Büyük Birlik Partisi

GENEL MERKEZ GÜNDEMİ

2017-04-25 09:58:03

BBP YİK BAŞKANI HAKKI ÖZNUR, 'MİLLİ İTTİFAK MİLLETİN VİCDANIDIR'

Ülkücü fikir ve siyaset adamı BBP YİK Başkanı Hakkı Öznur’un TED Üniversitesi’de verdiği konferansın 2. bölümü:
BBP YİK BAŞKANI HAKKI ÖZNUR, 'MİLLİ İTTİFAK MİLLETİN VİCDANIDIR'
Ülkücü fikir ve siyaset adamı BBP YİK Başkanı Hakkı Öznur’un TED Üniversitesi’de verdiği konferansın 2. bölümü:

 

MİLLİ İTTİFAK MİLLETİN VİCDANIDIR

Milli İttifak, Türk milletinin hayrına olmuştur. Milli güçlerin mecliste olması ülkemizin geleceği açısından önemlidir. Küresel güçlerin oyunlarını bozacak, Türkiye’yi bölünmeden ve parçalanmadan kurtaracak irade milli ittifaktır. Bu ittifak milli ve yerlidir. Milli ve yerli kadroların güç birliği BOP’çuları ve BİP’çileri rahatsız etmiştir. Anglo – Sakson Yahudi ittifakı milli ittifaka karşıdır. Milli ittifaktan kim rahatsızsa bilin ki Türk milletinin düşmanıdır.

Her iki gelenekte millidir, yerlidir, antiemperyalisttir. Rahmetli Erbakan hoca, rahmetli cennet mekan Muhsin Başkan ikisi de büyük siyaset ve dava adamıydılar.  Ülkemize, milletimize büyük hizmetler yaptılar. Milletimiz onların yokluğunu derinden hissediyorlar.

Milli İttifak’a saray merkezli algı operasyonları yapılıyor.  Milli İttifak, hükümet ve yandaş medya tarafından “Oyları bölüyorlar” algısı ile itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor. “Oylar bölünmesin”  propagandası tamamen yalan ve dolandır. Çözüm süreci masalıyla ülkeyi çözülme sürecine, bölünme sürecine getirenler bilsinler ki milletimizi kandıramazlar.

Saray talimatıyla yapılan operasyonlar anti demokratiktir. Demokrasiye, hukuk devletine bağdaşmayan faşizan uygulamalar sistemli bir şekilde sürdürülmektedir. Küresel merkezlerin kontrolündeki hükümet bir algı operasyonu yürütüyor. Bu algı operasyonları, yolsuzlukları örtmek içindir. 17 – 25 Aralık sıfırlanamaz. İftiralarla, algı operasyonlarıyla 17 – 25 Aralık kapatılamaz. Hiçbir şey baskı, sindirme, operasyon Türkiye’nin yolsuzlukları konuşmasına engel olamayacak! 

MUHSİN BAŞKAN’IN YOKLUĞU DERİNDEN HİSSEDİLİYOR

AKP iktidarı ülkeyi kamplaştırmış, cepheleştirmiş, kutuplaştırmıştır. Saray ve hükümet ülkeyi geriyor, gerilime sürüklüyor. Bu süreçte milletimiz her zaman yapıcı, yol gösterici, kuşatıcı olan, “parti çıkarları değil ülke çıkarları benim için önemli” diyen milletin gönlünde taht kuran, Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nu arıyor. 

Muhsin Başkan, gerçek bir siyaset ve devlet adamıydı. Osmanlı döneminde devlet adamlığı eksikliği ile ilgili “kâht-ı rical’’ kavramı kullanılırdı. Bu kavram ilk kez Kanuniden sonra tarihçiler tarafından kullanılmaya başlandı. En fazla son 3 asırda kullanılmıştır. Bu günde devlet adamlığı eksikliği yokluğu yaşanıyor. Rahmetli liderimiz Yazıcıoğlu gibi devlet ve millet meselelerine kafa yoran, sorunlara çözüm getiren, devlet millet kaynaşmasını sağlayan, ciddi, birikimli, liyakat ve yüksek ahlak sahibi siyaset ve devlet adamları bir elin parmağını geçmez. Cumhuriyet tarihi boyunca ölümüyle milyonları ağlatan, hüzne boğan ve ardından dualar, hatimler gönderilen kaç kişi var,

Yetkili ve etkili makamlardan hiç birini işgal etmeden milletin iltifatına mazhar olmak her faniye nasip olmaz. Ama milletimizin çok sevdiği “Muhsin Bey” dediği yiğit liderimiz buna nail oldu. Anadolu’nun bağrından çıkan bu yiğit liderin kahramanca idealist mücadelesi her zaman büyük saygı uyandırdı sayısız insan ona sevgi ve hürmet besledi. O’nun dik duruşuna davasına olan bağlılığına hep hayran oldu.

Muhsin Başkan’ın cenaze töreni; kalabalığı, kuşatıcılığı, mesajları ve toplumun her kesimini kucaklaması ve her kesime mesaj vermesi açısından bir ilktir. Devlet ve milleti buluşturan böyle bir cenaze töreni ülkemizde bu güne kadar hiçbir siyaset ve devlet adamına nasip olmadı. Devleti kuran ilk meclisten bu yana ilk kez millet meclisinde tekbirler duyuldu. Cenaze töreni bu ülkede siyaset yapan, devleti yöneten ve devlette çeşitli konumlarda olan herkesin kendi muhasebesini yapacağı cenaze töreniydi. Siyasetçilerin bundan çıkartması gereken çok dersler var.

Muhsin Başkan siyasi yaşamı boyunca ülkenin birlik ve beraberliğini savunmuş, kamplaşmaya cepheleşmeye karşı çıkmış, toplumu kutuplaştırmaya yönelik her türlü yol ve yöntemleri ülke için tehlikeli görmüş, topluma kin ve nefret tohumları ekmeye yönelik anlayışlara millet adına demokrasi adına karşı çıkmıştır.

 

İNANÇLI KADROLAR 1991’DE DE SEÇİM İTTİFAKI YAPTI

20 Ekim 1991 Milletvekili Erken Genel Seçimine Refah Partisi, Milliyetçi Çalışma Partisi, Islahatçı Demokrasi Partisi üçlü ittifak olarak katıldılar. Anayasaya göre iki ve daha fazla partinin birleşerek seçime katılmaların yasak olması sebebiyle bu üç partinin ittifakları kâğıt üzerinde resmi bir belgeye dayanmamaktadır. Bunun için IDP ve MÇP partilerinin milletvekili adayları seçime katıldıkları bölgelerden bağımsız aday olarak katılmışlar, fakat her üç parti de birbirinin adaylarına oy vermişlerdir.

20 Ekim 1991 Erken Genel Seçimlerine bu şekilde katılan Refah Partisi, Türkiye genelinde kullanılan seçmen oylarının %16,90'ını alarak TBMM'ye 62 milletvekiliyle girdi. TBMM'de grup kuran dört partiden birisi oldu. Daha sonra Milliyetçi Çalışma Partisi'ne ve Islahatçı Demokrasi Partisi'ne mensup milletvekilleri ayrıldılar. Kapatılan partilerin açılmasına izin verilmesi üzerine açılan MSP Refah Partisi’ne katıldı.

Refah Partisi 1994 Yerel Seçimlerinde büyük bir sıçrama yaptı; yüzde 19,14 oranında oy alarak, İstanbul ve Ankara belediye başkanlıklarını kazandı. 24 Aralık 1995 genel seçimlerinde yüzde 21,38 oy oranıyla 158 milletvekilliği kazandı ve birinci oldu. Seçimlerden hemen sonra Anavatan Partisi'yle yapılan koalisyon görüşmeleri başarısızlıkla sonuçlandı.

28 Şubat Süreci Doğru Yol Partisi'yle kurduğu koalisyon hükûmeti (Refah – Yol Hükümeti) 28 Haziran 1996'da TBMM'de güvenoyu aldı, Erbakan da başbakan oldu. Daha sonra Erbakan'ın 18 Haziran 1997 günü istifa etmesi üzerine Refah – Yol hükümeti dağıldı.

54. hükümetin milletten yana ekonomik icraatları iç ve dış mihrakların işine gelmedi. 28 Şubat post – modern darbesi ile iktidardan uzaklaştırıldı. Vurguncuların, soyguncuların, arsızların, hırsızların yeniden at oynatmaları dönemine geçildi. Oysa, Refah – Yol hükümeti rantiye ve faizden kesip, elde ettiği paraları çiftçi, köylü, memur, işçi, esnaf ve emekliye vererek, herkesin yüzünü güldürmüştü.

12 EYLÜL RUHU AKP İLE DEVAM EDİYOR

Önemli olan bu gün değil, darbe yıllarında diktatöre, diktatörken diktatör diyebilmektir. Türkiye sivilleşmeden, demokratikleşmeden Evren ölmüş sayılmaz. AKP iktidarı yetkilileri, Evren’in cenaze törenine katılmamakla iktidarlarını onun kurduğu düzene borçlu olduklarını unutturabileceklerini sanıyorlar. Oysa 12 Eylül’ün ruhu AKP’nin temel politikalarına, iliklerine kadar sinmiştir.

“Gülme” hakkını sadece kendinde gören iktidar anlayışı AKP’nin daha da arttırdığı sömürü düzeninde yaşamaktadır. Emperyalist, kapitalist sistemin tüm araçlarıyla ülkeye hakim olması ve buna karşı çıkacak toplumsal muhalefetin bütünüyle tasfiye edilmesi amacıyla tezgâhlanan 12 Eylül darbesinin görünen yüzü Kenan Evren görevini tamamladıktan sonra öldü. Ancak kurulmasına aracılık ettiği düzen bütün kurumlarıyla sürüyor.

28 Şubat’ın ürünü 12 Eylül yasalarının uygulayıcısı olan AKP iktidarı gibi 35 yıldır ülkeyi yöneten iktidarlar, faşist 12 Eylül anayasasıyla çalışmıştır. İktidarlar 12 Eylül’ü yargılayacaklarını söylemiş fakat ne onun anayasasını kaldırmış ne de 12 Eylülcüleri yargılamıştır

KENAN EVREN İLE ERDOĞAN’IN SÖYLEMLERİ ÖRTÜŞÜYOR

12 Eylül darbecileri ile AKP iktidarı söylemde de örtüşüyor. Kenan Evren, darbeden sonra meydanlarda Kur'an – ı Kerim'den ayetler okuması ile hafızlarda yer etmişti. Bugün, Evren’den görevi teslim alan Erdoğan daha da ileri giderek ayrımcı kutuplaştırıcı politikaları ile toplumu geriyor birbirine düşman ediyor. Seçim meydanlarını elinde Kürtçe Kur'an – ı Kerim'le dolaşıyor.  Tayyip Erdoğan gibi Kenan Evren de gittiği yerlerde “toplu açılışlar ve temel atma törenleri” yapıyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan AKP’ye destek mitingleri yapmaya devam ediyor.

Tayyip Erdoğan ve yandaşları önceden cumadan cumaya Google’dan bir ayet sallayıp bakara makara yapıyorlardı. Şimdi seçim meydanlarında elinde Kur’an’la dolaşıyorlar. Türk siyasi hayatında bunu 1960’larda, 70’lerde Süleyman Demirel de yaptı. Ama Erdoğan onu kat kat aştı ve geçti. Şimdi Cumhurbaşkanı olan Tayyip Erdoğan, Kur’ân’lı seçim politikalarını geçmiş yıllarda da sürekli kullanmış ve bugünde devlet başkanlığı hayalini gerçekleştirmek için her şeyi bir tarafa bırakıp meydanlara inmiştir.

Bu Kur’an’a ve inançlara saygısızlıktır. Din istismarcılığıdır. Kur’an ideoloji değildir.  Kur’an’dan pasta yapıp yiyenlerle, ayetlerle dalga geçen iblis elçilerini koruyup kollayan Erdoğan ve AKP hükümeti, İslami değerlere büyük zarar vermişlerdir. Hırsızları namussuzları koruyan onlara sahip çıkan kul hakkı yiyen AKP hükümeti Allah’ın emir ve yasaklarını çiğnemiştir.

Diktatör Evren’in 1980’lerin başında yaptığı gibi Kur’ân’ın istismarını yapıyor. Erdoğan “Ben Kur’ân’la büyüdüm, Kur’ân ile yaşıyorum.” diyor fakat Kur’ân’ın Bakara suresiyle dalga geçerek, “Bakara – makara sallıyorum her cuma bişeyler” diyen, 17 – 25 Aralık hırsızlık, yolsuzluk ve rüşvet operasyonun ardından, görevinden istifa etmek zorunda kalan AB Bakanı Egemen Bağış için hiç çekinmeden “kardeşim” ifadesini kullanıyor.

Kenan Evren darbeciydi. Tayyip Erdoğan ise darbecilerin artığıdır. Tayyip Erdoğan da darbelerden beslenmiştir. AKP’nin iktidarını sürdürdüğü, Tayyip Erdoğan’ın “tek adam” olmaya götüren yüzde 10’luk seçim barajı da Kenan Evren’in politikalarıydı. KP ve Tayyip Erdoğan 13 yıldır Kenan Evren’in Anayasası ile memleketi yönetiyor.

AKP demokrat değil, anti demokrattır. 13 yıldır tek başına iktidar olan AKP 12 Eylül’ün uygulamaları olan anti demokratik kurumları kaldırmadı. AKP kendi ömrünü uzatan ve sürdüren darbe uygulamalarından hiç vazgeçmedi. Vazgeçmiyor da.

Kenan Evren’le, ya da öncülük ettiği 12 Eylül düzeni ile hesaplaşmak bu sömürü ve baskı düzenini sürdürenlerle hesaplaşmaktır.

DÜN KEMALİZM, BUGÜN TAYYİBİZM! İKİSİ DE OTORİTER, İKİSİ DE TOTALİTER

AKP hükümeti hukuk devletini resmen ortadan kaldıran uygulamalar yapmaktadır. Hukuk değil, tek adam devleti isteniyor. Askeri vesayetin yerini tek adam rejimi aldı. Dün Kemalizm, bugün Kemalizm’i kendine örnek alan Tayyibizm. Tayyibizm’in dünyadaki benzerleri BAAS rejimleri, Kuzey Kore Kızıl Faşizmi, Sisi rejimi, Putin rejimi, Pekin rejimi ve körfez monarşileridir.

AKP, parti vesayeti inşa etme, Muhaberat devleti kurma yolunda son hızla ilerliyor. Giderek otoriterleşen ve tek adam rejimine benzemeye başlayan Erdoğan iktidarı, kendisine biat etmeyen herkesi kriminalize etmeye ve baskı ile susturmaya çalışmaktadır. AKP, faşizmi, Staliniz’mi aratmayan uygulamalar yapmaktadır.

Kuzey Kore, Suriye vb. totaliter rejimleri kendine örmek alan AKP hükümeti demokrasiyi ve özgürlükleri savunan muhalif medyayı ve muhalif siyaseti korkutarak susturmaya çalışıyor. Toplumun, muhaliflerin, gazetecilerin diken üstünde polis operasyonu beklemesi demokrasilerde değil, ancak tek parti rejimlerinde, dikta rejimlerinde, totaliter rejimlerde olur.

Otoriter zihniyete sahip AKP, parti devleti kurmuştur. Tek parti devleti vardır. Yeni bir 28 Şubat yaşanıyor bugünlerde. Sadece vesayet el değiştirdi. 17 Aralık ile 28 Şubat arasında fark yok. Otokratik siyaset, totaliter zihniyet kendisini onaylamayan hiçbir kurum, zümre istemiyor. Muhaliflerine 28 Şubat’tan kalma kara propaganda ve algı operasyonları yapıyor.

28 Şubat sürecinde BÇG vardı, bugün ise “Saray Çalışma Grubu” vardır. Parti devletinin başkanı, kızıl faşist Putin’e özenen Erdoğan’dan talimat alan Saray Prensleri, Saray komiserleri, sarayın havuzcuları demokrasiye dönük algı operasyonlarına devam ediyorlar.

Şu anda AKP tek parti tek parti dönemine özenmiştir. Tek parti dönemindeki CHP neyse bugün de AKP odur. Tek parti devleti inşa edilmeye çalışılıyor. Bugün burada toplumun bütün kesimlerine sesleniyorum; bugünkü AKP faşizmine karşı seslerini çıkartmalıdırlar. Toplumun bütün kesimleri antidemokratik baskı ve dayatmalara karşı seslerini çıkartmalıdırlar. Gün, AKP’nin anti demokratik uygulamalarına karşı çıkma günüdür. Bütün topluma söylüyorum gün demokrasiye çıkma günüdür, parti devletiyle kanunla mücadele etme günüdür.

AKP oligarşi ile beraberdir, Recep Tayyip Erdoğan demokrat değildir, otokratik siyaseti benimsemiştir. Bugünkü otokratik siyasetin temsilcisi AKP anti demokratiktir ve asla demokrat değildir. Demokrasiye saygısı olanlar. Demokrasiyi savunan hukuku savunan, hak, hukuk, adalet, özgürlük diyen gerçek muhalif sesleri susturmaya kalkmazlar.

17 Aralık’tan beri hakimler, savcılar oradan oraya sürüldü. Kutsal mesleklerinden ihraç edildiler. Adaletin üzerine koyu bir gölge düştü. Yolsuzluğu soruşturan savcılar, hallaç pamuğu gibi sağa sola atıldı. Yerlerine getirilenlerin bir kısmı bile görevden uzaklaştırıldı.

Yargı hukukun emrinde olur, hükümetlerin değil. Yargıya müdahale hem hukuku hem siyaseti hem devlet kurumlarını kaosa sürüklemiştir. Yargı bağımsızlığını tamamen ortadan kaldıracak, yargıyı siyasi iktidarın denetiminde, gözetiminde, güdümünde kılacak her türlü organizasyonu kabul etmemiz mümkün değildir.

Yargı yap – boz tahtası olamaz. Türkiye çok absürt noktalara geldi. Bu doğrudan doğruya yargı bağımsızlığına açık bir saldırı, müdahaledir.

AKP yargıyı kuşatma altına alarak daha büyük bunalımların çıkmasına sebep olmuştur. Hâkimler ve savcılar siyasal iktidarlara veya ideolojik yapılanmalara değil, hukuka bağlı olmak zorundadır. Bütün güçleri tek elde toplama, yargıyı doğrudan doğruya kontrol altına alma doğru bir şey değildir.

“Darbe teşebbüsü” diye hukuka darbe vurulmuştur. Tekrar bir kez daha ifade ediyorum: Askeri vesayete de, bürokratik vesayete de yargı vesayetine de parti vesayetine de hayır diyoruz. Yargı siyasallaşmamalı, siyasal iktidarlar yargıya müdahale etmemeli ve yargı da kendini, milli iradenin üstünde görmemelidir. Yargı hukukun dışına asla çıkmamalıdır.

Türkiye hukuku takmayan bir iktidarın kontrolündedir. AKP hukuka darbe vurmaya devam ediyor. Parti rozetli savcı ve hâkim olmaz. Devletle oyun hamuru gibi oynanmaz.

AKP EŞ BAŞKANI GİBİ HAREKET EDEN PARTİLİ BİR CUMHURBAŞKANI VAR

Türkiye’de partili bir cumhurbaşkanı vardır. Erdoğan yanlı ve yandaştır. AKP Genel Başkanı gibi hareket etmektedir. Meydan meydan dolaşıp 7 Haziran seçimleri AKP’ye oy istemektedir. Böyle bir cumhurbaşkanı modeli otoriter ve totaliter rejimlerde olur. Erdoğan BAAS rejimlerine özenmektedir. Tarafsız kalması gerekirken halen parti devletinin başkanı gibi hareket etmektedir. Demokratik rejimlerde yandaş cumhurbaşkanı olmaz. Cumhurbaşkanları, makamları gereği herkese eşit mesafededir. Demokrasiye darbe vuran tutum ve davranışlarda bulunmazlar. Erdoğan Cumhurbaşkanı olduktan sonra 7 Haziran seçimleri öncesi bağını koparmadığı AKP’ye oy kazandırmak için şimdi meydanlara inmiştir.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan kendisini hala AKP Genel Başkanı ve Başbakan olarak sandığından, sürekli AKP karşıtı muhalefeti eleştirmeye devam ediyor. Partili bir militan gibi çalışan bir cumhurbaşkanı Türkiye siyasi tarihinde görülmemiştir.

Geçmişte de bir siyasi partide başkanlık hatta başbakanlık yapıp da sonra da cumhurbaşkanlığı yapan siyasi liderler oldu. Ancak hiçbirisi Tayyip Erdoğan kadar tarafsızlığını yitirmedi. Bu konuda Erdoğan tek adamlığa oynuyor görüntüsünü vermekten kaçınmıyor, tam tersine bunun seçmen nezdinde artı oy getireceğine inanıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Evet tarafım ama milletin tarafındayım. Her partiye eşit mesafedeyim ama gönlümde bir parti var” dedi.  Bu partinin AKP olduğunu cümle alem bilmektedir. Erdoğan Türkiye'nin gelmiş geçmiş en taraflı cumhurbaşkanıdır.

 

ÇÖZÜM SÜRECİ İHANET SÜRECİ

Terör örgütü PKK’nın “barış süreci”, hükümetin “çözüm süreci” dediği bu süreci BBP “ihanet süreci” olarak görmüştür ve karşı çıkmıştır. AKP’nin, “çözüm süreci “dediği süreç yıkım sürecidir. Türkiye’yi istikrarsızlaştırmak istiyorlar, ülkeyi iç savaşa sürüklemek istiyorlar. PKK terör örgütü meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. AKP hükümeti yıkım sürecinde Apo İtini, “Barış Meleği”,  Zerdüşt PKK’yı “Barışsever”, teröristleri de “Çiçek Çocukları” gibi göstermeye çalışmıştır.

Stratejik piyon, PKK/KCK kalkışma peşindedir. Amerikan ve İsrail muhibi HDP iç savaş çağrıları yapıyor. Bugün dağda, tepede bölücü örgütün paçavraları dalgalanmaktadır. Devletin varlığının ortada olmaması hasebiyle bölücüler bölgeyi kontrolleri altına almış vaziyettedir. Terör örgütü ellerinde son modern silahlarla yol kesiyor, kimlik kontrolü yapıyor, güvenlik güçlerine ateş açıyor. Diyarbakır’da kışla içinde bayrağımızı indiriyor, teröristlerin heykellerini dikiyor, Atatürk büstlerini, okulları yakıyor, yıkıyor, korsan okullar açıyor, devlete meydan okuyor.

Bingöl’de, Yüksekova’da, Diyarbakır’da, Şırnak’ta vb. yerlerde askerlerimiz, polislerimiz, korucularımız PKK terör örgütü tarafından hain tuzaklarda şehit edildi. Terör örgütü PKK’nın gençlik yapılanması YDG – H bölgede asker ve polislerle ilgili keşif çalışması yapıyor. Kapı kapı gezen PKK ölüm fişlemeleri yapıyor. HDP/DBP’li belediyeler ve PKK kontrolündeki yapılar şehir ve ilçe merkezlerinde oturan asker ve polislerin adreslerini tespit ediyor. Onlara yönelik suikast ve eylem planları hazırlıyorlar. Suikast amaçlı keşif çalışmalarını bölgede artık rahatlıkla yapıyorlar. Yüksekova, Diyarbakır ve Bingöl’de meydana gelen suikastler PKK’nın bu keşif çalışmaları sonucu olmuştur.

ABD ve NATO’nun emrindeki stratejik piyon PKK şehirlerde ilçelerde gerçekleştirdiği asker ve polis suikastlarıyla devlet görevlilerini sokağa çıkartmak istemiyor. Güvenlik güçlerini görev yapamaz hale getirmek istiyor. Terör örgütü, “devlete bölge bizden sorulur” mesajı veriyor.

Yüksekova’da PKK açılımının başladığı süreçten itibaren birçok polis ve askerimiz hain pusularda şehit edilmiştir.  Yüksekova – Diyarbakır hattında cinayetler devam etmektedir. ABD ve NATO’nun emrindeki stratejik piyon PKK şehirlerde, ilçelerde gerçekleştirdiği asker ve polis suikastlarıyla devlet görevlilerini sokağa çıkartmak istemiyor. Güvenlik güçlerini görev yapamaz hale getirmek istiyor. Terör örgütü, “bölge bizden sorulur” mesajı veriyor.

Terör örgütü PKK asker infazı politikasını en yoğun olarak Yüksekova’da yapmaktadır. Yüksekova – Lice hattı PKK’nın uyuşturucu ticaretinin merkezidir. Terör örgütü PKK, Hakkari – Şırnak – Diyarbakır hattında silahlı kalkışma ve özerklik ilan etmek peşindedir. Bölücü terör BOP’un emellerine hizmet etmektedir.

Hükümet, Doğu ve Güneydoğu’da otoriteyi sağlayamıyor. Teröristlerden hesap soramayan bir hükümet ile devlet ile karşı karşıyayız. Fiilen Güneydoğu terör örgütünün insafına bırakılmıştır.

AKP hükümetinin izlediği yol, yol değil. Çözüm süreci dedikleri süreç, Türkiye’yi hızla çatışmalara, ayrışmalara götürüyor. AKP iktidarında, Apo itinin posterlerini taşımak, PKK paçavralarını sokaklarda sallamak, bölücü şov yapmak serbest. “Türküm” demek ırkçılık, Türk bayrağı taşımak ise tahrik olarak görülüyor.

Örgüt kalkışma peşindedir. Terör örgütü PKK, bağımsız Kürdistan emelinden asla vazgeçmedi ve asla silah bırakmayacaktır. Hükümetin çözüm süreci ihanet sürecine dönüşmüştür. Ülkenin milli güvenliği tehlikede. Asker kışlaya hapsedildi. Terör örgütü PKK eylemleriyle bölgede “otorite benim” diyor. PKK’nın amacı kaos ortamını büyütmek için Türkiye’yi istikrarsızlaştırmaktır.

AKP hükümeti adeta PKK’ya çalıştı. Militan sayısını iki katına çıkaran, şehirleri silahla dolduran, yol kesen, yargılama yapan, karakol basan bir örgüt ile AKP hükümeti müzakere yapıyor. Asıl suçlu çözüm masallarıyla terör örgütünün önünü açanlardır. Terör örgütü PKK tarihinin hiçbir döneminde bu kadar militan devşiremedi. Hiçbir dönemde bu kadar psikolojik üstünlük sağlayamadı. Stratejik olarak en önemli beklenti özerklik terör örgütü PKK, bölgenin kontrolünün kendilerine bırakılacağı günü sabırsızlıkla bekliyor.

Terör örgütü PKK/HDP “çözüm süreci” ile dokunulmazlık kazanmıştır. Asker ve polis PKK’ya operasyon yapmaktan çekinmektedir. Bölgeye hükümet ile uyum içinde olan ve çözüm süreci denen ihanet sürecini destekleyen vali ve polis şefleri gönderilmektedir.

İmralı ve Kandil arasında mekik dokuyan, kuryelik yapan, postacılık yapan istihbarat da ortada yoktu. Güvenlik güçleri “çekilme taklidi” yapan PKK’yı görmediği gibi,  öz savunma birlikleri diyerek sokakları savaş alanına çeviren PKK/KCK militanlarını da görmedi. Çünkü AKP hükümeti “aman PKK’lılara dokunmayın, aman aramız açılmasın, açılım süreci zarar görmesin” diye güvenlik güçlerine talimat vermiştir. PKK/KCK bölgede her istediğini yaparken güvenlik güçleri ise olan biteni seyrediyor. Güvenlik güçleri AKP’den çekiniyor.

Terör örgütünün yapılanması YDG – H asayiş birlikleri ile “öz savunma” yapacaklarını açıklamışlardır. Terör örgütü, “Bölgeye biz hâkimiz. Türk polisinin görevini YDG – H ‘Asayiş kolları’ yapacak” diyor. Hükümetten ise çıt çıkmıyor. Terör Örgütü “öz savunma gücü” adıyla özerklik planlarını hayata geçirmeye çalışıyor.

HDP mitinglerinde terörist başı Abdullah Öcalan ve PKK terör örgütü lehine sloganları atılmakta ve Türkiye’ye kin kusulmaktadır. Miting ve konserlerde, “Keleştir silahımız, Nevruzdur bayrağımız. PKK’dir partimiz, TC’dir rakibimiz” denilerek Türkiye’ye kin kusuluyor.

Konserlerde ayrıca, “Kürt kanıdır kanımız, Apo’dur başkanımız. Kürdistan toprağımız, gerilladır adımız” gibi ırkçı, faşist ifadelerde de bulunularak terör propagandası yapılmaktadır.

KCK, Güneydoğu’da silah ve lojistik yığınak yaptırıyor, iç savaş hazırlıkları yapıyor ve dağa çıkışlar hızla artıyor. İmralı’da yapılan gizli anlaşmada nelerin olduğu bir bir ortaya çıkıyor. Bu süreç Türkiye’yi barışa götüren bir süreç değil, çözülmeye götüren bir süreçtir.

AKP hükümeti, CIA’nın hazırladığı, ellerine verdiği “PKK açılımlarını” uygulamaktadır. CIA’nın bir paravan kuruluşu olan Atlantik Konseyi’nin yazdığı PKK raporları üzerine çalışmaktadır. BBP, terör örgütü PKK’yı siyasallaştırmaya, meşrulaştırmaya çalışan CIA patenli açılımlara karşı çıkmıştır, tavır koymuştur. AKP, CIA ideologları Henry Barkey, David Philips, Graham Fuller vb. CIA elemanlarının hazırladığı yıkım projelerine sarılmıştır. “Çözüm süreci” dediler, Türkiye çözülüyor.

PKK/PYD, Ortadoğu’da ABD ve koalisyon güçleri tarafından himaye edilmektedir. Kobani mevzuunda da görüldüğü gibi ABD, NATO, AB ülkeleri terör örgütleri olan PYD/PKK’ya silah yardımında bulunmuştur. IŞİD bahane edilerek NATO silahları, Mehmetçik katilleri olan bebek katilleri olan bölücü teröristlere verilmiştir. ABD’nin beslemesi PYD’ye Kobani için yaptığı silah yardımının Diyarbakır’da, Bingöl’de, Yüksekova’da PKK kurşunu olarak döndüğünü görmüyor musunuz?

NATO’cu Peşmergeler, üzerlerinde ABD bayraklı tişörtlerle, katil ABD’nin bayrağını sallayarak, topraklarımızdan şov yaparak Ayn el Arap’a geçiyor. Bölücü hainler Habur’da CIA Peşmergelerini ABD bayrakları ile karşılıyor, Pentagon tarafından özel olarak yetiştirilen CIA peşmergeleri, ellerini kollarını sallayarak “Serok Obama” “Bıji Amerika” diyerek, topraklarımızdan Suriye’ye geçiyor.

Haçlı – Siyonist beslemesi bölücüler “Özerklik” ilan etmek istiyor. ABD, AB ülkeleri ve terör rejimi İsrail PKK/PYD’ye açıkça hem küresel destek hem silah desteği veriyor. HDP/PKK emperyalist ülkelerin taşeronluğunu yapmaktadır.

ABD, AB ve İsrail destekli bölücüler “Dört parçada Kürdistan’ı kuracağız” diyorlar. Devlete, millete, demokrasiye meydan okuyorlar. Hükümet ise İmralı ve Kandil’le görüşmeler yapmaya devam ediyor. AKP’nin MİT üzerinden yürüttüğü “PKK açılımı” Türkiye’yi büyük kaosa sürüklemektedir. 

Hükümet bölücü ihanete ortak olmuştur. Devlet görevlileri HDP sözcüsü, PKK siyasi komiserleri gibi. Hükümet ulaklık, MİT postacılık, Genelkurmay ise seyircilik yapmaktadır. Hükümet, PKK’ya değil, TSK’ya silah bıraktırmıştır.

7 Haziran seçimleri öncesi hem AKP hem HDP izledikleri kaos politikalarıyla ülkeyi gerilime sürüklüyorlar. Bunların meydanlardaki atışmaları kimseyi kandırmasın! Bunlar ucuz polemikler! Kapalı kapılar ardında görüşmeler yaparlar, meydanlarda ise birbirlerine atıp tutarlar. HDP ile görüşmeler yapan Dolmabahçe protokolünü imzalayanlar milleti aptal mı sanıyor?

HDP, PKK’nın legal plandaki temsilcisidir. Anglo – Sakson Yahudi ittifakına hizmet etmektedir. Londra ve Miami sahillerine demir atmıştır. HDP yöneticileri ABD’nin, NATO’nun, BM’nin doğrudan meseleyi ele almasını ve çözümde arabulucu hakem olmasını talep etmektedir. ABD’nin ‘Project Democracy’ diye tanımladığı Amerikan işbirlikçiliğidir.

HDP’li Selahattin Demirtaş’ı yerden yere vuran Başbakan Ahmet Davutoğlu, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı daha düne kadar çözüm sürecine verdiği destekle öve öve bitiremiyordu. Davutoğlu 1 Ekim 2014 günü Başbakanlık Yeni Bina'da kabul ettiği Demirtaş ile çözüm sürecini konuşmuştu.

AKP hükümeti Demirtaş’ı Başbakanlıkta ağırladı. “Siyasi uzantılarla” devamlı görüştü, Dolmabahçe’de anlaşma yaptı. Dolmabahçe’de hem iktidar, hem PKK uzantıları bir araya geldiler.

Peki 28 Şubat’ta Dolmabahçe bildirisini kim okudu? “MİT – İmralı kuryesi Sırrı Süreyya Önder!

İktidara göre “10 madde üzerinde mutabakat sağlandı. PKK 12. kongresini toplayacak ve silah bırakacak” tı.  PKK ise bunu tamamen yalanlandı. 12. kongreyi talepleri yerine gelirse toplayacaklarını ilan ettiler.

“PKK’nin silahsızlanması” gibi bir talebi örgütün kabul etmesi mümkün değil. PKK lideri Dolmabahçe mutabakat belgesinde tek bir sözcükle “silahsızlanma” lafı etmedi.

Öcalan “PKK’ya silahsızlanın” demedikçe, PKK silahsızlanmayacağına göre, Öcalan’ın, şimdiye kadar böyle bir söz etmediğini bilerek gerçekleri görelim: Öcalan PKK’ya silah bıraktırmaz!

PKK silah bırakmıyor, bırakmazda, bıraktırmazlarda. PKK silahlı güçlerini savaşın yoğun olan bölgelerine konuşlandırıyor. Silahlı birliklerini uzun süredir Suriye’de kanton ilan ettiği 3 bölgeye aktardı. “Silahlara veda” söylemi hikayedir. Başta Abdullah Öcalan olmak üzere on binden fazla PKK kadrosunun siyasi af ile hapisten çıkarılması içindir.

PKK’nın ağır silahları ve asıl savaşçı grubu ise silahlı olmaya devam edecek. Ağır silahlı PKK militanları zaten Suriye ve Irak’ta IŞİD’e karşı şu an savaşa devam ediyor.

PKK’nın pratiksel olarak silah bırakması söylemi basit bir yalandan ibarettir. Terör örgütü PKK’nın nihai hedefi, bağımsız Kürdistan’dır. PKK söylemlerinin genel tezi Türkiye’den özerklik talebidir. Bu özerk Kürt bölgesinin meclisi, kendi polis teşkilatı ve kendi maliyesi olacaktır. PKK gençlik kolu olan YDG – H’nin bölgede polisi gibi davrandığı, kimlik kontrolü yaptığı, PKK mahkemeleri kurduğu bölgede yaşayanların bildiği, medyanın ise üzerinde durmadığı bir gerçektir.

28 ŞUBAT DOLMABAHÇE PROTOKOLÜ VATANA İHANETTİR

28 Şubat günü AKP ve HDP heyeti  Dolmabahçe'deki Başbakanlık Ofisi'nde  ortak açıklama Yapmışlardır  hükümet kanadı ile HDP heyeti ilk defa birlikte bir açıklama yaparak, ortak kararlar alındığını kamuoyuna duyurmuş oldular.

AKP – HDP – İmralı hattında gerçekleşen görüşme trafiğinin ardından kamuoyuna duyurulan 10 maddenin önemli bir bölümü ‘Oslo Mutabakat Metni’dir  Apo’nun da dört elle sarıldığı “28 Şubat Mutabakatı” Türkiyeyi bölme ve parçalama metnidir

HDP ile MİT'in ortak yayınladığı “On Emir” Dolmabahçe’de açıklandıktan sonra kamuoyu Kandil – HDP – MİT – İmralı trafiğinin neticesi olarak Öcalan imzalı yeni nevruz mesajına kitlenmişti.

Mesaj MİT – İmralı kuryesi tarafından okundu. Mesajların hangi bölümlerinin İmralı hangi bölümlerinin MİT tarafından kaleme alındığını ancak İmralı ve MİT biliyordur. Ancak ülkenin gündeminin terörist başı tarafından belirlenmesi milletimizi rahatsız etmiştir.

MİT kontrolünden geçen devletin onayıyla yayınlanan mesajdaki şu ifadeler devleti hiç rahatsız etmedi mi acaba?

“40 yıllık hareketimizin acılarla dolu geçen bu mücadelesi boşa gitmediği gibi...”

“PKK'nin Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı yaklaşık 40 yıldır yürüttüğü silahlı olan mücadele...”

İşbirlikçi AKP iktidarı, PKK yöneticilerine Abdullah Öcalan ile yüz yüze görüştürülme sözünü, 2009 yılında Oslo’daki görüşmeler sırasında vermişti.

Öcalan’ın isteğiyle Bekaa’da birlikte olduğu bazı PKK şefleri İmralı’ya getirilmiştir.Terörist başı Öcalan’a çözüm sürecinde Sekretarya görevi yapmaları için PKK davasından hükümlü bulunan üst düzey PKK yöneticilerinin İmralı’ya nakilleri yapıldı.

PKK, DÜNYA SİYONİSTLERİNİN İZİNDEN GİDİYOR

PKK 12. Kongre hazırlıkları 1897’de yapılan Siyonist Birinci Kongresi’ne benzemektedir. Bilindiği gibi I. Siyonist Kongre, 29 Ağustos 1897 yılında Basel'de Theodor Herzl liderliğinde toplanmış ve kongreye tüm dünyadan yaklaşık 200 delege katılmıştır. Burada bir Yahudi devleti kurulması bir stratejik hedef olarak kabul edilmiştir.

Terör örgütü PKK, İsrail devleti nasıl kurulduysa Ortadoğu’da da İsrail’i örnek alan İsrailsever Kürt devleti öyle kurulacak demektedir. Siyonist kongresini ve Siyonistleri kendilerine örnek almaktalar.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Murat Karayılan, çözüm sürecinin başarıyla sonuçlanması durumunda Abdullah Öcalan'ın PKK'nın 2015'te yapacağı 12'nci kongresine katılacağını söyledi.

PKK'nın Kandil'deki liderlerinden Cemil Bayık, "Apo gelip kongreye katılmadan PKK, silah bırakmaz." demiştir. Abdullah Öcalan'la bizzat görüşmeden silah bırakmayacaklarını söyleyen Bayık, "Apo gelip kongreye katılmadan, gerillayla görüşmeden silah bırakma söz konusu olmaz. Silahlı güçlerin dağdan inmesi için önder Apo'nun gelip gerillayla konuşması lazım. Biz (Bese Hozat'la) eş başkanız biz bile bunu yapamayız." ifadelerini kullanmıştır.

Yine bir başka konuşmasında KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, "PKK'yı silah bırakmaya sadece Öcalan ikna edebilir. Ya Apo Kandil'e ya biz İmralı'ya” demiştir.

PKK’nın Kandil’deki lideri Cemil Bayık, PKK’nın yayın organı “Özgür Gündem”e yaptığı açıklamada PKK’nın darbeye karşı AKP’nin güvencesi olduğunu söyledi. Bayık bir soru üzerine, Öcalan’ın darbeleri önlediğini iddia ederek, “Bugün Erdoğan Cumhurbaşkanı olmuşsa, AKP hâlâ iktidarda kalabildiyse bunu önder Apo’nun çabalarına borçludur” dedi. Cemil Bayık ayrıca, Öcalan’ın Türkiye’yi felaketten kurtardığını ileri sürdü.

İMRALI – KANDİL – HDP MİT’TEN ÇOK MEMNUNLAR

Maalesef MİT şu an İmralı ile Saray arasında postacılık yapmaktadır. MİT müsteşarı Hakan Fidan’dan en çok terörist başı Öcalan ve HDP’li bölücüler, terör üssü Kandil ve liboşlar memnun. Gladyo’nun elemanı Öcalan, Hakan Fidan’a çok güvendiğini açıkça İmralı görüşmelerinde ifade ediyor. MİT mensupları, terörist başı Öcalan ile her gün mesai yapıyor. Devlete teslim olan Öcalan’dan, devleti teslim alan Öcalan’a gelinmiştir. Asıl paralel yapılanma olan KCK ve bir proje olan HDP’nin MİT ile ilişkileri olduğunu bilmeyen yok artık!

Öcalan ve Kandil arasında kuryelik yapan istihbarat kime hizmet ediyor? İmralı ve Kandil arasında 16 yıldır gizli mektup trafiği nedir? Öcalan’ın bazı avukatlarının MİT elemanı oldukları ortaya çıkmadı mı?

MİT ve örgüt arasındaki gizli saklı ilişki ağı KCK davalarında ortaya çıkmıştır. İmralı’daki caninin talebiyle KCK davalarında tutuklananlar tahliye edilmiştir. Hükümet, KCK mensuplarını tahliye etmiştir. AKP’nin yan kuruluşu MİT ile İmralı – Kandil arasında derin ilişkiler ve karanlık görüşmeler kesintiniz devam etmektedir. MİT, şu anki yaptıkları, yapısı ve zihniyetiyle milli çıkarlarımıza ve ülke güvenliğine zarar vermektedir. MİT, Öcalan’ın mektuplarının ve talimatlarının Kandil’e taşınmasına kuryelik yapmaktadır. İmralı ve MİT kontrolündeki HDP de İmralı ile Kandil arasında "kuryelik" yapmaktadır.

22 YIL ÖNCE ÇEKİÇ GÜÇ BUGÜN DE ABD VE KOALİSYON GÜÇLERİ PYD/PKK TERÖR ÖRGÜTÜNE SİLAH YARDIMI YAPIYOR

93 sürecinde de kirli ve karanlık güç Çekiç Güç PKK’ya, Barzani’ye, Talabani’ye silah vermiştir. PKK’yı, peşmergeyi himaye etmiştir. Türkiye düşmanlarına açıkça destek vermiştir.

O süreçte emperyalist Çekiç Güç’e baştan itibaren en net ve sert tavrı koyan partilerin başında BBP gelmekteydi. BBP, Çekiç Güç karşıtı birçok toplantı yapmıştı. Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, hem TBMM’de hem de katıldığı mitinglerde ve salon toplantılarında yaptığı konuşmalarda, Çekiç Güç’ün görev suresinin uzatılmasına şiddetle karşı çıkmış ve küresel güç Çekiç Güç’ün kovulmasını istemiştir.

Muhsin Yazıcıoğlu, Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve Özal’ın ölümünden sonra Cumhurbaşkanlığına seçilen Süleyman Demirel’e, Çankaya köşkünde, bizzat Çekiç Güç konusunda, “bölücülere destek veren kirli güç Çekiç Güç defolup gitmelidir” demiş ve duyduğu rahatsızlığı devletin en tepesindeki iki isme, yüzlerine karşı söylemişti.

Rahmetli liderimiz “terör örgütü PKK’nın Irak’ın kuzeyine yerleşip oradan topraklarımıza sızarak, kanlı eylemler yapmasında Çekiç Güç’ün parmağı vardır.” demiştir.

Türkiye, Çekiç Güç konusunda bir büyük belayı başına sardığını sonradan anladı.  

BBP iç ve dış politikada söylediklerin de hep haklı çıkmıştır. Çekiç Güç helikopterleri, PKK’ya yardım malzemesi atarken suçüstü yakalanıyor ve boy boy resimlenip gözler önüne seriliyordu. Türkiye’yi yöneten siyasi iktidarlar ise bu tabloyu seyrediyor, gereken milli tepkileri koymuyorlardı.

Şehit liderimiz Yazıcıoğlu, Çekiç Güç'ün bölgeye huzur getirmek amacıyla getirildiğini ancak "Hınzır" çıktığını belirterek, "Çekiç Güç hınzır çıkmıştır" demiştir. Türkiye’yi bölmek ve parçalamak isteyen karanlık güç Çekiç Güç'ün kesinlikle Türk topraklarından çekip gitmesini istemiştir.

ÇEKİÇ GÜÇ’E KARŞI ÇIKANLAR TEKER TEKER ORTADAN KALDIRILDI

93 sürecinde terör örgütünün arkasında karanlık güç ‘Çekiç Güç var’ diyenler, ‘Çekiç Güç Barzani ve Talabani’ye Irak’ın kuzeyinde 2. İsrail’i kurdurmak istiyor’ tespitini yapanlar kısaca, NATO, Gladyo, Çekiç Güç, ABD ve AB taşeronlarına karşı çıkanlar teker teker ortadan kaldırılmıştır. Türk milleti bu 93 sürecini, kamuoyunun  “Çekiç Güç cinayetleri” dediği kanlı süreci çok iyi bilmektedir.

SURİYE VE IRAK'TA TÜRMENLER KAN AĞLIYOR

Başbakan Davutoğlu. Parti devletinin başkanı Erdoğan’ın izinden giderek yanlış yapmaya devam ediyor. Kerkük’te Türkmenler zor durumda. Türkmenler, Telaferi nasıl terk etmek zorunda bırakıldılarsa, Kerkük’te de benzer oyunlar oynanıyor. Bir taraftan IŞİD öte taraftan peşmerge ve Şii Bağdat yönetimi. Türkmenler üç taraftan kuşatma altında. Yahudi uşağı Messod Barzani sık sık Kerkük’e giderek, Kerkük’ü peşmerge şehri haline getirmek ve Türkmenleri Kerkük’ten kovmak istiyor. Kerkük, Ayn el. Arap örneğinde olduğu gibi bir kağıt gibi kullanılıyor. Peşmerge bölgeyi tamamen ele geçirmek istiyor.

Kobaniye selam gönderen sözde Türkmen Davutoğlu Irak’ta, Suriye’de Türkmen kimliği yok ediliyor. Sen ise, vatan hainlerine Türklük düşmanlarına selam gönderiyorsun, methiyeler diziyorsun, yazıklar olsun sana!

Kobani’ye selam göndermek terör örgütü PKK’ya, PYD’ye selam göndermektir. Terör üssü Kandil’e selam göndermektir. Terörist başına selam göndermektir. Tekrar söylüyorum: PKK ve PYD, ABD’nin, NATO’nun, terör rejimi İsrail’in Ortadoğu’daki piyonudur.

Ey Davutoğlu: Dersim, Kobani diyeceğine Türkistan de. Bölücülere selam göndereceğine, komünist zulmü altındaki -Doğu Türkistan’a, İsrail işgali altındaki Filistin’e, Rus işgali altındaki Kırım’a, Suriye ve Irakta yok edilmeye çalışılan Türkmen kardeşlerimize selam gönder. Onların dertleriyle ilgilen. Sana ne Kobani’den hobaniden…

Başbakan Ahmet Davutoğlu, 21 Ocak 2005 Pazar günü AKP Diyarbakır 5. Olağan İl Kongresi’nde “Kobani’ye buradan selam ediyorum. Kobani’deki her kardeşlimin alnından öpüyorum. Kobani bize tarihin emanetidir.” diyerek milletimizi yaralamıştır.

Az kalsın nerede ise Başbakan Davutoğlu kongrede İmralı’dan MİT aracılığıyla terörist başı Öcalan’ın selamlarını da iletecekti. AKP kongresi mi HDP kongresi mi belli değil.

PYD = PKK’dır. PKK’dan ayrı bir yapı değildir. Esad’ın ve İngilizlerin adamı Salih Müslim denen hainle görüşmeler ihanetten başka bir şey değildir. ABD, AB uşağı terör örgütü PYD ile görüşmeler,  PYD’ye meşruiyet sağlamaktan başka bir şey değildir. Büyük İsrail projesinin kuzey noktası Kobani'dir. Terör rejimi İsrail onun için Kobani'ye önem veriyor PYD ve PKK gibi maşalarını destekliyor.

30 Kasım 2013’te Türk Bayrağı, BDP kongresinde indirilirken, yine 8 Haziran 2014 günü Diyarbakır 2.nci Hava Kuvvet Komutanlığının bahçesine girip, direkteki bayrağımız indirilirken en son Kobani bahanesiyle bayrağımız, okullarımız, camilerimiz, kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim, müzelerimiz, işyerleri, kamu binaları PKK’lı vandallar tarafından yakılırken, insanlar sokak ortasında, kızıl komünist PKK’lı çeteler tarafından hunharca katledilirken neredeydin Davutoğlu?

 

HDP’NİN BARAJI GEÇMESİ İÇİN ALGI OPERASYONLARI YAPILIYOR

ABD ve İsrail ile birlikte Almanya ve İngiltere’de Türkiye’nin iç savaşa sürüklenmesi için mezhep çatışmalarını körükleyip destek vermeye devam ediyor. 12 Eylül 1980 öncesi Malatya, Sivas, Kahramanmaraş, Çorum 12 Eylül sonrası, “örtülü darbe” süreci dediğimiz 1993 yılında Sivas ve Başbağlar’da, 1995 Mart’ında,  Gazi mahallesinde yaşananlar Türkiye’yi kaosa ve toplumsal çatışmalara sürükleyen küresel oyunların yenilerini hayata geçirmek için büyük çaba gösteriyorlar.

Şer cephesinin desteklediği HDP’ye bir mağduriyet algısı oluşturmak için metropol kentlerde bazı saldırılar yapılıyor. Saldırılarda gladyo yöntemleri kullanılmaktadır. HDP’ye yönelik saldırılar planlı ve programlıdır. HDP’nin barajı aşması için Avrupa gladyosu devreye girmiştir. Saldırıların hedefi HDP’yi mağdur göstermektir. Küresel güçler var güçleri ile HDP’ye barajı aştırmaya çalışıyorlar. Bir taraftan Ülkücü – PKK, Türk – Kürt çatışması çıkartmaya çalışıyorlar öte taraftan ise bu çatışmalardan HDP’ye prim sağlamaya çalışıyorlar.

Türkiye silahlı ve bombalı yılları 70’lerde, 80’lerde, 90’larda yaşadı. Türk milleti bu filmi gördü. Ülkücüler, Türk milliyetçileri akl – ı selim, sağduyulu ve tecrübelidir. Bu oynanan kirli ve karanlık oyuna gelmezler.

HDP küresel güç merkezli yapılarla irtibatlıdır. Akdeniz’de farklı kimlikleri yapıları barındıran bu iki ilin seçilmesi bilinçlidir. Çıkacak olaylardan en çok kaostan beslenen HDP faydalanacaktır.

Ortadoğu’da PKK’ya rol verenler devrede. Yabancı istihbarat servisleri ve onların bağlı olduğu Avrupa Gladyosu’nun merkezi açıkça HDP’nin meclise girmesi için ve Türkiye’yi karıştırması için devredeler. HDP’ye oy akıtılması planlanmaktadır.

Bölgede CIA, MOSSAD ve onların işbirlikçileri açıkca HDP için sahaya inmişlerdir. Bunlar HDP’ye barajı aşırtma bombalarıdır. HDP’nin barajı aşamayacağını gören küresel güçler provokasyon denemeleri yapmaktalar. Batı’da mağduru oynayan HDP Doğu’da terör estiriyor. PKK militanları dağlardan merkezlere inmiştir. HDP’ye oy vermeyen seçmen kitlesini tehdit etmekteler. HDP’liler ev ev dolaşıp TC kimlik numaralarına kadar seçmenin bilgisini topluyor. Böyle olunca halk korkuyor.

6 – 7 Ekim'de 52 vatandaşın katline yol açan çağrıyı yapan, HDP'nin eş başkanları ve temsilcileri yine kaos peşindeler.

HDP’ye yapılan saldırılar kuşkunuz olmasın KCK şefleri Bese Hozat ve Cemil Bayık’ın dediği gibi HDP’ye ve AKP ye yarıyor her ikisi de şiddet ortamından faydalanmanın ve rant elde etmenin derdinde.

PKK, HDP ile beraber el ele, kol kola çalışıyorlar. Doğu ve Güneydoğu'da hiçbir parti özgürce seçim kampanyası yürütemiyor. Doğu ve Güneydoğu'da hiçbir siyasi partiye seçim kampanyasını özgürce yürütme imkanı vermeyeceksiniz, ondan sonra kalkacaksınız demokrasi mücadelesi verdiğinizi söyleyeceksiniz.

DİNDAR KÜRT EŞCİNSELLİĞİ SAVUNAN ATEİST/STALİNİST HDP’YE OY VERMEZ

HDP dindar Kürtlerin asla oyunu alamaz. Mütedeyyin Kürtler, Kobani olaylarını bahane ederek başta Diyarbakır olmak üzere yakan yıkan insanları hunharca katleden PKK çetelerinin ve onların uzantısı HDP’nin Ateist, Zerdüşt zihniyetini iyi bilmektedir.

Eşcinselliği savunan her türlü sapıklara sahip çıkan Laikçi – Sosyal – Faşist HDP’nin dindar Kürtlere yönelik ikiyüzlü politikaları başarıya ulaşamaz.

İnsanların helak olmasına sebep olan eşcinsellik, HDP’de tavan yapmıştır. LGBT üyesi olan hastalıklı tipler HDP'nin 80 kişilik parti meclisine de girdiler.

LGBT; Lezbiyen, Gay, Biseksüel ve Transseksüel terimlerinin baş harflerinden oluşan ve ahlaksız, sapık, hayvandan aşağı davranış ve ilişki biçimlerini kendilerine yaşam tarzı edinen kesimler Öcalan'ın takipçisi olan ateist HDP'de yer almışlardır.

Sapıklığı yaşam tarzı seçenlerin partisi 7 Haziran seçimlerinde sapık adaylar gösteriyor. Öte taraftan mütedeyyin Kürtlerin oyuna göz dikiyor.

HDP seçim beyannamesinde “eşcinsel bireylerin kimliklerini anayasal olarak tanıma ve eşcinsel evliliklerin yapılması” var. "LGBT’lilerin tanınması, HDP’nin seçmene verdiği sözlerden birisi. HDP Diyarbakır’da, Batman’da, Ağrı’da Bingöl’de vb. bazı muhazakar illerde seçim beyannamesine aldığı eşcinsellerden bahsedebilir mi? Hayır!

Sosyalizm ve devrim propagandası yapan stalinist HDP her gün CNN, FOX etki ajanlarının çalıştığı emperyalistlerin tescilli şubelerinde her gün cilalanarak reklamı yapılıyor.

CNN Kürt yeni pop star Selahattin Demirtaş’ın propagandasını yapıyor. CNN Kürt ırkçılarına destek veriyor. Küresel medya HDP ye açık destek veriyor.

Tekelci medya liberal kapitalist güçler HDP propagandası yapıyor. Kapitalizmin merkezlerinde sabah – akşam “İşte seçeceğiniz parti” diyerek HDP güzellemeleri bangır bangır reklam ediliyor.

TÜRK SOLU PKK KUYRUKÇUSU OLMUŞTUR

NATO’cu HDP’nin küresel emperyalist merkezlere yönelik tek bir eleştirisi, tek bir eylemi yoktur. Olamaz da. Çünkü hepsinin ipi emperyalistlerin elindedir. Etnikçilik, mezhepçilik yapan mütareke entelleri, müstemleke demokratları Sorosçular, AB’ciler HDP’ye çalışmaktalar.

Eşitlik, bağımsızlık, anti – emperyalizm, edebiyatı yapan CIA solcuları ile  “Biji, serok Obama”  “Biji Amerika” diye slogan atan Kürtçülük yapanlarla aynı yerde buluşmuşlardır.

ABD’nin, NATO’nun Afganistan, Irak işgallerini Libya operasyonlarını, “bölgeyi özgürleştirici hamleler” olarak gören, toprak ağalarıyla, uyuşturucu baronlarıyla iş tutan, feodalizmin temsilcisi feodal ağaların üssü HDP’yi göklere çıkaran Türk solu ilkesizdir,  omurgasızdır ahlaksızdır.

Küresel güçlerle irtibatlı bu çevreler koro halinde “HDP’ye destek” çağrılarında bulunuyorlar. Emperyalizmin denetimindeki etnik ve mezhepsel bölücülüğe Türk sosyalistlerinin büyük bir kısmı destek vermektedir.

Türk solcuları emperyalizmin solculuğuna soyunmuşlardır. Biji Obamacı, Biji Amerikancı, CIA devrimcileri küresel emperyalizmin işbirlikçiliğini yapmaktalar.

Şimdi kartel medyasında köşeleri,  tutmuş olan ve Avrupa Birliği Ankara Büyükelçiliği de yapmış olan Karen Fogg’un çocukları olarak da bilinen sözde gazeteci – yazar gerçekte ise beşinci kol faaliyetleri yürüten casusluk yapan liberal – solcu takımı HDP ve Selahattin Demirtaş borazanlığı yapmaktalar.

Aleviliği pozitivist, materyalist – Marksist çerçevede değerlendiren ‘Ali’siz Alevilik’ tanımı yapan din düşmanı grup ve çevreler HDP için çalışmaktalar.

Bir NATO projesi olan HDP’ye destek veren ilkesiz, omurgasız ve ahlaksız Türk solcuları PKK’nın kuyrukçusu olmuşlardır.

ABD, İNGİLTERE, ALMANYA BÜYÜKÇELÇİLERİ BÖLÜCÜLERLE EL ELE, KOL KOLA HDP’NİN BARAJI GEÇMESİ İÇİN ÇALIŞMALAR YÜRÜTÜYORLAR

Uluslararası güçler, her gün yeni bir “fitne oyunu” sahneliyor. Yaklaşık 100 yıldır Amerikalı, Batılı diplomatlar, ajanlar ülkemizde hep fitne ve fesat tohumları ekmeye çalışmışlardır. Tek amaçları Türkiye’nin bölünmesi ve parçalanmasıdır.

PKK açılımı ile birlikte ajan – diplomatlar boş durmuyor. ABD, AB elçileri, konsoloslar, ateşeler Güneydoğu ve Doğu Anadolu’yu geziyor ve “çözüm sürecini destekliyoruz” diyorlar. Ajan – diplomatlar Hakkâri’de, Van’da, Batman’da, Diyarbakır’da Gaziantep’te, Ağrı’da PKK uzantısı yapılarla otellerde, kapalı kapılar ardında gizli ve karanlık toplantılar yapıyorlar.

Özellikle ABD’nin Adana konsolosları Doğu Anadolu ve Güneydoğu’dan çıkmıyorlar. ABD Adana Konsolosu John Espinoza sürekli olarak başta Hatay olmak üzere Diyarbakır, Tunceli ve Hakkari’de geziyor.

Amerika’nın, Almanya’nın, İngiltere’nin Ankara elçileri geçen sene olduğu gibi bu yıl da Diyarbakır’ı mesken tutmuşlardır. Ajan diplomatlar Hakkâri’de, Van’da, Batman’da, Diyarbakır’da Gaziantep’te, Ağrı’da PKK uzantısı yapılarla otellerde kapalı kapılar ardında gizli ve karanlık toplantılar yapıyorlar.

Özellikle ajan diplomat ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone CIA ajanlarıyla, konsoloslarıyla Güneydoğu ve Doğu Anadolu’yu en çok gezen ve “çözüm sürecini destekliyoruz” diyenlerdendi.

ABD’nin yeni elçisi Roos’ta HDP ile görüşmektedir. 2015 seçimleri öncesi, ABD’nin Ankara elçiliği ve konsolosları harıl harıl siyasi gelişmeleri takip etmekte, PKK açılıma ve açılım projesine destek vermekteler.

ABD’nin Adana konsolosları, Doğu Anadolu ve Güneydoğu’dan çıkmıyorlar. ABD Adana Konsolosu John Espinoza sürekli olarak başta Hatay olmak üzere Diyarbakır, Tunceli ve Hakkari’de geziyor. ABD Büyükelçiliği Siyasi Bölüm Diplomatı Adam Cardwell de, Doğu Anadolu ve Güneydoğu teftiş turlarına çıkmışlar ve buralarda karanlık faaliyetlerde bulunmuşlardır.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi John Bass, Diyarbakır’da PKK açılımına açıkça destek vermiştir. “ABD elçisi çözüm sürecine önem veriyor ve destekliyoruz” diye konuşmuştur.

İhanet sürecine yağdırdığı övgülerle bilinen ABD Büyükelçisi John Bass’ın Diyarbakır’a yaptığı ilk ziyarette “Kürtçe” selam vererek HDP’lilerin övgüsünü almıştır.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi John Bass, eşi Holly Hozer Bass ile ABD Adana Konsolosluğu Diyarbakır’a gidererek değişik temaslarda bulunup eğitimler verdiler. Eğitim veren ABD’liler içinde istihbaratçı olan Turner da bulunuyordu.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi John Bass, kritik 7 Haziran seçimleri öncesinde 5 Mayıs günü HDP’ye olan desteklerini yenilemiş ve  “Çözüm sürecini destekliyoruz.” demiştir.

ABD Ankara Büyükelçisi John Bass’ın ardından Adana Konsolosu John Espinoza’da “çözüm süreci” dedikleri PKK açılımı ile ilgili konuşmalar yapmaya devam ediyor. 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü dolayısıyla konutunda basın mensuplarına resepsiyon veren Espinoza, “Türkiye’de çok ilginç bir dönem var ama bir tahminde bulunamıyorum. Biz çözüm sürecini çok destekliyoruz.” demiştir.

ABD'nin Ankara Büyükelçiliği Siyasi İşler Müsteşarı Justin Friedman, HDP Mersin İl Başkanlığını ziyaret etmiştir Friedman, PKK açılımını desteklediklerini ifade etmiştir.

HDP Mersin İl Eş Başkanı Selman Günbat da ziyaretinden dolayı Friedman'a teşekkür ederek, süreci yakından izlemelerinin kendilerini mutlu ettiğini belirtti.

ABD, AB elçileri gibi İngiltere’nin Ankara büyükelçisi Richard Moorede Diyarbakır’a gitmiştir. PKK yandaşı Diyarbakır Belediye Başkanı Gültan Kışanak’ı ziyaret etmiştir. Dikkat çekici bir zaman, Kobani olayları ve Dersim fitnesi’nin devam ettiği bir süreçte Türkiye düşmanı ajan diplomatlar “sömürge valisi” gibi topraklarımızda geziyorlar.

Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Dr. Thomas Kurz da 17 Şubat 2015 günü PKK yanlısı Demokratik Toplum Kongresi’ni (DTK) ziyaret etmiştir. PKK lideri terörist başı Abdullah Öcalan’ın fotoğraf



FOTO GALERİ


GENEL MERKEZ
HABER BÜLTENİ


Bu sitenin Sunucu Kiralama hizmeti Sunucuturkiye Dedicated Server , Datatelekom Datacenter , Kaliteweb web hosting tarafından sağlanmaktadır.