Büyük Birlik Partisi

GENEL MERKEZ GÜNDEMİ

2017-04-25 14:33:36

BBP YİK BAŞKANI HAKKI ÖZNUR: PARTİLİ MÜSTEŞAR, PARTİ DEVLETİNDE OLUR! DEMOKRATİK, HUKUK DEVLETİNDE OLMAZ!

BBP YİK Başkanı, Ülkücü fikir ve siyaset adamı, araştırmacı – yazar Hakkı Öznur Konya Ticaret Odası’nda verdiği konferansın 2. bölümü.
BBP YİK BAŞKANI HAKKI ÖZNUR: PARTİLİ MÜSTEŞAR, PARTİ DEVLETİNDE OLUR! DEMOKRATİK, HUKUK DEVLETİNDE OLMAZ!
BBP YİK Başkanı, Ülkücü fikir ve siyaset adamı, araştırmacı – yazar Hakkı Öznur Konya Ticaret Odası’nda verdiği konferansın 2. bölümü.

 

MUHSİN BAŞKAN DEMOKRASİ DIŞI ARAYIŞLARA KARŞI ÇIKTI, “ORDU SİYASETE MÜDAHALE ETMEMELİ” DEDİ

Şehit Liderimiz asker – siyaset ilişkilerinin normal demokratik rejimde nasıl olması gerekirse öyle olmasını isterdi. “Asker kışlasında olmalı, siyasete müdahale etmemeli ve siyasete bulaşmamalı.” derdi. Ordu siyasete müdahale ederse bunun demokrasiye zarar verdiğini her yerde açıkça söylemiştir. Yazıcıoğlu, 12 Eylül sürecini takip eden “1993 Örtülü Darbe’sinde” ve bu sürecin devamı olan 28 Şubat ve sonrasında yine demokrasiye ve millî iradeye sahip çıkarak, Türk demokrasi ve siyasi tarihine yiğit bir lider, gerçek bir “siyaset ve devlet adamı” olarak geçmişti.

Her konuşmasında “Darbeci geleneğin artık kökleri kazınmalı ve silinmelidir. Kim darbeciliğe destek veriyorsa demokrasi ve ülke düşmanıdır.” demiştir. Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu özellikle darbecilerin peşinde koşan, postal yalayıcılığı yapan, orada burada “Paşam, Paşam” diye dolaşan, darbecilere çanak tutan, yağcılığını yapan kirli, kirlenmiş politikacılardan nefret ederdi. Ordu içindeki, cuntalara karşı çıkmış ve mücadele etmiştir. Ülkemizde yapılan bütün askerî darbe ve muhtıraların demokrasiye büyük zarar verdiğini, ülkemizi geriye götürdüğünü savunmuştur. Orduyu göreve çağıran askerî militarizme selam gönderen sivillerinde darbeci zihniyete sahip askerlerden farklı olmadığına inanıyordu.

“Ordu – siyaset ilişkileri ne kadar sağlıklı ve düzgün olursa demokrasinin kökleşmesi o kadar sıhhatli ve güçlü olur” diye düşünüyordu. Militarist bir rejim peşinde koşan statükocu çevrelere “Ordu, siyaset dışı kalmalıdır.” sözünü sürekli olarak tekrarlar ve tarihî uyarılarda bulunurdu. Askerî vesayete ve ulusalcı militarizme karşı çıkıyor, bürokratik oligarşiyle mücadele ediyor, millî iradeyi ve katılımcı demokrasiyi savunuyordu. Ona göre asıl olan vesayetçiliği mahkûm etmekti. Vesayetçilik son bulmadıkça Türk demokrasisinin gelişemeyeceğini düşünüyordu.

Ülkemizde demokrasi kökleşmeli ve demokrasi dışı arayışlar son bulmalıdır. Darbe peşinde koşan, cuntalar kuran, bütün karanlık yapılar deşifre edilmeli ve millete hesap vermeleri sağlanmalıdır. 

ANAP’LA SEÇİM İTTİFAKINDAN REFAH – YOL SÜRECİNE

Büyük Birlik Partisi, 24 Aralık 1995’te yapılan genel seçimlere ANAP’la yapılan ittifakla girdi. İttifak teklifi ANAP’tan gelmişti. Büyük Birlik Partisi, bu seçimlerde ülkenin geleceği ve üstleneceği misyon açısından mutlaka mecliste yer almak düşüncesindeydi. Antidemokratik seçim yasası ve yüzde 10’luk seçim barajı, Büyük Birlik Partisi’nin meclise girmesine engeldi. Sadece Büyük Birlik Partisi değil, birçok parti bu seçimde ittifak arayışındaydı. Örneğin MHP, önce ANAP’la, sonra DYP ile görüşmüş, listelerde anlaşamayınca tek başına seçime girme kararı almıştı. Büyük Birlik Partisi, seçimlere ANAP listelerinden girdi. 7 milletvekili seçildi.

24 Aralık 1995 seçimlerinde hiçbir parti salt çoğunluk 276 milletvekilini bulamadı. Sandıktan tek başına iktidar çıkmadı. Refah Partisi, birinci parti olarak meclise girdi. RP, mecliste 158 sandalye elde etmişti. 

8 Ocak 1996 Pazartesi günü meclisteki yemin merasiminin arkasından DYP lideri Başbakan Tansu Çiller, Çankaya Köşkü’ne çıkarak, Cumhurbaşkanı’na istifasını veriyordu.

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel hükümeti kurma görevini 9 Ocak 1996’da RP lideri Necmettin Erbakan’a verdi. RP lideri Erbakan, DYP lideri Tansu Çiller ile 11 Ocak 1996’da görüştü. Çiller Erbakan’a “çok farklı görüşlerimiz programlarımız var dedi.” red cevabı verdi. Ardından Erbakan 18 Ocak günü ANAP lideri Mesut Yılmaz’la görüştü. Erbakan’ın hükümeti kurma çabaları oligarşik güçler tarafından engellemeye çalışılıyordu. Askeri ve sivil bürokrasi, DYP ve ANAP üzerinde etkili olmuştu.

RP lideri Erbakan, hükümet kurma çalışmalarına başladığı bu süreçte, baş patronlardan Rahmi Koç, Sakıp Sabancı, Kadir Has, ANAP Lideri Mesut Yılmaz’ı Ocak 1996 ortalarında ziyaret ederek, DYP ile hükümet kurmalarını (ANA – YOL) hükümeti istiyordular.

19 Ocak 1996’da Erbakan hükümeti kuramayınca görevi bıraktı. Demirel görevi Tansu Çiller’e verdi. 23 Ocak günü Çiller Mesut Yılmaz ile görüştü. Görüşme sonuç vermedi. Dönüşümlü Başbakanlık teklifini Yılmaz reddetti.

ASKERLER VE TÜSİAD’IN RP’SİZ HÜKÜMET SENARYOLARI

TÜSİAD Başkanı Halis Komili ve bazı TÜSİAD üyeleri Tansu Çiller’e “Mesut Yılmaz’a söyleyelim. Siz de özveride bulunun. Üçüncü bir ismin başbakanlığında koalisyon için uğraşın” diyorlardı. Yabancı sermaye de ANA – YOL’u istiyordu. Merkez medyanın yayın organlarından Sabah gazetesinin 23 Ocak 1996 tarihli manşeti her şeyi izah ediyordu:  “Yabancı sermaye ANA – YOL’u bekliyor.”

Erbakan hükümeti kuramayınca Demirel yeni görevi 3 Şubat günü ANAP lideri Mesut Yılmaz’a verdi. Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, TÜSİAD patronları ve merkez medya ANAP – DYP koalisyon hükümetinin kurulması için Mesut Yılmaz ve DYP lideri Tansu Çiller’e baskı yaptılar.

Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı ve Kuvvet Komutanları 7 Şubat 1996’da TBMM’ye gelerek ANAP’lı Meclis Başkanı Mustafa Kalemli’ye Mesut Yılmaz’a söylemesi için RP ile koalisyon hükümeti kurmamalarını hükümeti DYP ile kurmaları mesajını veriyorlardı.

Aynı komutanlar TBMM’de “Laiklik ve Atatürkçülük” konuşmasından dolayı Mustafa Kalemli’ye tebriklerini sundular.

BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu devam eden siyasi bunalım üzerine yeni hükümet için 2 seçenek sundu. Önce RP – DYP – ANAP’ın aralarında kuracağı hükümet, bu da olmazsa RP – ANAP hükümeti diyordu. Bu ihtimaller olmadığı takdirde başka alternatifler aranmalı diyordu.

Muhsin Başkan, meclis içinde hükümet alternatifleri bulunduğunu belirterek yeni seçimden çıkan ülkeyi yeniden seçime götürmenin kimseye fayda sağlamayacağını, hükümet bunalımının milletvekillerinin sağduyusu ile aşılacağını, milletin geçim derdi ile uğraştığı bir dönemde ihtilal çığırtkanlığı yapanların demokrasi düşmanı olduğunu söylüyordu. Meclis dışı alternatif arayanlara sert tepki göstererek “müdahaleyi millet yapar” diyordu.

Bu süreçte ANAP ile RP arasında devam eden görüşmelerde anlaşma sağlanacaktı. 14 Şubat’ta RP lideri Erbakan Mesut Yılmaz ile bir araya geldiler. Erbakan bu görüşmede Yılmaz’ın başbakanlığına bile razı olmuştu. Hatta iki partinin kurmayları ön protokol bile hazırlamışlardı. İki parti bankalıklar da bile anlaşmıştı. İcracı bakanlıkların 8’i ANAP, 9’u Refah’ın olacaktı.

ANAP lideri Mesut Yılmaz 21 Şubat 1996 günkü Hürriyet gazetesinde çıkan mülakatında “Refah’ın denenmesi gerektiğine inanıyorum” diyordu. Bu açıklama statükocu kesimleri rahatsız etmişti. Bazı komutanlar, iş adamları tepkilerini ANAP’lı Meclis Başkanı Mustafa Kalemli ve bazı ANAP kurmaylarına iletiyorlardı. Gösterilen sert tepkiler Mesut Yılmaz’ı korkutacaktı. Yılmaz, RP ile hükümet kurmaktan vazgeçecekti.

24 Ocak 1996 ANAP – RP görüşmeleri sona erdi. Yılmaz askerlerin baskıları sonucu RP ile koalisyon hükümeti kurmayacaklarını, RP lideri Necmettin Erbakan’a söyledi.

MUHSİN BAŞKAN MESUT YILMAZ’A SİYASİ AHLAK DERSİ VERDİ

RP lideri Erbakan, Mesut Yılmaz’a “sen ne biçim adamsın” diye kızmıştı. Erbakan son bir ümit olarak Muhsin Başkan’ı mecliste ziyaret ederek, Mesut Yılmaz’la görüşüp onu ANAP – RP hükümeti için ikna etmesini rica ediyordu. Erbakan Hoca’nın bu ricası üzerine ANAP lideri Mesut Yılmaz’la görüşen rahmetli şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu Yılmaz’a, bu hükümetin kurulmasının, ülkenin menfaatine olduğunu, demokrasi arayışların devam ettiğini, ülkenin istikrar ve huzura ihtiyacı olduğunu söylüyordu.

Mesut Yılmaz ise bu görüşmede Muhsin Başkan’a bu işin mümkün olmadığını üzerinde büyük baskılar olduğunu, askerlerin, patronların, merkez medyanın ANAP – RP hükümetini istemediğini anlatıyordu. Bunun üzerine şehit liderimiz Muhsin Başkan Yılmaz’a “Mesut Bey Anadolu da güzel bir söz var. El sıkıştıktan sonra döneklik olmaz. Sen Erbakan hoca ile anlaşmışsın, hükümeti kurmak için son noktaya gelmişiniz. Şimdi ise oyunbozanlık yapıyorsun. Askerler istemiyor diye hükümeti kurmaktan vazgeçiyorsun. Böyle siyaset, böyle liderlik olmaz.”

ANAP – RP koalisyon hükümeti kurulmayınca Genelkurmay ve Burjuvazinin isteğiyle Mesut Yılmaz’ın Başbakanlığında 3 Mart 1996 günü zoraki nikah denilen ANA –YOL hükümetinin temeli atıldı.

Hükümetin kurulması için Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi 3 Mart 1996 tarihinde partiler arası bir koalisyon protokolü imzalandı.

DSP’nin de desteklediği ANA – YOL hükümeti 6 Mart 1996’da kuruldu. RP, böylece devre dışı kaldı. ANA – YOL hükümeti 12 Mart 1996 günü meclisten güvenoyu aldı. 257 kabul, 207 red, çekimser 80 oyla hükümet güvenoyu aldı.  CHP, RP, BBP red oyu verdi.

MUHSİN YAZICIOĞLU: “ANA – YOL HÜKÜMETİ SİLAH ZORUYLA KURULAN BİR ÇANKAYA HÜKÜMETİDİR”

Rahmetli şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu; “ANA – YOL Hükümeti silah zoruyla kurulan bir Çankaya hükümetidir” diyordu. ANA – YOL hükümeti de fazla uzun ömürlü olmadı. Topu topu 3,5 ay, 110 gün sürmüştü. Çiller ve Yılmaz arasındaki çekişme, hükümetin yıkılmasına sebep oldu. Gensoruyla düşürülmek istemeyen Mesut Yılmaz 6 Haziran 1996’da istifa etti, bir gün sonra hükümeti kurma görevi Cumhurbaşkanı Demirel tarafından tekrar RP lideri Necmettin Erbakan'a verildi. Erbakan, DYP lideri Tansu Çiller'le yaptığı görüşme neticesinde RP – DYP koalisyon hükümeti 28 Haziran 1996'da kuruldu. Bu hükümetin kurulması üzerine bürokratik oligarşi tekrar harekete geçerek hükümetin güvenoyu almaması için yoğun baskılara başladılar. TÜSİAD ve Genelkurmay DYP lideri Tansu Çiller'e; “nasıl olur da irticanın temsilcisi RP ile hükümet kurarsınız” diyorlardı. Genelkurmay, TÜSİAD, merkez medya Refah – Yol hükümetine karşı saldırıya geçtiler.

DYP lideri Tansu Çiller ile ANAP lideri Mesut Yılmaz’ın anlaşamaması üzerine yıkılan hükümet TÜSİAD’ı derinden üzmüştü. Patronlar RP ile koalisyona karşıydı. ANAP ile DYP, kesinlikle Refah Partisi ile hükümet kurmamalıydı. Ancak patronların istemediği olacaktı. DYP ile RP koalisyon hükümetini kurdular.

BBP’YE YÖNELİK İÇ VE DIŞ BASKILAR

RP – DYP hükümeti kuruldu kurulmasına ama güvenoyu alması için 7 milletvekiline ihtiyaç vardı. Yani Büyük Birlik Partisi’nin milletvekillerine… Büyük Birlik Partisi bir kez daha demokrasiden ve özgürlüklerden yana tavır alarak, sandıktan birinci parti çıkan RP’nin DYP ile kuracağı koalisyon hükümetine kerhen destek verdi.

Kilit parti olan Büyük Birlik Partisi’ne, hükümete destek vereceğini açıklaması üzerine statükocu kesimlerden baskılar ve tehditler geldi. Kartel medyası da aldıkları talimatlarla BBP’ye yönelik iftira ve linç kampanyaları başlattılar.

İç ve dış odaklar dört bir yandan BBP’ye saldırıya geçtiler. BBP’nin milli, yerli, inançlı, kararlı, demokratik ve dik duruşu egemen güçleri rahatsız etti. Bazı karanlık güçler, çıkar çevreleri, BBP’ye kirli oyunlar oynamak istediler. Ama cesur dürüst ve dirayetli liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu ve partimiz, bu tehditlere pabuç bırakmadı. Bürokratik oligarşi ve onun işbirlikçilerine çetelerine boyun eğmedi.

İftiralar, saldırılar, tehditler Büyük Birlik Partisi’nin onurlu ve ilkeli duruşunu bozamadı. Demokrasiye ve milli iradeye sahip çıkan BBP’liler dürüst, seviyeli siyaset çizgisi ile tarihe geçtiler.

BBP’nin hükümete güvenoyu vermemesi için iç ve dış karanlık odaklar çeşitli yol ve yöntemlere başvurdular. Önce partimize bazı temsilciler gönderdiler. Bazı milletvekilleri, gazeteciler, iş adamları geldi. Bunlar, şehit başkanımıza, Refah – Yol hükümetine destek vermemeleri karşılığında ilerde iktidar vaat ettiler. Limitsiz para, medya, her türlü imkanları sunacaklarını söylediler. Milletvekillerimizin peşine düştüler.

Bazı aracılar vasıtasıyla onlara para, pul, makam, mevkiler vaat ettiler. Ama şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, milletvekili arkadaşlarımız, egemen güçlerin, çıkar çevrelerinin çirkin, ahlaksız tekliflerine, dünya nimetlerine, güce, paraya, şana, şöhrete itibar etmediler. İlkeli ve ahlaklı davrandılar. BBP camiasına gözdağı vermeye çalıştılar. Baskılara, tehditlere, şantajlara boyun eğmedik. 

MUHSİN YAZICIOĞLU’NA  ‘DARBE OLUR’ MESAJI

Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun askeri vesayete karşı çıkan demokrasinin yanında yer alan tavrını içlerine sindiremeyen ANAP’lılar, Muhsin Başkan’ı Refah – Yol hükümetine evet kararından vazgeçirmek için mecliste baskı yapmaya kalktılar. ANAP lideri Mesut Yılmaz’ın özel olarak görevlendirdiği, Türkiye Cumhuriyeti’nin 53. Hükümeti olan, ikinci Mesut Yılmaz hükümeti ya da ANA – YOL olarak bilinen hükümette Devlet Bakanlığı görevi de yapan ANAP Trabzon milletvekili Eyüp Aşık, Muhsin Başkan’dan randevu talebinde bulundu. Muhsin Başkan ise her zamanki zarif tutumu ile randevu talebini kabul etti. Görüşmeye gelen milletvekili şehit liderimiz Muhsin Başkan’a ‘Efendim sizin duruşunuz ve tavrınız kamuoyunda herkes tarafından takdir ediliyor. Hakkınızda kimse kötü bir söz etmiyor. Fakat bir noktada sizden rahatsızlık duyuluyor. Yeni kurulacak hükümete güvenoyu vereceğiniz söyleniyor. Bu konuyu bir kez daha düşünür müsünüz’ demiştir. Muhsin Başkan ise ‘O sizin şahsi görüşlerinizdir. Biz parti olarak yetkili kurullarımızla istişare yapar, alınan karar ne ise onu uygularız. Biz milli iradeden yanayız. Demokrasinin köklü bir şekilde yerleşmesi için sandıktan çıkan iradeye de saygılıyız. Parti olarak ülkemizde istikrarın temini için her şeyi yapacağız’ diye karşılık vermiştir.

Aynı milletvekili ikinci kez liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu ile görüşerek ‘Yarınki güven oylamasında evet derseniz eğer sizin için sıkıntı olacak’ şeklinde konuştu. Bu sözler üzerine Muhsin Başkan ‘Ne sıkıntı olacak? Biz düşündük, değerlendirdik, ülkemiz ve milletimiz için en doğru karar bu. Dolayısıyla biz tavrımızı orada ortaya koyacağız’ demiştir. Bunun üzerine milletvekili, bu kararlarının sonuçlarının ağır olacağını ima eden cümleleri üzerine Muhsin Başkan ‘kimse bizim aldığımız kararı değiştiremez, kimse bize dayatma yapamaz milletin aleyhine iş yaptırtamaz. Biz milletimiz ne diyorsa onu yaparız. Demokrasiyi tanımayanları, milli iradeyi tanımayanları biz hiç tanımayız. Bizim hayatımız şer odaklarıyla mücadeleyle geçti. Zalimlere, darbecilere, cuntacılara asla boyun eğmedik. Git seni gönderenlere bunları aynen söyle.’ şeklinde cevap verdi.

Anavatan Partisi milletvekili Eyüp Aşık, Oltan Sungurlu ile ısrarla evet oyu vermemelerini istedi. Mesut Yılmaz’ın ‘destek vermeyin, meclis açık kalsın’ şeklindeki “darbe” imasını iletmişlerdi. Güven oylamasının olduğu günün öncesinde Anavatan Partisi milletvekili Eyüp Aşık, mecliste liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun oturduğu sıraya birkaç defa geldi. Israrla ‘Mesut Bey’in çok selamı var. Durum vahim, yara açılmış vaziyette. Ne olur tuz biber ekmesin arkadaşlar. Aksi halde bu yara bir daha kapatılamaz. Milletin meclisi açık kalsın. Destek vermeyin ya da oylamada çekimser kalın’ diyerek, darbe imasında bulundu. BBP Kayseri Milletvekili Recep Kırış, Aşık’ın sözlerinin şahididir. Rahmetli liderimiz Eyüp Aşık’a güvenoyu vereceklerini, parti kararından dönmelerinin söz konusu olmadığını, istişareden çıkan demokrasi için evet kararına uygun hareket edeceklerini, ilkeli çizgilerini değiştirmeyeceklerini söyledi. Aşık bozularak çıktı.

KARTEL MEDYASININ TEZGAHI VE EYÜP AŞIK OLAYI

6 Temmuz 1996 Cumartesi günü Muhsin Yazıcıoğlu, Meclis kürsüsünden yaptığı konuşmada hükümete "Kerhen destek" vereceklerini açıkladı.

Muhsin Başkan tarihi konuşmasında şunları söylemişti:

“Bugün, bizi, demokrasi mi, yoksa demokrasi dışında totaliter baskılar mı gibi bir tercihle karşı karşıya bıraktınız. Bugün, bizi, acaba, millet iradesi mi, yoksa bir kısım medyanın iradesi mi diye bir tercihe zorladınız. İşte bu noktada, ben, milletin iradesinden yana tavrımı koymak istiyorum. (RP sıralarından alkışlar) Öbür tarafta bir şeyi söylüyorum: Sizin iktidar olmanızı engellemek suretiyle "efendim, Müslümanların iktidarını önlediniz" sözünü size söyletmeyeceğim.

İşte, bugün ortaya çıkmış olan koalisyonu, şeffaflığı yeterince sağlamadığı ve bu noktada, yeterince tartışma zemini oluşturmadığı için -Sayın Erbakan'ın, siyaset tarihimize geçmiş olan deyimiyle söylemek istiyorum- kerhen de olsa engellemeyeceğim.

Koalisyon partileri, kendilerine, kerhen vermiş olduğunuz bu avantajı, limitsiz bir avantaj veya destek olarak görmemelidir.

Koalisyon ortaklığı teklifi Sayın Erbakan'dan gelmiştir. Daha sonra, iki partili bir koalisyon yapılmış; ama içerisine, biz, yandan dahil edilmek istenilmişizdir. Bunu, siyaset anlayışımıza uygun olmadığı için reddettik. Daha sonra, medyamızda çıkan koalisyon pazarlıklarını -ki bunlar, gayet meşru olan şeylerdir- nasıl iki parti birbiriyle oturup, masasına koyuyor, tartışıyorsa, gerekirse biz de tartışırdık.

Biz, iki bakanlık, üç bakanlık, beş bakanlıkla ilgili bir tartışma içerisinde asla olmadık. "Programını, protokolünü başından tartıştığımız takdirde ancak içerisinde oluruz, yoksa olmayız" dedik ve olmadık. Şu andan itibaren de, bu anlamda, hükümetle hiçbir menfaat ilişkisi içerisinde, partisel anlamda da menfaat ilişkisi içerisinde olmadık. Öbür tarafta da, eline çantayı almış, herkesi satılık zanneden, her iki taraflı.

...şu anda meydana gelmiş olan koalisyonun, olmaması halinde, karşısında meydana gelecek alternatifin muğlaklığı dolayısıyla esnafın, işçinin, insanlarımızın bir an evvel hükümet olma, hükümete kavuşma ihtiyaçlarına karşı alternatifi sağlıklı getiremedikleri için şu güne kadar, sadece memleket düşüncesiyle, millet menfaati düşüncesiyle bu hareketi yapıyorum; ne ret cephesine ne kabul cephesine yakınlık ifade ederek bunu koymuyorum.”

Refah – Yol hükümetinin güvenoyu aldığı günden bir gün önce yani 7 Temmuz Pazar akşamı, BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu Kanal D televizyonunda Fatih Altaylı’nın moderatörlüğünü yaptığı Teke – Tek adlı programa katıldı.

Bu programın konukları arasında yine ANAP milletvekili Güneş Taner ve DYP’den Tansu Çiller’e muhalif olan Refah – Yol’un kurulmasına karşı çıkan redçilerden Köksal Toptan vardı.

Bu program BBP’yi itibarsızlaştırmaya yönelikti. İlk konuşanlardan Güneş Taner BBP’yi vefasızlıkla, ANAP’a ihanet etmekle suçlayıp “Muhsin Bey bizi fevkalade sukut – u hayale uğratmıştır.” dedi.

Bu programa telefonla katılan ANAP milletvekili Eyüp Aşık ise hükümete güvenoyu verme kararını açıklayan Büyük Birlik Partisi için “satılmışlar” ifadesini kullanıyordu.

Devamında şunları söylüyordu:

“Zamanında seçim ittifakı için Mesut Yılmaz'ın dizinin dibine kapandınız, şimdi ise satıldınız?”

Eyüp Aşık, BBP ile ilgili çirkin sözler sarfederken, programda bulunan şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, Eyüp Aşık’ın sözlerine cevap veremiyordu. Çünkü Yazıcıoğlu’nun iletişimini kesmişler, ne Eyüp Aşık’ı ne de diğerlerinin seslerini duyuyordu. Eyüp Aşık’ın gayriahlaki ifadeleri BBP camiasını infiale sürükledi.

BBP’LİLER EYÜP AŞIK’A GEREKEN DERSİ MECLİSTE VERDİLER

Geceden itibaren Anadolu’nun dört bir yanından Eyüp Aşık ve Fatih Altaylı’ya büyük tepkiler vardı. Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, kendisine yapılan ahlaksızlığa rağmen partilileri yatıştırmaya, sağduyulu olmaya çağırdı. Fakat ok yaydan çıkmıştı. Camia, Fatih Altaylı ve Eyüp Aşık’tan hesap sormak istedi. Ertesi gün, yani güvenoyu oylamasının yapıldığı gün, meclis dört taraftan BBP’liler ile dolmuştu. Hatta oylamanın yapıldığı salonun kapısında bile BBP’liler vardı. Güvenoyu oylaması yapıldıktan sonra bir BBP milletvekili Eyüp Aşık’ı ANAP lideri Mesut Yılmaz’ın yanından alarak dışarı çıkartmış ardından yapmış olduğu çirkin sözlerin ve iftiraların hesabı anladığı dilden kendisinden sorulmuştu.

BBP’li bir yönetici arkadaşımızın yumruğuyla  gözlüğü fırlayan ve tükürükleri olaya şahit olan bir gazetecinin üzerine sıçrayan Eyüp Aşık, orada bulunan bir sandalyenin üzerine yığılıp kalmıştı.

Bir daha Mesut Yılmaz’ın sesi Eyüp Aşık ve onun gibiler BBP lideri rahmetli Başkanımız Muhsin Başkan ve partimiz hakkında ileri geri konuşamadılar. Seslerini kestiler. Gereken cevabı aldılar.

MUHSİN YAZICIOĞLU OLİGARŞİK GÜÇLERİN ELEMANLARINI MECLİSTEKİ ODASINDAN KOVDU

Sürecin en hararetli günlerinin yaşandığı 1996 yılında oligarşik güçler BBP’nin Refah – Yol hükümetine destek vermemesi için iki elemanını Yazıcıoğlu ile görüşmesi için meclise gönderdiler. Görüşmeye gelen kişiler Yazıcıoğlu’na; “bu hükümete destek vermeyin, iyi olmaz” dediler. Bir nevi gözdağı vermeye çalıştılar. Yazıcıoğlu makamına randevu alarak gelen bu kişileri makamında fazla konuşturmadan onlara, patronlarına iletmeleri için şu tarihi sözleri söyledi. “Benim adım Muhsin Yazıcıoğlu. Bana baskı sökmez. Ben kimseden emir ve talimat almam. Bizim Allah’tan başka kimseden korkumuz yok. Biz milli iradeye inanıyoruz. Milli iradenin dışında hiçbir iç ve dış odak tanımayız. Demokrasi dışı arayışlara şiddetle karşıyız. Demokrasinin arkasında durmaya ve demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz. Sizi gönderen patronlarınıza, paşalarınıza söyleyin, hiçbir güç odağı Muhsin Yazıcıoğlu’na milletin aleyhine, demokrasinin aleyhine bir iş yaptıramaz. Ben ve dava arkadaşlarım milletle siyaset yaparız. Sadece milletimize hizmet ederiz. Herkes bunu böyle bilsin. Bizi uşaklarıyla, piyonlarıyla maşalarıyla karıştırmasınlar!”

Muhsin Başkan’ın odasına önce “havalı” bir şekilde giren bu kişiler daha sonra şehit liderimizin ortaya koymuş olduğu sert tavır karşısında havaları inmiş ve sinmiş bir vaziyette Yazıcıoğlu tarafından odadan kovularak arkalarına bile bakmadan odayı terk ettiler.

Muhsin Başkan, Refah – Yol hükümetine oy verilmemesiyle ilgili olarak, kendisine yapılan baskıları şöyle anlattı:

“Benim bu hükümetin güvenoyu almasına sebep olmamam için birtakım ziyaretler de oldu bana. Ama ben bunların hiç birisine aldırmadım. Benim yakın çevrem de tanıyor, biliyor, bundan haberdar olan arkadaşlar da var. Ben, ‘Meclisin iradesi esas olacak, meclisten çıkan karar kabul edilecek, biz onun dışında hiçbir dayatmaya, hiçbir telkine aldırış etmeyiz.’ dedik. Nihayet sekiz milletvekilinin oyuyla da Refah – Yol hükümeti kuruldu. Refah – Yol hükümetine güvenoyu veririm, vermem, bunun tercihini yapacak olan benim, bunun tercihini yapacak meclistir. Vermeyecekler, kim vermeyecek, çıksın kendileri vermeyeceklerini söylesin. Ama ben Meclis’in iradesini esas alıyorum.”

 

İÇ VE DIŞ MİHRAKLAR REFAH – YOL’U DÜŞÜRMENİN ÇALIŞMALARINI YAPTILAR

 

Refah – Yol hükümeti 8 Temmuz 1996’da 265 ret oyuna karşılık, 278 kabul oyu aldı. BBP evet oyu verdi.

Refah – Yol hükümeti güvenoyu aldıktan hemen sonra görevine başladı. Bu hükümet, kuruluşuna müteakiben içeride ve dışarıda saldırılarla karşı karşıya kaldı. Tekelci sermaye ve oligarşik güçler Refah – Yol hükümetinin yıkılması için kampanyalar başlattılar. “Sivil ihtilal kuvvetleri” çalışmaya başladı. Hükümetin ekonomide kısa dönemdeki başarıları ve izlemiş olduğu bazı doğru siyasetler, çıkar çevrelerinin işine gelmedi. Yüksek faiz lobisi ve dış odaklar Refah – Yol hükümetinin yıkılması için Atina’da bir araya gelerek düğmeye bastılar. Ardından hükümeti sarsmak için tarikatlar, Aczimendiler, kalkancılar, kurban, türban, Kudüs Gecesi, İran gezisi vb… gibi önceden hazırlanan senaryolar uygulanmaya konuldu. Bazı servisler tarafından özel olarak hazırlanan senaryolar piyasaya sürüldü. Medyada manipülatif şekilde kullanıldı.

MUHSİN BAŞKAN’IN TARİHİ SÖZÜ: “NAMLUSUNU MİLLETİNE ÇEVİRMİŞ BİR TANKI ASLA ALKIŞLAMAM”

4 Şubat 1997 günü Sincan’da yürütülen tanklar için Genelkurmay karargahına en sert tepkiyi şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu gösterdi. Şehit liderimiz tankların sokağa çıktığı gün bayram eden ve askeri tahrik eden zinde güçleri “demokraside çözüm asker çağırmak değildir” diyerek uyardı, bunları “Türkiye’yi maceraya sürüklemek isteyen” karanlık çevreler olmakla itham etmiş olduğunu “Bu çevrelere sesleniyorum. Rüzgar eken fırtına biçer ve bu fırtınadan mutlaka kendileri zarar görür.” dedi. 5 Şubat 1997 tarihli Gündüz gazetesinde askerin siyasete müdahalesini eleştiren ifadeleri geniş bir şekilde yer aldı.

Rahmetli şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu iki gün sonra başka bir açıklamasında “namlusunu milletine çevirmiş bir tankı asla alkışlamam” dedi. Bu sözleri de 7 Şubat 1997 tarihli Gündüz gazetesinde manşetten verildi.

Yine şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu “Demokrasi tankla değil halkla denetlenir. Demokrasi ya olacak, ya da saygısızlar hizaya getirilecek. Demokrasi tankla değil, halkla olur. Hiçbir güç meclisin üstünde değildir” diyerek demokrasi dersi verdi…

İSRAİL’İN MUHİBİ ÇEVİK BİR: “DEMOKRASİYE BALANS AYARI YAPILDI”

Tankların yürüyüşünü basın “ordunun ayak sesleri” diye verdi. Jandarma Genel Komutanı Org. Teoman Koman “Sincan’da olsaydım kendimi tutamazdım” diyerek tepkisini gösterdi.

23 Şubat günü Washington’da, Türkiye – Amerika Konseyi’nin balosuna katılan Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir, baloda bulunan gazetecilere, milli irade ve demokrasiyle alay edercesine, yakın politik tarihimize bir utanç sözleri olarak geçen, “demokrasiye balans ayarı” yaptık ifadesini kullandı.

Demokrasiye müdahale eden TSK içindeki mezhepçi cuntaların organize ettiği tankların yürüyüşünü 23 Şubat 1997’de Washington’da katıldığı bir baloda yaptığı konuşmada; “Demokrasiye balans ayarı” olarak ifade eden Genelkurmay 2. Başkanı Org. Çevik Bir’in açıklamalarına en net tavrı yine şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu vererek şunları söyledi:

“Demokrasiye balans ayarı yapmak kimsenin haddi değildir. Bu ülkede demokrasi asker sivil herkese lazımdır. Demokrasiye balans ayarı yapmak sivil otoritenin emrinde olan bir askeri bürokrata düşmez.”

ASKERLER NECMETTİN ERBAKAN’A VE TANSU ÇİLLER’E HER TÜRLÜ HAKARETLERİ YAPIYORLARDI

Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir, Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Erol Özkasnak ve diğer Refah – Yol karşıtı kadronun beyni, kimi çevrelere göre BÇG’nin de mimarı olan Güven Erkayay’dı. Anayasa gereği, sivil otoriteye bağlı olan askeri bürokrasi, ne anayasa, ne hukuk dinliyordu. Bazı generaller (Doğu Silahçıoğlu, Osman Özbek, Doğu Aktulga vb.), görev alanlarının dışına çıkıyor,  hükümeti aşağılıyor siyasete müdahale ediyorlardı.

Refah – Yol hükümeti kurulduktan sonra üyelerine karşı askerlerin düzensiz ve aşağılayıcı, küçük düşürücü davranışları başladı. MGK toplantılarında MGK Başkanı sadece üye askerleri dolaşır, onların görüşlerini alır, gündemi öyle oluştururlardı. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri  Bakanı olan Tansu Çiller’in konuya ilişkin görüşünü almak için MGK Başkanı yerine, bir albayı gönderirlerdi.
Bir gün Başbakan Erbakan yurtdışı ziyaretine gitmişti. Yerine Çiller refakat ediyordu. Çiller’i başbakanlığa götürecek olan Mercedes marka makam aracının iki lastiği patlatılmıştı.

28 Şubat sürecinin önemli aktörlerinden biri olan Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Erol Özkasnak DYP lideri Tansu Çiller’den bahsederken; “o kadın” diye bahsediyordu. Akredite basında, patenti Genelkurmay karargahının olan “o kadın” lafını sürekli kullanarak Tansu Çiller’i aşağılamaya çalışıyordu. Mezhepçi cuntaların hedefinde olan Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller’i, Genelkurmay karargâhında, kimi zaman Genelkurmay Başkanı değil, bir asteğmen karşılıyordu.

Katı laikçi Oramiral Güven Erkaya, hükümete en radikal çıkışları yapan, MGK toplantılarında Başbakan Necmettin Erbakan ve diğer bakanlara haddini aşan ve en sert sözleri sarfeden, Refah – Yol hükümetinden nefret eden bir orgeneraldi.

Yine Erbakan’a yapılan hakaretlerin başında Tuğgeneral Osman Özbek’in sözleri geliyordu.

15 Nisan 1997'de Başbakanı Necmettin Erbakan'ın ailesi ile birlikte Hacca gitmesi apoletli medyanın manşetlerinde 'Hanedan Hacda' ifadesiyle yer alıyordu.

17 Nisan 1997'de ise Jandarma Erzurum Bölge Komutanı Tuğgeneral Osman Özbek, Hac ziyareti nedeniyle Erbakan'a 'Pe...' sözleriyle hakaret edecekti. Siyasilerin ve hukukçuların tek vücut olarak Başbakan'a hakaret eden kişiye tepki göstermesi gerekirken ağız birliği etmişçesine hepsi Özbek'e destek çıkacaktı…

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, "Bu bir boşalmadır. Hacda dağıtılan kağıtlarla bir piyese duyulan infialdir" sözleriyle olayı masumlaştırmaya çalışırken, Özbek'e destek çıkan Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hikmet Köksal ise, "Hiç kimsenin ağzına fermuar dikecek halimiz yok" diyecekti…

'Üst düzey bir askeri yetkili de Fikret Bila'ya "Osman Paşa az bile söylemiş. Astsubayından generaline kadar tüm ordunun hislerine tercüman oldu" diyerek desteğini gösterecekti.

4 Mayıs 1997 günü Başbakan Erbakan’ı Merzifon jet üssünde düzenlenen törende subaylar ayağa kalkmayarak yine protesto etti.

27 Şubat 2011 yılında Necmettin Erbakan vefat ettiğinde yukarıda isimleri sayılanların tamamı cenaze törenine katılmış veya çelenk göndererek üzüntülerini dile getirmişlerdi. Türk Silahlı Kuvvetleri ise Erbakan'ın ölümünü, "Büyük bir devlet adamını kaybettik" sözleriyle duyurmuştu…

DÖNEMİN İÇ İŞLERİ BAKANI MERAL AKŞENER’İ TEHDİT EDEN KOMUTAN ORG. ÇETİN SANER’Dİ

28 Şubat’ın en hızlı günlerinde, İçişleri Bakanı Meral Akşener ise, bazı generaller tarafından tehdit ediliyordu. İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Teoman Ünüsan’a bir yemekli sohbette üst düzey bir general; “git söyle o kadına, ileri geri konuşmasın, gelirsek İçişleri Bakanlığı’nın önünde onu yağlı kazığa oturturuz.” diyordu. Kendini milli iradenin üzerinde gören, küstahça sözler sarfeden generalin kastettiği kadın İçişleri Bakanı Meral Akşener’di.

BEŞLİ ÇETE DEVREDE

Hükümet, bakanlar, siyasiler ve toplum üzerinde ağır bir baskı vardı. Bu süreçte, en rahat ve işleri tıkırında olan tekelci sermayeydi, TÜSİAD patronlarıydı. TİSK Başkanı ve merkez medyanın patronlarına, askerler özel bir ilgi gösteriyordu. 28 Şubat’a destek veren iş dünyası ve medya patronlarına ve onları destekleyen garnizon demokratlarına, sivil ihtilal kuvvetlerine (TİSK, TESK, DİSK, TÜRK – İŞ ADD, ÇYDD vb.), Genelkurmay karargâhının kapısı sonuna kadar açıktı.

11 Aralık 1996’da Atina’da, ABD büyükelçiliğinde toplanan TÜSİAD üyesi patronlar Refah – Yol hükümetini devirmek için toplantı yapıyordu. Toplantı, herhangi bir yerde değil, Refah – Yol hükümetini devirmek için planlar yapan ABD’nin Atina’daki elçiliğinde yapılıyordu.

1993 ve 28 Şubat sürecinde “Beşli Çete” zinde güçler merkez medyanın mensubu birçok gazeteci, yazar, örtülü ve örtüsüz darbenin bizzat içinde yer aldılar. Askeriyede yargıda, üniversitelerde, merkez medyada ve sendikalarda yer alan ulusalcı, militarist kadrolar Refah – Yol hükümetini devirmek için yoğun bir kampanya yürütüyorlardı.

Uluslararası çıkar grupları, Türkiye’deki uzantıları olan merkez medya vasıtasıyla Refah – Yol hükümetini devirmek için entrikalara başvuruyorlardı. Türkiye’deki kartel medyasında onların istediği şekilde yayınlar yapıyordu. Merkez medyanın yayın organlarında sürekli “ordu rahatsız” haberleri çıkarak bir nevi askeri darbe çağrıları yapılıyordu.

MUHSİN BAŞKAN’IN YİNE BİR TARİHİ SÖZÜ: “TÜRKİYE ASLA SURİYE OLMAYACAK”

12 Haziran 1997 günü Başbakanlık konutunda bir araya gelen Başbakan Necmettin Erbakan Yardımcısı Tansu Çiller ve şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, aldıkları askeri müdahale duyumlarını konuşuyorlardı. DYP lideri ve Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller’e göre, 13 Haziran’da askerler, darbe yapacaktı.

Muhsin Başkan bu toplantının hemen ardından Başbakanlık binası önünde bekleyen gazetecilerin darbe sorularını cevaplandırırken, bir takım yerlere anında ulaşan, adrese teslim öyle bir söz söylüyordu ki,  demokrasi ve milli irade düşmanı ordu içinde MDD’ci (Milli Demokratik Devrim), mezhepçi zihniyetin oyununu bozuyor, hamlelerini boşa çıkarıyordu.

Askeri darbe ile yönetime el koyup, BAAS’çı/Nusayrici bir dikta rejimi kurma çabalarına; “Türkiye, İran olmayacak, Cezayir olmayacak. Suriye yapılmasına da biz asla müsaade etmeyeceğiz” diyerek karşı çıkıyordu. BAAS rejimi peşinde koşan Laikçi – faşistlere, Neomaoculara, kartel medyasına, askeri darbeye çağıran sivil ihtilal kuvvetlerine meydan okuyor, asker kışlasına “Darbeye geçit yok!” diyordu.

Bu tarihi söz ve çıkış, Genelkurmay karargâhında bile yankı bulmuş, toplumun birçok kesiminden büyük destek almıştı. Muhsin Başkan, ilkeli siyaseti, dik duruşu ve yiğit tavrıyla, 28 Şubat aktörlerinin, küresel baronların, karanlık, oyununu bozmuş, ordu içindeki cuntalara geri adım attırmış, birçok çevreye göre ise; 28 Şubat sürecinde Türkiye’yi mezhepçi Sol bir askeri darbeden kurtarmıştı.

Rahmetli liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu Türkiye’yi etnik ve mezhep ayrımı yaparak yönetmek isteyen bu doğrultuda devlet kurumları içinde Askeri ve sivil cuntalar oluşturan rejim ve demokrasi düşmanı ateist / Mezhepçi / Marksist sol gruplar için söylediği “Türkiye Asla Suriye olmayacak” sözü o günlerde ülke gündemine yerleşmiş çok etkili olmuştu.

Ordu içindeki mezhepçi cuntalar 1997 Haziran’ında darbeyi yapmayı planlarken, bir takım siyasiler ve bürokratlar darbe olacak diye yurtdışına çıkma hazırlıkları yaparken, Muhsin Başkan’ın ülkeye ve demokrasiye sahip çıkan tarihi çıkışı darbeyi tersine çevirecekti. Herkes darbeden korkarken, suspus olurken köşelerine çekilirken Muhsin Başkan ülkeyi felakete sürüklemek isteyen tek partili rejim kurmaya çalışan sol cuntalara hukuk dışı yapılara meydan okuyor, demokrasiden taviz vermiyordu. Şehit liderimizin bu yiğit ve Ülkücü tavrının bir süre sonra etkisi gözükecek ortalıkta eskisi gibi darbe simsarları darbe çağrıları yapamayacaktı.

Muhsin Başkan o dönemde şunları ifade etmişti. “Türkiye’de ordu içerisinde Alevi meşrepli bir cunta oluşturulmak isteniyor. Belli bir süredir bunun alt yapısı oluşturulmaya çalışılıyor. Biz Türkiye’de Alevi – Sünni ayrımına karşıyız ve hepimiz bir kilimin desenleri gibiyiz. Bir arada yaşamak zorundayız. Suriye’de Hafız Esat diktatörlüğe dayalı karanlık bir rejim kurmuştur. Bu karanlık rejim mezhebi özelliğe sahip Nusayri bir azınlığın çoğunluğa tahakkümüyle oluşmuş bir idare şeklidir. Türkiye’de bunu oluşturmak isteyen kesimler var. Belli bir süredir bu marjinal gruplar orduyu siyasetin içine çekmek istiyorlar. Türkiye’de belli bir azınlık şuuru oluşturarak diktatörlüğe dayalı azınlığın çoğunluğu idare edeceği bir modeli Türkiye’ye kimse getiremez. Buna müsaade etmeyiz kimse heveslenmesin”

Muhsin Başkan’ın bu tarihi çıkışı ve vermek istediği mesaj hemen yankı buldu. Mesajı alması gerekenler aldı. Kısa bir süre sonra önemli müspet tepkiler aldı. Şehit liderimizin devletin kilit ve hassas yerlerine gönderdiği adrese teslim mesajı yerini bulmuştu. Muhsin Başkan’ın ülkenin geleceği ile tarihsel çıkışı etkili olmuş, Türkiye bir darbeden dönmüştü.

Muhsin Başkan, ordu içindeki cuntalardan rahatsız olan kesimlerin duygu ve düşüncelerini milletine karşı sorumlu bir siyaset ve devlet adamı olmanın gereği olarak 28 Şubat sürecinin mimarlarından olan Süleyman Demirel’in yüzüne karşı Köşk’te söylüyordu. Şehit liderimiz Demirel’e; “Ordu siyaset dışı kalmalı ve demokrasi karşıtı görüntü vermemelidir. Bazı karanlık mahfiller ordumuzu yıpratmak, onu milletten koparmak için entrikalar çevirmektedir.” demiştir.

Demokrasiyi ortadan kaldırmak isteyen çevrelerin destekçisi “sivil ihtilal kuvvetleri” darbe simsarcısı 5’li çetenin (TÜSİAD, TOBB, TESK, DİSK, TÜRK – İŞ) çalışmaları, laikçi, jakoben, sivil üniformalıların faaliyetleri, garnizon demokratlarının gayretleri, bürokratik, statükocu güçlerin temsilcilerinin baskıları şantajları neticesinde Refah – Yol hükümeti yıkılacaktı. Devlet içerisinde oluşturulan, hukuk dışı BÇG’ler (Batı Çalışma Grubu), ardından düzenlenen Genelkurmay brifingleri ve meclis iradesine de yansıyan baskılar neticesinde Refah – Yol hükümetinin Başbakan’ı Necmettin Erbakan istifa etmek zorunda kaldı.

Genelkurmay ve onunla paralel “sivil ihtilal kuvvetleri”nin baskıları, entrikaları ve mecliste kurulan mebus pazarı, transfer borsaları, kirli ve derin pazarlıklar ve çeşitli küresel kuşatmalarla 18 Haziran 1997’de yıkılan Refah – Yol hükümeti için Org. Çevik Bir, “Bu bir postmodern darbe” diyordu. Sivil hükümeti, operasyonlarla düşüren silahlı gücün bir numarası olan Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı ise, hükümet düştükten sonra; “Nizamiye kapısından döndük” diyordu. Yani “Başbakan Erbakan istifa etmeseydi, hükümeti de askeri darbeyle yıkacaktık.” demek istiyordu.

28 ŞUBATÇI GENERALLER İSRAİL MUHİBİDİR

18 Haziran’da Başbakan Necmettin Erbakan’ın istifa etmesi sonucunda Cumhurbaşkanı Demirel’in de Hükümeti kurma görevini DYP lideri Tansu Çiller’e değil de ANAP lideri Mesut Yılmaz’a vermesi sonucunda Refah – Yol Hükümeti’nin yıkılması, Türkiye’de hakim sınıfları burjuvaziyi memnun ettiği gibi dışarıda ABD ve İsrail’i memnun etmişti.

28 Şubat darbesinde ABD ve İsrail’in büyük rolü vardı. 28 Şubat aktörlerinin en sıkı fıkı olduğu ülkeler İsrail ve ABD idi. Amerikalı ve İsrailli silah tekelleri Türk Genelkurmayın da kendileriyle işbirliği yapan Genelkurmay 2. Başkanı Org. Çevik Bir ve diğer bazı generalleri kendi adamları gibi görüyor ve hareket ediyordu.

ABD’deki Musevi lobilerinin ve İsrailli silah tüccarlarının en sevdiği askerlerin başında Org. Çevik Bir geliyordu. Çünkü İsrail ile yapılan askeri anlaşmaların başında hep Org. Çevik Bir vardı. Org. Çevik Bir 28 Şubat 1997 kararlarından 4 gün önce Genelkurmay Başkanı Org İsmail Hakkı Karadayı ile birlikte İsrail’i ziyaret etmişlerdir. Bu ikili İsrail ziyareti öncesi ABD’yi de ziyaret etmişlerdi. Ordu içindeki sol cuntaların da İsrail ile ilişkisi vardı.

28 ŞUBAT’TA DİK DURAN BBP, HAVASINI ATAN İSE 28 ŞUBAT’IN ÜRÜNÜ AKP

28 Şubatçılar “dinci akımlar PKK’dan daha tehlikeli” derken, AKP hükümeti de terör örgütü PKK ile müzakere yapıyor, aynen 28 Şubatçılar gibi mütedeyyin insanları tehdit olarak görüyor.

28 Şubatçılar bugün AKP ile kol kola. Doğu Perinçek, Çetin Doğan, Çevik Bir vb laikçi – faşizan zihniyete sahip 28 Şubatçılar AKP’nin yeni müttefikidir. “Cemaatlerin, tarikatların kökünü kazıyacağız” diyen Doğu Perinçek, “AKP ile birçok noktada paraleliz.” diyor.

28 Şubatçılar, AKP’nin mütedeyyin insanlara ve kendisi gibi düşünmeyen demokrasiyi savunan, “sivil siyaset ve özgürlükçü demokrasi, özgür basın” diyenlere karşı yürüttüğü faşist operasyonlardan çok memnunlar. 28 Şubatçılar memnuniyetlerini “dün düşmanımız bugün dostumuz”, “aynı saftayız” dedikleri Erdoğan’a dizdikleri övgülerle göstermekteler.

Maoist / MDD’ci Doğu Perinçek, cezaevinden çıkışı esnasında “Cemaatlerin kökünü kazıyacağız.” demişti. Ardından, “Cemaatlerle mücadelede Tayyip Erdoğan ile beraber olacağız.” diyerek AKP’nin yeni yol arkadaşı olmuştur.

 

MUHSİN BAŞKAN PKK AÇILIMINA 22 YIL ÖNCE DE KARŞI ÇIKMIŞ VE DOĞRU BULMAMIŞTI

Şehit liderimiz Muhsin Başkan BOP projesi olan İmralı açılımına, PKK açılımına, Kürdistan açılımına, Ermeni açılımına, Dersim açılımına vb. ihanet açılımlarına hep karşı çıkmıştır.

Küresel BOP projelerinin, “bağımsız Kürdistan” senaryolarının önünde en büyük engel milli lider Muhsin Başkan’dı. Muhsin Başkan milli ve yerli duruşuyla iç ve dış odakların küresel merkezlerin oyununu bozuyordu.

Terör örgütü PKK’nın barış süreci, hükümetin çözüm süreci dediği bu süreci Muhsin Başkan “ihanet süreci” olarak görür ve karşı çıkardı. Muhsin Başkan Devlet – PKK görüşmelerini terör örgütüne meşruiyet olarak görür ve bunu asla onaylamazdı.

ÇEKİÇ GÜÇ, PKK’YA LOJİSTİK DESTEK VERMİŞTİR

Muhsin Başkan, PKK terör örgütü için “çok uluslu şirket” demiştir. PKK’nın arkasında ABD, AB, İsrail ve silah lobilerinin olduğunu söylemiştir. Yıllar önce, karanlık güç Çekiç Güç’ün PKK’ya lojistik destek verdiğini yine ilk dile getiren ve tavır koyan O olmuştur.  1992 – 1999 yılları arasında TBMM’de Çekiç Güç ile ilgili yaptığı konuşmalar meclis zabıtlarında var ve yayınlandı da. Yine basın toplantılarında miting ve salon toplantılarında parti kongrelerinde, Çekiç Güç’ü eleştiren onlarca konuşması vardır. Bunları da medya arşivlerine bakın görürsünüz. Çekiç Güç’ün görev süresinin uzatılmasına şiddetle karşı çıkmış ve küresel güç Çekiç Güç’ün kovulmasını istemiştir.

Muhsin Başkan, Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve Özal’ın ölümünden sonra Cumhurbaşkanlığı’na seçilen Süleyman Demirel’e, Çankaya köşkünde, bizzat Çekiç Güç konusunda, “bölücülere destek veren kirli güç Çekiç Güç defolup gitmelidir” demiş ve duyduğu rahatsızlığı devletin en tepesindeki iki isme, yüzlerine karşı söylemişti. Yazıcıoğlu’na göre, “Terör örgütü PKK’nın Irak’ın kuzeyine yerleşip oradan topraklarımıza sızarak, kanlı eylemler yapmasında Çekiç Güç’ün parmağı vardı. Çekiç Güç’ün görev süresinin uzatılması her zaman sorun oldu. Muhalefetteyken, Çekiç Güç’e karşı çıkanlar, iktidara geldiğinde Çekiç Güç’ü müdafaa etmek zorunda kalmışlardı.”

Türkiye Çekiç Güç konusunda bir büyük belayı başına sardığını sonradan anladı. BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu 27 Haziran 1995’te TBMM’ye 9. kez getirilen, Çekiç Güç’ün süresinin uzatılmasına bir kez daha karşı çıkıyor ve bu konu ile ilgili parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında şunları söylüyordu:  

“Türkiye’yi istikrarsızlaştırmaya çalışan ve terör örgütü PKK’ya destek veren Çekiç Güç, topraklarımızda asla barındırılmamalıdır. Çekiç Güç bir ihanet gücüdür. Bu gücün görev süresinin uzatılmasını savunanlar işbirlikçidir. Kim uzatma doğrultusunda oy kullanırsa vatana ihanet etmiş olur. Bir işgal kuvvetidir. Türkiye’nin bölünmesi ve parçalanması için bu karanlık güç getirilmiştir. Çekiç Güç, hem PKK’ya hem Barzani ve Talabani’ye yardım ediyor. Çekiç Güç eliyle yanı başımızda ikinci bir ‘İsrail’ kurulmaya çalışılıyor. Çekiç Güç direk Pentagon ve Washington’a bağlıdır.”

MUHSİN BAŞKAN’IN TERÖRLE MÜCADELE RAPORLARINI,  DEVLETİ YÖNETENLER DİKKATE ALSALARDI PKK VE BÖLÜCÜLÜK ÇOKTAN BİTİRİLMİŞTİ

Muhsin Başkan, Cumhurbaşkanlığı yapmış olan Özal’a, Demirel’e ve Abdullah Gül’e hükümet yetkililerine terörle mücadeleyle ilgili en geniş, kapsamlı raporları sunmuş ve çözüm önerilerini vermiş bir liderdi.

21 Ekim 2007 Pazar günü, Hakkari Yüksekova ilçesine bağlı Dağlıca’da askerlerimize pusu kuran ve ellerinde NATO silahları, batılı ülkelerin silahları ile Mehmetçiklerimize saldırarak, 12 vatan evladını şehit eden, 16’sını yaralayan, 8’ini kaçıran, Kandil’e götüren PKK terör örgütünün kanlı saldırısını Almanya’da (Frankfurt’ta) ATB’nin düzenlediği istişare toplantısında duyan, devlet yetkililerinin haberi yokken onlara haber veren bir devlet adamıydı.

 

Dağlıca saldırısından 1 gün sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Muhsin Başkan’ı Çankaya köşküne terör konusunda görüşlerini almak için davet etmiş ve Muhsin Başkan da Sayın Cumhurbaşkanı Gül’e terörle mücadele raporu sunmuştur. Muhsin Başkan bilge bir siyaset ve devlet adamıdır.

 

Muhsin Başkan bu görüşmede Sayın Gül’e 9 maddelik çözüm önerisi vermiştir. Ardından BBP Başkanlık divanı ile bölgeye gidip şehit ailelerini ziyaret etmiş, teröre karşı bölücülüğe birlik mesajları vermiştir.

 

Muhsin Başkan, Sayın Gül’e “Dağlıca baskını tek başına PKK’nın işi değil, arkasında küresel destek ve yabancı istihbarat servisleri var” demiştir.

 

Devlet, hükümet, TSK, MİT uykuda, Muhsin Başkan ise bölgede, halkın içinde Şırnak’ta, Mardin’de Diyarbakır’da, Bingöl’de, Batman’da, sokaklarda geziyor, vatandaşlarla sohbet ediyordu.

 

Rahmetli liderimiz, güneydoğu gezisi sonrası mecliste düzenlediği basın toplantısında “Terör örgütü PKK, küresel kapitalist emperyalist sistemin ve uluslararası sermayenin maşası ve BOP projesinin bir parçasıdır. PKK emperyalizmin öncü kuvveti onların taşeronu ve onların benzine bulanmış paçavrasıdır” demiştir.

 

Devletin kurumları, ülkeyi yönetenler, BBP’nin verdiği terörle mücadele raporlarını ve Muhsin Başkan’ın çözüm tespitlerini ciddi görmüşler, etkilenmişler, ama bir türlü gereğini yapmamışlar, hatta tam tersini yapmaya devam etmekteler.

 

Muhsin Başkan hayatta olsaydı, Eylül 2009 yılında Oslo’da yabancı bir devletin koordinatörlüğünde yapılan, daha sonra ortaya dökülen, MİT – PKK görüşmeleri ve ortaya çıkan rezaletle ilgili ortalığı toz duman ederdi. Hele bu görüşmelerin yabancı istihbarat servisinin hakemliğinde yapılmasıyla ilgili devlet kurumlarını ve iktidarı perişan ederdi.

 

Muhsin Başkan, AKP’nin dediklerinden çıkmayan MİT’in terör örgütü PKK ile Oslo’da ve başka yerlerde yaptığı görüşmeleri asla onaylamaz ve doğru bulmazdı. Şehit liderimiz Yazıcıoğlu her zaman terör örgütü ile müzakereyi savunanları terör örgütü PKK’ya hizmet etmekle suçlamıştır. Muhsin Başkan’a göre terörle müzakereyi savunanlar demokrasiye, barışa, kardeşliğe değil tam aksine Türkiye’nin bölünmesine ve parçalanmasına zemin hazırlıyorlardı.

 

Siyasal iktidarların, hükümet ve devlet görevlilerinin terör örgütüyle gizli kapaklı görüşme ve haberleşmelerinin ülkenin birlik ve beraberliğine zarar verdiğini ifade eden Muhsin Başkan, PKK ile müzakereyi savunan çevrelerin kesinlikle küresel odakların piyonu olduğunu vurgulamış, sürekli uyarılarda bulunarak, bölücülerin oyunlarına gelinmemesini istemiştir. “İmralı ve Kandil ile görüşmek çözüm değil, çözümsüzlüktür.” diyen rahmetli liderimize göre devlet olmanın gereği terör örgütü ile müzakere etmek değil, terörle mücadele etmek ve bölücü terörün kökünü kazımak, yok etmektir.

 

Bölücü terör ve bölücü terörle mücadele konularında söylediklerinde hep haklı çıkmıştı. Ancak, devleti idare edenler, siyasal iktidarlar ise onun söylediklerinin tam tersi istikametinde yanlış icraatlar yaparak terörün devam etmesine zemin hazırlamışlardı.

 

Muhsin Başkan her zaman “Kürt meselesi yok, bölücülük var, bölücü terör var.” derken, Başbakan Erdoğan ise Diyarbakır’da ve başka yerlerde yaptığı konuşmalarda “Kürt meselesi vardır” demiştir.

Şehit liderimiz Muhsin Başkan “PKK ve Kürdistan açılımını” asla tasvip etmez, karşı çıkardı. O yaşarken hükümet bir ABD planı olan, bir Neo – con planı olan PKK açılımını, Ermeni açılımını, Kürdistan açılımını yapmaya cesaret edemezdi.

Muhsin Başkan, Türkiye’nin milli çıkarlarını savundu, bu uğurda şehit düştü. Milli çıkarları bir tarafa bırakan hükümet, İmralı’da Kandil’de Erbil’de, Süleymaniye’de, Oslo’da, Brüksel’de, Londra’da Paris’te vb. yerlerde sözde çözüm süreci! adı altında terör örgütünün lideri Öcalan ve KCK liderleriyle görüşürken, Muhsin Başkan ve dava arkadaşlarının şehit düştüğü olay halen tozlu raflarda çekmecelerde durmakta.

Muhsin Başkan MİT’in terör örgütü PKK ile Oslo’da ve başka yerlerde yaptığı görüşmeleri asla onaylamaz ve doğru bulmazdı. Şehit liderimiz Muhsin Başkan bugün hayatta olsaydı hem mecliste, hem meydanlarda işbirlikçi AKP iktidarına, bölücülere, hainlere derslerini verir, küresel emperyalizme meydan okurdu. 

ÜLKE AJAN VE HAİN KAYNIYOR

Ülke ajan kaynıyor. Yabancı istihbarat servisleri topraklarımızda bürolar açıyor, cirit atıyor. Ajan diplomatlar küresel bir proje olan HDP ile temas halinde ABD, AB ülkeleri ve Siyonist İsrail açıkça PKK uzantısı HDP’ye destek veriyor.

NATO’cu Peşmergeler, üzerlerinde ABD bayraklı tişörtlerle, katil ABD’nin, bayrağını sallayarak, topraklarımızdan şov yaparak Ayn el Arap’a geçiyor. Bölücü hainler Habur’da CIA Peşmergelerini ABD bayrakları ile karşılıyor, Pentagon tarafından özel olarak yetiştir



FOTO GALERİ


GENEL MERKEZ
HABER BÜLTENİ


Bu sitenin Sunucu Kiralama hizmeti Sunucuturkiye Dedicated Server , Datatelekom Datacenter , Kaliteweb web hosting tarafından sağlanmaktadır.