Büyük Birlik Partisi

GENEL MERKEZ GÜNDEMİ

2017-04-25 09:50:52

BBP YİK BAŞKANI HAKKI ÖZNUR, '28 ŞUBAT’TA DİK DURAN BBP, HAVASINI ATAN İSE 28 ŞUBAT’IN ÜRÜNÜ AKP '

Ülkücü Fikir ve Siyaset adamı BBP YİK Başkanı Hakkı Öznur’un Milli İttifak Şöleni’nde yaptığı konuşmanın ikinci bölümü:
BBP YİK BAŞKANI HAKKI ÖZNUR, '28 ŞUBAT’TA DİK DURAN BBP, HAVASINI ATAN İSE 28 ŞUBAT’IN ÜRÜNÜ AKP '
Ülkücü Fikir ve Siyaset adamı BBP YİK Başkanı Hakkı Öznur’un Milli İttifak Şöleni’nde yaptığı konuşmanın ikinci bölümü:

 

AKP KÜRESEL, EMPERYALİST GÜÇLERİN PROJESİDİR

Rahmetli liderimiz Muhsin Başkan, AKP’nin küresel bir organizasyon sonucu doğduğunu, kuruluşunun çok karanlık olduğunu, AKP’nin arkasında uluslararası güçler olduğunu, dünya kapitalizminin (Davosçuların – Bilderbergçilerin) ve onlarla bağlantılı TÜSİAD çevresinin, tekelci medyanın, AKP’nin kurulmasına ve kurulduktan sonra da büyük destek verdiğini onlarca kez konuşmalarında açıkça ifade etmiştir. Muhsin Başkan terör devleti İsrail ile bağlantılı Neoconların ve küresel baronların AKP projesine büyük yatırım yaptıklarını net bir şekilde söylemiştir. Muhsin Başkan’a göre  AKP’nin arkasında Atlantik ötesi, uluslararası finans merkezleri, küresel lobiler ve onların yerli işbirlikçileri vardı.

AKP’nin ortaya çıkarıldığı siyasi süreci çok iyi bilmek lazım. AKP yokken, BBP vardı. AKP kurulmadan önce BBP ülke gündeminden düşmüyor ve gündemi belirliyordu. 28 Şubat sürecindeki ilkeli siyasetini, dik duruşunu, Bülent Ecevit’in Başbakanlığındaki 57. hükümet olan ANASOL – M hükümeti döneminde de devam ettirdi.  BBP’nin ilkeli siyaseti, milli duruşu takdir topluyordu. İç ve dış siyasetle ilgili çözüm önerileri toplumun birçok kesimlerince beğeniliyorken o süreçte partimize katılmalar artıyordu. Toplumda BBP’ye büyük bir yöneliş vardı. Partimizin büyümesi ve yükselişe geçmesi herkesin dikkatini çekiyordu. Genel merkez ziyaretçi akınına uğruyordu.

Bu dönemde bir heyet parti genel merkezimizi ziyaret ederek rahmetli liderimiz Muhsin Başkan ile bir görüşme yapmıştır. Liderimiz gelen her ziyaretçisiyle, misafiriyle, ilgilenir, onları dinler ve görüşürdü. Başkanımız açık ve şeffaf bir insandı. Liderimiz ile görüşmeye gelen heyettekiler görüşmede önce genel bir siyasi panorama çizmişler, sonra rahmetli şehit liderimize “Toplumda size karşı büyük bir saygı ve sevgi var. Hakkınızda şaibe yok. Lekesiz, tertemiz bir siyasetçisiniz. Kamuoyu sizi dürüst ve güvenilir bir lider olarak görüyor. Eğer bizimle hareket ederseniz sizi başbakanlığa taşırız. Yazılı ve görsel medya sizin emrinizde olacak, finans sıkıntınız olmayacak” demişlerdir. Bu görüşmenin şahidi olan dava arkadaşlarımız var.

Siyaseti yeniden tasarlamak isteyen bürokratik oligarşi ve tekelci sermaye ile bağlantılı bu çevrelerin heyeti, üstü kapalı bir şekilde genel anlamda şu gayri – milli taleplerde bulunmuşlar:

1. ABD, AB çizgisinden çıkmayacaksınız ve AB’ye üyeliği destekleyeceksiniz.

2. İsrail ile iyi ilişkiler içerisinde olacaksınız, anti – Siyonist politika yapmayacaksınız ve İsrail karşıtı politikalar izlemeyeceksiniz.

3. Ortadoğu’da ABD ve batı politikalarına destek vereceksiniz.

4. IMF politikalarına uyacaksınız, merkez sağ çizgide olacaksınız.

5. Milli bir siyaset anlayışını terk edeceksiniz. Yeni küresel dünya düzenine paralel politikalar izleyeceksiniz.

6. Bölgede haritalar yeniden çizilebilir. Rejim değişiklikleri olabilir. Küresel dünya düzenine uyumlu bir dış politika izlenmelidir.

Küreselleşmeye uygun, yeni dünya düzeni peşinde koşan güçlerle irtibatlı olan çıkar çevreleri, rahmetli şehit liderimiz Muhsin Başkan’dan BOP ve BİP gibi emperyalist projelere destek vermesini istiyorlardı. Ama yiğit adam, yiğit liderimiz, cennet mekan Muhsin Başkan BOP ve BİP gibi küresel emperyalist projelere en sert ve net tavrı koyan, karşı çıkan,  büyük Türkiye, lider Türkiye sevdası olan Milli bir lider ve devlet adamıydı.

“KÜRESEL GÜÇLERİN SENARYOLARINA ALET OLMAYIZ,  PROJELERİNDE ASLA YER ALMAYIZ”

Rahmetli liderimiz gelen bu heyeti misafir oldukları için sabırla dinlemiş ama daha sonra iç ve dış politikadaki görüşlerini net bir şekilde ifade etmiş, anladıkları lisandan konuşmuş ve onlara tarihi öneme sahip şu sözleri söylemiştir: “Benim adım Muhsin Yazıcıoğlu. Ben kimseye boyun eğmem, iç odak dış odak tanımam. Ülkemize yönelik küresel siyaset mühendisliği yapılıyor. Küresel iradeye boyun eğmem. Milli iradenin dışında ve üstünde hiçbir vesayeti, gücü, odağı kabul etmem. Siyasi yaşamım boyunca demokrasi dışı arayışlara hep karşı oldum ve karşı olmaya da devam edeceğim. 28 Şubat sürecinde nasıl askeri ve bürokratik vesayete demokrasi adına, millet adına karşı çıktımsa bu gün de küresel güçlerin işbirlikçileri ile sivil siyasete müdahalesini doğru bulmuyorum. Anti – demokratik buluyorum.  Ben sadece milletimden güç alırım, vesayetçilerden, kirli yol ve yöntemlerle siyaseti dizayn etmeye çalışan iç ve dış mihraklardan değil ABD, Batı icazetli, İsrail ile bağlantılı, ilişkili her türlü gayri – milli girişimin yanında ve içinde asla olmayız. Kökten karşısında oluruz ve sonuna kadar mücadele ederiz. Biz BBP olarak her türlü askeri, bürokratik vesayete karşıyız.  Biz, güç odaklarıyla değil, milletimizle siyaset yaparız ve ancak büyük Türk milletine hizmet ederiz.

Biz BBP olarak bağımsız bir siyaseti, millete dayanan bir siyaseti ilkemiz edindik. Hiçbir odak bizim siyasetimize ve duruşumuza müdahale edemez. Bu milli ve yerli çizgimizden ve milli duruşumuzdan asla taviz vermeyiz. Ben ve dava arkadaşlarım dik duruşumuzu, milli iradeden yana olan demokratik tavrımızı her koşulda gösterdik. Göstermeye her zaman devam edeceğiz.

Türkiye Amerika’nın, AB’nin sömürgesi değildir. Ben ve dava arkadaşlarım küresel emperyalist projelere alet olmayız, taşeron olmayız. ABD, AB ve İsrail işbirlikçisi asla olmayız”.

28 ŞUBAT’TA DİK DURAN BBP, HAVASINI ATAN İSE 28 ŞUBAT’IN ÜRÜNÜ AKP

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ondan önceki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan yardımcısı Bülent Arınç, bazı AKP yöneticileri, Meclis Başkanı Cemil Çiçek ve bugün AKP hükümetinde bakanlık yapan bazıları, yapmış olan bazıları, halen milletvekili olan bazıları, milletvekilliği yapmış olanlardan bazıları, AKP kurucularının birçoğu o zaman Refah Partisi’nde siyaset yapıyorlardı. Kimileri bakan, kimileri milletvekili ve belediye başkanıydı. Hepsi o dönemin canlı şahitleri çoğu yaşıyor.

Muhsin Başkan 28 Şubat sürecinde iş başında olan Refah – Yol hükümetine baskı yapan, tehdit eden askeri vesayete ve demokrasi dışı arayışlarda bulunan asker – sivil karışımı güçlere, çetelere dikilirken, şimdi demokrasi havarisi kesilen, AKP içerisinde siyaset yapan, hükümette görev yapan hatta şimdi parti devletinin cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan ve onun gibilerinin sesi çıkmıyordu. Bazı milletvekilleri ve siyasiler valizlerini hazırlamış, yurtdışına çıkma hazırlıkları yapıyorlardı. Abdullah Gül, Bülent Arınç ve diğerleri! Gerçekleri gizlemeyin!

BBP’den başka 28 Şubat’ta askeri vesayete Çevik Bir vb. egemen güçlerin çıkar çevrelerinin adamlarına generallerine dikilen yoktu. Muhsin Başkan, 28 Şubat sürecinde egemen güçlere ve çıkar çevrelerine meydan okurken, askeri vesayete karşı çıkarken, demokrasi dışı arayışlara tavır koyarken, Tayyip Erdoğan, İstanbul Belediyesi’nde ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’ni yapmış Morton Abramowitz, ABD konsolosları ile ajan diplomatlarla görüşüyor, Rahmetli Erbakan Hoca’nın altını oymaya çalışıyordu.

BBP, 28 Şubat sürecinde ve e – muhtıra süreçlerinde hep demokrasinin ve milli iradenin yanında yer aldı. Şimdi 28 Şubat konuşulduğunda “demokrasi havarisi” kesilen, özellikle bazı siyasetçiler o süreçte yurtdışına çıkma hazırlıkları yaparken, kimileri de bazı medya patronlarına ve askerlere yalakalık yapıyordu.

Muhsin Başkan her dönemde ülkenin birlik ve beraberliğinden yana olan, kamplaşmaya, cepheleşmeye, kutuplaşmaya karşı çıktı. Milletin inanç ve değerlerini her şartta savundu. Demokrasi ve milli irade düşmanlarının baskılarına, dayatmalarına boyun eğmedi, ilkeli, seviyeli, tutarlı bir siyaset adamı olarak milletin gönlünde yer aldı.

1993 “Örtülü Darbe” sürecinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde kurulan, 28 Şubat sürecinde fiilen kendini gösteren, demokrasi düşmanı ve hukuk dışı bir yapılanma olan “Batı Çalışma Grubu’na” millet adına, demokrasi adına karşı çıkan tavır koyan ve demokrasilerde darbe çalışma gruplarına, BÇG’lere yer yok diyen tek liderdi.

Muhsin Başkan “Demokrasilerde çözüm her zaman sandıktır. Darbe çözüm değil” demiştir her konuşmasında. “Darbeci geleneğin artık kökleri kazınmalı ve silinmelidir. Kim darbeciliğe destek veriyorsa demokrasi ve ülke düşmanıdır.” demiştir.

“ERDOĞAN – GÜL İKİLİSİ KÜRESEL PROJEYİ KABUL ETTİ, BEN ETMEDİM, BOYUN EĞMEDİM”

28 Şubat süreci ve sonrasında, başkanlık divanında, MYK’da görev yapan arkadaşlarımız, il başkanlığı görevi yapmış olanlar, parti kurucusu olan arkadaşlarımız, yine Avrupa’daki teşkilatlarımızda yöneticilik yapan birçok dava arkadaşımız rahmetli liderimizin kendisine edilen teklifleri ve AKP’nin kuruluş süreci ilgili söylediklerinin, konuşmalarının şahididirler. Birçok arkadaşımız rahmetli liderimizin ağzından bazı toplantılarda, özel sohbetlerde bizzat dinlemişlerdir. Sözlerini gayet iyi hatırlarlar. Bazen bu konular gündeme geldiğinde arkadaşlarımız “Muhsin Başkan şunları şunları söylemiştir” diyerek anlatmaktadırlar.

Rahmetli Başkanımız bir kaç kez MYK toplantısında ve başka toplantılarda, sohbetlerimizde hatırladığım kadarı ile şu sözleri söylemişti: “Evet bana da teklifler geldi. ‘Sana başbakanlığa giden yolu açarız’ dediler. Ancak ‘bizimle hareket edersen bizimle işbirliği yaparsan’ dediler. Ben inançlarımıza, ilkelerimize bizi biz yapan yüce değerlerimize ihanet olan küresel güçlerin teklifini nasıl kabul edebilirdim? AKP’yi kuranlar etti, ben etmedim, dış mihraklara ve onların işbirlikçilerine boyun eğmedim. Küresel iradeye boyun eğmem, milli irade dışında irade de tanımam. Ben siyasi yaşamım boyunca kolay yolu hiç seçmedim. Zoru, çileli ama onurlu ve ilkeli bir yolu seçtim. İnançlarımızdan, ilkelerimizden, davamızdan taviz vermedim. Önemli olan zoru başarmaktır.

Makam, mevki, ikbal, koltuk için yola çıkmadım. Egemen güçlere, çıkar çevrelerine, uluslararası güç odaklarına sırtını dayayarak, onların maşası olarak başbakan olacaksam Allah böyle bir başbakanlığı bana, iktidarı bizlere nasip etmesin. Biz Allah’ın yardımıyla, milletimizin desteğiyle, kimseye diyet borcumuz olmadan, iktidara gelmek ve sadece yüce milletimize, ülkemize, devletimize hizmet etmek istiyoruz. Bizim küresel güçlerle ilişkili olan çevrelerden farkımız inancımızdır, ahlakımızdır, duruşumuzdur. Allah duruşumuzu bozdurmasın, bizi hak yoldan ayırmasın” demiştir. Daha çok şey söyledi. Birçok dava arkadaşlarımızın rahmetli Muhsin Başkan’dan dinledikleri, akıllarından kalan çok tarihi sözleri, ifadeleri mutlaka vardır.

Hatta bir toplantıda konuşması esnasında “Güç odaklarının emrinde olan, onların dediklerini yapan onlardan talimat alan bir başbakan olmamı, onların kirli emellerine hizmet eden bir iktidar olmayı kabul eder misiniz? İçinize sindirebilir misiniz? İnancımıza, ilkelerimize, davamıza, misyonumuza aykırı böyle zilleti kabul eder misiniz? diye cümlelerini bitirirken salon “hayır” diyerek inlemişti. Muhsin Başkan yine tarihi önem sahip konuşmalarından birini yapmıştı.

“ABD’NİN, İSRAİL’İN, KÜRESEL MAFYANIN ADAMI OLMAYI KABUL ETSEYDİM ÇOKTAN BAŞBAKANDIM”

Muhsin Başkanımızın yine seçim meydanlarında, salon toplantılarında vb. etkinliklerde bu konuyla ilgili söyledikleri yazılı ve görsel medyada vardır. Videoları sosyal medyada yer almaktadır.

Cennet mekan Muhsin Başkan şehadetinden önce seçim meydanlarında küresel projelere, nasıl alet olmadığını, dik durduğunu, boyun eğmediğini anlatmıştır. Sosyal medyada yayınlanmakta olan Afyon- Emirdağ konuşmasında tarihi öneme sahip şu sözleri söylemiştir:

“Eğer, Amerika’nın İsrail lobilerinin, AB fonlarının, küresel mafyanın, Türkiye’yi sömüren sermayenin, çetelerin adamı olmayı kabul etseydim başbakan yardımcısı olurdum, başbakan da olurdum, başka şeyler de olurdum. Ama ben sizinle yürümek istediğim için tenezzül bile etmedim, etmem de. Dış güçlerin dediklerini kabul etseydim, onların projelerinde yer alsaydım, başbakan da olurdum, iktidara da gelirdik. Ben milletin adamıyım iktidara geleceksem milletimin desteğiyle gelirim dış güçlerin, karanlık mihrakların desteğiyle değil.”

İşte lider, İşte BBP. İşte Muhammedi tavır, Hüseyni duruş budur. Muhsin Başkan bir ahlak adamıdır, dava adamıdır, ilke adamıdır, adam gibi adamdır.

Muhsin Başkan AKP kurulduktan sonra, birçok toplantılarda AKP lideri Erdoğan ve ekibinin para sıkıntısı olmadığını, AKP’nin uluslararası finans desteğiyle kurulduğunu, yurtdışından çantalar dolusu AKP’ye paralar geldiğini açıkça söylemiştir.

Rahmetli başkan, bilge bir siyaset devlet adamıydı. AKP ve Erdoğan ile ilgili çok önemli bilgilere sahipti. AKP’yi kuranları çok iyi tanıyordu. Çünkü AKP’nin kuruluşunu ortaya çıkartılışını çok iyi biliyor ve AKP için “küresel proje” diyor ve öyle görüyordu. Muhsin Başkan, AKP ile iç ve dış politikada çok farklı düşünüyordu. AKP’nin, ABD’nin yeni Ortadoğu planları için tasarlanıp kurdurulduğunu düşünüyordu.  Bunu açıkça her yerde ifade etmiştir. Bilge bir lider olan Muhsin Başkan öngörülerinde, tespitlerinde hep haklı çıktı.

Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’na küresel emperyalist güçler diz çöktürtemedi. ABD, AB ve Davos’ta dünyayı yönetmeye çalışan kapitalistlerden icazet almadı, ayaklarına gitmedi. AKP’yi kuran Erdoğan ve ekibi 2001 yılından beri küresel merkezlerin kontrolündedir ve onlara teslim olmuşlardır.

2000 yılında Fazilet Partisi’nde de gelenekçi – yenilikçi kavgası yaşanıyordu. 14 Mayıs 2000 tarihinde yapılan FP 1. Kongresi'nde gelenekçi ve yenilikçi kanatlar arasındaki çekişme su üstüne çıkmıştı. Erdoğan’ın desteklediği Yenilikçi kanadın adayı Abdullah Gül çok ciddi oy almasına rağmen seçimi Recai Kutan karşısında kaybetmişti. Abdullah Gül 112 oyla Genel Başkanlık seçimini kaybetmişti.

“ERDOĞAN VE GÜL İKİLİSİNİ ABD, BATI, İSRAİL, SUUD DESTEKLİYORDU”

Kongre sonrası Abdullah Gül ekibiyle beraber partiden koptular. Pınarhisar Cezaevi’nden çıkan Recep Tayyip Erdoğan’ın da aralarına katılması ile Yenilikçiler hemen yeni bir parti çalışmalarına başlamışlardı. Erdoğan – Gül ikilisi çok önceden planladıkları alt yapısını hazırladıkları parti kurma çalışmalarını büyük bir hızla devam ettiriyorlardı. Erdoğan kısa cezaevi yaşamında zaten iç ve dış çevrelerle yeni siyasi çalışmalarının planını yapıyordu. Cezaevi günlerinde çok ziyaretçisi vardı. Erdoğan ve ekibi siyasi süreci yakından takip ediyorlardı.

Türkiye’deki siyasi gelişmeleri yakından takip eden küresel güçler çeşitli kirli yol ve yöntemlerle Türk siyaseti hayatına kendi çıkarları doğrultusunda yön vermeye çalışıyorlardı.

Fazilet Partisi’nden ayrılıp yeni oluşum çalışmaları yapan Erdoğan ekibinin ABD ve Batı ile temasları vardı. ABD ve Batı ile bağlantılı iş çevreleri ve liberaller Erdoğan ve Gül ikilisine büyük destek veriyorlardı. Bu siyasi sürecin özellikle 1998 – 2003 sürecinin çok iyi bilinmesi lazım. 

BBP hareketi ilk çıktığı günden beri Anadolu hareketi olarak milletin gönlünde kabul görmüşken, AKP’yi kuran kadro ise içinden çıktıkları Milli Görüş geleneği tarafından “Yahudi Yenilikçi Hareketi” olarak suçlanmış, arkalarında dış odaklar olduğu vurgulanmıştır.

Küresel ve Oligarşik güçlerle ilişkili malum çevreler Muhsin Başkan’a kabul ettiremedikleri gayri – milli projeyi Erdoğan – Gül ekibine kabul ettirmişlerdir.

Küresel güçlerin Türk siyasetine açıkça müdahale olan siyaseti dizayn etme çalışmalarına  “taşeronluk” yapan ve onların küresel emperyalist politikalarını kabul eden, “uyma” sözü veren Erdoğan – Gül ikilisine AKP’yi kurdurmuşlar ve her türlü desteği açıkça vermişlerdir.

MUHSİN BAŞKAN HAKLI ÇIKTI. ERDOĞAN ABD, AB ÇİZGİSİNE SADIK KALACAĞINI, PROJEDEN SAPMAYACAĞINI İTİRAF ETTİ

14 Ağustos 2001 yılında kurulan AKP’nin Genel Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk açıklaması "Biz gömleğimizi değiştirdik" ifadesiydi. Bu söz, Erdoğan’ın AKP’yi destekleyen küresel sömürgecilere, uluslararası güçlere gönderdiği mesajdı. Mesaj alınmış, AKP’ye her yönden büyük destek artarak devam etmiştir.  

Muhsin Başkan BBP’nin kuruluş toplantısında ABD emperyalizmine, Siyonizm’e, dünya kapitalist sistemine meydan okuyan milli ve yerli bir duruş ortaya koyarken, AKP Genel Başkanı Erdoğan ise 14 Ağustos 2001’de Ankara Bilkent Otel’de yerli ve yabancı gazetecilerin karşısında kendilerini ve neden parti kurduklarını anlatırken “AB’ye ve NATO’ya bağlıyız, AB stratejik müttefikimiz” diyordu.

Muhsin Başkan, AKP’nin kuruluşuyla ilgili yine şunları söylemiştir:

“Erdoğan ABD’den dönüşünde ‘Ben, ABD ile mutabakata vardım, partiyi kuruyorum ve iktidara geliyorum’ dedi. Bu süreç içinde de Başbakan'ın danışmanlarının beyanatları var. ‘Bunu atmayın, kullanın’ diye. Bence her şey aleni, kapalı bir şey yok. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin siyasi tercihi kara para ekonomisi, kayıt dışı ekonomi, kaçakçılık, kumar ve fuhuş ekonomisi, yolsuzluk ekonomisi ve terör ekonomisidir. Şimdi bu beslendiği kaynaklar bakımından ilişkilere baktığınızda yapısı ortaya çıkıyor”.

11 Ekim 2006 Çarşamba günü yayınlanan “Referans” adlı gazetenin manşetinde Muhsin Başkan’ın şu sözü vardır: “Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı Tamamen 28 Şubat’ın Ürünüdür” 

Muhsin Başkan, milli mutabakat çağrısıyla sistem karşıtı tarihi bir manifesto yayınlarken, AKP’yi kuranlar ABD ve Batı’dan icazet almışlar “ABD ve Batı müttefikimizdir, IMF ile uyum içinde çalışacağız” demişlerdir. Muhsin Başkan, milletle toplantılar yaparken, AKP’yi kuranlar ise TÜSİAD patronlarıyla, Doğan Medyası ile toplantılar yapmıştır.

Bir dönem Erdoğan’ın baş danışmanı olan yurtdışı seyahatlerinde kılavuzluk yapan, küresel ilişkileriyle Erdoğan’a bağlantılar kuran Cüneyt Zapsu yakın arkadaşı Byford Erdoğan’ı 2001 – 2002 yıllarında Amerika’da, Batı başkentlerinde kapı kapı gezdiren adamdır.

Erdoğan ve ekibi ise AKP’yi kurmak için Morton Abramowitz, Richard Perle, Graham Fuller, Marc – Grosman, Paul Wolfowitz, Henry Barkey vb. bazıları Türkiye’de büyükelçilik yapmış, Ortadoğu’da CIA istasyon şefliği yapmış, ajan diplomatlarla görüşmüşler, yurtdışında özel malikanelerde, ofislerde, otellerde, lobilerde bir araya gelmişler ve onlardan aldıkları onayla AKP’yi kurmuşlardır.

LİYAKAT ŞÖVALYE NİŞANLARI ÜSTÜN CESARET ÖDÜLLERİ İŞBİRLİKÇİLERE VERİLİR

12 Eylül 1980 darbesinin ardından 9 Kasım 1982 tarihine kadar “Devlet, Milli Güvenlik Konseyi ve Genelkurmay Başkanlığı” görevini yaptı. Evren, 1 Temmuz 1983 tarihinde kendi isteği ile Genelkurmay Başkanlığı’ndan emekli oldu. 1983 – 1990 yılları arasında 7’nci Cumhurbaşkanı olarak görev yapan Evren, ABD Liyakat Madalyası aldı.

Erdoğan’ın “Türk Baharı” dediği, AKP’nin tek başına iktidara geldiği 3 Kasım 2002 seçimleri ve daha sonraki seçimlerde Yahudi lobileri, İsrail terör rejiminin destekçileri, Neoconlar açıkça AKP’ye destek vermişlerdir. 2004 yılında Erdoğan, Amerikan Yahudi Komitesi’nin (American Jewish Committee ) cesaret ödülünü almıştı.

Recep Tayyip Erdoğan, 26 – 30 Ocak 2004 tarihleri arasında ABD’ye gitmiştir. 29 Ocak’ta HSBC Bank’ın New York’taki merkezinde kendisine dünyaca ünlü Musevi lobi kuruluşu AJC (Amerikan Yahudi Komitesi) karakteri ödülü (Profiles of Courage) verildi. AJC tarafından o güne kadar 10 kişi ödüle layık görüldü. Bunlar arasında İsrailli ve Musevi olmayan tek kişi Erdoğan’dı.

Musevi lobilerinden biri olan ADL’nin başkanı Abraham Foxman tarafından “Davut Boynuzu” Yahudi Cesaret ödülü verilerek onurlandırılmıştı. Bu ödülün diğer bir adı da üstün hizmet madalyası. Yine 10 Haziran 2005’te New York’ta Yahudi Örgütü ADL’nin verdiği “Üstün Cesaret Ödülü”nü Abraham Foxman’dan almış, “Bizim dostluğumuza güvenin” demişti. Erdoğan, “Siyonizm’in babası Theodor Herzl tarafından dünya Musevîlerini bir “ulusal yurda” kavuşturma maksadıyla kurulan ve İsrail ile maksadını gerçekleştirmiş bulunan World Jewish Congress’in ABD türevi AJC (American Jewish Congress)” tarafından ödüllendirilmiş biridir.

Musevi lobiler, eski başbakanlardan Mesut Yılmaz ve emekli Org.  İsrail Muhibi Çevik Bir’e de ödül vermişlerdir.

TAYYİP ERDOĞAN’IN ABD VE AB İLİŞKİSİ 1995 YILINDA BAŞLADI

27 Mart 1994 seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kazanan Recep Tayyip Erdoğan RP içerisinde Erbakan’dan sonra parti liderliği için ismi ön plana çıkarken belediye başkanlığı sürecinde de yükselişi sürecekti. Erdoğan belediye başkanlığının sağladığı büyük konumla Türkiye’nin egemenleriyle de tanışacak, tanıştırılacaktı. Patronlar kulübü TÜSİAD üyeleriyle çok yakın ilişkiler kuracaktı. Ayrıca Erdoğan uluslararası çevrelerle birlikte ABD İsrail ve Batılı ülkelerin diplomatlarıyla zaman zaman bir araya gelirken dikkatle takip edilen bir siyasetçi de olacaktı. Bu süreçte Erdoğan’ı daha yakinen tanımak isteyen Washington, Ankara’daki CIA istasyon şeflerine talimat vererek bu adamı izleyin ve sürekli görüşün tavsiyesinde bulunuyordu. Türkiye’yi çok yakından takip eden Amerika her zaman ilerde etkili ve yetkili bir konuma gelecek yıldızı parlayan kitleler üzerine tesirli olan siyasetçileri yakından takip etmiş, onlardan ABD çıkarları doğrultusunda faydalanmayı düşünmüştür. Eğer üzerine çalışıp başarılı olamamış kendine tehdit olarak görmüşse de o kişiyi siyaseten bitirmeyi önünü kesmeyi hangi yol olursa olsun kafasına koyar. Mesela daha Erdoğan belediye başkanı seçilmeden kısa bir süre önce 1991 – 1994 yılları arasında ABD Büyükelçiliği yapan Morton Abramowitz “kravatlı daha şehirli görünen Tayyip Erdoğan’ı Erbakan tercih ederiz” demişti.

15 Ekim 1996 tarihinde Erdoğan’ı belediye başkanlığı makamında ziyaret eden Abramowitz bu görüşmede  “Siz İstanbul’u yönetip yıldızımızı parlatabileceğinize göre Türkiye için çok şeyler yapabilirsiniz” diyordu. Erdoğan Abramowitz’in ziyaretini “sıcak ve olumlu bir mesaj getirdi” diyerek özetler.

Erdoğan ABD İstanbul Başkonsolosu Bayan Huggiszle de defalarca görüşürken, yine bu bayan diplomat cezaevinde bile Erdoğan’ı yalnız bırakmıyordu. Washington – Neoconlar Erdoğan’ı küresel çıkarlar için doğru bir genç siyasetçi ve desteklenmesi gereken bir kişi olarak görüyorlardı.

Washington ile  yakın ilişkiler kuran Erdoğan 17 – 21 Nisan 1995,  17 – 22 Kasım 1996 ve bir ay sonra da 20 – 23 Aralık 1996 tarihli arasında Amerikayı ziyaret  etmiş burada Neoconlar ile de tanışmıştır.  ABD ziyaretleriyle, Washington  Erdoğanı  kanatları altına almıştır. CIA istasyon şefleri Washington yönetimine Erdoğan ile ilgili olumlu  raporlar  veriyor ve  onun önünü açıyorlardı.

312 – 2'den aldığı cezanın onanmasından bir gün sonra 28 Eylül 1998'de, ABD'nin İstanbul başkonsolosu Bayan Caroline Hagins, Tayyip Erdoğan'ı Belediye makamında ziyaret edip, Washington'un talimatıyla, "bu tür gelişmeler, Türkiye demokrasisine olan güveni azaltır" açıklamasını yapmıştı. Oysa aynı ABD yetkililerinin Erbakan'a karşı girişilen, haksız yere partilerini kapatma, hükümetini yıkma ve cezaevlerine tıkma olayları karşısında sessiz ve tepkisiz kalmaları dikkatlerden kaçmamıştı.

Tayyip Erdoğan'ın AKP'yi kurmadan önce 18 Temmuz 2001'de İsrail büyükelçisi David Sultan'la bir görüşme yaptığı ve ona "Yeni oluşacak partinin İsrail ve ABD politikalarına asla ters düşmeyeceği" yolunda garanti verdiği konuşulup yazıldı. Bu, David Sultan, uzun yıllar İsrail ordusunda görev yaptıktan sonra dışişleri kadrosuna alınan azılı bir İslam düşmanıydı...

O süreçte herkes statükoya karşı, mazlum rolü verilen Erdoğan’a inançları gereği destek verdi, sahip çıktı. 28 Şubat sürecinde ortada olmayan, gözükmeyen ve o süreçte CIA mensupları ile ajan diplomatlarla belediyede ve başka yerlerde görüşen Erdoğan değilmiş gibi bir hava oluşturuldu. Erdoğan aktif olarak siyasetin merkezine sokulmaya ve başrollerde oynamaya hazırlanıyordu. 

AKP’NİN KURULUŞU KARANLIKTIR

Erdoğan ve arkasında onu ileriki süreçte liderliğe hazırlayan güçler bu durumdan istifade ederek Erdoğan’a mazlum ve mağdur rolünü iyi oynattılar. Refah Partisi ve ardından Fazilet partisinin Anayasa Mahkemesince kapatılması 28 Şubat sürecindeki anti demokratik baskılar ve dayatmalarda Erdoğan’ın karizmasının yükselmesine onu bir umut olarak gören kitlelerin oluşmasına zemin hazırlıyordu.

Fazilet Partisi’nin anayasa mahkemesi tarafından kapatılması ardından bağımsız kalan milletvekilleri yeni parti kurma çalışmalarına başlayınca Mili Görüş çizgisinde daha önce yaşanmayanlar yaşanacaktı. FP kadroları içinde  “gelenekçiler” ve “yenilikçiler” diye iki kanat oluştu. Gelenekçi kanat 20 Temmuz 2001’de Saadet Partisi’ni kurarken yenilikçi kanat da Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Adalet ve Kalkınma Partisi AKP’yi kurdu. İstanbul Anayasa Mahkemesi’nin Tayyip Erdoğan ile ilgili kararının açıklanmasının beklendiği gün New York Times’de bir yazı çıktı. Douglas Frantz imzalı yazıda Tayyip Erdoğan’ın yapılacak bir genel seçimde büyük başarı kazanacağı ileri sürülüyordu.

AK partinin kurulması en çok Milli Görüş çizgisinin takipçisi olduklarını söyleyen Saadet Partisi kadrolarının tepkisine yol açtı. Milli Görüş Hareketinin önde gelen isimlerinden Adalet Eski Bakanı ve Saadet Partisi genel Başkan Yardımcısı Şevket Kazan’a göre “AKP’yi Amerika kurdurmuştur.” Kazan AKP’ye yönelik zehir zemberek suçlamalarını birçok yayın organlarında sürdürdü. Kazan şunları söylüyor: “Üst düzeydeki AKP kadrosunun Amerika ile irtibat içinde olduğunu biliyoruz. Oranın tasvibiyle hareket ettikleri, oranın hoşuna gitmeyecek birtakım davranışlardan çekindikleri açıkça gözüküyor. İsrail aleyhine bir çıkış yapabildiler mi? ”

AKP’ye yönelik bir suçlama da Alman hükümeti ve istihbaratının AKP’nin kuruluş çalışmalarına sıcak baktığıydı. Başta Almanya olmak üzere batılı ülkeleri dolaşan AKP’nin dışişlerinden sorumlu kurmaylarının, AKP’ye destek istediği ve bu desteği de bazı batılı ülkelerin başkentlerinden aldığı AKP’nin kuruluş sürecinde konuşuluyor ve tartışılıyordu. SP eski Genel Başkanı Recai Kutan da AKP kurucularından Abdullah Gül’ün İngiltere ile ilişkisinin olduğunu iddia ediyordu.

Erdoğan parti kurulurken de parti kurulduktan sonrada İsrail ve onun yandaşları ile temaslarını devam ettirdi. İstanbul’da ki Yahudi iş çevreleri ve onların uluslararası kontakları, “Biz ABD, AB, İsrail karşıtı değiliz, biz Batı ile her alanda iyi ilişkiler kurmak isteyen ve din eksenli olmayan bir partiyiz” diyen Erdoğan’a açık destek sunacaklardı. 

WASHİNGTON AKP’YE DESTEK VERDİ

Washington 3 Kasım 2002 seçimleri öncesi Türkiye ile ilgili uzmanlarına yaptırdığı bir çalışmada AKP’nin tek başına iktidara geleceği toplumda da Tayyip Erdoğan’a yönelik büyük bir ilgi ve destek olduğu sonucu vardı. Washington AKP yöneticilerini adamları vasıtasıyla Amerika’ya çağırdı. Burada baş başa gizli ve karanlık görüşmeler yapıldı.

26 Ocak 2002 günü AKP Lideri Tayyip Erdoğan beraberindeki heyetle ABD’ye geldi. Önce Washington’da derin Amerika’yı temsil eden merkezlerle görüşecek ardından bu merkezlerle bağlantılı dünya sermayesini ve para piyasasını ellerinde tutan yönlendiren patronlarla Davos Zirvesi’nde bir araya gelecekti.

Bu ziyaretler çok önceden danışmanı Türk – Amerikan iş konseyi üyelerinden ve dünya ekonomik forumu üyelerinden Cüneyt Zapsu’nun kurduğu ilişkilerle ayarlanacaktı. Zapsu ABD’nin Türkiye ile ilgilenen diplomatik çevreleriyle temasa geçerek AKP ile ABD merkezleri arasında siyasi ilişkilerin üst düzey bir noktaya gelmesi için çaba sarf edecekti. Bu doğrultuda ABD’nin siyasi işlerden sorumlu diplomatı Silver Lawrence ile AKP üst düzey yöneticileri ABD Büyükelçiliği’nde bir toplantı yaptılar.

Türk siyasetini yakından takip eden Washington kendi içlerinde yaptıkları uzun değerlendirmeler sonucunda AKP heyetini Washington’a pazarlayan getiren “Çizmeli Adam” olarak tanınan Grenville Byford’u devreye soktu. AKP Lideri Tayyip Erdoğan’ın danışmanı olan Cüneyt Zapsu vasıtasıyla AKP çevreleriyle tanışan ve onlara Washington ve Davos kapılarını aşan çizmeli adam Washington’dan aldığı talimatlar doğrultusunda gayri resmi görüşmeleri ayarlamaya başladı. Bu doğrultuda ilk görüşme AKP Heyetinin Washington’a ayak bastıktan bir gün sonra 27 Ocak sabahı  “Karanlıklar Prensi” olarak tanınan ABD dış politikasını yönlendiren Ulusal Güvenlik Dairesi’nde ve yine Pentagon’a bağlı Savunma Siyaset Kurulu’nda yıllarca çalışan CIA’nın Türkiye uzmanlarından biri olan Richard Perle ile Perle’nin gözlerden uzak Washington –Maryland eyaleti sınırındaki 3 katlı malikanesinde gizlice görüşüyorlardı. Bu görüşmede Erdoğan’ın yanında hiç ayırmadığı danışmanı Cüneyt Zapsu ile Washington’un muteber adamı Zapsu’nun yakın arkadaşı Çizmeli Adam Grenville Byford vardı.

Ajan diplomat Perle bu görüşmede Erdoğan’a Washington çıkarları doğrultusunda küresel tavsiyelerde bulunuyor ve AKP’nin seçimlerde tek başına iktidara gelebileceğini söylüyor. Bir CIA projesi olan ılımlı İslam projesini en iyi şekilde uygulayacak, Ortadoğu’ya örnek olacak iktidarın AKP hükümeti olacağını düşündüklerini açıkça Erdoğan ve kurmaylarına söylüyordu. 

AKP’Yİ İLK KUTLAYAN WASHİNGTON OLMUŞTUR

Bu gün AKP hükümetinin çözüm süreci dediği Türkiye’yi çözme açılımı PKK açılımı daha o yıllarda Washington’da gündemdeydi.  Yeni Muhafazakarlar olarak bilinen Washington şahinleri olan Neoconların liderlerinden biri olan Perle İsrail’in Washington’daki adamı ve Sağcı Siyonist Likud Partisi’nin Washington temsilcisi olarak bilinir.

AKP’nin yapılacak bir genel seçimde iktidara geleceğini ve Türkiye’yi yöneteceğini yapmış oldukları kapsamlı çalışmada gören, istihbarat çevrelerinde karanlıklar prensi olarak bilinen Richard Perle ABD’nin Ortadoğu uzmanları ile yaptıkları değerlendirmede çıkan sonuçları Washington yönetimine rapor olarak sundu. “AKP’ye olan desteğimizi devam ettirmeliyiz” dedi.

3 Kasım 2002 seçimlerinden zaferle çıkan AKP’yi kutlayan ABD yönetimi olacaktı. Zaten yaptırdıkları kamuoyu araştırmalarında AKP’nin 1. parti olacağını ve tek başına iktidara geleceğini görmüşlerdi.

 İKİNCİ BÖLÜMÜN SONU



FOTO GALERİ


GENEL MERKEZ
HABER BÜLTENİ