Kobani’nin güney cephesinde IŞİD’e karşı savaşırken öldürülmüştür. 30 Aralık 2014'te MLKP militanı Oğuz Saruhan (Algan Zafir) 24 Şubat 2015’te 'Alişer Dersim' kod adlı MLKP militanı Emre Aslan, yine 16 Mart 2015’te MLKP'li Sinan Sağır'ın (Suphi Garzan) IŞİD ile girilen çatışmalarda ölmüşlerdir.

Nusayri cinayet şebekesi Şebbihalar ile ortak hareket eden MLKP, DHKP – C, Acilciler vb şer örgütlerle Esad rejiminin tetikçiliğini yapmaktadır.

Çok sayıda Türk sol örgütlere mensup militanlar PKK yapılanması olan YPG/YPJ saflarında IŞİD’e karşı savaşırken öldürüldüler. Ölenler arasında EMEP, SDP, SYKP, MLSPB – Devrim Cephesi – TİKKO militanları da vardır.

PKK/PYD saflarında sadece Türk solunun ve PKK’nın “Türk – Kürt enternasyonalizmin yüz akları” dedikleri savaşmıyor. Amerika, Kanada, İngiltere, İsrail, vatandaşı birçoğu “ajan” olan kişiler de PKK/PYD saflarında savaşmaktadır.

HDP kuyruğuna PKK ile bir zamanlar kanlı bıçaklı olan mensupları PKK tarafından öldürülen EMEP, TDKP, ESP (MLKP) vb. bazı sol örgütler ve çevreler takılmıştır.

İLKESİZ, KÖKSÜZ, MANDACI TÜRK SOLU AMERİKANCIDIR, BAAS’CIDIR, İSRAİL MUHİBİDİR

68 sürecinde “6. Filo def ol” diyenler, ABD elçisinin arabasını yakanlar aradan geçen 47 sene sonra şimdi Gladyo’ya bağlı PKK ve PYD ile beraber IŞİD’a karşı “Bıji Obama, Bıji Amerika” sloganları atıyorlar. ABD ve koalisyon güçlerinin şemsiyesi altında devrim şarkıları söylemekteler. Nasıl anti – Amerikancılıksa! Nasıl Devrimcilikse! ABD, Batı, İran ve BAAS yedeğinde devşirme solculuk!

PKK ve paralelinde hareket eden Marksist örgütlerin Suriye’nin kuzeyinde Esad/Baas rejimiyle uyumlu bir koridor açma adına verdikleri savaştır. Kobani devrimi iddiası, kanlı bir iktidar mücadelesidir.

SURİYE GİZLİ SERVİSİ EL – MUHABERAT SOL ÖRGÜTLERİ EĞİTMEKTEDİR

Alperen Dergisi: Yine çok önemli bir kitap olan “Derin Sol” adlı eserin yazarısınız. Türkiye’deki Sol hareketler ve bölücü hareketler üzerine uzman olan bir araştırmacı – yazarsınız.  Sol siyasi tarihi de çok iyi biliyorsunuz. “Derin Sol” adlı eseriniz diğer kitaplarınız gibi başucu kitap, kaynak eser olarak okunuyor ve faydalanılıyor.  Yakın çağ siyasi hareketler üzerine kitaplar yazan, makaleler yazan bir araştırmacı – yazar olarak sizce Türk Komünistlerini kimler ve hangi ülkeler kullanıyor? Türk Sol örgütleri kim eğitiyor?

Hakkı Öznur: Esad klanı, BAAS rejimi soğuk savaş döneminden günümüze Sol ve bölücü terör örgütlerini himaye etmeye, onlara kamplar açmaya, liderlerini ve tetikçilerini beslemeye, onları Türkiye’ye karşı “ajan – kışkırtıcı” ve “taşeron” olarak kullanmaya devam ediyor. PKK lideri Abdullah Öcalan’a 19 yıl (1979 – 1998) Esad rejimi bakmış ve terör örgütü PKK’ya her türlü imkanı sağlamıştır.

PKK, THKP – C, Acilciler, DHKP – C vb. Sol terör örgütleri Suriye gizli servisi El Muhaberat’ın kontrolünde hareket etmişlerdi.

Bir polis ve gizli servis devlet olan Suriye özellikle Reyhanlı olayında gündeme gelen Acilciler adlı Çayanist örgütün eski lider ve mensuplarını ve diğer sol örgütleri Suriye iç savaşında kullanmaya devam etmektedir.

SURİYE AJANI MİHRAÇ URAL, MÜSLÜMAN KATİLİ BİR KOMÜNİST – KIZIL BİR ŞEBBİHA’DIR

Bir dönem Acilciler adlı örgütün liderliğini yapan, 1956 Hatay doğumlu bir Arap Nusayrisi olan Mihraç Ural, Suriye ordusu ve BAAS’ın cani, cinayet şebekesi BAAS Şebbihaları’yla masum insanları katletmeye devam etmektedir. Hama, Humus, Halep, Lazkiye vb. birçok yerde etrafında bir grup Türk soluna mensup militanlarla çatışmaların içinde yer almaktadır.

31 Temmuz 1980 yılında 30 Sol örgüt mensubuyla Adana Cezaevi’nden firar eden Mihraç Ural 24 saat sonra Suriye’ye geçmiş ve 4 ay sonra da Suriye vatandaşı yapılmıştır. Eski yol arkadaşları, Acilciler örgütünü kuran kadrolarca, “Suriye casusu, El Muhaberat elemanı, 1976 yılında Muhaberat tarafından içimize sokulan ajan, devrimci katili, soysuz, hırsız, eroin esrar ticareti yapan ahlaksız, Acilcileri Muhaberat’a satan alçak” denilen Mihraç Ural, 30 yıl Suriye’yi “demir pençe” ile yöneten diktatör Hafız Esad’ın kardeşi, şimdiki diktatör, Beşar Esad’ın küçük amcası olan, Suriye gizli servisini yöneten adam denilen Cemil Esad’ın en has adamıydı.

El Muhaberat adlı Suriye gizli servisi Mihraç Ural ve onun gibi bir çok sol örgüt militanını, 35 yıldır polis rejimi Suriye’de zevk sefa içinde yaşayan bu hain, şimdi ajan – provokatör olarak yine Türkiye’yi karıştırmak için özellikle Hatay ve Reyhanlı alanında sahaya sürmüştür. Bu vatan haininin halen Hatay ve bazı ilçelerinde geçmişten gelen örgütsel ilişkileri ve derin bağları vardır. Mihraç Ural ve grubunun amacı BAAS rejiminin kendilerine verdikleri talimatı yani Alevi – Sünni çatışmasını çıkartmak ve ülkeyi kaosa sürüklemektir. 

TERÖR ÖRGÜTÜ DEV – SOL ŞAM’DA DHKP – C İSMİNİ ALMIŞTIR, MUHABERAT’LA VE AVRUPA GLADYO’SUYLA İLİŞKİLERİ VARDIR

Alperen Dergisi: Suruç patlamasının ardından eylemlere başlayan DHKP – C’nin Suriye ile ilişkisi ne zaman başladı?

Hakkı Öznur: Önce bu Kızıl Stalinist terör örgütünün siyasi geçmişiyle ilgili birkaç söz söyleyim: Devrimci Sol (Kısa adı Dev – Sol şimdiki adıyla DHKP – C) olarak bilinen örgüt 30 Mart 1994 yılında Şam’da yaptığı toplantıyla DHKP – C ismini almıştır. Örgütün lideri, 11 Ağustos 2008’de Hollanda da kanserden, sırları ile beraber ölen, Gladyo’nun maşası Dursun Karataş, örgütün Şam’da yaptığı kongrede genel sekreter seçilmişti. Karataş ve benzeri birçok sol örgüt şefinin, Avrupa Gladyosu’yla geçmişten beri ilişkiler vardı.

Devrimci Sol adıyla örgütlenen Dursun Karataş’ın liderliğindeki grup 20 Aralık 1978’de yaptığı bir toplantıyla 3 kişilik MK oluşturdu. Dayı kod adlı Dursun Karataş, Şişko kod adlı Paşa Güven, Sessiz kod adlı Hüseyin Solgun ilk MK’yi oluşturdular. Dev – Sol’un Türkiye sorumluluğunu Karataş üstlenirken, Paşa Güven ise yurtdışı sorumlusu oldu.

Dev – Sol adlı karanlık örgütün yurtdışıyla ilişkisi 1979 yılının başlarında başlamıştı. 1979’dan günümüze bu terör örgütü Esad Rejimi’nin yanında yer almıştır. Suriye ve Lübnan’da ki kamplarda bu örgütün militanları eğitim görmüştür.

Dev – Sol, 12 Eylül darbesinden sonra yeniden toparlanma süreci dediği 1980’lerin sonlarında itibaren Türkiye’de kandırılmış bazı genç sempatizanlarını yurt dışına göndererek Lübnan’ın Bekaa vadisinde Ahmet Karlangıç Kampı ismini verdiği yerde silahlı eğitimden geçirterek her birini örgüt militanları haline getirdi. Bunlara “silahlı devrim birlikleri (SDB)” adını vererek gruplar halinde Türkiye’ye soktu.

1994 başında Almanya’dan Şam'a giden Dursun Karataş, burada Acilciler örgütünün liderlerinden Arap Nusayrisi Mihraç Ural'ın da yardımı ile örgüte ait bir kamp yeri kurdu. Şam'da 4 ay kalan Karataş, örgütsel faaliyetler ve yeniden yapılanma tartışmalarını başlattı. DHKP- C’nin kuruluş hazırlıklarını burada yaptı.

(DEV – SOL) DHKP – C HAFIZ ESAD FİRAVUNUNA ÖVGÜLER DİZMİŞTİR

Dev – Sol kendilerine her türlü desteği veren Hafız Esad diktatörünü ve BAAS diktatörlüğünü savunmuşlardır. 30 yıl Suriye’yi zulümle yöneten zalim diktatör, Ortadoğu’daki terör örgütlerinin hamisi Hafız Esad denen alçağın 10 Haziran 2000 yılında ölmesinden sonra, çıkarmış oldukları “Vatan” adlı dergilerinin 19 Haziran 2000 tarihli 44. Sayısında Hafız Esad adlı Firavuna, diktatöre övgüler dizmişlerdi.

Dev – Sol/DHKP – C’nin sesi “Vatan” adlı dergide şunlar yazıyordu:

“Suriye Halkının başı sağ olsun. Ortadoğu halkları ilerici ve devrimci bir önderi kaybetti.”

1978 – 1994 yılları arasında Dev – Sol, 1994 – 2003 yılları arasında, DHKP – C olarak faaliyet gösteren, terör örgütünün, 30 yıl liderliğini yapan, Dursun Karataş adlı hainin, katilin, caninin ölümünden sonra örgüt Karataş’ın yardımcısı olan Zerrin Sarı ve üç kişiden oluşan MK tarafından yönetilmektedir.

"Abla" ve “Seher” kod adıyla bilinen Zerrin Sarı'nın asıl mesleği avukatlık. Bir dönem örgütün hukuk bürosunda çalışan Sarı, Dursun Karataş'ın sevgilisi olarak da biliniyordu. Halkın Hukuk Bürosu’nda DEV – SOL ve DEV – GENÇ davalarına bakan Avukat Sarı, örgüt adına çeşitli faaliyetlere katılmıştır. THKP – C ve DEV – SOL'un oluşturduğu "Tutuklu Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği"nin (TAYAD) üyesi olan Sarı, 1991'de kurulan Özgürlükler Derneği (ÖZGÜR-DER)'nin de kurucuları arasındadır.

Dursun Karataş’ın talimatıyla, Dev – Sol içinde Almanya’da yaşanan örgüt içi ayrılıkta, 13 Eylül 1992 darbesi denen olayda (Bedri Yağan – Dursun Karataş çatışması) yurt dışına çağrıldı.

1993 başlarında yurtdışına çıkan Sarı Şam’da yapılan DHKP – C kuruluş kongresinde Genel Sekreter Yardımcısı oldu. Dursun Karataş’ın yardımcısı oldu. Karataş’ın ölümünden sonra örgütü derin adam olarak bilinen Hüseyin Fevzi Tekin ve Zerrin Sarı yönetmektedir. DHKP – C'nin merkez üssü AB ülkeleri ve Suriye’dir. Sahte isim ve pasaportları Yunan gizli servisi aracılığıyla elde etmekteler. DHKP – C Türkiye'ye yönelik saldırılarında Suriye'den her türlü lojistik desteği almaktadır.

Yunanistan, Belçika, İngiltere, Hollanda, Fransa ve benzeri ülkelerde büroları bulunan bu karanlık örgüt önde gelen silahlı militanlarını, tetikçilerini Suriye Devleti’nin himayesinde bu ülkede saklamaktadır. Şam yönetimi PKK gibi ACİLCİLER’i de, DHKP – C’yi de, MLKP’yi de Türkiye’ye karşı kullanmaya devam etmektedir. Sol terör örgütlerin 1970’ler den beri Şam Rejimi ile tarihsel ortaklıkları vardır.

Yunanistan'dan iadesi istenen çoğu DHKP – C terör örgütü üyesi terör örgütü mensuplarından 37'sinin iadesi reddedildi. Yunanistan'ın, DHKP-C terör örgütü mensuplarının yoğun bir şekilde barındığı bir ülkedir. Bu ülkeden kimi örgüt mensuplarının zaman zaman silahlı/bombalı eylem gerçekleştirmek üzere yasa dışı yollardan Türkiye'ye giriş yapmıştır.

Acilciler, DHKP – C, MLKP vb. sol örgütlerin mensupları ellerini kollarını sallayarak Şam’a gitmektedirler. Sol örgütlerin Suriye gizli servisi El Muhaberat ile ilişkisi devam etmektedirSon 3 yılda, DHKP – C’ye yönelik operasyonlarda aranan bir kısım militanların Şam’da ortaya çıkmaları örgütün Esad’ın Şam ilişkisini göstermektedir.

KÜRESEL MAFYA’NIN TAŞERON OLARAK KULLANDIĞI, DEV – SOL ADLI TERÖR ÖRGÜTÜ GÜN SAZAK’I ŞEHİT ETTİ

Alperen Dergisi: Dev – Sol adlı terör örgütü 12 Eylül öncesi hangi sansasyonel eylemleri yaptı?

Hakkı Öznur: İç savaş tahrikçisi örgütlerden biri olan Dev – Sol’un işlediği sansasyonel suikastlar, sadece 1980 sonrası değildi. 12 Eylül 1980 öncesi de Türkiye’yi derinden sarsan kanlı eylemler yapmış, suikastlar işlemişti. Derin Sol örgütlerden biri olan, Devrimci Sol adlı kızıl terör örgütü, 12 Eylül 1980’e kadar sansasyonel kanlı eylemler yaparak gündeme gelmeye çalıştı.

Bu terör örgütü  27 Mayıs 1980’de Ankara’da, MHP Genel Başkan Yardımcısı, Gümrük ve Tekel Eski Bakanı, bakanlığı döneminde mafyayla mücadele etmiş ve mafyanın belini kırmış olan başta, silah, uyuşturucu, sigara vb. her türlü, kaçakçılığı önlemiş, bu yüzden iç ve dış mihrakların uluslararası mafyanın hedefi haline gelen, yaptığı icraatlarla, herkesimin övgüsünü kazanan, büyük siyaset ve devlet adamı Gün Sazak’ı Ankara’da şehit ettiler.

Gün Sazak’a  düşman olan küresel mafya, Dev – Sol adlı  terör örgütünü, “taşeron” olarak kullanmış ve Dev – Sol tetikçilerine, Gün Sazak’ı vurdurmuşlardır.

Şehit Gün Sazak, bakanlığı döneminde yaptığı önemli icraatlarla her kesimin takdirini toplamış bir siyaset ve devlet adamıydı. Bakanlığı döneminde mafyanın belini kırmış, silah ve uyuşturucu kaçakçılığına göz açtırmamıştı. Gümrük kapılarında vurgun ve rüşveti ortadan kaldırmıştı. Bu yüzden mafya babalarının, uyuşturucu ve silah baronlarının hedefi haline gelmişti. Dönemin önde gelen gazetecilerinden, kendisi de bir suikasta kurban giden Abdi İpekçi bile Milliyet gazetesinde Gün Sazak’la ilgili övücü yazılar yazıyordu. MHP muhalifleri bile, Gün Sazak hakkında “başarılı bir bakan” diyorlardı.

Yine bu kanlı terör örgütü ülkeyi kaosa sürüklemek için 19 Temmuz 1980’de de, 12 Mart döneminde başbakanlık yapan Nihat Erim’i İstanbul’da öldürmüştü.  Bu kanlı Komünist terör örgütü, onlarca dava arkadaşımızla birlikte aralarında 35 polis ve 23 askerin de bulunduğu 250’ye yakın kişiyi şehit etmiştir.

DHKP – C, PKK GİBİ KÜRESEL MAFYAYLA İÇ İÇEDİR, UYUŞTURUCU TİCARETİ YAPMAKTADIR

Dev–Sol/DHKP – C tıpkı PKK gibi mafyatik işler yapmaktadır. Uluslararası mafya ile de ilişkileri vardır. Avrupa’daki şefleri uyuşturucu ticareti yapmaktadır. Dev – Sol lideri Dursun Karataş’ın emriyle yol arkadaşları tarafından 11 Temmuz 1991’de Paris’te ensesine sıkılarak öldürülen Dev – Sol kurucularından Paşa Güven’in mafyayla ilişkisi vardı. Paşa Güven ile örgüt lideri Dursun Karataş’ın arası,  uyuşturucu ticaretinden ve başka kirli işlerden gelen para yüzünden açılmıştı. Örgütün lideri Karataş, örgüt parasına el koymakla suçladığı eski yol arkadaşını, Paşa Güven’i Paris’te örgütün tetikçilerine infaz ettirmiştir.

Tıpkı PKK gibi DHKP – C,  MLKP,  MKP vb. benzeri derin sol örgütler de küresel mafyanın kontrolündedir mafyayla birlikte çalışmaktalar.

DHKP – C’NİN LİDER KADROSU  DERİN GÜÇLERİN YARDIMLARI İLE CEZAEVLERİNDEN KAÇMIŞLARDIR

Alperen Dergisi:  -12 Eylül 1980 darbesi sonrası yakalanan örgüt lideri Dursun Karataş ve Dev – Sol’un önde gelenleri, Dev – Solcular cezaevinden kendileri mi kaçtı? Yoksa derin güçler tarafından (Gladyo) ve onun işbirlikçilerinin organize ettiği bir planla kaçışları mı sağlandı?

Hakkı Öznur: Bu terör örgütünün şeflerinin kaçışı normal değildir. Kesinlikle içerden ve dışarıdan yardım almışlardır. Örgüt, “biz firar ettik” diyor ama bu palavradır. Çünkü Dev – Sol adlı bu karanlık örgütün devlet içindeki karanlık odaklarla, yapılarla, ilişkisi olduğunu bilmeyen yoktur. Sol çevreler de bile istihbarat örgütleriyle, çevreleriyle ilişkisi olduğu 37 yıldır dile getirilmektedir. Bu örgüt, bir sivil toplum örgütü değil, kanarya sevenler derneği değil, kanlı bir terör örgütü. Böyle bir örgütün lideri ve üst düzey yöneticileri yardım almadan,  ellerini kollarını sallayarak çıkacak! Bu mümkün mü?

Tekrar ifade ediyorum; Türkiye’yi yeni kaos ortamlarına sürüklemek için, kaçışları organize edilmiş ve kaçmaları sağlanmıştır. Zaten onların kaçışından ve yurtdışına çıkışından sonra bir taraftan PKK terörü diğer taraftan Dev – Sol suikastlarıyla, ülke karanlık 93 sürecine girmiştir.

Kaos organizatörlerinin kullandığı ve iç savaş tahrikçileri ile bağlantılı olarak çalışan, karanlık örgüt Dev – Sol tarafından üstlenilen suikastler, eylemler, örgüt lideri Dursun Karataş ve diğer yöneticilerinin (1989 – 1991) cezaevlerinden firar etmesi sonrası meydana gelecekti. Yolgeçen hanına dönen cezaevlerinden firar eden edeneydi. Bir Dev – Sol’cular, bir TİKKO’cular ellerini, kollarını sallayarak, firar ediyorlardı. Kimse bu normal olmayan firarları sorgulamıyor, üzerine gitmiyordu. Bu firarlarda, derin karanlık odakların, “taşeron” olarak kullandıkları Dev – Sol’a ve diğer derin sol örgütlere yardım ettikleri, dünden bu güne kamuoyunda dile getirilmektedir.

Dev – Sol (Şimdi DHKP – C) adlı karanlık örgütün lideri Dursun Karataş, örgüt yöneticilerinden Bedri Yağan ile 25 Ekim 1989’da Sağmalcılar cezaevinden, yine Dev – Sol’un önemli isimlerinden Sinan Kukul, Mürsel Göleli 2 Ocak 1990’da Bayrampaşa Cezaevi’nden firar ettiler. Onları, örgütün önemli isimlerinden Aslan Tayfun Özkök, İbrahim Erdoğan, Ahmet Fazıl Özdemir, Ali Kırlangıç’ın 28 Mayıs 1990’da Bayrampaşa cezaevinden firarları izledi. Dev – Sol firarları bitmiyordu. Örgüt üyesi İbrahim Yalçın Arkan 1 Ocak 1991’de Antep cezaevinden, İbrahim Bingöl, Lütfi Topal ise 30 Ekim 1991 günü Ankara Ulucanlar cezaevinden rahatça firar ettiler. Dev – Sol lideri Karataş 5 Ekim 1991’de Almanya’ya kaçtı. Örgüt burada ona 450 bin marka lüks bir ev satın aldı. Dev – Sol bu evi örgüt üssü olarak kullandı. Örgüt yurt dışında da kirli ve karanlık işlere devam etti.

DEV – SOL, OLİGARŞİ’YE HİZMET ETMİŞTİR. “1993 ÖRTÜLÜ DARBE” SÜRECİNDE DE TAŞERON OLARAK KULLANILMIŞTIR

Alperen Dergisi Dev – Sol en çok 1993 Süreci’nde yaptığı eylemlerle karşımıza çıktı. Dev – Sol hangi karanlık güçlere hizmet ediyor?

Hakkı Öznur:  12 Eylül 1980 öncesi olduğu gibi, ABD’nin “bizim çocukları ”NATO’ya bağlı ve Gladyo ile beraber çalışan derin odaklar, ihtilal şartlarını olgunlaştırmak ve zaten tam anlamıyla işlemeyen demokrasiyi rafa kaldırmak, askeri bir dikta rejimi kurmak için 1980 sonrası yine her türlü karanlık yol ve yöntemleri deniyorlardı. 1990’ların başından itibaren işlenen suikastlar, provokasyonlar hep Türkiye’nin kaosa sürüklenmesi, istikrasızlığın devamı ve darbe şartlarının olgunlaşması içindi.

Bu süreçte yaşanan bazı olaylarda, “derin – sol” taşeron örgütlerden biri olan, cinayet şebekesi Dev – Sol, işlediği suikastlarla tekrar gündeme gelecek, oligarşiye derin hizmetini kanlı eylemler yaparak ve cinayetler işleyerek sürdürecekti.

Örgüt lideri Dursun Karataş, planlı bir şekilde kaçırıldıktan sonra Avrupa ülkelerini dolaşmıştır. Uzun yıllar Almanya’da kalmıştır. İlk gittiği ülke Almanya’dır. Fransa, İtalya,  Belçika ve Hollanda’ya da gitmiştir. Buralarda örgütsel çalışmalar yapmış, örgütünü buradan yönetmiş, suikast ve eylem emirlerini Avrupa’dan vermiştir.

Örgüt içerisinde ve sol çevrelerde 1970’li yıllarda takılan "Dayı" lakabıyla da tanınan Hollanda’da 56 yaşında kanserden ölen Kızıl şef Dursun Karataş, 37 devlet yöneticisi ve siyasetçinin ölümünden sorumlu tutuluyordu.

(DHKP/C, yaşamını yitirmesi üzerine verdiği DHKP/C 49 Sayılı Açıklamasının başlığında, "Komutanımız, Önderimiz, Dayımızı Yitirdik." demiştir.) Gazi Mahallesi'ndeki cenazesine 5000 örgüt militanı katılmıştır.

Dursun  Karataş’ın yurtdışından yönettiği Dev – Sol’un Ordu, Emniyet, MİT, Yargı mensuplarını hedef almış infaz etmiştir.  Dev – Sol; 12 Eylül 1980 öncesi gibi 12 Eylül 1980 sonrası da suikastlar işlemeye devam edecekti. Dev – Sol bu yeni süreçte, ordu, MİT, emniyet, yargı mensuplarını hedef almıştır.

DHKP – C AVRUPA GLADYOSU’NA, NATO’NUN KOZMİK ODALARINA BAĞLIDIR

Alperen Dergisi: Eski Adıyla Dev – Sol, şimdiki adıyla DHKP – C yeniden sansasyonel eylemlere başladı.  Sizce DHKP – C dış odaklarca yeniden Türkiye’yi kaosa sürüklemek için mi piyasaya sürüldü?

Hakkı Öznur: Biraz önce de bahsettiğim gibi, Dev – Sol vb. örgütler taşerondur. Ülkemizde ve Ortadoğu’da bu tür taşeron örgütler bitmez. Biri gider, biri gelir. Çünkü bu karanlık - ajan- provokatif örgütlerin arkasında kesinlikle, ABD, AB, İsrail vb. ülkeler ve yabancı istihbarat servisleri vardır.

Bu karanlık cinayet şebekesi Dev – Sol 12 Eylül 1980 sonrasında da kanlı eylemlerine devam etmiştir. 1990 1994 yılları arasında sansasyonel eylemler yapmış; siyasetçi, asker, polis, savcı, hakim, MİT mensubu bir çok insanı öldürmüştür.

Yine 2010 – 2015 arası tekrar sahneye sürülmüştür. Son üç yıldır yine sansasyonel eylemler yapmaktadır bu süreçte bir çok polisimizi şehit etmiştir. Terör örgütü gözden çıkardığı hastalıklı ve ölüme yakın militanlarını intihar eylemlerinde saldırılarında kullanmaktadır.

1 Şubat 2013'te Ankara'da ABD Büyükelçiliği'ne yönelik canlı bomba eylemi, (örgüt bu tür eylemlere feda eylemi diyor) bu eylemi Alişan Şanlı isimli örgüt militan yapmıştır. Örgüt, 2 Şubat 2013 tarihli 402 no’lu açıklamasıyla eylemi sahiplenmiştir. Örgütün yayın organı “Yürüyüş” sürekli bu eylemin propagandasını yapmıştır. Örgüt,  “feda eylemcisi” dediği Ordulu Alişan Şanlı’ya (Ümit İlter) sahip çıkmış, övgüler dizmiştir.  Örgüt ölen militanı için cenaze töreni düzenlemiştir.

Yine 19 Mart 2013 Adalet Bakanlığı ve AKP Genel Merkezi'ne düzenlenen saldırı ve yine 20 Eylül 2013 günü  Emniyet Genel Müdürlüğü ve ek binalarına yönelik roketli saldırı gibi birçok olayı DHKP – C üstlenmiş ve sahip çıkmıştır.

2014'de Ataşehir – Yenisahra'da polis aracının taranması, 1 Ocak 2015'te Dolmabahçe'ye 2 el bombası atılması ile 31 Mart 2015'te İstanbul Çağlayan'daki Adalet Sarayı'nda Berkin Elvan davasına bakan Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz'ın rehin alınması ve şehit edilmesi de örgütün düzenlediği kanlı eylemler arasındadır.

Ayrıca 1 Nisan 2015'te örgüt üyesi Elif Sultan Kalsen tarafından İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne el bombası ve Kaleşnikof tüfeği ile saldırı düzenlendi. Olayda, Tunceli doğumlu  Elif Sultan Kalsen  adlı DHKP – C militanı ölürken, 1'i polis 2 kişi yaralandı.

Silahlı saldırıda öldürülen DHKP – C’li, Elif Sultan Kalsen, memleketi Tunceli Cemevi’nde düzenlenen törenin ardından örgüt sloganları eşliğinde toprağa verildi.

Kalsen’in Çanakkale Cezaevi’nde örgütün baskısıyla kendisini yakan kendisi gibi terör örgütünün ağına düşen ablası Fidan Kalsen’in yanına defnedildi. 

Yine kanlı örgüt, 8 Ağustos 2015 günü AKP il binasına saldırmış bir koruma görevlisini yaralamıştır. DHKP – C militanları, 19 Ağustos günü Dolmabahçe sarayı önünde nöbet tutan polislere bombalı ve silahlı saldırı gerçekleştirmiştir. Atılan bombaların patlamamıştır. Polisin takibi sonucu iki örgüt militanı ellerindeki silah ve bombalarla ele geçirilmiştir.

Bakın Suruç patlamalarında ölen yasa dışı Sol örgüt üyelerinin cenaze törenleri sırasında başta İstanbul’un göbeği olmak üzere bazı şehirlerde ve ilçelerde PKK, MLKP, TİKKO, DHKP – C vb terör örgütlerinin militanları sokaklarda kaleşnikoflarla gezmişler ve düzenlenen cenaze törenlerine ellerinde uzun namlulu silahlarla katılmışlardır.

Dışardan gelen talimatlarla DHKP-C militanları eylem yapmaktadır. DHKP-C varoşlarda yandaş kazanmak için yoğun çalışma yürütüyor. Anadolu’dan gelen gençlere hemen el atılıyor. Büyük şehirlerde saz, sanat kursları,  grup  yorum konserleri ile  örgüt militan toplamaya kazanmaya çalışıyor.

TAŞERON ÖRGÜTLERİN SANSASYONEL EYLEMLERİ ABD VE BATI EMPERYALİZMİNİN İŞİNE GELMEKTEDİR

Merkezi Avrupa’da olan taşeron DHKP – C son olarak 10 Ağustos sabah saatlerinde  Sarıyer'deki  ABD Başkonsolosluğu’na silahla ateş açılması olayını gerçekleştirdi. Silahlı saldırının ardından düzenlenen operasyonda örgüt üyesi Hatice Aşık yaralı ele geçirildi.  Yaralı yakalanan militan örgütün önde gelen kadrolarındandır.

DHKP – C adlı maşa örgütün ABD binalarına yaptığı eylemler, ABD karşıtı gibi lanse edilse de bu tür eylemler, ABD vb. emperyalistlerin işine gelir. Bu tür eylemler ABD’nin daha fazla Türkiye’nin içişlerine müdahalesini ve Türkiye üzerindeki özel savaş operasyonlarını artırmasını sağlar.  ABD emperyalizmi çıkarları için kendilerine silahlı saldırı bile yaptırır. 

Şunu iyi bilelim: Geçmişte Solcu Kızıl Tugaylar ve Maocu hareketlerin arkasında ABD ve Batılı emperyalistlerin çıktığı görülmüştür. 

Küresel terör merkezlerinden talimat alan derin sol örgütler için önemli olan Türkiye’nin kaosa sürüklenmesidir. Son yıllarda yine NATO merkezli Gladyo tarafından taşeron sol ve sapkın, harici, Selefi örgütler piyasaya sürülmüş, kanlı eylemler meydana getirilmiş ve kaos için terör örgütleri birleşmiştir.

Artan son terör eylemlerine bakıldığında PKK’ya da, DHKP – C’ye de MLKP’ye de eylem talimatları aynı küresel terör merkezlerinden verilmiştir.

DHKP – C ve PKK arasında zaman zaman örgütsel çatışmalar yaşansa da bunlar gelip geçicidir. Her iki örgüt de, Türkiye’yi istikrarsızlaştırmaya yönelik sansasyonel eylem ve suikastler de ortak zeminde buluşurlar. Bir gün PKK eylem yapar ertesi gün DHKP – C eylem yapar.

Sultanbeyli Fatih Polis Merkezi'ne düzenlenen saldırıları PKK'nın silahlı kanadı HPG üstlendi. Saldırıyı Halk Savunma Birliği adlı bir örgüt de üstlenmişti. Bombalı araçla düzenlenen saldırının ardından sabah saatlerinde çıkan çatışmada bir polisimiz şehit olmuş, iki PKK’lı hain ise ölmüştü.

PKK yandaşı ANF'nin haberine göre Fatih Polis Merkezi'ne karşı gerçekleştirilen ve yine aynı günün sabahı düzenlenen saldırının "HPG'nin Şehit Zilan Ölümsüzler Taburu'na bağlı 3 kişilik bir fedai tim" tarafından düzenlendiği duyuruldu. Aynı gün İstanbul da iki terör eylemi PKK ve DHKP – C aynı gün eylemler düzenlemiştir.

DHKP – C KÜRESEL TERÖR MERKEZLERİN MAŞASIDIR

Silah lobileri PKK, DHKP – C vb. taşeron sol örgütler için silah sevkiyatı yapmaktadır. Bu tür terör örgütlerinin ellerinde çok sayıda değişik silaha sahip oldukları, yaptıkları eylemlerde ve gösterilerde görülmektedir.

 

Özellikle demokrasi dışı arayışlar peşinde koşan çevreler, DHKP – C vb. terör örgütlerine kol kanat germektedir. Türkiye’yi istikrarsızlaştırmak isteyen iç ve dış mihraklar bu tür karanlık örgüt ve yapıları himaye etmektedir. KCK ve DHKP – C vb. örgütlere yapılan operasyonlara kimler karşı çıkmışsa, kimler KCK ve DHKP – C’nin avukatlığına soyunmuşsa,  bu terör yapılarının arkasında onlar vardır. Tekrar son bir kez daha söylüyorum;  HDP/KCK, DHKP – C, vb. karanlık yapılar NATO’nun kozmik odalarına bağlıdır, arkalarında ABD, AB ve terör rejimi İsrail vardır.



FOTO GALERİ


GENEL MERKEZ
HABER BÜLTENİ