Büyük Birlik Partisi

GENEL MERKEZ GÜNDEMİ

2017-04-25 15:03:19

HAKKI ÖZNUR: BAAS’ÇI, 28 ŞUBATÇILARA DİRENEN TEK LİDER MUHSİN BAŞKAN, TEK PARTİ BBP'DİR. HAKKI ÖZNUR: BAAS’ÇI, 28 ŞUBATÇILARA DİRENEN TEK LİDER MUHSİN BAŞKAN, TEK PARTİ BBP'DİR

HAKKI ÖZNUR: BAAS’ÇI, 28 ŞUBATÇILARA DİRENEN TEK LİDER MUHSİN BAŞKAN, TEK PARTİ BBP'DİR
HAKKI ÖZNUR: BAAS’ÇI, 28 ŞUBATÇILARA DİRENEN TEK LİDER MUHSİN BAŞKAN, TEK PARTİ BBP'DİR.
HAKKI ÖZNUR: BAAS’ÇI, 28 ŞUBATÇILARA DİRENEN TEK LİDER MUHSİN BAŞKAN, TEK PARTİ BBP'DİR

 

HAKKI ÖZNUR:  BAAS’ÇI, 28 ŞUBATÇILARA DİRENEN TEK LİDER MUHSİN BAŞKAN, TEK PARTİ BBP'DİR.

BBP Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Araştırmacı – Yazar, Ülkücü fikir ve siyaset adamı Hakkı Öznur, Ankara ATO Kongre Merkezi’nde “18. Yılında Post – Modern Darbe 28 Şubat” konulu bir konferans verdi. Konferansa yoğun ilgi ve alaka vardı. Hakkı Öznur konferans öncesi kitap fuarında imza gününe katıldı ve okuyucularının kitaplarını imzaladı.

Hakkı Öznur Alperen Ocakları Genel Merkezi Bayanlar Teşkilatı tarafından düzenlenen konferansta şunları söyledi:

ORDU İÇİNDE HALA DARBECİ DAMAR VAR

İttihat ve Terakki’den günümüze hala ordu içinde darbeci bir damar bulunmaktadır. Kimi zaman bu damara basılarak çeşitli biçimlerle darbeler, müdahaleler yapılmıştır. Halen bu darbeci gelenek demokrasiyi kesintiye uğratmak için demokrasi dışı hukuk dışı yöntemlere başvurmaya devam etmektedir.

Yakın çağ siyasi tarihimize baktığımızda ülke 27 Mayıs, 12 Eylül gibi iki askeri darbe, 12 Mart’ta da yarı darbe (memorandum) gördü. 22 Şubat 1962, 21 Mayıs 1963’te Talat Aydemir’in liderliğinde darbe girişimlerini yaşadı. Yakınlarda ise “post modern darbe” olarak literatüre geçen 28 Şubat sürecini yaşadık. Ardından hala konuşulan Balyoz, Ayışığı, Sarıkız adlı darbe girişimleri bugün yargıya intikal eden bir davada yer almaktadır.

92 yıllık Cumhuriyet tarihimiz darbelerle, darbe koliklerle doludur. Hala demokratikleşemeyen, hala darbe sendromlarını üzerinden atamayan bir ülkeyiz. Bu ülkede sağda solda cuntalar cirit atmaya devam ettiği müddetçe, hala 28 Şubat sürecini destekleyen zihniyetler olduğu müddetçe bu ülkede demokrasinin kökleşmesi uzun bir zaman alacaktır.

Türkiye darbeciliğin, komitacılığın ve cuntacılığın bedellerini çok ağır ödemiş bir ülkedir. Artık Türkiye de bu çağ dışı hastalıklı anlayışların zihniyetlerin dönemi kapanmalıdır. Türk Demokrasi tarihinde Darbe dönemleri karanlık dönemler olarak hatırlanmalı bir daha bu dönemlerin yaşanmaması için herkesin demokrasiye sahip çıkması lazım. Demokratik bir hukuk devletinde ahlaki yönü olmayan bir yöntemdir darbecilik ve cuntacılık…

28 Şubat bir bakıma Demirel ve Mesut Yılmaz’ın TSK ile yaptıkları ortak bir operasyondu. Sonuçta baskılara dayanamayan hükümet düştü.

Çok sayıda yazar ve düşünür 28 Şubat’ı Post Modern bir darbe olarak nitelendirmektedir. Dönemin genelkurmay genel sekreteri Erol Özkasnak 2001 yılında yaptığı bir televizyon konuşmasında bu görüşü haklı bulmuş bunu ilk defa kendisinin dile getirdiğini söylemiştir.

28 Şubat sürecinin en önemli aktörlerinden biri olan dönemin Genelkurmay 2. başkanı Çevik Bir “ilk defa silahlı kuvvetlerin öncülüğünde sivil toplum örgütleri ve halkın desteğiyle ülkeyi laiklikten uzaklaştırmak isteyen güçler engellenmiştir. Bu silah kullanılmadan rejimin öz gücü ve sivil insiyatifiyle yapılan post modern bir darbedir” şeklinde süreci değerlendirmişti. 28 Şubat en ince ayrıntılarına kadar düşünülmüş bir devlet operasyonu idi.

28 Şubat sürecini başlatanlarca “Post modern darbe” olarak nitelendirilen 28 Şubat aslında Refah-Yol hükümetinin kurulmasıyla başladı. Bu süreci başlatanlar aslında devlet içinde illegal yapılanmaya giden Baas tipi bir rejim peşinde koşan totaliter ve otoriter faşist bir anlayışa sahip olan gruptu.

28 Şubat 1997’de, toplum mühendislerince post modern bir darbe, ama isim vermek gerekiyorsa ülke içi örtüsüz post-kolonyal darbe idi.

28 Şubat kirli bir sürecin simgesidir. 28 Şubat demokrasizlik, hürriyetsizlik rejimidir. AKP hükümeti 28 Şubatçılara özenmiş demokrasi adı altında BAAS rejimine benzeyen uygulamalar peşinde.

28 Şubat diğer darbelerde olduğu gibi meclisi kapatmadı. Bütünsel siyasi yasaklar getirmedi. Sıkıyönetim ilan etmedi ama bütün diğer darbelerden daha sinsi ve planlı hazırlanmıştı. 28 Şubat küreselleşmeye uygun bir şekilde devlet ve toplum hayatı üzerinde etkili olan yeni bir anlayıştır.

Otoriter zihniyete sahip AKP, parti devleti kurmuştur. Tek parti devleti vardır. Yeni bir 28 Şubat yaşanıyor bugünlerde. Sadece vesayet el değiştirdi. 14 Aralık hukuksuzluğu ile 28 Şubat arasında fark yok. Otokratik siyaset, totaliter zihniyet kendisini onaylamayan hiçbir kurum, zümre istemiyor. Muhaliflerine 28 Şubat’tan kalma kara propaganda ve algı operasyonları yapıyor.

HER YERDE DARBE SÖYLENTİLERİ VARDI

12 Eylül 1980 darbesinden 12 yıl sonra, Türkiye, darbe söylentileri ile çalkalanacaktı. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Başbakan Süleyman Demirel ve birçok siyasi parti lideri, siyasetçi, darbe söylentilerini yakından takip ediyordu. Özal ve Demirel, kendilerine yakın bazı muvazzaf ve bazı emekli komutanlar vasıtasıyla, bu söylentilerin doğru olup olmadığını araştırıyordu.

BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu, kaos peşinde koşan çevrelerin, Türkiye’yi istikrarsızlaştırmak için yaptırdıkları menfur Uğur Mumcu suikastinin ardından Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’in Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden’i ziyaret ederek “ordu arkanızdadır” açıklamasını anti-demokratik buluyor, bunun demokrasi dışı arayışlara hizmet ettiğini söylüyordu.

Yazıcıoğlu’nun, Genelkurmay Başkanı’nı ve “ordu göreve” diyerek askeri kışkırtan militarist çevreleri eleştirmesi, statükocu kesimlerin tepkisine sebep olacaktı. Demokrasi düşmanı, militarist kesimler Yazıcıoğlu’nun hiç kimsenin cesaret edemediği bir süreçte, demokrasiye ve milli iradeye sahip çıkan tutumundan rahatsız olmuşlardı. Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’in Muhsin Yazıcıoğlu hakkında cumhuriyet savcılığına suç duyurunda bulunduğu haberleri tekelci medyada yer almıştı.

Darbe tartışmaları sürerken, Cumhurbaşkanı Turgut Özal, terör sorununu çözmek için, yine kendine özgü yollar deneyerek, 1991 Mart’ına kadar Ankara ile teması olmayan KYB lideri Celal Talabani’yi, PKK meselesinde “aracı” olarak açıkça kullanmaya çalıştı. Özal, 1992 ve 1993 yılında Celal Talabani’yi, Öcalan’la görüşmek üzere, birkaç kez Şam’a ve Bekaa vadisine gönderdi.

24 Aralık 1995 genel seçimleri öncesi ordu yine kaynıyordu. Ekim 1995 yılında ordunun bir muhtıra hazırlıkları yaptığı Genelkurmay karargahına yakın laik-Kemalist çevrelerde dile getiriliyordu. Genelkurmay karargahı ve TÜSİAD yaptırdıkları kamuoyu yoklamalarında Refah Partisi’nin 1. parti çıktığını görünce endişeye kapılmışlardı. Hem askerler, hem patronlar bu durundan rahatsız olmuşlardı. TÜSİAD bu durum üzerine klasik merkez sağ seçmene “oylarınızı bölmeyin” çağrısı yapıyordu. Ancak çıkan seçim sonuçları TÜSİAD ve askerleri derinden rahatsız etmişti.

ANAP’LA SEÇİM İTTİFAKINDAN REFAH – YOL SÜRECİNE

Büyük Birlik Partisi, 24 Aralık 1995’te yapılan genel seçimlere ANAP’la yapılan ittifakla girdi. İttifak teklifi ANAP’tan gelmişti. Büyük Birlik Partisi, bu seçimlerde ülkenin geleceği ve üstleneceği misyon açısından mutlaka mecliste yer almak düşüncesindeydi. Antidemokratik seçim yasası ve yüzde 10’luk seçim barajı, Büyük Birlik Partisi’nin meclise girmesine engeldi. Sadece Büyük Birlik Partisi değil, birçok parti bu seçimde ittifak arayışındaydı. Örneğin MHP, önce ANAP’la sonra DYP ile görüşmüş, listelerde anlaşamayınca tek başına seçime girme kararı almıştı. Büyük Birlik Partisi, seçimlere ANAP listelerinden girdi, 7 milletvekili seçildi.

24 Aralık 1995 seçimlerinde hiçbir parti salt çoğunluk 276 milletvekilini bulamadı. Sandıktan tek başına iktidar çıkmadı. Refah partisi, birinci parti olarak meclise girdi.  RP, mecliste 158 sandalye elde etmişti.

8 Ocak 1996 Pazartesi günü meclisteki yemin merasiminin arkasından DYP lideri Başbakan Tansu Çiller, Çankaya Köşkü’ne çıkarak, Cumhurbaşkanı’na istifasını veriyordu.

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel hükümeti kurma görevini 9 Ocak 1996’da RP lideri Necmettin Erbakan’a verdi. RP lideri Erbakan, DYP lideri Tansu Çiller ile 11 Ocak 1996’da görüştü. Çiller Erbakan’a “çok farklı görüşlerimiz programlarımız var dedi.” red cevabı verdi. Ardından Erbakan 18 Ocak günü ANAP lideri Mesut Yılmaz’la görüştü. Erbakan’ın hükümeti kurma çabaları oligarşik güçler tarafından engellemeye çalışılıyordu. Askeri ve sivil bürokrasi, DYP ve ANAP üzerinde etkili olmuştu.

RP lideri Erbakan, hükümet kurma çalışmalarına başladığı bu süreçte, baş patronlardan Rahmi Koç, Sakıp Sabancı, Kadir Has, ANAP Lideri Mesut Yılmaz’ı Ocak 1996 ortalarında ziyaret ederek, DYP ile hükümet kurmalarını (ANA – YOL) hükümeti istiyordular.

19 Ocak 1996’da Erbakan hükümeti kuramayınca görevi bıraktı. Demirel görevi Tansu Çiller’e verdi. 23 Ocak günü Çiller Mesut Yılmaz ile görüştü. Görüşme sonuç vermedi. Dönüşümlü Başbakanlık teklifini Yılmaz reddetti.

ASKERLER VE TÜSİAD’IN RP’SİZ HÜKÜMET SENARYOLARI

TÜSİAD Başkanı Halis Komili ve bazı TÜSİAD üyeleri Tansu Çiller’e  “Mesut Yılmaz’a söyleyelim. Siz de özveride bulunun üçüncü bir ismin başbakanlığında koalisyon için uğraşın” diyorlardı. Yabancı sermaye de ANA-YOL’u istiyordu. Merkez medyanın yayın organlarından Sabah gazetesinin 23 Ocak 1996 tarihli manşeti her şeyi izah ediyordu:  “Yabancı sermaye ANA-YOL’u bekliyor.”

Erbakan hükümeti kuramayınca Demirel yeni görevi 3 Şubat günü ANAP lideri Mesut Yılmaz’a verdi. Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, TÜSİAD patronları ve merkez medya ANAP – DYP koalisyon hükümetinin kurulması için Mesut Yılmaz ve DYP lideri Tansu Çiller’e baskı yaptılar.

Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı ve Kuvvet Komutanları 7 Şubat 1996’da TBMM’ye gelerek ANAP’lı Meclis Başkanı Mustafa Kalemli’ye Mesut Yılmaz’a söylemesi için RP ile koalisyon hükümeti kurmamalarını hükümeti DYP ile kurmaları mesajını veriyorlardı.

Aynı komutanlar TBMM’de “Laiklik ve Atatürkçülük” konuşmasından dolayı Mustafa Kalemli’ye tebriklerini sundular.

BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu devam eden siyasi bunalım üzerine yeni hükümet için 2 seçenek sundu. Önce RP – DYP – ANAP’ın aralarında kuracağı hükümet, bu da olmazsa RP – ANAP hükümeti diyordu. Bu ihtimaller olmadığı takdirde başka alternatifler aranmalı diyordu.

Muhsin Başkan, meclis içinde hükümet alternatifleri bulunduğunu belirterek yeni seçimden çıkan ülkeyi yeniden seçime götürmenin kimseye fayda sağlamayacağını, hükümet bunalımının milletvekillerinin sağduyusu ile aşılacağını milletin geçim derdi ile uğraştığı bir dönemde ihtilal çığırtkanlığı yapanların demokrasi düşmanı olduğunu söylüyordu. Meclis dışı alternatif arayanlara sert tepki göstererek “müdahaleyi millet yapar” diyordu.

Bu süreçte ANAP ile RP arasında devam eden görüşmelerde anlaşma sağlanacaktı. 14 Şubatta RP lideri Erbakan Mesut Yılmaz ile bir araya geldiler Erbakan bu görüşmede Yılmaz’ın başbakanlığına bile razı olmuştu. Hatta iki partinin kurmayları ön protokol bile hazırlamışlardı.

İki parti bankalıklar da bile anlaşmıştı. İcracı bakanlıklarını 8’i ANAP 9’u Refah’ın olacaktı.

ANAP’ın Doğu ve Güneydoğu kökenli milletvekilleri "ANA-REFAH akan kanı durdurur” çağrısında bulundular. ANAP Şırnak milletvekili Prof. Dr. M. Salih Yıldırım "ANAP'ın yüzde 90'i RP'yi istiyor" derken Hakkari Milletvekili Naim Geylani, "RP dışlandıkça demokrasi zarar görüyor. Akan kanın durması, bölgeye huzur gelmesi için ANA-REFAH’ı istiyorum" şeklinde konuşuyordu. Van Milletvekili Şerif Bedirhanoğlu ise "ANA-REFAH olmazsa, DYP-RP olsun. ANAP-RP en köklü çözümü yapacak formüldür." dedi. ANAP’ın güneydoğulu milletvekilleri hararetle ANA-REFAH hükümetinin kurulmasını istiyordu.

ANAP lideri Mesut Yılmaz 21 Şubat 1996 günkü Hürriyet gazetesinde çıkan mülakatında “Refah’ın denenmesi gerektiğine inanıyorum” diyordu. Bu açıklama statükocu kesimleri, rahatsız etmişti. Bazı komutanlar, iş adamları tepkilerini ANAP’lı Meclis Başkanı Mustafa Kalemli ve bazı ANAP kurmaylarına iletiyorlardı. Gösterilen sert tepkiler Mesut Yılmaz’ı korkutacaktı. Yılmaz RP ile hükümet kurmaktan vazgeçecekti.

24 Ocak 1996 ANAP – RP görüşmeleri sona erdi. Yılmaz askerlerin baskıları sonucu RP ile koalisyon hükümeti kurmayacaklarını, RP lideri Necmettin Erbakan’a söyledi.

MUHSİN BAŞKAN MESUT YILMAZ’A SİYASİ AHLAK DERSİ VERDİ

RP lideri Erbakan, Mesut Yılmaz’a “sen ne biçim adamsın” diye kızmıştı. Erbakan son bir ümit olarak Muhsin Başkan’ı mecliste ziyaret ederek, Mesut Yılmaz’la görüşüp onu ANAP - RP hükümeti için ikna etmesini rica ediyordu. Erbakan Hoca’nın bu ricası üzerine ANAP lideri Mesut Yılmaz’la görüşen rahmetli şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu Yılmaz’a, bu hükümetin kurulmasının, ülkenin menfaatine olduğunu, demokrasi arayışların devam ettiğini, ülkenin istikrar ve huzura ihtiyacı olduğunu söylüyordu.

Mesut Yılmaz ise bu görüşmede Muhsin Başkan’a bu işin mümkün olmadığını üzerinde büyük baskılar olduğunu, askerlerin, patronların, merkez medya’nın ANAP-RP hükümetini istemediğini anlatıyordu. Bunun üzerine şehit liderimiz Muhsin Başkan Yılmaz’a “Mesut Bey Anadolu da güzel bir söz var. El sıkıştıktan sonra döneklik olmaz. Sen Erbakan hoca ile anlaşmışsın, hükümeti kurmak için son noktaya gelmişiniz. Şimdi ise oyunbozanlık yapıyorsun. Askerler istemiyor diye hükümeti kurmaktan vazgeçiyorsun. Böyle siyaset, böyle liderlik olmaz.”

Aralarında şu diyalog geçer:

Mesut Yılmaz ise, Muhsin Başkan’a; “ne yapayım askerler istemiyor.” diyordu.

Rahmetli şehit liderimiz Muhsin Başkan ise; “askerler ne karışır bu işe, siyaseti biz mi yapıyoruz, askerler mi?”

Yılmaz: O iş öyle kolay değil.”

Muhsin Başkan: “senin yapman gereken, hükümeti kurup, sana baskı yapan, siyasete müdahale eden generalleri hemen emekliye sevk etmektir. Ben 12 Eylül darbesini yaşamış biriyim. Bunlardan korkma. Bunlardan korkarsan, hükümet kuramazsın.”

Rahmetli şehit liderimiz Muhsin Başkan, bir konuşmasında bu konuyla ilgili şunları anlatıyor:

“Ben Anavatan Partisi ve Refah Partisi arasında bir koalisyon kurulmasını istedim. Çünkü iktidarda olan koalisyon partileri oy kaybetmişlerdi. Muhalefette olan partiler de oy kazanmışlardı, az da olsa. Dolayısıyla ‘Millet iradesi bir değişim istiyor’ dedim. Bu sebeple ANAP ile Refah Partisi arasında bir hükümet kurulması için çaba sarf ettim. Arada gittim, geldim, görüşmeler yaptık. Sonuçta Anavatan Partisi ve Refah Partisi arasında bir koalisyon oluşumu sağlandı. ‘Hemen hemen bitti’ dedik. Protokol imzalanacak hale gelmişti. Ama o gece ne olduysa oldu, bir gecede konu değişti, sabaha Ana-Yol Hükümeti’nin kurulduğunu öğrendik. Ben Sayın Yılmaz’la bir görüşme yaptım. Neden böyle olduğunu sordum.

- Refah Partisi’ni istemiyorlar, dedi.

- Kimler, deyince de o meşhur omuzlar gösterilerek tarif yapıldı. (Yılmaz, askerlerin istemediğini ima ediyor.) Dedi ki:

- İstemiyorlar Refah Partisi’ni

- Ee, o zaman siyaseti biz mi yapacağız, onlar mı yapacak? Ben Anadolu’yu geziyorum, insanlara gidiyorum, programımızı anlatıyorum. Yani siyaseti biz yapıyoruz. Vatandaşa biz gidiyoruz. Eğer demokrasi varsa siyaseti seçilmişler yapar. O zaman gel bu hükümeti kuralım. Eğer dayatan birileri varsa onları da mahkemeye sevk edelim, dedim.”

“Sonuçta kendileri bunun üzerine bir yorum yapmadılar ve ANAP ile Doğru Yol Partisi arasında Ana-Yol Hükümeti kuruldu. Ama o da kısa sürdü”.

ANAP – RP koalisyon hükümeti kurulmayınca Genelkurmay ve Burjuvazinin isteğiyle Mesut Yılmaz’ın Başbakanlığında 3 Mart 1996 günü zoraki nikah denilen ANA –YOL hükümetinin temeli atıldı.

Hükümetin kurulması için Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi 3 Mart 1996 tarihinde partiler arası bir koalisyon protokolü imzalandı.

Bu protokole göre partiler hizmet alanlarını belirlediler

•        Başbakan ve başbakan yardımcısı aynı partiye mensup olmayacak.

•        Atama ve görevlendirme işlemlerinde Başbakan yalnız karar veremeyecek, alınan kararlarda başbakan yardımcısının da imzası olacak.

•        1996'da ANAP, 1997 ve 1998'de DYP, 1999'da ANAP ve 2000'de iki partinin de mutabık kalacağı DYP'ye mensup bir kişi başbakanlık görevini yürütecek.

•        Bakanlar Kurulu 33 bakandan oluşacak, devlet bakanlıkları eşit sayıda bölüşülecek ve icracı bakanlıklardan 8'i ANAP ve 9'u DYP'ye ait olacak.

•        Eğer bakanlık sayısı artılacaksa partiler arasında DYP'nin bakanlık fazlalığı sürdürülecek.

Bu protokol çerçevesinde Doğru Yol Partisi ve Anavatan Partisi'nin oluşturduğu 53. hükümet 6 Mart 1996 tarihinde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in onaylamasıyla kuruldu. Ancak Anavatan Partisi salt çoğunluğa sahip olmadığı için bu bir azınlık hükümetidir.

 

DSP’nin de desteklediği ANA – YOL hükümeti 6 Mart 1996’da kuruldu. RP, böylece devre dışı kaldı. ANA – YOL hükümeti 12 Mart 1996 günü Meclisten güvenoyu aldı. 257 kabul, 207 red, çekimser 80 oyla hükümet güvenoyu aldı.  CHP, RP, BBP red oyu verdi.

ANA-YOL HÜKÜMETİ SİLAH ZORUYLA KURULAN BİR ÇANKAYA HÜKÜMETİDİR

Rahmetli şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu; “ANA-YOL Hükümeti silah zoruyla kurulan bir Çankaya hükümetidir” diyordu. ANA-YOL hükümeti de fazla uzun ömürlü olmadı. Topu topu 3,5 ay, 110 gün sürmüştü. Çiller ve Yılmaz arasındaki çekişme, hükümetin yıkılmasına sebep oldu. Gensoruyla düşürülmek istemeyen Mesut Yılmaz 6 Haziran 1996’da istifa etti, bir gün sonra hükümeti kurma görevi Cumhurbaşkanı Demirel tarafından tekrar RP lideri Necmettin Erbakan'a verildi. Erbakan, DYP lideri Tansu Çiller'le yaptığı görüşme neticesinde RP-DYP koalisyon hükümeti 28 Haziran 1996'da kuruldu. Bu hükümetin kurulması üzerine bürokratik oligarşi tekrar harekete geçerek hükümetin güvenoyu almaması için yoğun baskılara başladılar. TÜSİAD ve Genelkurmay DYP lideri Tansu Çiller'e; “nasıl olur da irticanın temsilcisi RP ile hükümet kurarsınız” diyorlardı. Genelkurmay, TÜSİAD, merkez medya Refah-Yol hükümetine karşı saldırıya geçtiler.

DYP lideri Tansu Çiller ile ANAP lideri Mesut Yılmaz’ın anlaşamaması üzerine yıkılan hükümet TÜSİAD’ı derinden üzmüştü. Patronlar RP ile koalisyona karşıydı. ANAP ile DYP, kesinlikle Refah Partisi ile hükümet kurmamalıydı. Ancak patronların istemediği olacaktı. DYP ile RP koalisyon hükümetini kurdular. TÜSİAD ve askerler DYP lideri Tansu Çiller’e ateş püskürüyorlardı.

BBP KİLİT PARTİ

RP – DYP hükümeti kuruldu kurulmasına ama güvenoyu alması için 7 milletvekiline ihtiyaç vardı. Yani Büyük Birlik Partisi’nin milletvekillerine… Büyük Birlik Partisi bir kez daha demokrasiden ve özgürlüklerden yana tavır alarak, sandıktan birinci parti çıkan RP’nin DYP ile kuracağı koalisyon hükümetine kerhen destek verdi.

Bunun üç sebebi vardı:

1. Çoğulcu demokrasinin gereğini yerine getirmek,

2. Milli, İslami değerlere bağlı çevrelere, (özellikle fanatik RP tabanına) Müslümanların iktidarını engellediler dedirtmemek,

3. Oligarşik ve bürokratik dikta rejiminin devamından yana olan otoriter ve totaliter düşünceye sahip zihniyetlere karşı, sivil, demokratik, hukukun üstün olduğu iradeyi ortaya koymaktı.

Kilit parti olan Büyük Birlik Partisi’ne, hükümete destek vereceğini açıklaması üzerine statükocu kesimlerden baskılar ve tehditler geldi. Kartel medyası da aldıkları talimatlarla BBP’ye yönelik iftira ve linç kampanyaları başlattılar.

İç ve dış odaklar dört bir yandan BBP’ye saldırıya geçtiler. BBP’nin milli, yerli, inançlı, kararlı, demokratik ve dik duruşu egemen güçleri rahatsız etti. Bazı karanlık güçler, çıkar çevreleri, BBP’ye kirli oyunlar oynamak istediler. Ama cesur dürüst ve dirayetli liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu ve partimiz, bu tehditlere pabuç bırakmadı. Bürokratik oligarşi ve onun işbirlikçilerine çetelerine boyun eğmedi.

İftiralar, saldırılar, tehditler Büyük Birlik Partisi’nin onurlu ve ilkeli duruşunu bozamadı. Demokrasiye ve milli iradeye sahip çıkan BBP’liler dürüst, seviyeli siyaset çizgisi ile tarihe geçtiler.

MUHSİN BAŞKAN: “İSTİŞARENİN GEREĞİNİ YAPTIK”

Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, kurulan Refah-Yol hükümetine neden destek verdiklerini şöyle açıklamıştı:

“Bu hükümetin kurulma çalışmaları sırasında, Atatürkçü Düşünce Derneği başta olmak üzere bazı sivil örgütler, bazı yayın organları, gazeteler, medya grupları hükümete karşı tepkilerini ifade etmişlerdir.

Başkaca bazı sivil toplum kuruluşları ve medya grupları da hükümetin güvenoyu almaması yönünde kampanya yapmıştır. Bunlar demokrasiler için doğal davranışlardır. Biz evet kararını teşkilatlarla, tabanla tartışarak, istişare yaparak verdik. Biraz istemeye istemeye evet dedik, çünkü bu şartlarda başka alternatif yoktu. Evet dedik. Çünkü bugünkü şartlarda hükümetin güvenoyu alamaması durumunda ülkenin yeni bir belirsizliğe düşeceğini düşündük ve bundan kaçınmak istedik.”

REFAH –YOL HÜKÜMETİNE DEMOKRASİ ADINA DESTEK VERDİK, OLİGARŞİK GÜÇLERİN SALDIRILARINA MARUZ KALDIK

BBP’nin hükümete güvenoyu vermemesi için iç ve dış karanlık odaklar çeşitli yol ve yöntemlere başvurdular. Önce partimize bazı temsilciler gönderdiler. Bazı milletvekilleri, gazeteciler, iş adamları geldi. Bunlar şehit başkanımıza Refah – Yol hükümetine destek vermemeleri karşılığında ilerde iktidar vaat ettiler. Limitsiz para, medya, her türlü imkanları sunacaklarını söylediler. Milletvekillerimizin peşine düştüler.

Bazı aracılar vasıtasıyla onlara para, pul, makam, mevkiler vaat ettiler. Ama şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, milletvekili arkadaşlarımız, egemen güçlerin, çıkar çevrelerinin çirkin, ahlaksız tekliflerine, dünya nimetlerine, güce, paraya, şana, şöhrete itibar etmediler. İlkeli ve ahlaklı davrandılar. BBP camiasına gözdağı vermeye çalıştılar. Baskılara, tehditlere, şantajlara boyun eğmedik. 

MESUT YILMAZ’IN SESİ EYÜP AŞIK, YILMAZ’IN ‘DARBE OLUR’ MESAJINI MUHSİN YAZICIOĞLU’NA GÖTÜRDÜ

Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun askeri vesayete karşı çıkan demokrasinin yanında yer alan tavrını içlerine sindiremeyen ANAP’lılar, Muhsin Başkanı Refah-Yol hükümetine evet kararından vazgeçirmek için mecliste baskı yapmaya kalktılar. ANAP lideri Mesut Yılmaz’ın özel olarak görevlendirdiği, Türkiye Cumhuriyetin 53. Hükümeti olan ( ikinci Mesut Yılmaz hükümeti ya da ANA-YOL olarak bilinen” hükümette Devlet Bakanlığı görevi de yapan  ANAP  Trabzon  milletvekili Eyüp Aşık, Muhsin Başkan’dan randevu talebinde bulundu. Muhsin Başkan ise her zamanki zarif tutumu ile randevu talebini kabul etti. Görüşmeye gelen milletvekili şehit liderimiz Muhsin Başkan’a ‘Efendim sizin duruşunuz ve tavrınız kamuoyunda herkes tarafından takdir ediliyor. Hakkınızda kimse kötü bir söz etmiyor. Fakat bir noktada sizden rahatsızlık duyuluyor. Yeni kurulacak hükümete güvenoyu vereceğiniz söyleniyor. Bu konuyu bir kez daha düşünür müsünüz’ demiştir. Muhsin Başkan ise ‘O sizin şahsi görüşlerinizdir. Biz parti olarak yetkili kurullarımızla istişare yapar, alınan karar ne ise onu uygularız. Biz milli iradeden yanayız. Demokrasinin köklü bir şekilde yerleşmesi için sandıktan çıkan iradeye de saygılıyız. Parti olarak ülkemizde istikrarın temini için her şeyi yapacağız’ diye karşılık vermiştir.

Aynı milletvekili ikinci kez liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu ile görüşerek ‘Yarınki güven oylamasında evet derseniz eğer sizin için sıkıntı olacak’ şeklinde konuştu. Bu sözler üzerine Muhsin Başkan ‘Ne sıkıntı olacak? Biz düşündük, değerlendirdik, ülkemiz ve milletimiz için en doğru karar bu. Dolayısıyla biz tavrımızı orada ortaya koyacağız’ demiştir. Bunun üzerine milletvekilin bu kararlarının sonuçlarının ağır olacağını ima eden cümleleri üzerine Muhsin Başkan ‘kimse bizim aldığımız kararı değiştiremez kimse bize dayatma yapamaz milletin aleyhine iş yaptırtamaz. Biz milletimiz ne diyorsa onu yaparız. Gün herkes demokrasiye saygı göstermelidir. Demokrasiyi tanımayanları, Milli iradeyi tanımayanları biz hiç tanımayız. Bizim hayatımız şer odaklarıyla mücadeleyle geçti. Zalimlere, darbecilere, cuntacılara asla boyun eğmedik. Git seni gönderenlere bunları aynen söyle.’ şeklinde cevap verdi.

Anavatan Partisi Milletvekili Eyüp Aşık, Oltan Sungurlu ile ısrarla evet oyu vermemelerini istedi. Mesut Yılmaz’ın ‘destek vermeyin, Meclis açık kalsın’ şeklindeki “darbe” imasını iletmişlerdi. Güven oylamasının olduğu günün öncesinde Anavatan Partisi Milletvekili Eyüp Aşık, mecliste liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun oturduğu sıraya birkaç defa geldi. Israrla ‘Mesut Bey’in çok selamı var. Durum vahim, yara açılmış vaziyette. Ne olur tuz biber ekmesin arkadaşlar. Aksi halde bu yara bir daha kapatılamaz. Milletin Meclisi açık kalsın. Destek vermeyin ya da oylamada çekimser kalın’ diyerek, darbe imasında bulundu. BBP Kayseri Milletvekili Recep Kırış, Aşık’ın sözlerinin şahididir. Rahmetli liderimiz Eyüp Aşık’a güvenoyu vereceklerini, parti kararından dönmelerinin söz konusu olmadığını, istişareden çıkan demokrasi için evet kararına uygun hareket edeceklerini, ilkeli çizgilerini değiştirmeyeceklerini söyledi. Aşık bozularak çıktı.

KARTEL MEDYASININ TEZGAHI VE EYÜP AŞIK OLAYI

6 Temmuz 1996 Cumartesi günü Muhsin Yazıcıoğlu, Meclis kürsüsünden yaptığı konuşmada hükümete "Kerhen destek" vereceklerini açıkladı.

Refah-Yol hükümetinin güvenoyu aldığı günden bir gün önce yani 7 Temmuz Pazar akşamı, BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu Kanal D televizyonunda Fatih Altaylı’nın moderatörlüğünü yaptığı Teke-Tek adlı programa katıldı.

Bu programın konukları arasında yine ANAP Milletvekili Güneş Taner ve DYP’den Tansu Çiller’e muhalif olan Refah- Yol’un kurulmasına karşı çıkan redçilerden Köksal Toptan vardı.

Bu program BBP’yi itibarsızlaştırmaya yönelikti. İlk konuşanlardan Güneş Taner BBP’yi vefasızlıkla, ANAP’a ihanet etmekle suçlayıp “Muhsin Bey bizi fevkalade sukut-u hayale uğratmıştır.” dedi.

Bu programa telefonla katılan ANAP milletvekili Eyüp Aşık ise hükümete güvenoyu verme kararını açıklayan Büyük Birlik Partisi için “satılmışlar” ifadesini kullanıyordu.

Devamında şunları söylüyordu:

“Zamanında seçim ittifakı için Mesut Yılmaz'ın dizinin dibine kapandınız, şimdi ise satıldınız?”

Eyüp Aşık, BBP ile ilgili çirkin sözler sarfederken, programda bulunan şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, Eyüp Aşık’ın sözlerine cevap veremiyordu. Çünkü Yazıcıoğlu’nun iletişimini kesmişler, ne Eyüp Aşık’ı ne de diğerlerinin seslerini duyuyordu. Eyüp Aşık’ın gayriahlaki ifadeleri BBP camiasını infiale sürükledi.

BBP’LİLER EYÜP AŞIK’A GEREKEN DERSİ MECLİSTE VERDİLER

Geceden itibaren Anadolu’nun dört bir yanından Eyüp Aşık ve Fatih Altaylı’ya büyük tepkiler vardı. Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, kendisine yapılan ahlaksızlığa rağmen partilileri yatıştırmaya, sağduyulu olmaya çağırdı. Fakat ok yaydan çıkmıştı. Camia, Fatih Altaylı ve Eyüp Aşık’tan hesap sormak istedi.  Ertesi gün, yani güvenoyu oylamasının yapıldığı gün, meclis dört taraftan BBP’liler ile dolmuştu. Hatta oylamanın yapıldığı Meclis salonun kapısında bile BBP’liler vardı. Güvenoyu oylaması yapıldıktan sonra bir BBP milletvekili  Eyüp Aşık’ı ANAP lideri Mesut Yılmaz’ın yanından alarak ,dışarı çıkartmış ardından  yapmış olduğu çirkin sözlerin ve iftiraların hesabı anladığı dilden kendisinden  sorulmuştu.

BBP’li bir yönetici arkadaşımızın yumruğuyla  Gözlüğü fırlayan ve tükürükleri olaya şahit olan bir gazetecinin  üzerime sıçrayan Eyüp Aşık, orada bulunan bir sandalyenin üzerine yığılıp kalmıştı.

Bir daha Mesut Yılmaz’ın sesi Eyüp Aşık ve onun gibiler BBP lideri rahmetli  Başkanımız Muhsin Başkan ve partimiz hakkında ileri geri konuşamadılar. Seslerini kestiler. Gereken cevabı aldılar.

Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, bu olayla ilgili Yörünge Dergisi’ne şu röportajı verdi:

“Dört yıldır Meclis’teyiz. Bugüne kadar böyle bir suçlamayla bunun onda biri ka¬dar bir suçlamayla karşılaşmadık. Üstelik benim de davetli olduğum bir programda yapılmış. Stüdyoda sesi kapattıkları için ben bu suçla¬maları duymadım. Sıra bana geldi¬ğinde de “duymadığımı” söyledim.

MUHSİN YAZICIOĞLU OLİGARŞİK GÜÇLERİN ELEMANLARINI MECLİSTEKİ ODASINDAN KOVDU

Sürecin en hararetli günlerinin yaşandığı 1996 yılında oligarşik güçler BBP’nin Refah-Yol hükümetine destek vermemesi için iki elemanını Yazıcıoğlu ile görüşmesi için meclise gönderdiler. Görüşmeye gelen kişiler Yazıcıoğlu’na; “bu hükümete destek vermeyin, iyi olmaz” dediler. Bir nevi gözdağı vermeye çalıştılar. Yazıcıoğlu makamına randevu alarak gelen bu kişileri makamında fazla konuşturmadan onlara, patronlarına iletmeleri için şu tarihi sözleri söyledi. “Benim adım Muhsin Yazıcıoğlu. Bana baskı sökmez. Ben kimseden emir ve talimat almam. Bizim Allah’tan başka kimseden korkumuz yok. Biz milli iradeye inanıyoruz. Milli iradenin dışında hiçbir iç ve dış odak tanımayız. Demokrasi dışı arayışlara şiddetle karşıyız. Demokrasinin arkasında durmaya ve demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz. Sizi gönderen patronlarınıza, paşalarınıza söyleyin, hiçbir güç odağı Muhsin Yazıcıoğlu’na milletin aleyhine, demokrasinin aleyhine bir iş yaptıramaz. Ben ve dava arkadaşlarım milletle siyaset yaparız. Sadece milletimize hizmet ederiz. Herkes bunu böyle bilsin. Bizi uşaklarıyla, piyonlarıyla maşalarıyla karıştırmasınlar!”

Muhsin Başkan’ın odasına önce “havalı” bir şekilde giren bu kişiler daha sonra şehit liderimizin ortaya koymuş olduğu sert tavır karşısında havaları inmiş ve sinmiş bir vaziyette Yazıcıoğlu tarafından odadan kovularak arkalarına bile bakmadan odayı terk ettiler.

Muhsin Başkan, Refah-Yol hükümetine oy verilmemesiyle ilgili olarak, kendisine yapılan baskıları şöyle anlattı:

“Benim bu hükümetin güvenoyu almasına sebep olmamam için birtakım ziyaretler de oldu bana. Ama ben bunların hiç birisine aldırmadım. Benim yakın çevrem de tanıyor, biliyor, bundan haberdar olan arkadaşlar da var. Ben, ‘Meclis’in iradesi esas olacak, Meclis’ten çıkan karar kabul edilecek, biz onun dışında hiçbir dayatmaya, hiçbir telkine aldırış etmeyiz.’ dedik. Nihayet sekiz milletvekilinin oyuyla da Refah-Yol hükümeti kuruldu. Refah-Yol Hükümeti’ne güvenoyu veririm, vermem, bunun tercihini yapacak olan benim, bunun tercihini yapacak meclistir. Vermeyecekler, kim vermeyecek, çıksın kendileri vermeyeceklerini söylesin. Ama ben Meclis’in iradesini esas alıyorum.”

İÇ VE DIŞ MİHRAKLAR REFAH – YOL’U DÜŞÜRMENİN ÇALIŞMALARINI YAPTILAR

Refah – Yol hükümeti 8 Temmuz 1996’da 265 ret oyuna karşılık, 278 kabul oyu aldı. BBP evet oyu verdi. Hükümette DYP’li olup da güvenoyu vermeyenler var.  Şimdi bakın o gün Meclis’e gelmeyenler Doğan Güreş, Hayri Kozakçıoğlu, Tekin Enerem, Demir Berberoğlu. Ayrıca Meclis’e gelip ret oyu verenler var. İsmet Sezgin, Köksal Toptan, Cavit Çağlar, Mehmet Köstepen, Refaiddin Şahin, Gencay Gürün, Ayseli Göksoy, Rifat Serdaroğlu, Emre Gönensay, Mehmet Batallı  DYP Kilis milletvekili Doğan Güres oylamaya gelmemek için Marmaris'teki evine kapanmıştı. Çiller'in Basbakanlığı döneminde, "Başbakan şak diye emrediyor, tak diye yerine getiriyorum" diyecek kadar Çiller'e bağlı olan Güres, hiç bir telefona da çıkmadı .Doğan Güreş'in bu tavrına en çok kadın milletvekilleri tepki göstermişti. Korkaklıkla  suçladıkları Doğan Güreş için, "Askerler erkek olur, korkak değil. Orduya ihanet etti. Paşalık ünvanı geri alınmalı O bu ünvana layık değil" dediler.

Güven oylamasından sonra gazetecilerin "kendinizi nasıl hissediyorsunuz" şeklindeki sorularını cevaplandıran Erbakan," kendimi kelebek gibi hissediyorum" dedi. Başbakan Necmettin Erbakan, hükümete kabul oyu veren BBP Genel Başkanı, liderimiz Muhsin Yazıcıoğlunun yanına  giderek, sarılıp öpmüş  ve kendisine teşekkür etmişti. Refah-Yol hükümeti güvenoyu aldıktan hemen sonra görevine başladı. Bu hükümet kuruluşuna müteakiben içeride ve dışarıda saldırılarla karşı karşıya kaldı. Tekelci sermaye ve oligarşik güçler Refah-Yol Hükümeti’nin yıkılması için kampanyalar başlattılar. “Sivil ihtilal kuvvetleri” çalışmaya başladı. Hükümetin ekonomide kısa dönemdeki başarıları ve izlemiş olduğu bazı doğru siyasetler, çıkar çevrelerinin işine gelmedi. Yüksek faiz lobisi ve dış odaklar Refah - Yol hükümetinin yıkılması için Atina’da bir araya gelerek düğmeye bastılar. Ardından hükümeti sarsmak için Tarikatlar, Aczimendiler, kalkancılar, kurban, türban, Kudüs gecesi, İran gezisi vb… gibi önceden hazırlanan senaryolar uygulanmaya konuldu. Bazı servisler tarafından özel olarak hazırlanan senaryolar piyasaya sürüldü. Medyada manipülatif şekilde kullanıldı.

Refah-Yol hükümetine karşı çıkan ordu, merkez medya, burjuvazi ve CHP, dört koldan anti-demokratik girişimlerde bulundular. TSK, “irtica, PKK’dan daha tehlikeli” dedi.

ASKER HÜKÜMETE KARŞI TOPLANTI ÜSTÜNE TOPLANTI YAPTI

Hükümetin kuruluşundan kısa bir süre sonra, 1996 Ağustos başında ordudaki atama ve terfileri görüşmek üzere Yüksek Askeri Şura toplandı. Şura sonrasında Genelkurmay’ın komuta kademesinde bir dizi değişiklik oldu ve Org. Hikmet Bayar, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndan emekliye sevk edildi. Bu göreve 1. Ordu Komutanı Org. Hikmet Köksal getirildi. Şura toplantısının sona ermesinin ardından Gazi Orduevi’nde bir resepsiyon verildi. Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, DYP’li Genel Başkan Yardımcısı Hasan Ekinci’ye, “Erbakan’ı siz başbakan yaptınız” dedi.

RP lideri Başbakan Necmettin Erbakan’ın katıldığı bir devir-teslim töreni sonrasında verilen bir kökteylde generaller, Erbakan’ı görünce kafalarını başka tarafa çevirdiler. Yine bir askeri bir törende subaylar, bir başka toplantıda üst düzey komutanlar, “ayağa” kalkmadılar.

Refah-Yol hükümetini düşürmeye yönelik çalışmalar içerisinde yer alan tamamen bir psikolojik hareket olan “İrtica brifingleri” serisi ilk olarak askerlerle uyum içinde çalışan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e 11 Ocak 1997 tarihinde Genelkurmay Karargahında verilerek kamuoyunun dikkati çekilmeye çalışıldı.

9 Ocak 1997 tarihinde, 28 şubatçıların sesi Hürriyet gazetesine konuşan bir askeri yetkili ‘gerekirse silah kullanacağız’ demişti. Bunun gibi çıkan haberleri dosyalayıp dönemin BBP Milletvekili Recep Kırış rahmetli Yazıcıoğlu’na takdim etmişti. Bunun üzerine Muhsin  Başkanda  Başbakan Erbakan’a bu dosyayı götürdü. Rahmetli liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu Başbakanlıkta görüştüğü Erbakan’a o görüşmede “  demokrasi dışı arayışlar devam ediyor ordu içinde sol tandaslı cuntalar var.  Artık bir şeyler yapmanız gerekiyor. Gittikçe sizin alanınız daralıyor, devleti yönetmekte sıkıntıya düşeceksiniz. Genelkurmay’a hangi askeri yetkilinin silah kullanacağını sorun. Genelkurmay Başkanlığı size bağlı bir kurum, sivil siyasete müdahale eden bu şahsı bulun,bununla irtibatlı askerleri bulun bunlarla  ilgili soruşturma açın tahkikat başlatın diye yazı yazın emir verin yoksa bunlar hükümeti yıkmak için her şey yaparlar” diyor. Fakat Başbakan Erbakan irade ortaya koyamıyor   “Bunlar yalan yanlış şeyler, boş verin’ diyerek geçiştiriyordu.  Erbakan rahmetli liderimiz Muhsin  Yazıcıoğlu’nu dinlemiş olsaydı 28 Şubat süreci yaşanmayacaktı. Erbakan, Genelkurmay’a ‘seçilmiş bir hükümete silah kullanmak ne demektir’ sorusunu sorsa şimdi 28 Şubat’ı değil, başka şeyler konuşuyor olacaktık.

Yine 24 Ocak 1997 günü, 28 Şubatçıların merkez üssü olan Deniz Kuvvetlerinin Gölcük’teki üssünde “Harp Oyunu” denilen ama daha sonra darbe oyunu olduğu ortaya çıkacak olan, askeri darbeye yönelik gizli bir toplantı yapıldı. Dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya ve selefi Oramiral Salim Dervişoğlu ısrarla  “harp oyunu” deseler de, bunun oyun olmadığı ve 28 Şubat 1997’de alınan anti demokratik kararların, Gölcük toplantısında alındığı 28 Şubat’ın aktörleri tarafından itiraf edildi.

Gölcük’teki o tarihi toplantıya, bütün kuvvet komutanları ve kilit noktalarda görev yapan subaylar katıldı.

Sistemli olarak yapılan çalışmalar doğrultusunda, “fırtına hareketi” önce 4 Şubat 1997’de Sincan’da tanklar yürütülerek başladı. Ardından bilinçli bir şekilde medyada “darbe geliyor”, “muhtıra yakında” haberleri tahrikçi bir şekilde verildi. Ortam, askerlerin medyada bilerek verilen sivil iradeye yönelik açıklamalarıyla daha da sertleşirken, artık 28 Şubat’a iyice yol alınacaktı.

Gölcük toplantısında alınan kararlar doğrultusunda sivil siyasete müdahale eden askeri bürokrasi Refah-Yol hükümetine gözdağı vermek için anayasal bir suç işleyerek 4 Şubat 1997’de Sincan’da tankları yürüttü.

MUHSİN BAŞKAN’IN TARİHİ SÖZÜ: NAMLUSUNU MİLLETİNE ÇEVİRMİŞ BİR TANKI ASLA ALKIŞLAMAM

  Sincan’da yürütülen tanklar için Genelkurmay karargahına en sert tepkiyi şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu gösterdi. Şehit liderimiz tankların sokağa çıktığı gün bayram eden ve askeri tahrik eden zinde güçleri “demokraside çözüm asker çağırmak değildir” diyerek uyardı, bunları “Türkiye’yi maceraya sürüklemek isteyen” karanlık çevreler olmakla itham etmiş olduğunu “Bu çevrelere sesleniyorum. Rüzgar eken fırtına biçer ve bu fırtınadan mutlaka kendileri zarar görür.” dedi. 5 Şubat 1997 tarihli Gündüz gazetesinde askerin siyasete müdahalesini eleştiren ifadeleri geniş bir şekilde yer aldı.

Rahmetli şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu iki gün sonra başka bir açıklamasında “namlusunu milletine çevirmiş bir tankı asla alkışlamam” dedi. Bu sözleri de 7 Şubat 1997 tarihli Gündüz gazetesinde manşetten verildi.

Yine şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu 27 Eylül 1997 günü Kocaeli’nin Derince ilçesinde düzenlenen “Türkiye’nin meseleleri ve demokrasi” konulu konferansta “Demokrasi tankla değil halkla denetlenir.  Demokrasi ya olacak, ya da saygısızlar hizaya getirilecek. Demokrasi tankla değil, halkla olur. Hiçbir güç meclisin üstünde değildir” diyerek demokrasi dersi verdi. Bu sözleri, 28 Eylül 1997 tarihli Gündüz gazetesinde manşetten verildi.

İSRAİL’İN MUHİBİ ÇEVİK BİR: DEMOKRASİYE BALANS AYARI YAPILDI

Tankların yürüyüşünü basın “ordunun ayak sesleri” diye verdi. Jandarma Genel Komutanı Org. Teoman Koman “Sincan’da olsaydım kendimi tutamazdım” diyerek tepkisini gösterdi.

DYP Kilis milletvekili Genelkurmay eski başkanlarından emekli Org. Doğan Güreş lideri Tansu Çiller’e ordudan gelen sinyalleri işaret ederek “Tankları ciddiye alın” dedi.

6 Şubat günü Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Necmettin Erbakan’a ordudan gelen mesajlar çevresinde laiklik vurgusu yaptı. Ardından yapılan MGK toplantısında MGK ve MİT müsteşarları İrtica ile ilgili brifing verdiler. Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanı Korgeneral Çetin Saner İrticai faaliyetler adlı bir sunum yaptı.

21 Şubat günü Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Erol Öskasnak Karargahta görüştüğü müttefikleri TİSK başkanı Refik Baydur’dan “iş çevreleri hükümeti yıkmak için daha çok çaba harcamalı ve patronlarda meydanlara çıkmalı” diyordu.

23 Şubat günü Washington’da, Türkiye-Amerika Konseyi’nin balosuna katılan Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir, baloda bulunan gazetecilere, milli irade ve demokrasiyle alay edercesine, yakın politik tarihimize bir utanç sözleri olarak geçen, “demokrasiye balans ayarı” yaptık ifadesini kullandı.

Bu sözleri sarfederken kendisini dinleyenler arasında RP’li Devlet Bakanı Abdullah Gül ve DYP’li Milli Savunma Bakanı Turhan Tayan da vardı. Turhan Tayan “olayın normal bir tatbikat olduğunu eğitim çalışmaları kapsamında gerçekleştirildiğini” söyledi. 

Çevik Bir’in konuşmalarını alkışlayanlar arasında bulunan Abdullah Gül “Alkış Krizi” ile ilgili olarak; “ben Türk generalinin konuşmasını muhakkak alkışlarım. Birçok alkış aldı” dedi. Bu demeci, 24 Şubat 1997 tarihli Milliyet gazetesinde yayınlandı.

Darbe tankları için “demokrasiye balans ayarı yapıldı” diyen Org. Çevik Bir’e Genelkurmay Başkanı Org. İsmail Hakkı Karadayı ve Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel sahip çıktı. Org. Karadayı; “Çevik Bir Paşa’nın konuşması gayet tabii benim bilgim dahilindedir. Bizde komutan konuşur. Diğerleri konuşacağı zaman mutlaka komutanların kontrolünden geçer. Çevik Bir Paşa’nın söyledikleri doğrudur. Genelkurmayın hislerine tercüman olmuştur.”

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de; “Bir komutan böyle konuşmasın da nasıl konuşsun?” dedi. Yıllarca demokrasi havariliği yapan, 28 Şubat’ın koordinatörü Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, demokrasiye darbe vuran ve anayasal suç işleyen darbe peşinde koşan askerlerle birlikte hareket ederek gerçek yüzünü gösterdi.

Demokrasiye müdahale eden TSK içindeki mezhepçi cuntaların organize ettiği tankların yürüyüşünü 23 Şubat 1997’de Washington’da katıldığı bir baloda yaptığı konuşmada; “Demokrasiye balans ayarı” olarak ifade eden Genelkurmay 2. Başkanı Org. Çevik Bir’in açıklamalarına en net tavrı yine şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu vererek şunları söyledi:

“Demokrasiye balans ayarı yapmak kimsenin haddi değildir. Bu ülkede demokrasi asker sivil herkese lazımdır. Demokrasiye balans ayarı yapmak sivil otoritenin emrinde olan bir askeri bürokrata düşmez”.

Tartışmalar devam ederken MGK’nın isteği doğrultusunda 28 Şubat kararları açıklandı. Muhtıra niteliğindeki bu kararlar, içeride tekelci sermaye, kartel medyası neo Maocu ve sol/seküler güçlerin dışarıda ise ABD, İsrail, Batı eksenindeki kapitalist enternasyonali sevindirdi.

 1. BÖLÜMÜN SONU



FOTO GALERİ


GENEL MERKEZ
HABER BÜLTENİ