Büyük Birlik Partisi

GENEL MERKEZ GÜNDEMİ

2017-04-25 09:54:24

BBP YİK BAŞKANI HAKKI ÖZNUR, 'DARBECİ KENAN EVREN İLE OPORTÜNİST- MAKYAVELİST ERDOĞAN’IN SÖYLEMLERİ ÖRTÜŞÜYOR'

Ülkücü Fikir ve Siyaset adamı BBP YİK Başkanı Hakkı Öznur’un Milli İttifak Şöleni’nde yaptığı konuşmanın üçüncü bölümü:
BBP YİK BAŞKANI HAKKI ÖZNUR, 'DARBECİ KENAN EVREN İLE OPORTÜNİST- MAKYAVELİST ERDOĞAN’IN SÖYLEMLERİ ÖRTÜŞÜYOR'
Ülkücü Fikir ve Siyaset adamı BBP YİK Başkanı Hakkı Öznur’un Milli İttifak Şöleni’nde yaptığı konuşmanın üçüncü bölümü:

 

DÜN KEMALİZM, BUGÜN TAYYİBİZM! İKİSİ DE OTORİTER, İKİSİ DE TOTALİTER

AKP hükümeti hukuk devletini resmen ortadan kaldıran uygulamalar yapmaktadır. Hukuk değil, tek adam devleti isteniyor. Askeri vesayetin yerini tek adam rejimi aldı. Dün Kemalizm, bugün Kemalizm’i kendine örnek alan Tayyibizm. Tayyibizm’in dünyadaki benzerleri BAAS rejimleri, Kuzey Kore Kızıl Faşizmi, Sisi rejimi, Putin rejimi, Pekin rejimi ve körfez monarşileridir.

AKP, parti vesayeti inşa etme, Muhaberat devleti kurma yolunda son hızla ilerliyor. Giderek otoriterleşen ve tek adam rejimine benzemeye başlayan Erdoğan iktidarı, kendisine biat etmeyen herkesi kriminalize etmeye ve baskı ile susturmaya çalışmaktadır. AKP, faşizmi, Staliniz’mi aratmayan uygulamalar yapmaktadır.

Kuzey Kore, Suriye vb. totaliter rejimleri kendine örmek alan AKP hükümeti demokrasiyi ve özgürlükleri savunan muhalif medyayı ve muhalif siyaseti korkutarak susturmaya çalışıyor. Toplumun, muhaliflerin, gazetecilerin diken üstünde polis operasyonu beklemesi demokrasilerde değil, ancak tek parti rejimlerinde, dikta rejimlerinde, totaliter rejimlerde olur.

Otoriter zihniyete sahip AKP, parti devleti kurmuştur. Tek parti devleti vardır. Yeni bir 28 Şubat yaşanıyor bugünlerde. Sadece vesayet el değiştirdi. 17 Aralık ile 28 Şubat arasında fark yok. Otokratik siyaset, totaliter zihniyet kendisini onaylamayan hiçbir kurum, zümre istemiyor. Muhaliflerine 28 Şubat’tan kalma kara propaganda ve algı operasyonları yapıyor.

DÜN BÇG VARDI BUGÜN “SARAY ÇALIŞMA GRUBU” VAR

12 Mart öncesi Hava, Kara ve Deniz Kuvvetleri’nde kurulan “Devrimci Çalışma Meclisi”, “Batur Çalışma Grubu” ile Temmuz 1978’de, Genelkurmay karargahında kurulan “Saltık Çalışma Grubu” 28 Şubat sürecinde TSK içinde kurulan “Batı Çalışma Grubu” ve devamında 1. Ordu’da kurulan “Doğu Çalışma Grubu” arasında hiçbir fark yoktur. Anti demokratik çalışma grupları bugünde varlığını devam ettirmektedir.

28 Şubat sürecinde “Batı Çalışma grubu” (BÇG) 2003 başlarında MDD’ci Baasçı zihniyete sahip “Doğan Çalışma grubu” (DÇG), 2014’ün Türkiye’sinde ise Tayyibizme bağlı “Saray Çalışma Grubu” (SÇG) diğer adı Cemaatlerle mücadele grubu…” yani muhafazakar geçinen AKP iktidarında mütedeyyin insanlar tehdit olarak algılanıyor, fişleniyor, MGK toplantılarına konu oluyor, sistemin Kırmızı Kitapçığına yerleştiriliyor. Bütün bu illegal çalışma grupları hukuk dışıdır, demokrasi düşmanıdır. Faşist, militarist totaliter zihniyete sahip kirli, karanlık ve anti demokratik çalışma gruplarıdır. 28 Şubat sürecinde BÇG vardı, bugün ise “Saray Çalışma Grubu” vardır. Parti devletinin başkanı, kızıl faşist Putin’e özenen Erdoğan’dan talimat alan Saray Prensleri, Saray komiserleri, sarayın havuzcuları demokrasiye dönük algı operasyonlarına devam ediyorlar. Sovyetler parti devletiydi; Çin, Kuzey Kore parti devletidir. Suriye, parti devletidir.

AKP’nin “ileri demokrasisi” palavradır. AKP Ortadoğu’daki kapalı rejimlere, muhaberat rejimlerine özenmektedir.AKP yargısı Erdoğan ailesini, AKP’li hırsızları, çeteleri korumak için özel kanunlar çıkartıyor. Özel amaçla çıkarılan yasalar adalete güveni sarsıyor. AKP kendi paralel devletini kurmaya çalışıyor.

Şunda AKP tek parti tek parti dönemine özenmiştir. Tek parti dönemindeki CHP neyse bugün de AKP odur. Tek parti devleti inşa edilmeye çalışılıyor. Bugün burada toplumun bütün kesimlerine sesleniyorum; bugünkü AKP faşizmine karşı seslerini çıkartmalıdırlar. Toplumun bütün kesimleri antidemokratik baskı ve dayatmalara karşı seslerini çıkartmalıdırlar. Gün, AKP’nin anti demokratik uygulamalarına karşı çıkma günüdür. Bütün topluma söylüyorum gün demokrasiye çıkma günüdür, parti devletiyle kanunla mücadele etme günüdür.

AKP oligarşi ile beraberdir, Recep Tayyip Erdoğan demokrat değildir, otokratik siyaseti benimsemiştir. Bugünkü otokratik siyasetin temsilcisi AKP anti demokratiktir ve asla demokrat değildir. Demokrasiye saygısı olanlar. Demokrasiyi savunan hukuku savunan, hak, hukuk, adalet, özgürlük diyen gerçek muhalif sesleri susturmaya kalkmazlar.

AKP, 28 Şubatçıların kirli yol ve yöntemlerini uyguluyor. AKP’nin anti - demokratik ve faşizan uygulamaları 28 Şubatçıları sevindirmiştir. Algı operasyonları ilk defa Nazi Almanyası’nda uygulanmıştır. Faşist Hitler’in en önemli adamı Goebbels tarafından kullanılmış bir yöntemdir. AKP zihniyeti Faşist Goebbels’in gayri meşru yöntemlerine başvuruyor. “Askeri vesayeti bitirdik” diyen Saray ve kontrolündeki AKP, darbeciler ile ulusalcılarla cemaatlere düşmanlıkta ortak hareket ediyorlar.

28 Şubat sürecinde medya bürokratik oligarşinin emrindeydi, bugün de parti devleti yolunda hızla ilerleyen AKP’nin emrinde. 28 Şubat sürecinde Genelkurmay karargâhı ve BÇG, yazılı ve görsel basını besliyordu. Şimdi ise AKP hükümeti ve onun özel karargâhları MİT ve statükonun emrindekiler besliyor. 28 Şubat sürecinde Genelkurmay karargâhı ile kartel medyası arasında karşılıklı turlar yapılıyordu. Şimdi Başbakanlık – Balgat – Yenimahalle arasında özel turlar, seferler yapılıyor. 28 Şubat sürecinde, brifingler ve kulaklara fısıldanan bilgilerle Genelkurmay karargâhı merkez medyayı hükümete karşı kullanıyor ve yönlendiriyordu. Şimdi ise otoriter AKP zihniyeti AKP karşıtı muhalefeti susturmak için satın aldığı havuz medyasını ve devlet gücünü kullanıyor. Devlet gücünü kullanarak muhalifleri sindirmek istiyor.

Parti devletinin buyruğuyla manşet atıp, yazı yazan İstihbaratın oyuncağı olmuş sözde gazeteci yazarlar var. Hazırlanan algı operasyonlarının metinleri, senaryoları Saray / Başbakanlık / MİT üçlüsü tarafından parti medyasına elden teslim ediliyor. Parti memuru / görevli memurlar, parti devleti” modeliyle “şerik kabul etmez” bir puta tutunanlar, medya içinde eşi benzeri görülmemiş bir mekanizma inşa ettiler. Saraya bağlı  “Pravda”lar medyayı sardı.

Tek–adam yönetimi hepimizin vergileriyle finanse edilen devlet radyo ve televizyonunu kendi borazanı gibi kullanmaktadır. TRT parti devletinin, haram sarayın sesi olmuştur. Saraydan atanan parti komiserleri medyayı denetlemektedir. Saray ve iktidar aleyhine yazan özgür basın susmayacak diyenlere linç kampanyaları düzenleniyor.  

AKP memurları, medyayı her alanda denetlemeye devam ediyorlar. Hükümet aleyhine haberleri hemen “Alo Fatihlerle, Mehmetlerle, Mustafalarla ” sansürletmeye çalışıyorlar. Erdoğan karşıtı, muhalif olanları not etmeye, onları susturmaya çalışıyorlar. Türk medyasının düşürüldüğü hâl bu.

28 Şubat 1997 yılındaki MGK’da sözde irtica iç tehdit olarak gösterildi. 2015 Türkiyesi’nde AKP sayesinde 30 Ekim 2014 tarihli MGK toplantısında dindarlar kırmızı kitaba girdi.

28 Şubatçılar “dinci akımlar PKK’dan daha tehlikeli” derken, AKP hükümeti de terör örgütü PKK ile müzakere yapıyor, aynen 28 Şubatçılar gibi mütedeyyin insanları tehdit olarak görüyor.

28 Şubatçılar bugün AKP ile kol kola. Doğu Perinçek, Çetin Doğan, Çevik Bir vb laikçi – faşizan zihniyete sahip 28 Şubatçılar AKP’nin yeni müttefikidir. “Cemaatlerin, tarikatların kökünü kazıyacağız” diyen Doğu Perinçek, “AKP ile birçok noktada paraleliz.” diyor.

28 Şubatçılar, AKP’nin mütedeyyin insanlara ve kendisi gibi düşünmeyen demokrasiyi savunan, “sivil siyaset ve özgürlükçü demokrasi, özgür basın” diyenlere karşı yürüttüğü faşist operasyonlardan çok memnunlar. 28 Şubatçılar memnuniyetlerini “dün düşmanımız bugün dostumuz”, “aynı saftayız” dedikleri Erdoğan’a dizdikleri övgülerle göstermekteler.

Maoist/MDD’ci Doğu Perinçek, cezaevinden çıkışı esnasında “Cemaatlerin kökünü kazıyacağız.” demişti. Ardından, “Cemaatlerle mücadelede Tayyip Erdoğan ile beraber olacağız.” diyerek AKP’nin yeni yol arkadaşı olmuştur.

Vatan Partisi Genel Başkanı diyor ki “Hükümet benim çizgime geldi.” Doğru söylüyor. Hükümet Perinçek’in çizgisine geldi. Hükümet 28 Şubatçılarla beraber.

BİLAL’İN DOSYASI KAPATILDI, HUKUK SIFIRLANDI NETEKİM

17 Aralık 2013’te yapılan yolsuzluk ve rüşvet operasyonu sıradan bir operasyon değildir. Bu operasyon sonrasında kamuoyunda oluşan tepkiden dolayı 4 bakan istifa etmek zorunda kalmıştır. 25 Aralık 2013 günü 18 ihale, 100 milyar dolarlık yeni bir rüşvet ve yolsuzluk soruşturması AKP hükümeti tarafından engellenmiştir. 25 Aralık günü TMK savcısının yürüttüğü kara para, rüşvet, yolsuzluk, ihaleye fesat karıştırma operasyonu AKP hükümeti tarafından yargıya ve emniyete yapılan müdahale ile durdurulmuştur. Çünkü ucu en tepelere dayanıyordu.

AKP hükümeti hırsızlıktan ve çetecilikten yargılananları korumaya, aklamaya çalışmaktadır. Komplo ve örgüt diyerek yolsuzluk dosyalarını kapattırmıştır. Türkiye AKP hükümeti sayesinde, hırsızların, yolsuzluk yapanların, rüşvet alanların ve verenlerin kara para aklayıcılarının kol gezdiği bir ülke hâline getirilmiştir. Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk dosyasındaki herkes serbest bırakılmıştır.

AKP devletinin AKP’li yargısı, bakan çocuklarını, şaibeli, karanlık işadamı kılıklı Reza Zerrab’ı tahliye ederek vicdanları yaralamıştır. O tahliyeler ile adaleti de sıfırladılar. “Biz delilleri karattık, çıkabilirsiniz.” dediler. Adalet de sıfırlandı.

Eski bakan çocukları ile işadamı kılıklı İranlı Reza Zarrab’ın tahliye edilince ‘Hak yerini buldu’ diyen Erdoğan hırsızları korumuştur.  Bunlar için Allahın rızası değil Reza Zarrab’ın rızası önemli.

17 Aralık 73 gün sürdü. Bakan çocuklarını, bürokratları dolara boğan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kankası AKP’lilerin para kasası Reza Zarrap Bakan çocukları, hırsızlar dışarıda, hırsızları yakalayan polisler bu gün değişik cezaevlerinde yatmaktalar.

Kara paracılar “hayırsever”, ayakkabı kutuları da “banka şubesi” olmuştur. Cadı avıyla yolsuzlukların üzeri örtülmeye çalışılıyor. Hırsızları, hortumcuları, rüşvetçileri kurtarmak için demokrasi ve hukuk katlediliyor. Hükümet kendisini yargılayamayacak bir adalet düzeni oluşturmak istiyor.

17 ve 25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonunu yürüten polisler "darbeye teşebbüs" suçlaması ile soruşturmayı yürüten savcılar da meslekten ihraç edilmişlerdir. Yıllardır en kritik operasyonlara imza atan polisler, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonundan sonra tasfiye edilmişlerdir. 250 bin polisin görev yaptığı emniyet teşkilatında Türkiye genelinde yaklaşık 35 bin polisin görev yeri değiştirildi. Görevden alınan polislerin büyük çoğunluğu TEM, İstihbarat, Narkotik, Özel Harekât şubelerinde görev yapıyordu. Terör, istihbarat ve narkotik uzmanı polislerin tasfiye edilmesi terör ve uyuşturucu çetelerinin işini kolaylaştırmıştır. Yıllarını terörle mücadeleye, istihbarata, narkotikle mücadeleye veren tecrübeli ve işinin ehli insanları görevlerinden alırsanız, casusların peşinde koşan, casus avcılarını içeri atarsanız, terörü, uyuşturucuyu ve provokasyonları nasıl önleyebilirsiniz?

Bilal Erdoğan'ın da şüphelileri arasında yer aldığı 17 – 25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasına sonradan atanan AKP yandaşı parti devletinin savcıları, dosya hakkında takipsizlik kararı verdiler Bilal’in dosyası kapatıldı. AKP paralel devlet hikayesi ile kendi paralel devletini kuruyor. MİT, Yargı, Emniyet Saray’dan emir ve talimat alıyor.  Dosyaları kapatarak yolsuzlukların üzerine sünger çekilemez.

Yolsuzluğun rüşvetin üzerine giden polisler darbeyle suçlanıyor. Hukuk tarihinin en büyük ört bası ile karşı karşıyayız. Ortada yüzlerce delil, belge, tapeler varken AKP’nin yargısı takipsizlik kararı veriyor. 17 – 25 Aralık sıfırlandı ancak vicdanlarda kapanmaz bu dosya.

17 – 25 ARALIK’IN AKTÖRLERİNE DOKUNULAMADI

Ülkenin değerlerine, demokrasiye ve hukuka sahip çıkanları gözaltına alarak, tutuklayarak, sindirmeye çalışarak haram iktidarınızı koruyacağınızı sanıyorsanız büyük bir yanılgı içindesiniz. 12 Eylül faşizmine özenmeyin. 

Yüz binlerce insan 12 Eylül faşist, dikta rejiminde gözaltına alındı. Ama 12 Eylülcüler yargılanmaktan kurtulamadı. Beşli konseyi, faşist generalleri örnek alan onların kirli yol ve yöntemlerini uygulayan AKP hükümeti yolsuzlukları asla örtemez.

Ne yaparlarsa yapsınlar 17 – 25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk sürecini unutturamazlar. AKP iktidarı kendine biat etmeyen herkes düşman görüyor. Muhalif ya da eleştirel yaklaşımları uzun süredir ‘vatan hainliği’ ile suçluyor.

17/25 Aralık sonrasında illegal dar oligarşik yapı olarak yolsuzluk, usulsüzlük ve rüşvet iddialarını engelleyebilmek veya kapatabilmek için karşı operasyon yürütüyor.

Saray ve iktidarı “darbe ve hükümete komplo” edebiyatı yapmaya devam ediyor. Hırsızlıktan ve çetecilikten yargılananları korumaya, aklamaya çalışmaktadır. Komplo ve örgüt diyerek yolsuzluğu kapatmak istiyorlar.

17 – 25 Aralık’ın aktörlerine dokunulamadı. Parti devleti izin vermedi. Şu net: 17 Aralık Türkiye’nin en örgütlü ve illegal mafyalaşmış hırsızlık çetesini deşifre etti. Parti devleti 17 – 25 Aralık sürecine engel olarak, hukuk devletini gukuk devletine çevirmiştir. 17 Aralık’tan sonra yaşananlar, gerçek anlamda hukuk devleti olmadığımızı ortaya koymuştur. Saray ve emrindeki hükümet elindeki bütün araçları seferber ederek, yolsuzluk soruşturmalarını engelliyor ve kapattırıyor. Hukuk düzeni işlemiyor, Saraydan ve iktidardan talimat alan yargı ve polis hukuku açıkça çiğniyor. AKP iktidarı kontrolünde olan “Proje mahkemeler” ile demokrasi ve hukuk diyen muhaliflerini sindirmeye, yıldırmaya, korkutmaya çalışıyor. AKP kendine bağlı paralel devletini kuruyor.

Kamusal ahlak çürüdü. Yolsuzluk ve ahlaksızlık bunların iliklerine kadar işlemiş. AKP iktidarı bunca pisliğe bulaşmalarına rağmen kendilerini temiz göstermeye çalışıyor, rüşvet ve yolsuzluklar ortada olmasına rağmen haram lokma yemedik diyorlar.

Hırsızları namussuzları koruyan onlara sahip çıkan kul hakkı yiyen AKP hükümeti Allah’ın emir ve yasaklarını çiğnemiştir. Bunların alayı rüşvet aldılar, rüşvet verdiler. Çaldılar, çırptılar, Beytülmal'a el uzattılar, kul hakkını umursamadılar.

BAKANLARI YÜCE DİVANA GİTMEKTEN KURTARDILAR

İktidara geldikten sonra eski Başbakan Mesut Yılmaz ve 7 eski bakanı Yüce Divan’a gönderen AKP, kendi bakanlarına siper oldu. Haklarında yolsuzluk ve rüşvet iddiaları bulunan 4 eski bakan, AKP’li milletvekillerinin oylarıyla 5 Ocak 2015 günü Yüce Divan’da yargılanmaktan kurtuldu. Ancak iktidar partisinin 50 fire vermesi dikkat çekti.

17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının başladığı günden bu yana tartışılan iddialar, Genel Kurul’da oylandı. Haklarında yolsuzluk ve rüşvet iddiaları bulunan 4 eski bakan Zafer Çağlayan, Muammer Güler, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar, AKP’lilerin ‘hayır’ oylarıyla Yüce Divan’a gitmekten kurtuldu.

TBMM Soruşturma Komisyonu 4 eski bakanla ilgili Yüce Divan oylamalarını 5 Ocak 2015’te yapma kararı aldı. Bakanların Yüce Divan'a gönderilmemesi yönünde karar aldı. Mecliste yapılan oylama sonucu bakanların Yüce Divan'a gitmemeleri yönünde karar çıktı.

Ve 24. Dönem'e mührünü vuran en önemli oylama... Dört bakanın aklanması, paklanması. Yolsuzluk ve rüşvet iddiaları ciddiydi. Ortaya saçılan belgeler, dokümanlar, ayakkabı kutuları, saatler görmezden gelinecek gibi değildi. Önce komisyon akladı. Sonra Genel Kurul pakladı. AKP milletvekilleri dört bakan için 'Yüce Divan'a gitmelerine gerek yok' dedi. Temiz olduklarına kefil oldu. Bu tavırları dünya döndükçe hatırlanacak.

PARTİ ROZETLİ SAVCI VE HAKİM OLMAZ!

Hırsızlık, yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını “yargı darbesi” ile engelleyen siyasal iktidar, her türlü denetimden yeni suçlar işleyerek kaçmakla kalmıyor, hırsızlık iddialarını araştıran savcıları, hakimleri, polisleri “çete” olmakla suçluyor. Kendisi hakkındaki hırsızlık ve yolsuzluk suçlamalarının soruşturulmasını engelleyen oligarşik bir güç var karşımızda.

17 Aralık’tan beri hakimler, savcılar oradan oraya sürüldü. Kutsal mesleklerinden ihraç edildiler. Adaletin üzerine koyu bir gölge düştü. Yolsuzluğu soruşturan savcılar, hallaç pamuğu gibi sağa sola atıldı. Yerlerine getirilenlerin bir kısmı bile görevden uzaklaştırıldı.

Yargı hukukun emrinde olur, hükümetlerin değil. Yargıya müdahale hem hukuku hem siyaseti hem devlet kurumlarını kaosa sürüklemiştir. Yargı bağımsızlığını tamamen ortadan kaldıracak, yargıyı siyasi iktidarın denetiminde, gözetiminde, güdümünde kılacak her türlü organizasyonu kabul etmemiz mümkün değildir.

Yargı yap – boz tahtası olamaz. Türkiye çok absürt noktalara geldi. Bu doğrudan doğruya yargı bağımsızlığına açık bir saldırı, müdahaledir.

AKP yargıyı kuşatma altına alarak daha büyük bunalımların çıkmasına sebep olmuştur. Hâkimler ve savcılar siyasal iktidarlara veya ideolojik yapılanmalara değil, hukuka bağlı olmak zorundadır. Bütün güçleri tek elde toplama, yargıyı doğrudan doğruya kontrol altına alma doğru bir şey değildir.

“Darbe teşebbüsü” diye hukuka darbe vurulmuştur. Tekrar bir kez daha ifade ediyorum: Askeri vesayete de, bürokratik vesayete de yargı vesayetine de parti vesayetine de hayır diyoruz. Yargı siyasallaşmamalı, siyasal iktidarlar yargıya müdahale etmemeli ve yargı da kendini, milli iradenin üstünde görmemelidir. Yargı hukukun dışına asla çıkmamalıdır.

Türkiye hukuku takmayan bir iktidarın kontrolündedir. AKP hukuka darbe vurmaya devam ediyor. Parti rozetli savcı ve hâkim olmaz. Devletle oyun hamuru gibi oynanmaz.

“İleri demokrasi” diyen AKP hükümeti “sen nasıl beni soruşturursun?” diyerek yargının üstüne kilit asmaya kalkıyor.

Yargı siyasi iktidarın emir eri olamaz. AKP kendisine bağlı “yargıçlar diktatörlüğü” kurmak istiyor. Hukuku ihlal ederek düzen kurulamaz. Hukuk askıya alınırsa orada demokrasi kalmaz. Darbeleri ve yolsuzlukları önleyecek olan da açıklık ve demokrasidir.

Yeni bir 28 Şubat yaşanıyor bugünlerde. Sadece vesayet el değiştirdi. 17 Aralık ile 28 Şubat arasında fark yok. Otokratik siyaset, totaliter zihniyet kendisini onaylamayan hiçbir kurum, zümre istemiyor.  Erdoğan ve dar oligarşik kadrosu bunun hesabını, milletimize mutlaka vereceklerdir.

HARAM SARAY’DA PARTİ DEVLETİNİN GÖLGE KABİNESİ DE OLUŞTU

Bugünkü hükümeti yöneten bir güç var. Üst akıl saray. AKP hükümetini sarayın prensleri, komiserleri, istihbaratçıları yönlendirmekte ve yönetmektedir. Sarayda oluşan bir gölge kabine var. Bunun adı haram saraydır.

Türkiye Haram Saray’dan yönetilmeye çalışılıyor. Davul birinde, tokmak diğerinde. Böyle devlet yönetilmez. Tayyip Erdoğan geldi, Cumhurbaşkanlığı bütçesi yüzde 97 arttı. Haram Saray’da parti devletinin paralel yapısı inşa edildi. Tayyip Erdoğan cunta anayasasının sağladığı yetkilerden istifa ederek Cumhurbaşkanlığı teşkilat yapısını değiştirdi. Cumhurbaşkanlığında parti devletinin daire başkanlıkları resmileşti. Davutoğlu’nun Bakanlar Kurulu gibi Erdoğan’ın da “paralel bakanlar kurulu” oluştu. Görünen Erdoğan’ın daire başkanları, Bakanlardan bile forslu, ayrıcalıklı.

Erdoğan Parti devletinin Başkanı gibi hareket ediyor. Hem Başbakan hem Cumhurbaşkanı, hem Ekonomi Bakanı, hem MİT, hem Genelkurmay, hem Belediye Başkanı gibi el atmadığı girmediği karışmadığı mevzu ve alan yok. Erdoğan’ın kontrolündeki MİT, AKP’nin arka bahçesi oldu. MİT = SİT. Yani “Saray İstihbarat Teşkilatı.” MİT asıl görevi olan milli görevlerini bıraktı.

HARAM SARAY’IN İTİBARI OLMAZ!

Cumhurbaşkanı Erdoğan 1150 odalı ve 1 milyar 500 milyon harcanan yeni Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda oturmayı içine sindiriyor. Bundan dolayı ne kendisi, ne etrafı, ne hükümet hiçbir vicdani rahatsızlık hissetmiyor. Parti devletinin Makyavelist başkanı Erdoğan’ın saraya yapılan masrafları Buckingham Sarayı ile kıyaslamaya çalışıyor. Zor durumda kalan, millet tarafından eleştirilen Erdoğan ve dar oligarşik kadrosu ne yapacaklarını şaşırmış vaziyetteler. Haram saraylarda kendine bağladığı istihbarat da, siyasallaşmış yargı da kendilerini kurtaramayacaktır. Mutlaka adalet önünde hesap vereceklerdir 

Haram paralarla kurulan “Haram Saray” “keyfokrasi”nin ispatı değil mi? Çankaya köşkü neyine yetmiyordu? Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu açıklamaları Ebu Zer El Gıfari ile Muaviye arasında yaşanan o meşhur tartışmayı akıllara getirdi.

O tartışma özetle şöyleydi:

Hz. Muaviye'nin sarayına giden Ebu Zer, sarayı incelemiş, Muaviye'nin karşısına çıkmış, önündeki tepsiyi devirerek şöyle demişti:

"Yoksullar inlerken sen bu sarayda mı tepineceksin? Bunun hesabını öte tarafta nasıl vereceksin Ey Vali? Ey Muaviye! Bu sarayı halkın parası ile yaptırdıysan hırsızlıktır, haksızlıktır. Eğer bu sarayı kendi paranla yaptırdıysan israftır, haramdır. Derhal yık bu sarayı..."

Büyük sahabe Ebû Zer sık sık, "Allah'a yemin olsun, bilmediğim işler yapılıyor. Allah'a yemin olsun, bunlar ne Allah'ın Kitabı'nda var, ne de Nebisinin sünnetinde. Allah'a yemin olsun, hakkın söndürüldüğünü, bâtılın diriltildiğini, doğrunun yalanlandığını ve salih kulların bir yana bırakıldığını görüyorum'' der dururdu.

Sabah namazından sonra Şam'ın kapısında durur ve "Ateş yüklenen katarlar geldi. Allah, ma'rufu emredip de yapmayanlara, münkerden nehyedîp de işleyenlere lanet etsin!'' derdi. Aynı sözleri her gün Muaviye'nin kapısında da yüksek sesle tekrarlardı. Muaviye ile tartışmaları sık sık cereyan ederdi.

Ebu Zer sosyal adaletçidir ve Hz. Peygamber’in ortaya koyduğu ve uyguladığı prensiplerin peşindedir.

O hak ve adaletten yanadır. Ebû Zer’in tavrı, haksızlıklara, adaletsizliklere karşı çıkmaktır. Adaletsizliğin giderilmesine yönelik çıkışı Ebû Zer’in bariz vasfıdır.

Hz. Ebu Zer’in (r.a) bu duruşu en büyük cihattır. Neden? Çünkü Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “En üstün cihâd, zâlim olup haksızlık yapan devlet idarecisine gerçeği söylemektir.”

İslam’ın çizgisinden ayrılan zevk sefa peşinde koşan yöneticilere karşı çıkıyordu gerçek zahitliğin bayraktarlığını yapan Ebu Zer (radiyallâhü anh) dünya malına meyletmeyip, dünya zevklerine heves ederek İslam'dan uzaklaşanların hallerine şahit olmuş mütevazı yaşamı ile örnek bir müslümandı.

Peygamber Efendimiz Ebu Zer için: "Allah sana merhamet etsin, Ebu Zer yalnız yaşar, yalnız ölür ve mahşerde yalnız haşr edilir. Ebu Zerin şanı göklerde yerdekinden çok daha üstündür." demiştir.

Ha Dindar(!) Cumhurbaşkanı’nın Maun sarayı, ha Muaviye’nin Şam’da inşa ettiği Yeşil Saray! Şu andaki siyasal iktidar Muaviye, Yezid siyasetini benimsemiş. Firavunlara, diktatörlere, zalimlere özeniyorlar.

“MÜŞRİK DÜZENDE HUZUR  OLMAZ” DİYEN MÜCAHİTLER ŞİMDİ  MÜTEAHHİT   OLDULAR. ARTIK PARALARI SIFIRLAMAKLA AB VE  AMERİKAN RÜYALARI GÖRMEKLE MEŞGULLER… 

  12 Eylül 1980 öncesi Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç ve benzeri milli görüş geleneğinden gelenler salonlarda, meydanlarda İslamcılık nutukları atarlardı.  MSP  çizgisinde olan ve MSP’yi destekleyen Akıncılar Derneği, MTTB ve İKÖ etrafında toplanan gençler  mitinglerde, yürüyüşlerde  ‘Kâfir devlet yıkılacak elbet”,  “Şeriat gelecek, Vahşet bitecek”,  “Laik Devlet Yıkılacak Elbet”,  “Müşrik Düzen de Huzur Bulmaz” diyen sloganlar atarlardı. Keskin İslamcılar’dı hepsi. 

Kimiler İran devriminden etkilenmiş “kıblemiz Tahran” diyordu. Kimileri ise İhvan çizgisinde,  Mısır vb. bazı ülkelerdeki İslamcı hareketlerden ve ideologlardan etkilenmiş ve onların fikirlerinin tesiri altındaydılar.   İslam devleti hayalleri ile yaşardılar.  Hayat, iman ve  Cihad’dı.  Çıkardıkları “Akıncılar” adlı derginin kapağında “Hayat İman ve Cihad” yazardı.

1980 öncesi telifçi, tercümeci, radikal İslamcı söylemin en belirgin kullandığı örnek Ebu Zer- idi. Dillerden düşmezdi o büyük sahabi. Ebu Zer, sade bir hayat sürmüş, müstağni yaşamış, devletin insan için var olduğuna inanmıştı hep. Mal mülk edinmemiş, dünya malı karşısında secdeye kapanmamıştı. Diyetini de ödemiş, Allah Resulü’nün yıllar önce mucizevi bir şekilde kendisine haber verdiği gibi ‘yalnız yaşamış, yalnız ölmüştü’. Hazret-i Peygamber ‘Yalnız haşrolacaksın ya Ebu Zer!’ diyerek asil duruşunun ahirette nasıl mükâfata dönüşeceğini müjdelemişti.

“ Müşrik Düzende huzur olmaz”  diyen sisteme  muhalif olan düzeni  yerden yere vurarak “Şeriat İslam dır Anayasa  Kuran dır” diyen    Mücahit/İslamcılar ! Ebu Zer’i  örnek almayacak da  kimi alacaktı?70’lerin, 80’lerin o hızlı radikal devrimci Müslümanları!  

28 Şubat süreci ve sonrasında özellikle AKP’nin 13 yıllık iktidar döneminde öylesine bir savrulma ve sistemle uzlaşma yaşadılar ki hayatları, fikirleri, söylemleri kökten değişti. Güç, servet ve devletle tanışan  dünya nimetlerine  ram  olan, mücahitlikten Müteahhitliğe atlayan, sınıf gömlek ve kimlik değiştiren siyasal İslamcılar!, şanlı mücahitler’  para, kasa turacı oldular.

 Büyük sahabe Hz. Ebu Zer artık ağza alınmaz oldu ‘siyasal İslamcılar’ arasında. Fatih sokaklarında, Konya sokaklarında duvarlara “Katil  Oligarşi seni biz … Şeriatçılar yıkacağız” diye yazılar yazan  çıkardıkları dergilerde  İslamcı militan  havası ile devleti yıkan İslam devletini kuran mücahitlerimiz  şimdi karşı oldukları, yıkmaya çalıştıkları oligarşik düzenin uşağı olmuşlardır. Artık onlar için  Ebu Zer bir şey ifade etmiyor.  

Akıncılar,  Seriyye,  Sebil, Şura, Tevhid,  Hicret,  İslami  Hareket vb. düzen karşıtı söyleme sahip,  keskin İslamcılık yapılan  o dergilerde yazılar yazan  o yayın organlarının dilini, çizgisini, söylemini benimseyen  “'Hergün Aşura, her yer Kerbela'',  Mücahitler şimdi   liberal kapitalist sistemin en hızlı yandaşları ve savunucuları olmuştur.

Hz. Hüseyin Efendimizin sevgili ve nazlı yavruları, Zeynel Abidin Hazretlerinin torunu olan İmam Cafer-i Sadık’ ın 'Tüm günler Aşura'dır, tüm yerler Kerbela'dır ve tüm aylar Muharrem'dir'' sözünü  İranlı sosyolog , ideolog Dr. Ali Şeriati, 'Her gün Aşure, her yer Kerbela' şeklinde sloganlaştırmıştı. Kıblesi Tahran olan radikal İslamcılar yıllarca bu sözü şiar olarak kullanmışlardı. Şimdi ne Şeriati’yi Ne  Mısırlı  Kutup kardeşleri ne  Mısırlı siyasi lider Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin)' in  lideri  Hasan el- Benna’yı  konuşuyorlar.  İran devrimini Türkiye’ye ihraç etmeyi de artık geride bıraktılar. 

Devrimci Müslümanlar! Artık paraları sıfırlamakla meşguller. ayakkabı kutularına ve oturdukları villalara ve yurtdışındaki bankalara  deste deste dolarları, euoroları  saklamakla zamanlarını geçirmekteler. 

 Bir araya geldikleri lüks ofislerde    trilyonluk villaları ihaleleri lüks arabaları, yatları, katları  Paris ,Londra,  New York,   Viyana, Venedik gezilerini, kaçak ilişkileri  konuşuyorlar.

Genç Akıncıların dillerinden  “Erbakan, Ziya Humeyni Yaşasın İslam Birliği”  , İran Pakistan/ sıra sende Müslüman,  “Şah, Butto Huveyda  sıra hangi  Masonda?”   düşmezdi bir zamanlar …   

Yıllardır İslam Birliği, İslam Birliği diyenler  şimdi  Müslümanlara karşı yeni haçlı seferleri düzenleyen AB’nin  taraftarı olmuşlardır Vatikan ile aynı  safta buluşmuşlardır.

Mücahit müteahhitlerimiz,  küplerini dolduran  sayılı zenginler arasına giren devrimci İslamcılarımız! artık  İslam devrimi rüyaları değil ,AB,  Amerika rüyaları görmekteler.

Evrensel İslam mesajlarının yerini  AB’ye girme mesajları aldı. Kudüs Filistin,  Eritre , Moro   geçmişte kaldı.  Liberal –kapitalist  düzene çok çabuk ayak uyduran İslamcı siyasiler, enteller artık liberal demokrasinin erdemlerinden, ahlakından dem vurmaktalar.  Vahşi düzenin en keskin savunucuları oldular ilkelerin, değerlerin, inançların yerini markalar, konforlu hayatlar,  ve gayri- ahlakı yaşamlar aldı.   

1980 öncesi Müşrik sistem eleştirileri yapan Kuran kavramları ile konuşan, kendileri dışında her kesimi şiddetle eleştiren geleneğin  şimdi iktidarda  olan devlet kadrolarını ele geçiren mensupları  Ey   mücahitler! Ey Akıncılar?  hani eşitlik özgürlük ve  adalet? !Hani zulme karşıydınız, hani mazlumların ahını almaktan endişe duyardınız? Adaletsizliklerinize, zalimliklerinize karşı çıkanları ise şimdi her yer algı, her yer iftira anlayışı ile sindirmeye çalışıyorsunuz. 

Tekrar edelim ki, ‘Zulüm ve küfür oldukça her yer Kerbelâ; ve her gün Âşûrâ’dır.’

Aldıkları dev ihaleler, işler ile köşeyi dönen havuzlardan, kara paralardan beslenen Mücahitlerimizin  yeni hayatlarında Yatlar, katlar, villalar, malikaneler, ofisler, lüks saatler, lüks piyanolar, altın kadehler, dolarlık purolar, deste deste avrolar, dolarlar  var.  Sabahlara kadar devam eden fikir sancılarının yerini sabahlara kadar devam eden  bol paralı akçalı işler  aldı.

 Lüks, şatafat, debdebe müminin şiarı değildir. Güç, Servet, iktidar, makam, mevki, hepsi fani  Ahlak, adalet ise hep bakidir

   Firavunların da, Yezidlerin de, diktatörlerin de, kralların da, zalimlerin de sarayları var. Ancak onların saraylarının olması onlara itibar mı kazandırmıştır? Hayır! Haram paralarla yapılan sarayların itibarı olmaz!

Haram saraylarda oturmayı marifet ve itibar sayanlar insani duyguları körelmiş kalpleri sarayın taşları gibi kaskatı olmuştur.

Sözde “insan odaklı, insan haklarına duyarlı, toplumun bütün kesimlerini kucaklayan siyaset yapacağız” diye iktidara gelenler, şimdi itibarı haram saraylar yaptırmakta arıyorlar ve oturmakta buluyorlar.

Şimdi her biri sıkı liberal olan muhafazakar kılıklı derin yapının iktidarında her yer rüşvet, her yolsuzluk, her yer fitne ve iftira oldu.

Dün sünnetullahı kavrayamayanlar, bugün hududullahı çiğnemeye başladılar.

Takiyyeci Şiiliğin Takiyesine sarıldılar. Prof. Dr. Hüseyin El-Attas’ın enfes tespitiyle ‘Eğer işin başındaki adam kokuşmuşsa, o müessesedeki kokuşmuş insanların çoğalması, tavşanların çoğalması kadar hızlı olacaktır’.

 Büyük bir israf var. CNN Türk’te yayınlanan, “Ne Oluyor” programına katılan AKP İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu kamudaki israfı “Devlette öyle israflar, harcamalar var ki anam anam anam anam anam anam…” sözleriyle tanımladı.

DARBECİ KENAN EVREN İLE OPORTÜNİST- MAKYAVELİST  ERDOĞAN’IN SÖYLEMLERİ ÖRTÜŞÜYOR

12 Eylül darbecileri ile AKP iktidarı söylemde de örtüşüyor. Kenan Evren, darbeden sonra meydanlarda Kur'an – ı Kerim'den ayetler okuması ile hafızlarda yer etmişti. Bugün, Evren’den görevi teslim alan Erdoğan daha da ileri giderek ayrımcı, kutuplaştırıcı politikaları ile toplumu geriyor birbirine düşman ediyor. Seçim meydanlarını elinde Kürtçe Kur'an – ı Kerim'le dolaşıyor.

Tayyip Erdoğan gibi Kenan Evren de gittiği yerlerde “toplu açılışlar ve temel atma törenleri” yapıyordu. Ama şu anda Kenan Evren’in bıraktığı miraslar arasında hiçbiri yok.

Cumhurbaşkanı Erdoğan AKP’ye destek mitingleri yapmaya devam ediyor. Siirt ve Mardin’de yaptığı konuşmada Kur’an – ı Kerim’i istismar etmiştir. Erdoğan, tıpkı Kur’an – ı Kerim’i kılıçların başına geçirerek savaşan Muaviye gibi.

İslam tarihinin kanlı ilk çatışması Kur’an – ı Kerim sayfalarının kanlı kılıçlara geçirilmesiyle başlamıştır. Dinin kullanılması yeni değil. İlk kullanan Muaviye’dir. Hazreti Ali’ye karşı kullanmıştır. Savaşta mızraklara Kur’an sayfalarını asmıştır. Erdoğan da yenileceğini gördü ve mızraklarına Kur’an sayfaları astı. Muaviye’nin yolunda gidiyor. Ayıptır bu, dinen de en büyük günahtır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı tam Muaviye taktiğidir. Muaviye, 657 yılında Sıffın savaşında Hazreti Ali taraftarlarına kendi lehine sinsice geliştirdiği politik bir tuzak hazırladı. Söz konusu bu politik tuzağı, İslam aleminin kutsadığı Kur’ân-ı Kerim üzerinden hayata geçirdi. Hz. Ali’ye karşı verdiği savaşta işin yenilgiye doğru gittiğini görünce Muaviye, askerlerine “Mızraklarınızın ucuna Kur’an ayetleri takıp, havaya kaldırın” dedi. Hz. Ali’nin ordusundaysa hafızlar vardı ve “Kur’an’a karşı savaşmayız dediler. Kur’an’a karşı kılıç sallamamışlardır ve yenilmişlerdir. Muaviye tam da yenilmek üzereyken askerlere bu emri vermiştir. Hz. Ali’nin ordusunda bu yüzden bir bölünme yaşanmış ve savaş kaybedilmiştir. Muaviye tarafından kullanılan Kur’ân sahifeleri, Muaviye’nin galip ve zalim gelmesinin önünü açmıştı. Şimdi bu taktik savaş meydanlarından seçim meydanlarına inmiş durumda.

Tayyip Erdoğan ve yandaşları önceden Cuma’dan Cuma’ya Google’dan bir ayet sallayıp bakara makara yapıyorlardı. Şimdi seçim meydanlarında elinde Kur’an’la dolaşıyorlar. Türk siyasi hayatında bunu 1960’larda, 70’lerde Süleyman Demirel de yaptı. Ama Erdoğan onu kat kat aştı ve geçti. Şimdi Cumhurbaşkanı olan Tayyip Erdoğan, Kur’ân’lı seçim politikalarını geçmiş yıllarda da sürekli kullanmış ve bugünde devlet başkanlığı hayalini gerçekleştirmek için her şeyi bir tarafa bırakıp meydanlara inmiştir. Bu Kur’an’a ve inançlara saygısızlıktır. Din istismarcılığıdır. Kur’an ideoloji değildir.

Şu açık ve nettir: Tayyip Erdoğan’a duyulan öfke ile Kenan Evren’e duyulan öfke arasında çok fazla fark yok. Tayyip Erdoğan hala bu gerçeğin farkına varamamış. Kenan Evren darbe ile memleketi yönetti ve cumhurbaşkanı oldu. Tayyip Erdoğan ise darbenin anayasası ile iktidar olup Başkanlığı hedefliyor.

Kenan Evren darbeciydi. Tayyip Erdoğan ise darbecilerin artığıdır. Tayyip Erdoğan da darbelerden beslenmiştir. AKP’nin iktidarını sürdürdüğü, Tayyip Erdoğan’ın “tek adam” olmaya götüren yüzde 10’luk seçim barajı da Kenan Evren’in politikalarıydı. KP ve Tayyip Erdoğan 13 yıldır Kenan Evren’in Anayasası ile memleketi yönetiyor.

AKP demokrat değil, anti demokrattır. 13 yıldır tek başına iktidar olan AKP 12 Eylül’ün uygulamaları olan anti demokratik kurumları kaldırmadı. AKP kendi ömrünü uzatan ve sürdüren darbe uygulamalarından hiç vazgeçmedi. Vazgeçmiyor da.

Kenan Evren’le, ya da öncülük ettiği 12 Eylül düzeni ile hesaplaşmak bu sömürü ve baskı düzenini sürdürenlerle hesaplaşmaktır.

YALAKALAR YALAKALIKTA SINIR TANIMIYOR

TRT Haber canlı yayınında sarf ettiği, “İki silahım yüzlerce mermim var, ben ölmeden cumhurbaşkanına kimse dokunamaz” sözleriyle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın fedailiğine soyunan ‘başdanışman’ daha düne kadar Tayyip düşmanlığı yapıyordu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ekonomiden sorumlu başdanışmanı Yiğit Bulut “İki silahım, yüzlerce mermim var, ben ölmeden cumhurbaşkanına kimse dokunamaz. İki silahım var ölene kadar Erdoğan için savaşırım” sözlerini TRT Haber kanalında canlı olarak yayınlanan Derin Analiz adlı programında da tekrarlamıştır.

Sarayın yeni fedailerinden çakma Yiğit Bulut, "Benim 2 tane silah ruhsatlı silahım ve onlara ait yüzlerce mermim var son kurşunum bitmeden Beştepe'nin kapısından kimse giremez" dedi.

2007’de “AKP kapatılsın” diyen, cumhuriyet mitinglerine övgüler dizen paşalarla maşalarla yatıp kalkan jöleli fedai “İki silahım, çok sayıda mermim var” diyerek şarlatanlığın daniskasını yapmaktadır.

Yiğit Bulut 16 Mart 2008 tarihli Vatan gazetesinde, Devlet AKP’ye ‘Yeter’ dedi. Yazısında AKP’ye dur işareti bu dava meclis’in sigortası, parti kapatılabilir”  diyen bir yazı kaleme almıştır.

Dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın, AK Parti'nin "laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği" gerekçesiyle, kapatılması ve Başbakan Erdoğan başta olmak üzere, Cumhurbaşkanı Gül dahil 71 kişinin 5 yıl süre ile siyasetten uzaklaştırılması istemiyle hazırladığı iddianameyi Anayasa Mahkemesi'ne sunduğu tarihten (14 Mart 2008) iki gün sonra kaleme alınan bir yazı.

Yiğit Bulut dalkavukluktan fedailiğe terfi etmiştir. Yiğit Bulut dalkavuğundan fedai  olmaz!  "Çakma yiğit" bu eşsiz dönme ve kıvırma şovuyla,  ne kadar fırıldak olduğunu bir kez daha göstermiştir.

BAZI AKP’LİLERİN KONUŞMALARI ŞİRK KOKUYOR

AKP din istismarlığına devam ediyor. Bir taraftan “Kabe, Kudüs, iman” diyorlar. Öte taraftan şirk kokan açıklamalar yapmaya devam ediyorlar.

AKP’li bir takım siyasiler daha Cumhurbaşkanı olmadan çok önce Başbakan’ken Erdoğan’ı şirke kadar giden sıfatlarla yüceltmekte birbirleriyle yarışıyorlardı. Onun için “İslâm dünyasının halifesi; Ortadoğu’nun imparatoru” diyorlar. Ardından “Başbakanımıza dokunmak ibadettir; Tayyib’i üzmek Allah’ı üzmektir; Erdoğan bizim için ikinci peygamber gibidir.” diyorlardı.

Bir AKP’li "Tayyip Erdoğan Türkiye'nin ezeli ilelebet başkanıdır, Biz Başbakanımızın aşığıyız. Başbakanımız bizim için adeta ikinci peygamber gibidir. Sayın Başbakanımıza dokunmak bile inanın bence ibadettir. Ben bunu söylüyorum; çünkü varlığı ile bile bizlere enerji veriyor."

AKP Düzce Milletvekili Fevai Arslan Başbakan Erdoğan için “Allah’ın bütün vasıflarını üzerinde toplayan bir lider var. İşte bunun önünü kesmek istediler.” dedi. "Başımızda öyle bir lider var ki, dünya lideri kabiliyetinde ve Allahu Teala’nın bütün vasıflarını üzerinde toplamış bir lider Sayın Tayyip Erdoğan." 

Allah'ın zati ve Subuti sıfatları sıfatları bulunmaktadır. Subuti sıfatlar İnsanlarda da olabilen, Zati sıfatlar da sadece Allah'ta olabilen sıfatlardır. Burada Erdoğan'ın Allah'ın bütün sıfatlarını taşıdığı söylemi de tamamen Şirk'tir.

AKP Aydın İl Başkanı İsmail Hakkı Eser ise  “Genel başkanımız ve Başbakanımız Sayın Tayyip Erdoğan'a biz o kadar bağlıyız ve aşığız ki, bizim için adeta ikinci peygamberdir.” demiştir.

AK Parti Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin ise  “Sayın Başbakanımıza dokunmak bile inanın bence ibadettir.” demiştir.

“Bakara makara” diyen şimdi Erdoğan’ın danışmanı olan Egemen Bağış ise “Ülkemizde eğer Urfa şanlıysa, Antep gaziyse, Maraş kahramansa, Rize, İstanbul ve Siirt de mübarektir. Çünkü bu 3 şehir, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük liderinin doğmasına vesile olmuştur” demiştir.

Sağlık Bakan Yardımcısı ve eski AKP Milletvekili Agah Kafkas da diğer AKP’li sapkınlardan geri kalmayarak “Başbakan sözü Peygamber sünnetidir”  ifadelerini kullanmıştır.

AKP Kırklareli İl Başkanı Hz. Muhammed için kimlik kartı hazırlamış. Çocuklarının adlarından birini "Tayyip" koymuştu. Kimlik kartının arkasına da AKP amblemi koymuştu. Hz. Muhammed'in adını kendi siyasal çıkarları için kullanmıştı. Tayyip Erdoğan'ın bu kutsala hakarete hiç sesi çıkmamıştı.

Bu insanların şoke eden ifadelerini, şirke varan bu sözlerini, söylemlerini alkışlayan bir AKP kitlesi var. Bunlar dini açıdan sıkıntılı cümlelerdir. Kuran’la asla bağdaşmaz.

Tayyip Erdoğan AKP’lilerin kendisini peygamberle eş tutana da 2. Peygamber diyene de sessiz kalmıştı. Erdoğan için söylenen şirk koşan sözlerden bazıları şöyleydi:

“Ezeli ve ebedi” kavramları sadece Allah için kullanılmaz mı bizim dini literatürümüzde? “İkinci Peygamber” ne demek?  Başbakan’a dokunmak ibadet” cümlesine ne demeli? Hangi amelin ibadet olduğunu belirleyen Allah’ın emirleri veya Allah Rasulü’nün (sas) beyan ve tatbikatları değil midir?.

“Benim Tayyip Erdoğan’a duyduğum aşk, Mevlana ile Şehurims’in aşkı gibidir” diyen, Resulullah’a seslenir gibi muktedire seslenen, “Anam, babam sana feda olsun ey muktedir” diyen dünün Maoisti, bugünün Tayyibisti, AKP’nin medya patronlarından Ethem Sancak, AKP hükümetine yakınlığıyla tanınan, Çukurova Medya Grubu’nu TMSF’den ihalesiz, BMC’yi de ‘ucuza‘ alan ve yerel seçim sonrası Tayyip Erdoğan’ın balkon konuşmasına bizzat balkondan katılan işadamı Ethem Sancak, Erdoğan’a ikinci kez ‘ilan – ı aşk etti.

Kendisini daha önceden ‘Erdoğan’ın müridi‘ olarak niteleyen geçtiğimiz günlerde "Anam, babam, eşim, çocuklarım sana fena olsun" açıklamasını yapan Ethem Sancak, sahibi olduğu Star gazetesine verdiği röportajda ‘Recep Tayyip Erdoğan aşığı bir insan’ olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a ilan – ı aşk eden, “Anam, babam, eşim çocuklarım Erdoğan’a feda olsun” diyen işadamı Ethem Sancak’ın Cumhurbaşkanı aşkının nerden geldiği aldığı toma vb. ihalelerden anlaşılıyor.

Sahabenin Peygamber için kullandığı 'Anam, babam sana feda olsun ya Resulallah' gibi övgü ifadelerini güç sahiplerine uyarlamak... Yandaşlığın bittiği yerdir burası. Yandaşlığın bittiği yerde ise yanaşmalık başlar.

Yalakalık sınır tanımıyor ölçü tanımıyor. Erdoğan’a ilanı- aşk ilan edenler ısıranlar, yalayanlar, elinde tabanca hazır bekleyenler ve daha saymakla bitiremeyeceğimiz bir sürü  rezil, edep  dışı sözler, gayri- İslami tavırlar.  

14 yıl Pensilvanya’yı yol eden Hoca Efendi’nin dizinin dibinden ayrılmayan, dört dönen, sonra hükümet ile cemaatin arası açılınca iktidar kavgasında  AKP ve Erdoğan’ın  yanında yer alan   “Haşhaşi Casus, hain, Feto ” diyen hazır çeşme akarken kap-kaçağı alabildiğine doldurayım diyen yanaşmalar, yalakalar, yavşaklar var. Tayyip Erdoğan benim atamdır” diyen yardakçı şarlatanlar var.  

Kabe, Kudüs, Diyanet, İmam Hatip, başörtüsü sürekli istismar edilmektedir. Camiler siyasi propaganda alanına dönüştürülmektedir. Kur’an-ı Kerim siyaset sahnesine çıkarılmaktadır.

 BÖYLE SOSYOLOG MU OLUR?

AKP Genel Başkan Yardımcısı Yasin Aktay, Peygamber Efendimiz'e (sas) olan saygısı için dilinden düşürmediği 'salavat'ı da Erdoğan için türkü yaptı.

MİT TIR’larının Suriye rejimini yıkmaya çalışan ÖSO’ya “silah taşıdığını” söylemesiyle gündeme gelen AKP Genel Başkan Yardımcısı Yasin Aktay, bu kez derlediği bir Kürtçe şarkıyla gündeme gelmiştir.

AKP Genel Başkan Yardımcısı Adıyaman milletvekili adayı Yasin Aktay, Siirt’te kadınlara yönelik bir programda Erdoğan'a olan yaranma çabalarını tartışmaya yol açacak bir türkü ile dile getirdi. Erdoğan için düğünlerde okunacak bir Kürtçe türkü yazan Aktay'ın, “Serok Recep Tayyip Erdoğan, Salli Ala Muhammed” ile biten türküsü tam bir rezalettir.

Seçim bölgesi Siirt’te kadınlara yönelik bir programda Erdoğan için bir şarkı söyleyen Aktay, Peygamber için söylenen “salavat”ı Erdoğan’ın ismi ile birleştirerek “Recep Tayyip Erdoğan, Salli Ala Muhammed” dedi.

Aktay Twitter hesabından da paylaştığı görüntülerin devamında “Heval Tayyip Erdoğan, Serok Tayyip Erdoğan Salli Ala Muhammed, Ak Parti Ak Parti Salli Ala Muhammed” ifadelerini kullandı.

Müslümanların Peygambere olan saygısını göstermek için özellikle teravih namazlarında okuduğu salavatın şimdi de Erdoğan için uyarlanması sosyal medyada da geniş yankı buldu.  Peygamber sevgisini her zaman coşkuyla yaşayan necip milletimiz, iki türlü salavat getirir. Biri, düz okunduğu gibi. Diğeri ise Itri’nin muhteşem bestesi olan salât-ı ümmiye. Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi’nin segâh makamında bestelediği salat-ı ümmiye, tıpkı tekbiri gibi.

Erdoğan’a salavat getirmek ne demektir? Bu nasıl bir iman, nasıl İslam anlayışıdır? Rüşvet alıp veren eller meydanlarda Yüce Kitabımızı sallamaktadır.

Kurana ve  Sünnete uygun olmayan yapılar var. Hatta şirke varan sözler var. Sözde  muhafazakar AKP iktidarında Dinin siyasete alet edilişinin bin bir türlü versiyonunu izliyoruz. Her gün başka saçmalıkla karşı karşıya kalıyoruz. Dinin her şeye alet edilmesi işinde tamamen zıvanadan çıkıldı. Din haşa, siyaset için bir malzeme, bir alet, bir araç durumuna düştü. 

Aziz milletimiz ilahileri aşkla, şevkle ihlasla okur. AKP Siirt milletvekili adayı Yasin Aktay sâyesinde, salavatın türküsü olduğunu da öğrendik. Siirt kültüründe varmış ve Kürtçeymiş. Siirtli kadınlar, sarma sararken, halay çekerken bu türküyle salavat getirirlermiş. Düğünlerde de okunurmuş.  Geç bunları Yasin Aktay geç…  Güya bir sosyologsun,  akademisyensin… Oy devşirmek uğruna yaptığın hayasızlığı milletimiz asla unutmayacaktır

Salavat iki cihan serveri  efendimiz Peygamberimize selam etmek demektir.  Bu milletin aslî kültürünü, inancını, hassâsiyetlerini bilmemesi imkânsızdır Kimi kandırmaya çalışıyorsunuz? İyice sapıttınız ve yoldan çıktınız. Bakan, milletvekili, prof. olmuşsunuz ama adam olamamışsınız adam… Yasin Aktay bir de kendini gelen haklı tepkiler üzerine utanmadan savunuyor  “düğünlerde söyleniyormuş. Seçim de bir düğünmüş. “Su – i misal, misal olamaz.” diye bir söz vardır. Ortadoğu’daki tercümeci, telifçi akımlardan etkilenmiş olan Yasin Aktay vb. Bazı AKP’li sapkınlar Şirk ve batıla saplanmışlardır. Hem salatu selam çekip  hemde halay  çekmek hiç hoş bir şey değil.

KURAN AYETİYLE DALGA GEÇEN EGEMEN  BAĞIŞ’A “KARDEŞİM” DİYEN “DANIŞMAN” YAPAN  SEN DEĞİLMİSİN ERDOĞAN

Diktatör Evren’in 1980’lerin başında yaptığı gibi Kur’ân’ın istismarını yapıyor. Erdoğan “Ben Kur’ân’la büyüdüm, Kur’ân ile yaşıyorum.” diyor fakat Kur’ân’ın Bakara suresiyle dalga geçerek, “Bakara-makara sallıyorum her cuma bişeyler” diyen, 17 – 25 Aralık hırsızlık, yolsuzluk ve rüşvet operasyonun ardından, görevinden istifa etmek zorunda kalan AB Bakanı Egemen Bağış için hiç çekinmeden “kardeşim” ifadesini kullanıyor.

Şimdi korkuya kapılan, Saray’da oturan zat meydanlara çıkmış, elinde Kur’an’la. Kur’an – ı Kerim hepimizin kutsal kitabı. Allah’a şükür hepimiz Müslümanız. Sen harama bulaşmışsın. Elinde Kur’an ile seçim meydanlarında geziyorsun. Geç bunları sen geç. Sen yetim hakkı, kul hakkı yiyen, evindeki paraları sıfırlayan Reza Zarrap gibi soytarılara sahip çıkansın. "Kuran’la dalga geçen, ‘bakara makara’ diyen adamı Egemen Bağış’ı yanında taşıyan şahsiyetsin.

Kur’an’dan pasta yapıp yiyenlerle, ayetlerle dalga geçen iblis elçilerini koruyup kollayan Erdoğan ve AKP hükümeti İslami değerlere büyük zarar vermişlerdir. Tek adam olmaktan hoşlanan Erdoğan kendisine ilahlık atfeden AKP’li sapkınları korumaya devam ediyor.

Erdoğan Sapkınların ve dalkavukların kendisine düzdüğü methiyelerden oldukça memnun. Yakında AKP’li sapkınlar Erdoğan için “Mehdi” derlerse bu millet şaşırmayacak!

Erdoğan’a Allah’ın sıfatlarını yakıştıran vekil ile Efendimiz için “Gururlandı” diyen Efkan Ala milletvekili yapılarak ödüllendirildi. İlk kez din bu kadar açıkça siyasete alet edildi.

Erdoğan dar oligarşik kadrosunun ve kendisine methiyeler düzen yalakalarından, tetikçilerinden çok memnun. Kendisini göklere çıkartan, taassupla hareket eden, ruh hastalarına sahip çıkmaya devam ediyor. Bu hastalıklı anlayışın İslam’la uzaktan yakından ilişkisi yoktur.

ZIRHLI ARAÇLAR GÜNAHLAR ÖRTMEZ!

Diyanet İşleri Başkanlığı da töhmet altındadır. DİB hükümetin arka bahçesi olmuştur. Önemli bir kurum olan Diyanet’in siyasete alet olması, edilmesi bu kuruma büyük zarar vermiştir. Şimdi ki Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez tam bir AKP propagandisti gibi davranıyor. Rüşvete, yolsuzluğa, ahlaki kirlenmelere karşı çıkacağına Diyanet’in adının trilyonluk Mercedes ile anılmasına sebep olmuştur. Kamuoyunda oluşan haklı tepkiler üzerine “ibreti alem için Mercedesi iade ediyorum” diyen Kemal Görmez cumhurbaşkanından postayı yiyince onun gönderdiği yeni zırhlı mercedese hayır diyemedi.

Din ve dindarlık gücünü tevazudan, saflığından ve samimiyetinden alır. Diyanet artık mercedeslerle anılıyor. Mercedes reklamlarına koca kurum alet edildi, ayağa düşürüldü. Kimsenin buna hakkı yok!

Mercedes, uçak derken yarın bir de yat meselesi  çıkarsa ve Diyanet işleri başkanına yatta tahsis   ettik derlerse şaşırmamak lazım. Önce maneviyat ve ahlak diyen bir din kurumunun bugün makam arabalarıyla, hırsız  bir iktidarı korumakla gündeme gelmesi son derece düşündürücüdür.

Mehmet Görmez, sen bir din adamısın. Makamı, mevkisi ne olursa olsun sen Kur’an’a göre hareket etmelisin. Sen Kur’an’ı değil Tayyip Erdoğan’ın dediğini yapıyorsun. Sözünden çıkmıyorsun. Böyle din adamlığı olmaz!

Zırhlı araçla günahlarınızı örtemezsiniz. Öte tarafa zırhlı araçlarla, limuzinlerle gidilmiyor. Hesap var! Hesap! Rabbim yetim hakkı yiyenden, beytül mala el uzatandan, kul hakkı yiyenden hesap soracak. Görmez, daha fazla kendini ve Diyanet İşleri Kurumu’nu yıpratma. Parti müftüsü olma. Derhal istifa et! Mercedesi iade et! Daha fazla vebal altına girme.

MERAL AKŞENER DARBECİLERE MEYDAN OKURKEN ONA İFTİRA ATAN ÇUKUR ADAM SEN NEREDEYDİN?

10 Mayıs akşamı Havuz medyasının televizyon kanalı A Haber’de Meral Akşener hakkında çok çirkin iftiralar ortaya atıldı. Programda Akşener’in AKP karşıtı açıklamalarının sebebi konuşulurken “Meral Akşener'in bir kadına yakışmayacak kasetleri var” iddiasında bulunuldu.

MHP milletvekili ve Meclis Eski Başkanvekili Meral Akşener'in Samanyolu TV'de söylediği "AKP iktidardan gitmekten korkuyor" sözleri, AKP yalakası A Haber'de "kaset"e bağlandı. A Haber'de yayınlanan “Gece Ajansı” programında sözde gazeteci AKP tetikçisi Cemil Barlas'ın "Onun da kaseti mi var nesi var, nasıl ele geçirdiler" demesi üzerine devreye giren  yeni AKP yanaşmacısı Latif Erdoğan adlı  "Cemil Bey'in dediği çok önemli. O kaseti olan birisidir ve şu an esaret altındadır" dedi. "Kaset nerede" sorusu üzerine ise "Kaset... biliyor da, paralelcilerin elinde bir kadın için hiç de yakışmayacak kasetler var. Dolayısıyla o artık bir esire durumundadır. Ne derlerse yaptırırlar. Samanyolu'na da çıkar, hatta minarede röportaj yapacağız derlerse oraya da çıkar. Şu an acınacak halde. Bu kesin... Bunu ben bilgi olarak söylüyorum" ifadelerini kullandı.

Meral Akşener'e atılan iftira, kamuoyundan ve milletimizden büyük tepki aldı ve bu tepki tesirini hemen gösterdi.  Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bile Meral Akşener'e yapılan iftira için “Çok takmamalı, kimse inanmamıştır.”  Bu iftirayı atanlar edepsizliğin en büyüğünü yapmışlardır. Bunlar Müslüman görünümlü münafıklardır.

 Meral Akşener için "Paralelcilerin elinde bir kadın için hiç de yakışmayacak kasetler var. Dolayısıyla o artık bir esire durumundadır. Ne derlerse yaptırırlar." ifadelerini kullanan fasık  daha sonra milletin büyük tepkisi üzerine çark etmek zorunda kalmıştır. Fitne ve fesat yuvalarının yeni magazi



FOTO GALERİ


GENEL MERKEZ
HABER BÜLTENİ


Bu sitenin Sunucu Kiralama hizmeti Sunucuturkiye Dedicated Server , Datatelekom Datacenter , Kaliteweb web hosting tarafından sağlanmaktadır.