Büyük Birlik Partisi

GENEL MERKEZ GÜNDEMİ

2017-04-25 09:50:14

BBP YİK BAŞKANI HAKKI ÖZNUR, 'AKP’NİN TEK BAŞINA İKTİDARA GELMESİ ARTIK MÜMKÜN DEĞİL'

Ülkücü Fikir ve Siyaset adamı BBP YİK Başkanı Hakkı Öznur’un Milli İttifak Şöleni’nde yaptığı konuşmanın birinci bölümü:
BBP YİK BAŞKANI HAKKI ÖZNUR, 'AKP’NİN TEK BAŞINA İKTİDARA GELMESİ ARTIK MÜMKÜN DEĞİL'
Ülkücü Fikir ve Siyaset adamı BBP YİK Başkanı Hakkı Öznur’un Milli İttifak Şöleni’nde yaptığı konuşmanın birinci bölümü:

 

BBP Hollanda Koordinatörlüğü’nün düzenlediği Hollanda SP Koordinatörlüğü’nün de destek verdiği “Milli İttifak Şöleni” Amsterdam’da bine yakın vatandaşın coşkulu katılımı ile yapıldı. Toplantıya BBP Yüksek İstişare Kurulu Başkanı, Ülkücü fikir ve siyaset adamı Hakkı Öznur ile Avrupa Türk Birliği Genel Başkanı Erol Yazıcıoğlu katıldı. Şölende sanatçı Hasan Sağındık da muhteşem bir konser verdi. Toplantı Kur’an – ı Kerim tilaveti ile açıldı. Ardından İstiklal Marşı söylendi. Mehter takımı muhteşem bir konser verdi. Daha sonra toplantıya geçildi. İlk konuşmayı BBP Hollanda Koordinatörü İsmail Şimşek yaptı. Daha sonra SP Hollanda Koordinatörlüğü’nde çalışan Bayram Başalan ve Hasan Koç konuştu. Avrupa Türk Birliği Genel Başkanı Erol Yazıcıoğlu da çok güzel bir konuşma yaparak Milli İttifak’ın önemine değindi. Son olarak kürsüye vatandaşların yoğun ilgi ve alkışları arasında BBP YİK Başkanı Hakkı Öznur geldi. Öznur yaptığı konuşma ile salondaki kalabalığı derinden etkiledi. İç ve dış meselelerle ilgili çok önemli tespitlerde bulundu. Öznur şölen öncesi Nizam – ı Alem Süleymaniye Teşkilatını ziyaret ederek burada dernek mensupları ile Alperen gençlerle sohbet etti.

Hakkı Öznur Başkan dernek ziyaretinde ve daha sonra katıldığı milli ittifak şöleninde şunları söyledi:

MİLLİ İTTİFAK MİLLETİN VİCDANIDIR

Milli İttifak Türk milletinin hayrına olmuştur. Milli güçlerin mecliste olması ülkemizin geleceği açısından önemlidir. Küresel güçlerin oyunlarını bozacak, Türkiye’yi bölünmeden ve parçalanmadan kurtaracak irade milli ittifaktır. Bu ittifak milli ve yerlidir. Milli ve yerli kadroların güç birliği BOP’çuları ve BİP’çileri rahatsız etmiştir. Anglo – Sakson Yahudi ittifakı milli ittifaka karşıdır. Milli ittifaktan kim rahatsızsa bilin ki Türk milletinin düşmanıdır.

Anket manipülasyonlarına, algı operasyonlarına ve medya ambargosuna rağmen Milli ittifak millet yolunda çalışmalarını sürdürüyor.

Her iki gelenekte millidir, yerlidir, antiemperyalisttir. Rahmetli Erbakan Hoca, rahmetli cennet mekan Muhsin          Başkan ikisi de büyük siyaset ve dava adamıydılar.  Ülkemize, milletimize büyük hizmetler yaptılar. Milletimiz onların yokluğunu derinden hissediyor.

ÇAKMA KASIMPAŞALI! İFTİRA, SALDIRI, TEHDİT, ALGI OPERASYONLARI BİZE SÖKMEZ

Milli İttifak’a saray merkezli algı operasyonları yapılıyor.  Milli İttifak, hükümet ve yandaş medya tarafından “Oyları bölüyorlar” algısı ile itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor. “Oylar bölünmesin”  propagandası tamamen yalan ve dolandır. Çözüm süreci masalıyla ülkeyi çözülme sürecine, bölünme sürecine getirenler bilsinler ki milletimizi kandıramazlar. Kasımpaşa edebiyatı yapan Çakma Kasımpaşalı, senin delikanlılık hikayelerin, yalanların, dolanların, rajonların bize sökmez. Sen Kasımpaşalıysan ben de Kayabaşılıyım, Altındağlıyım. İftira, saldırı, tehdit bize sökmez. Ben Cennet mekan şehit lider Muhsin Başkan’ın yol arkadaşıyım, dava arkadaşıyım. Hiçbir güç ve odak bizi susturamaz, bizi yıldıramaz. Biz diktatörlere, firavunlara, zalimlere boyun eğmedik,  eğmeyiz. Firavunların sofralarında oturanlar! Biz sadece Allah ve Rasulu’ne biat ederiz.

Saray talimatıyla yapılan operasyonlar anti demokratiktir. Demokrasiye, hukuk devletine bağdaşmayan faşizan uygulamalar sistemli bir şekilde sürdürülmektedir. Küresel merkezlerin kontrolündeki hükümet bir algı operasyonu yürütüyor. Bu algı operasyonları, yolsuzlukları örtmek içindir. 17 – 25 Aralık sıfırlanamaz. İftiralarla, algı operasyonlarıyla 17 – 25 Aralık kapatılamaz. Hiçbir şey baskı, sindirme, operasyon Türkiye’nin yolsuzlukları konuşmasına engel olamayacak! 

Kuran ahlakıyla büyüyen adam Kur’an’a saygısızlık eden, Allah’ın ayetleriyle dalga geçen zibidileri yanında tutmaz, barındırmaz, danışman yapmaz. Camiler siyasi propaganda alanına dönüştürülmektedir. Kur’an-ı Kerim siyaset sahnesine çıkarılmaktadır.

Kabe, Kudüs, Diyanet, İmam Hatip, başörtüsü sürekli istismar edilmektedir. Din tacirleri bir yanda tekbir getirmekte, diğer yanda hırsızlık yapmaktadır. Kabe, Kudüs, Diyanet, İmam Hatip, başörtüsü sürekli istismar edilmektedir. Din tacirleri bir yanda tekbir getirmekte, diğer yanda hırsızlık yapmaktadır.

Saray talimatıyla yapılan operasyonlar anti demokratiktir. Demokrasiye, hukuk devletine bağdaşmayan faşizan uygulamalar sistemli bir şekilde sürdürülmektedir. Küresel merkezlerin kontrolündeki hükümet bir algı operasyonu yürütüyor. Bu algı operasyonları, yolsuzlukları örtmek içindir.

17 – 25 Aralık sıfırlanamaz. İftiralarla, algı operasyonlarıyla 17 – 25 Aralık kapatılamaz. Hiçbir şey baskı, sindirme, operasyon Türkiye’nin yolsuzlukları konuşmasına engel olamayacak! 17 Aralık tam bir dört dörtlük yolsuzluk ve hırsızlık olayıdır. Süreç; yüzsüzlük, utanmazlık, arsızlık olayıdır. İktidarın gösterdiği reaksiyon da utanmazlıktır

AKP EŞ BAŞKANI GİBİ HAREKET EDEN PARTİLİ BİR CUMHURBAŞKANI VAR

Türkiye’de partili bir cumhurbaşkanı vardır. Erdoğan yanlı ve yandaştır. AKP Genel Başkanı gibi hareket etmektedir. Meydan meydan dolaşıp 7 Haziran seçimleri AKP’ye oy istemektedir. Böyle bir cumhurbaşkanı modeli otoriter ve totaliter rejimlerde olur. Erdoğan BAAS rejimlerine özenmektedir. Tarafsız kalması gerekirken halen parti devletinin başkanı gibi hareket etmektedir. Demokratik rejimlerde yandaş cumhurbaşkanı olmaz. Cumhurbaşkanları, makamları gereği herkese eşit mesafededir. Demokrasiye darbe vuran tutum ve davranışlarda bulunmazlar.

Cumhurbaşkanı olduktan sonra 7 Haziran seçimleri öncesi bağını koparmadığı AKP’ye oy kazandırmaya çalışıyor. Cumhurbaşkanının namusu ve şerefi üzerine ettiği yemini ve Anayasa’yı çiğnemekten çekinmediği ortadadır.

Erdoğan kanun, yasa, yasak, anayasa dinlemiyor. Seçim yasaklarını çiğnediği gibi AKP propagandası yapıyor. YSK, Türkiye’deki seçim güvenliği ve tarafsızlığını Cumhurbaşkanı’nın siyasi ihtiras ve arzularına terk edemez.

Parti devletinin başı Erdoğan savcı, hakim, yargıç, polis şefi, Muhtarlar Federasyonu Başkanı, BDDK Başkanı, TMSF sözcüsü…

Ülkenin Cumhurbaşkanı değil, sanki TOKİ genel müdürü, sanki THY genel müdürü, sanki tapu müdürü, sanki su müdürü, sanki milli eğitim müdürü, sanki zabıta müdürü, 'açılıştan açılışa koşuyor. Bunların çakma açılışlar olduğunu milletimiz biliyor. Nerede bir hikayeden açılış, Erdoğan  orada. Açılışların tamamı da uyduruk. Hepsi, 7 Haziran seçimlerinde AKP’ye oy devşirme programları.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan kendisini hala AKP Genel Başkanı ve Başbakan olarak sandığından, sürekli AKP karşıtı muhalefeti eleştirmeye devam ediyor. Partili bir militan gibi çalışan bir cumhurbaşkanı Türkiye siyasi tarihinde görülmemiştir.

Geçmişte de bir siyasi partide başkanlık hatta başbakanlık yapıp da sonra da cumhurbaşkanlığı yapan siyasi liderler oldu ancak hiçbirisi Tayyip Erdoğan kadar tarafsızlığını yitirmedi. Bu konuda Erdoğan tek adamlığa oynuyor görüntüsünü vermekten kaçınmıyor, tam tersine bunun seçmen nezdinde artı oy getireceğine inanıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Evet tarafım ama milletin tarafındayım. Her partiye eşit mesafedeyim ama gönlümde bir parti var” dedi.  Bu partinin AKP olduğunu cümle alem bilmektedir. Erdoğan Türkiye'nin gelmiş geçmiş en taraflı cumhurbaşkanıdır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan  "toplu açılış" adıyla  AKP mitingleri düzenliyor. Erdoğan, AKP’ye destek amacıyla düzenlediği bu mitinglerin tüm masraflarının kamu kaynaklarından karşılandığını daha önce açıklamış ve "bu benim hakkım" demişti. Örtülü Ödenekten Erdoğan’ın AKP ye destek mitinglerine oluk oluk para akmaktadır bu yasadışıdır, hukuk dışıdır.

AKP’nin 13 yıllık, “tek  başına iktidar” dönemi bu seçimlerde bitecektir. AKP artık tek başına iktidara gelemez. AKP’ nin alacağı oy en fazla yüzde 40’ dır.  Tek başına iktidar olmak için gerekli  277  milletvekilini bulamayacaklar. Millet, AKP’ nin  despotluğundan, şımarıklığından, küstahlığından, kibrinden bıktı, usandı. 

 Milletimiz HDP yi başımıza bela etmesinden dolayı AKP ‘ye çok kızgın. Çözüm süreci denilen ihanet sürecinin PKK’ ya ve onun uzantısı HDP’ye yaradığını HDP barajı aşarsa bunun sorumlusunun AKP olacağını milletimiz düşünmektedir.

AKP kendini çok güçlü ve yıkılmaz görüyor. Arkalarına devlet imkanlarını alan AKP iktidarı şunu unutmasın   Firavunda kendini çok güçlü görüyordu ama yıkılıp gitti sonunda.  AKP güç zehirlenmesi yaşıyor. Ama milletimiz AKP’ye sandıkta  tarihi bir ders  verecektir.

AKP’nin  otoriter, hegemonik ve despotik iktidarına millet 7 haziranda dur diyecektir.

‘Yeni Türkiye’ adını verdikleri faşist bir ‘parti devleti’ kurma hayallerini İslami referanslarla meşrulaştırılmaya çalışan otoriter ‘tek adam rejimi’ veya ‘kurumsallaştırılmış parti devleti’ girişimi asla başarıya ulaşamayacak. AKP’nin “ileri demokrasi” dediği , demokrasiyle uzaktan yakından ilişkisi olmayan   dikta rejimlerinin zihniyetidir.  

CENNET MEKAN MUHSİN BAŞKANIN YOKLUĞU DERİNDEN HİSSEDİLİYOR

AKP iktidarı ülkeyi kamplaştırmış, cepheleştirmiş, kutuplaştırmıştır. Saray ve hükümet ülkeyi geriyor, gerilime sürüklüyor. Bu süreçte milletimizi her zaman yapıcı, yol gösterici, kuşatıcı olan, “parti çıkarları değil ülke çıkarları benim için önemli” diyen milletin gönlünde taht kuran Şehit liderimiz, Muhsin Yazıcıoğlu’nu arıyor. Muhsin Başkan, gerçek bir siyaset ve devlet adamıydı.

Milletin adamı milleti kamplara ayırmaz, cepheleştirmez. Erdoğan ötekileştirici, Muhsin Başkan ise birleştirici ve bütünleştiricidir. Milletin adamı Erdoğan değil Muhsin Başkan’dır.

Osmanlı döneminde devlet adamlığı eksikliği ile ilgili “kâht-ı rical’’ kavramı kullanılırdı. Bu kavram ilk kez Kanuni’den sonra tarihçiler tarafından kullanılmaya başlandı. En fazla son 3 asırda kullanılmıştır. Bu günde devlet adamlığı eksikliği yokluğu yaşanıyor. Rahmetli liderimiz Yazıcıoğlu gibi devlet ve millet meselelerine kafa yoran, sorunlara çözüm getiren, devlet millet kaynaşmasını sağlayan, ciddi, birikimli, liyakat ve yüksek ahlak sahibi siyaset ve devlet adamları bir elin parmağını geçmez. Cumhuriyet tarihi boyunca ölümüyle milyonları ağlatan, hüzne boğan ve ardından dualar, hatimler gönderilen kaç kişi var?

Yetkili ve etkili makamlardan hiç birini işgal etmeden milletin iltifatına mazhar olmak her faniye nasip olmaz. Ama milletimizin çok sevdiği “Muhsin Bey” dediği yiğit liderimiz buna nail oldu. Anadolu’nun bağrından çıkan bu yiğit liderin kahramanca idealist mücadelesi her zaman büyük saygı uyandırdı sayısız insan ona sevgi ve hürmet besledi. Onun dik duruşuna davasına olan bağlılığına hep hayran oldu.

Muhsin Başkanın cenaze töreni; kalabalığı, kuşatıcılığı, mesajları ve toplumun her kesimini kucaklaması ve her kesime mesaj vermesi açısından bir ilktir. Devlet ve milleti buluşturan böyle bir cenaze töreni ülkemizde bu güne kadar hiçbir siyaset ve devlet adamına nasip olmadı. Devleti kuran ilk meclisten bu yana ilk kez millet meclisinde tekbirler duyuldu. Cenaze töreni bu ülkede siyaset yapan, devleti yöneten ve devlette çeşitli konumlarda olan herkesin kendi muhasebesini yapacağı cenaze töreniydi. Siyasetçilerin bundan çıkartması gereken çok dersler var.

Muhsin Başkan siyasi yaşamı boyunca ülkenin birlik ve beraberliğini savunmuş, kamplaşmaya cepheleşmeye karşı çıkmış, toplumu kutuplaştırmaya yönelik her türlü yol ve yöntemleri ülke için tehlikeli görmüş, topluma kin ve nefret tohumları ekmeye yönelik anlayışlara millet adına demokrasi adına karşı çıkmıştır.

İNANÇLI KADROLAR 1991’DE DE SEÇİM İTTİFAKI YAPTI

20 Ekim 1991 Milletvekili Erken Genel Seçimine Refah Partisi, Milliyetçi Çalışma Partisi, Islahatçı Demokrasi Partisi üçlü ittifak olarak katıldılar. Anayasaya göre iki ve daha fazla partinin birleşerek seçime katılmalarının yasak olması sebebiyle bu üç partinin ittifakları kâğıt üzerinde resmi bir belgeye dayanmamaktadır. Bunun için IDP ve MÇP partilerinin milletvekili adayları seçime katıldıkları bölgelerden bağımsız aday olarak katılmışlar, fakat her üç parti de birbirinin adaylarına oy vermişlerdir.

20 Ekim 1991 Erken Genel Seçimlerine bu şekilde katılan Refah Partisi, Türkiye genelinde kullanılan seçmen oylarının %16,90'ını alarak TBMM'ye 62 milletvekiliyle girdi. TBMM'de grup kuran dört partiden birisi oldu. Daha sonra Milliyetçi Çalışma Partisi'ne ve Islahatçı Demokrasi Partisi'ne mensup milletvekilleri ayrıldılar. Kapatılan partilerin açılmasına izin verilmesi üzerine açılan MSP Refah Partisi’ne katıldı.

1994 Yerel Seçimlerinde büyük bir sıçrama yaptı; yüzde 19,14 oranında oy alarak, İstanbul ve Ankara belediye başkanlıklarını kazandı. 24 Aralık 1995 genel seçimlerinde yüzde 21,38 oy oranıyla 158 milletvekilliği kazandı ve birinci oldu.

28 ŞUBAT SÜRECİNDE BBP KİLİT PARTİYDİ

RP – DYP hükümeti kuruldu kurulmasına ama güvenoyu alması için 7 milletvekiline ihtiyaç vardı. Yani Büyük Birlik Partisi’nin milletvekillerine… Büyük Birlik Partisi bir kez daha demokrasiden ve özgürlüklerden yana tavır alarak, sandıktan birinci parti çıkan RP’nin DYP ile kuracağı koalisyon hükümetine kerhen destek verdi.

Bunun üç sebebi vardı:

1. Çoğulcu demokrasinin gereğini yerine getirmek,

2. Milli, İslami değerlere bağlı çevrelere, (özellikle fanatik RP tabanına) Müslümanların iktidarını engellediler dedirtmemek,

3. Oligarşik ve bürokratik dikta rejiminin devamından yana olan otoriter ve totaliter düşünceye sahip zihniyetlere karşı, sivil, demokratik, hukukun üstün olduğu iradeyi ortaya koymaktı.

Kilit parti olan Büyük Birlik Partisi’ne, hükümete destek vereceğini açıklaması üzerine statükocu kesimlerden baskılar ve tehditler geldi. Kartel medyası da aldıkları talimatlarla BBP’ye yönelik iftira ve linç kampanyaları başlattılar.

İç ve dış odaklar dört bir yandan BBP’ye saldırıya geçtiler. BBP’nin milli, yerli, inançlı, kararlı, demokratik ve dik duruşu egemen güçleri rahatsız etti. Bazı karanlık güçler, çıkar çevreleri, BBP’ye kirli oyunlar oynamak istediler. Ama cesur dürüst ve dirayetli liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu ve partimiz, bu tehditlere pabuç bırakmadı. Bürokratik oligarşi ve onun işbirlikçilerine çetelerine boyun eğmedi.

İftiralar, saldırılar, tehditler Büyük Birlik Partisi’nin onurlu ve ilkeli duruşunu bozamadı. Demokrasiye ve milli iradeye sahip çıkan BBP’liler dürüst, seviyeli siyaset çizgisi ile tarihe geçtiler.

REFAH –YOL HÜKÜMETİNE DEMOKRASİ ADINA DESTEK VERDİK, OLİGARŞİK GÜÇLERİN SALDIRILARINA MARUZ KALDIK

BBP’nin hükümete güvenoyu vermemesi için iç ve dış karanlık odaklar çeşitli yol ve yöntemlere başvurdular. Önce partimize bazı temsilciler gönderdiler. Bazı milletvekilleri, gazeteciler, iş adamları geldi. Bunlar şehit başkanımıza Refah – Yol hükümetine destek vermemeleri karşılığında ilerde iktidar vaat ettiler. Limitsiz para, medya, her türlü imkanları sunacaklarını söylediler. Milletvekillerimizin peşine düştüler.

Bazı aracılar vasıtasıyla onlara para, pul, makam, mevkiler vaat ettiler. Ama şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, milletvekili arkadaşlarımız, egemen güçlerin, çıkar çevrelerinin çirkin, ahlaksız tekliflerine, dünya nimetlerine, güce, paraya, şana, şöhrete itibar etmediler. İlkeli ve ahlaklı davrandılar. BBP camiasına gözdağı vermeye çalıştılar. Baskılara, tehditlere, şantajlara boyun eğmedik. 


İÇ VE DIŞ MİHRAKLAR REFAH – YOL’U DÜŞÜRMENİN ÇALIŞMALARINI YAPTILAR

Refah – Yol hükümeti 8 Temmuz 1996’da 265 ret oyuna karşılık, 278 kabul oyu aldı. BBP evet oyu verdi. Hükümette DYP’li olup da güvenoyu vermeyenler var. 

Refah – Yol hükümeti güvenoyu aldıktan hemen sonra görevine başladı. Bu hükümet kuruluşuna müteakiben içeride ve dışarıda saldırılarla karşı karşıya kaldı. Tekelci sermaye ve oligarşik güçler Refah – Yol hükümetinin yıkılması için kampanyalar başlattılar. “Sivil ihtilal kuvvetleri” çalışmaya başladı. Hükümetin ekonomide kısa dönemdeki başarıları ve izlemiş olduğu bazı doğru siyasetler, çıkar çevrelerinin işine gelmedi.

HAVUZ SİSTEMİ RANTİYECİLERİ RAHATSIZ ETTİ

Refah – Yol Hükümeti 28 Haziran 1996'da TBMM'de güvenoyu aldı, Erbakan da başbakan oldu. 54. hükümetin Başbakanı Necmettin Erbakan cumhuriyet tarihinde büyük icraatlara imza atmıştır. Böyle bir hükümet iç ve dış mihrakların işine gelmedi. 28 Şubat post – modern darbesi ile iktidardan uzaklaştırıldı. Vurguncuların, soyguncuların, arsızların, hırsızların yeniden at oynatmaları dönemine geçildi. Oysa, Refah – Yol hükümeti rantiye ve faizden kesip, elde ettiği paraları çiftçi, köylü, memur, işçi, esnaf ve emekliye vererek, herkesin yüzünü güldürmüştür.

Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın Başbakan olduğu 54. Hükümet Refah – Yol döneminde memurlara % 102,5 maaş zammı yapıldı. O yıl enflasyon oranı % 65 olarak gerçekleşmişti. Buna göre memurun alım gücü % 37,5 kadar artırılmıştı. 54. hükümet Refah – Yol 1996 tarihinde asgari ücreti 210 dolar olarak tespit etmiş ve işçilere o güne kadar verilen en yüksek asgari ücreti ödemiştir.

- Kamu toplu iş sözleşmeleri ilk defa Refah – Yol döneminde, 3 ay gibi kısa bir zamanda sağlandı. Kamu kesimi ortalama giydirilmiş aylık ücretlerinde büyük bir artış sağlanarak, ücretler 50 milyon TL'den, 107 milyon TL'ye, dolar bazında 655 dolardan, 993 dolara çıkartıldı.

- Bütçeden Bağ – Kur emeklilerine 866 milyar TL, memur emeklilerine 985 milyar TL ve işçi emeklilerine de onları mağdur edemeyecek derecede destek sağlandı. Emeklilerin maaşlarında enflasyonun üstünde % 51 reel artış sağlandı.

- 54. hükümet döneminden önceki hükümetlerde sadece İstanbul dükalığına ve dönme diktasına sunulan kredi ve teşvik imkanları onların ellerinden alınarak Anadolu'nun kalkınmasına, yerli ve milli sanayinin oluşmasına aktarıldı. Bütün bu işler yapılırken yeni zam ve vergiler konmadı. Arsızların hortumları kesildi. Paralar oluşturulan havuza aktarıldı.

- Özel bankaların devletten uzun vadeli düşük faizli borç alıp, bu parayı devlete yüksek faizle ve kısa vadeli olarak satmasının önüne geçildi. Böylece katrilyonluk korkunç kazançlar devletin kasasında kaldı.

- Eşel – Mobil sistemi getirilerek, memur ve işçilerin maaş zamları otomatiğe bağlanmış ve onların enflasyon nispetinde maaşları otomatik olarak zamlanmıştır.

54. Erbakan hükümetinin yaptığı ilk şeyin rant ekonomisinden reel ekonomiye geçmek oldu. İkinci yaptığı şey ise, acı reçetelerle değil tatlı reçetelerle çözüm getirmek oldu. Yeni vergi, zam, düşük ücret, düşük taban fiyatı ve borçlanmaya başvurmadan, memleketin kendi kaynakları harekete geçirildi.

Havuz sisteminde devletin bütün kurumlarının paraları tek bir hesapta toplandı Bundan önce bu paralar, özel bankalara yatırılıyordu. Bir kurum, özel bankaya yüzde 10 faizle parasını yatırıyor, başka bir devlet kurumu ise, aynı bankadan yüzde 135 ile para çekiyordu. Yani devlet, kendi parasına yüzde 125 faiz ödüyordu. Bu biliniyor, görülüyor. Buna rağmen, bir şey yapamıyor. Çünkü karşıda rantiye var. Eğer buna el atarsanız, rantiye sizinle mücadele eder, alaşağı ederdi. Havuz projesi ile yaklaşık 7 milyar dolar gelir sağlandı.  Ekonomi yüzde 7,5 oranında büyüdü.

Yüksek faiz lobisi ve dış odaklar Refah - Yol hükümetinin yıkılması için Atina’da bir araya gelerek düğmeye bastılar. Ardından hükümeti sarsmak için Tarikatlar, Aczimendiler, kalkancılar, kurban, türban, Kudüs gecesi, İran gezisi vb… gibi önceden hazırlanan senaryolar uygulanmaya konuldu. Bazı servisler tarafından özel olarak hazırlanan senaryolar piyasaya sürüldü. Medyada manipülatif şekilde kullanıldı.

Refah-Yol hükümetine karşı çıkan ordu, merkez medya, burjuvazi ve CHP, dört koldan anti-demokratik girişimlerde bulundular. TSK, “irtica, PKK’dan daha tehlikeli” dedi.

Sistemli olarak yapılan çalışmalar doğrultusunda, “fırtına hareketi” önce 4 Şubat 1997’de Sincan’da tanklar yürütülerek başladı. Ardından bilinçli bir şekilde medyada “darbe geliyor, muhtıra yakında” haberleri tahrikçi bir şekilde verildi. Ortam, askerlerin medyada bilerek verilen sivil iradeye yönelik açıklamalarıyla daha da sertleşirken, artık 28 Şubat’a iyice yol alınacaktı.

Gölcük toplantısında alınan kararlar doğrultusunda sivil siyasete müdahale eden askeri bürokrasi Refah – Yol hükümetine gözdağı vermek için anayasal bir suç işleyerek 4 Şubat 1997’de Sincan’da tankları yürüttü.

MUHSİN BAŞKAN’IN TARİHİ SÖZÜ: NAMLUSUNU MİLLETİNE ÇEVİRMİŞ BİR TANKI ASLA ALKIŞLAMAM

 

Sincan’da yürütülen tanklar için Genelkurmay karargahına en sert tepkiyi şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu gösterdi. Şehit liderimiz tankların sokağa çıktığı gün bayram eden ve askeri tahrik eden zinde güçleri “demokraside çözüm asker çağırmak değildir” diyerek uyardı, bunları “Türkiye’yi maceraya sürüklemek isteyen” karanlık çevreler olmakla itham etmiş olduğunu “Bu çevrelere sesleniyorum. Rüzgar eken fırtına biçer ve bu fırtınadan mutlaka kendileri zarar görür.” dedi. 5 Şubat 1997 tarihli Gündüz gazetesinde askerin siyasete müdahalesini eleştiren ifadeleri geniş bir şekilde yer aldı.

Rahmetli şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu iki gün sonra başka bir açıklamasında “namlusunu milletine çevirmiş bir tankı asla alkışlamam” dedi. Bu sözleri de 7 Şubat 1997 tarihli Gündüz gazetesinde manşetten verildi.

Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, RP lideri Başbakan Necmettin Erbakan’a, açıkça, demokrasiye müdahale eden, sivil siyasete karışan, faşist 28 Şubat kararlarını, baskıyla dikte ettiren komutanları emekli etmesini, yoksa hükümetin ömrünün uzun olmayacağını söyledi. Tansu Çiller de, Erbakan’a Yazıcıoğlu’nun söylediklerini söyledi. Erbakan ise, hem Yazıcıoğlu’na, hem ortağı Çiller’e Cumhurbaşkanı Demirel’in komutanların emekliye sevk edilmesine sıcak bakmayacağını ve karşı çıkacağını söyledi.

ASKERLER NECMETTİN ERBAKAN’A VE TANSU ÇİLLER’E HER TÜRLÜ HAKARETLERİ YAPIYORLARDI

Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir, Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Erol Özkasnak ve diğer Refah-Yol karşıtı kadronun beyni, kimi çevrelere göre BÇG’nin de mimarı olan Güven Erkayay’dı. Anayasa gereği, sivil otoriteye bağlı olan askeri bürokrasi, ne anayasa, ne hukuk, dinliyordu. Bazı generaller (Doğu Silahçıoğlu, Osman Özbek, Doğu Aktulga vb.), görev alanlarının dışına çıkıyor,  hükümeti aşağılıyor siyasete müdahale ediyorlardı.

Refah – Yol hükümeti kurulduktan sonra üyelerine karşı askerlerin düzensiz ve aşağılayıcı, küçük düşürücü davranışları başladı. MGK toplantılarında, MGK Başkanı sadece üye askerleri dolaşır, onların görüşlerini alır, gündemi öyle oluştururlardı. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri  Bakanı olan Tansu Çiller’in konuya ilişkin görüşünü almak için MGK Başkanı yerine, bir albayı gönderirlerdi.
Bir gün Başbakan Erbakan yurtdışı ziyaretine gitmişti. Yerine Çiller refakat ediyordu. Çiller’i başbakanlığa götürecek olan Mercedes marka makam aracının iki lastiği patlatılmıştı.

28 Şubat sürecinin önemli aktörlerinden biri olan Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Erol Özkasnak DYP lideri Tansu Çiller’den bahsederken; “o kadın” diye bahsediyordu. Akredite basında, patenti Genelkurmay karargahının olan “o kadın” lafını sürekli kullanarak Tansu Çiller’i aşağılamaya çalışıyordu. Mezhepçi cuntaların hedefinde olan Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller’i, Genelkurmay karargâhında, kimi zaman Genelkurmay Başkanı değil, bir asteğmen karşılıyordu.

Katı laikçi Oramiral Güven Erkaya, hükümet’e en radikal çıkışları yapan, MGK toplantılarında Başbakan Necmettin Erbakan ve diğer bakanlara haddini aşan ve en sert sözleri sarf eden, Refah – Yol hükümetinden nefret eden bir orgeneraldi.

Yine Erbakan’a yapılan hakaretlerin başında Tuğgeneral Osman Özbek’in sözleri geliyordu.

15 Nisan 1997'de Başbakanı Necmettin Erbakan'ın ailesi ile birlikte Hacca gitmesi apoletli medyanın manşetlerinde 'Hanedan Hac’da' ifadesiyle yer alıyordu.

17 Nisan 1997'de ise Jandarma Erzurum Bölge Komutanı Tuğgeneral Osman Özbek, Hac ziyareti nedeniyle Erbakan'a 'Pe...' sözleriyle hakaret edecekti. Siyasilerin ve hukukçuların tek vücut olarak Başbakan'a hakaret eden kişiye tepki göstermesi gerekirken ağız birliği etmişçesine hepsi Özbek'e destek çıkacaktı…

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, "Bu bir boşalmadır. Hacda dağıtılan kağıtlarla bir piyese duyulan infialdir" sözleriyle olayı masumlaştırmaya çalışırken, Özbek'e destek çıkan Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hikmet Köksal ise, "Hiç kimsenin ağzına fermuar dikecek halimiz yok" diyecekti…

Osman Özbek’in sözlerinde hakaret, küfür vardı. Erbakan Hoca hacdan geldi, 3 gün geçtikten sonra bir yazı yazdı Genelkurmay’a. ‘Neden böyle bir beyanda bulunuyor bu general, hakkında ne yaptınız?’ Cevap: ‘Hakkında gereken  yapılacaktır.’ Gereken yapıldı, adam tuğgenerallikten tümgeneralliğe yükseltildi.

4 Mayıs 1997 günü Başbakan Erbakan’ı Merzifon jet üssünde düzenlenen törende subaylar ayağa kalkmayarak protesto etti.

27 Şubat 2011 yılında Necmettin Erbakan vefat ettiğinde yukarıda isimleri sayılanların tamamı cenaze törenine katılmış veya çelenk göndererek üzüntülerini dile getirmişlerdi. Türk Silahlı Kuvvetleri ise Erbakan'ın ölümünü, "Büyük bir devlet adamını kaybettik" sözleriyle duyurmuştu…

DÖNEMİN İÇ İŞLERİ BAKANI MERAL AKŞENER’İ TEHDİT EDEN KOMUTAN ORG. ÇETİN SANER’Dİ

28 Şubat’ın en hızlı günlerinde, İçişleri Bakanı Meral Akşener ise, bazı generaller tarafından tehdit ediliyordu. İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Teoman Ünüsan’a bir yemekli sohbette üst düzey bir general; “git söyle o kadına, ileri geri konuşmasın, gelirsek İçişleri Bakanlığı’nın önünde onu yağlı kazığa oturturuz.” diyordu. Kendini milli iradenin üzerinde gören, küstahça sözler sarf eden generalin kastettiği kadın İçişleri Bakanı Meral Akşener’di.

Bayan Bakan Meral Akşener’e yapılan tehditten Başbakan Necmettin Erbakan, yardımcısı Tansu Çiller ve Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’inde haberi olmuştu. Demirel bu konuyla ilgili kendisiyle görüşen Bakan Akşener’e “böyle bir şey olmaz. Sen merak etme. Ben bu konuyu bizzat Genelkurmay Başkanı ile konuşacağım” demişti. Ancak hem o general, hem de diğer, hükümete ve bakanlara hakaret eden Generallere kimse dokunamadı, üzerine gidemediler, onları emekliye sevk edemediler.

Akşener'i yağlı kazığa oturtmakla tehdit eden dönemin istihbarat başkanı Org. Çetin Saner’di.

Bazı partilere mensup siyasiler de Genelkurmay karargahını ziyaret ediyorlar, Çevik Bir ve diğer generaller ile görüşüyorlardı. Askerlerin devirmeye çalıştığı Refah – Yol hükümetinde, DYP kanadına mensup milletvekillerinden baştan beri Refah ile koalisyona karşı çıkan, askerin telkiniyle partisinden istifa eden DYP Manisa Milletvekili laik-Kemalist zihniyete sahip Ayseli Göksoy, Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir’i karargahta ziyaret ederek; “bu böyle gitmez, artık bir şeyler yapın” diyordu.

Refah-Yol hükümetinin yıkılmasına giden yolu, merkez medya manşetlerle açmıştı. 3 Haziran 1997 günü İzmir’de bir araya gelen komutanlar, darbeyi konuşuyorlardı. Medyaya yansıyan haberlere göre, 1. Ordu Komutanı Hüseyin Kıvrıkoğlu ve 3. Ordu Komutanı Atilla Ateş, darbeye karşı çıkarlarken, diğer üst düzey komutanlar darbe konusunda hemfikirdiler.

MUHSİN BAŞKAN’IN YİNE BİR TARİHİ SÖZÜ: TÜRKİYE ASLA SURİYE OLMAYACAK

12 Haziran 1997 günü Başbakanlık konutunda bir araya gelen Başbakan Necmettin Erbakan Yardımcısı Tansu Çiller ve şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, aldıkları askeri müdahale duyumlarını konuşuyorlardı. DYP lideri ve Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller’e göre, 13 Haziran’da askerler, darbe yapacaktı.

Muhsin Başkan bu toplantının hemen ardından Başbakanlık binası önünde bekleyen gazetecilerin darbe sorularını cevaplandırırken, bir takım yerlere anında ulaşan, adrese teslim öyle bir söz söylüyordu ki,  demokrasi ve milli irade düşmanı ordu içinde MDD’ci (Milli Demokratik Devrim), mezhepçi zihniyetin oyununu bozuyor hamlelerini boşa çıkarıyordu.

Askeri darbe ile yönetime el koyup, BAAS’çı/Nusayrici bir dikta rejimi kurma çabalarına; “Türkiye, İran olmayacak Cezayir olmayacak Suriye yapılmasına da biz asla müsaade etmeyeceğiz” diyerek karşı çıkıyordu. BAAS rejimi peşinde koşan Laikçi – faşistlere, Neomaoculara, kartel medyasına, askeri darbeye çağıran sivil ihtilal kuvvetlerine meydan okuyor, asker kışlasına “Darbeye geçit yok!” diyordu.

Bu tarihi söz ve çıkış, Genelkurmay karargâhında bile yankı bulmuş, toplumun birçok kesiminden büyük destek almıştı. Muhsin Başkan, ilkeli siyaseti, dik duruşu ve yiğit tavrıyla, 28 Şubat aktörlerinin, küresel baronların, karanlık, oyununu bozmuş, ordu içindeki cuntalara geri adım attırmış, birçok çevreye göre ise; 28 Şubat sürecinde Türkiye’yi mezhepçi Sol bir askeri darbeden kurtarmıştı.

Rahmetli liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu Türkiye’yi etnik ve mezhep ayrımı yaparak yönetmek isteyen bu doğrultuda devlet kurumları içinde askeri ve sivil cuntalar oluşturan rejim ve demokrasi düşmanı ateist / Mezhepçi / Marksist sol gruplar için söylediği “Türkiye Asla Suriye olmayacak” sözü o günlerde ülke gündemine yerleşmiş çok etkili olmuştu.

Ordu içindeki mezhepçi cuntalar. 1997 Haziran’ında darbeyi yapmayı planlarken bir takım siyasiler ve bürokratlar darbe olacak diye yurtdışına çıkma hazırlıkları yaparken, Muhsin Başkan’ın ülkeye ve demokrasiye sahip çıkan tarihi çıkışı darbeyi tersine çevirecekti. Herkes darbeden korkarken, suspus olurken köşelerine çekilirken Muhsin Başkan ülkeyi felakete sürüklemek isteyen tek partili rejim kurmaya çalışan sol cuntalara hukuk dışı yapılara meydan okuyor, demokrasiden taviz vermiyordu. Şehit liderimizin bu yiğit ve Ülkücü tavrının bir süre sonra etkisi gözükecek ortalıkta eskisi gibi darbe simsarları darbe çağrıları yapamayacaktı.

Muhsin Başkan’ın bu tarihi çıkışı ve vermek istediği mesaj hemen yankı buldu. Mesajı alması gerekenler aldı. Kısa bir süre sonra önemli müspet tepkiler aldı. Şehit liderimizin devletin kilit ve hassas yerlerine gönderdiği adrese teslim mesajı yerini bulmuştu. Muhsin Başkan’ın ülkenin geleceği ile tarihsel çıkışı etkili olmuş, Türkiye bir darbeden dönmüştü.

Orduya darbe çağrıları yapanlar bu ülkeye en büyük ihaneti yapmaktadırlar. Darbelerin muhtıraların bu ülkeye çok şeyler kaybettirdiği ortadır. Ordumuzun siyasete bulaşmaması hem ülkemizin hem milletimizin hem de kahraman silahlı kuvvetlerimizin menfaatinedir. En önemlisi devletimizin menfaatinedir. Bu itibarla darbeci BÇG gibi yapıların faaliyetlerine son vermesi gerekir. Asker kendi işini, siyasiler kendi işini, iktidar ve muhalefette demokratik kurallar çerçevesinde kendi mücadelesini vermelidir.

BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU

 



FOTO GALERİ


GENEL MERKEZ
HABER BÜLTENİ