Büyük Birlik Partisi

GENEL MERKEZ GÜNDEMİ

2017-04-25 15:23:18

GÜRHAN, İSLAM BİRLİĞİ DERNEĞİ'NİN 'SEVGİ, BARIŞ, BİRLİK VE DOSTLUĞA DAVET' TOPLANTISINA KATILDI

Gaziantep'de düzenlenen toplantıya BBP Genel Başkan Yardımcımız Ahmet Gürhan'ın yanı sıra Hasan Celal Güzel ve eski milletvekili Ahmet Çakar'da katıldı.
GÜRHAN, İSLAM BİRLİĞİ DERNEĞİ'NİN 'SEVGİ, BARIŞ, BİRLİK VE DOSTLUĞA DAVET' TOPLANTISINA KATILDI
Gaziantep'de düzenlenen toplantıya BBP Genel Başkan Yardımcımız Ahmet Gürhan'ın yanı sıra Hasan Celal Güzel ve eski milletvekili Ahmet Çakar'da katıldı.

 

Ahmet Gürhan buradaki konuşmasında şunları söyledi:

"Değerli  Bilim insanları, Saygıdeğer Misafirler, Kıymetli Basın Mensupları; İslam Birliği Derneği’nin   düzenlediği ‘Sevgi, Barış, Birlik ve Dostluğa Davet’ konulu toplantısında konuşmama başlarken hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

 

Sevgili  Hazirun;

İnsanların beslenme, barınma, güvenlik yanında her zaman ihtiyaç duyduğu konu, sevgi, hoşgörü, dostluk ve barıştır.

Türkiye’de, bölgede, dünya’da yaşanılan olaylar, sevgiye ve hoşgörüye ne kadar muhtaç olunduğunu gösteriyor.

 

İnsan; sevgi ve gönül’e verilen değer ışığında insanlığın anlamını anlar.

Özgürlük, sevgi, barış, kardeşlik, iyilik, yardımlaşma, dostluk, iyi niyet, samimiyet, hoşluk, Allah’tan korkma, Allah’ı çok sevme, güzel olana muhabbet, bilim, sanat, estetik bunların hepsini elde ettiğimizde İslam karşımızda. Hedef bu, istenen bu. Hükümetin de politikasının bu olduğunu görüyoruz. Amaç; sevgi, dostluk ve barıştır. Bu yolla insanların gerek kendileriyle, gerekse çevresiyle kaynaşmasına, barışık olmasına ve sonsuz hayatta yeniden doğmasına yardımcı olur.

Sevgide gönül; alemin göz bebeğidir Sevgi ve hoşgörü denilince de Yunus Emre akla gelir.. Öyle ki, Yunus Emre gönül için, Hakk'ın tahtı, der.

Gönül Çalab’ın tahtı, gönüle Çalab baktı İki cihan bedbahtı, kim gönül yıkarsa

Yunus Emre; seslendiği insanların toplumdaki seviyelerine bakmadığı gibi, onları dinine, mezhebine, ırkına ve rengine göre de ayırmamıştır. Bu gönülle Yunus Emre tüm insanlığı kucaklayan bir tutum izlemiştir.

Yunus Emre; ayrılıkçı değil, birlikçi, birleştirici bir insandır.

Yunus dili ile özetlersek:

Gelin tanış olalım,

İşi kolay kılalım

Sevelim, sevilelim

Bu dünya kimseye kalmaz

Ben gelmedim davi  için

Benim işim sevi için

Gönüller dost evi için

Gönüller yapmaya geldim

Bütün Müslümanların birbirini çok sevmesi gerekir. Birbirine saygı duyması, koruyup kollaması lazım. Birbirlerine şefkat duymaları lazım. Hırs, kin, öfke asla Müslümana yakışmaz. Tabii ki farklı düşündüğümüz konular olacak ama bu farklılıklar bir çatışma malzemesi değil, bu farklılıklar bizim zenginliğimiz.İnsanı, hayvanı, doğayı, evreni çok ama çok sevin. Bu sevginizi hoşunuza giden hareketler yaptığında da, hoşunuza gitmeyen hareketler yaptığında da muhafaza edin. Kalbinizi her daim sağlam tutun. Her türlü hava şartında mutlu ve sevgiyle uçun.

Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurur: “Biriniz kardeşini severse, bunu ona bildirsin: «Ben seni seviyorum.» desin!”

Zâten yüce Allâh da:

“Birbirinize hakkı/gerçeği tavsiye ediniz” (el-Asr, 3) buyurmaktadır.

Cennet mekân Şehit Muhsin Yazıcıoğlu:

                “Dünya görüşümüzün ana kaynağı İslam’ın koyduğu hükümleri ihtiva eden İslam ahlakıdır. Biz; Allah’ın(c.c) ilahi emir ve hükümlerine havi bir İslam Ahlakını benimseriz. Gerçek ahlakın, ilahi kaynaklı ahlak olduğuna ve onunda İslam olduğuna inanıyoruz. Nitekim siz kendimizi “İslam iman, Ahlak ve fazileti” sloganı ile bunu açıkça ifade etmişiztir. Allah’ın sevgili kulu olabilme, Allah’ın cennetine ümit etme kaygısıyla hareket edenler ancak İslam Ahlaki ile ahlaklanıp, adaletli ve Hakk’ı temsil edebilirler. Hele hele Yüce Peygamber Efendimizin (S.A.V) <> Hadis-i Şerifinde en iyi manasını kazanan İslam Ahlakı’nın bizzat İslam’ dan başka bir şey olmadığı anlaşılmaktadır. Ve ancak bu manada Kur’an Ahlakı ile ahlaklanan insanlar, idareciler ve vazifeliler bize lekesiz bir adalet düzeni sunabilirler.” Demiştir.

                İşte; bizlerin camiası “İslam iman, ahlak ve faziletini bir slogan olmaktan çok, bu sloganın ihtiva ettiği derin manayı idrak edenlerin bir araya geldiği topluluktur.

Bakınız; Ünlü Arap tarihçisi Cahız de “Feza’ilil Etrak” isimli eserinde biz Türklerin 'Sevgi, Barış, Birlik ve Dostuk konusunda ne denli fevkalede düşünceleresahip olduğunu ve önem verdiği şu sözlerle zikreder:

“Türkler, yaltaklanma, yaldızlı sözler, münafıklık, kovuculuk, yapmacık, yerme, riya, dostlarına karşı kibir, arkadaşlarına karşı fenalık, bi’dat nedir bilmezler. Çeşitli fikirler onları bozmamıştır. Hile-i şer’iye bilmezler, başkalarının malını helal saymazlar, onların tek ayıbı ve başkalarını kendilerinden soğutan husus vatanlarına karşı çok iştiyak duymaları ve zaferin bir biri peşinden vukuunu, ganimetin tadını ve çokluğunu, sahralardaki oyunlarını, çayırdaki gezintilerini hatırladıkları ve uzun zaman boş durmakla kahramanlıklarının boşa gitmesinden, enerjilerinin tükenmesini istemedikleri için dolaşmayı çok severler. Zira bir şeyin ustası olan bir insan ondan mahrum kalmaya tahammül edemez.”

Onun için İnsanlara iyilik yapabilmek için tarihimizde hep fırsat kollayan insanlardan olduk.. Yardım edebilmek için, kendi rahatınız kaçsa da, size zor gelse de elimizden geleni yaptık. Bize yardım edebilme fırsatı verdikleri için de onlara minnettar olduk, şükrettik.

Saygı, ahlaki ve içtimai dirlik ve düzenliğin sağlanmasının temel taşıdır. İnsanlarda saygı hissini din ve Allah şuuru uyandırır. Bu şuurun toplumun tüm kitlelerine yayılması, saygının ma’şeri duygu halini alması; insanların bencil arzulardan ve kişisel çıkarlardan uzaklaşmasına sebep olur. Bu da ahlaki bir cemiyet düzenin sağlanmasına doğru gider. Bununla beraber; bencillik ve maddecilik tutkusuna dayalı faydacı nazariyeler günümüz toplumlarında giderek toplumun temel yapısını oluşturmaya başlamıştır.

“İçinizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülülüğe engel olan bir topluluk oluşsun. İşte bunlar kurtuluşa erenlerin ta kendisidir.”

“İyilik ve takva ( Allah’a saygı ve üstün ahlak) yönünden bir birinize destek olun, kötülük ve düşmanlıkta bir birinize arka çıkmayın.”

Cenabı Hak insanların birlik olmasının güç ve kudret sağlayacağını bildirir:

 “Allah ve resulüne itaat edin; bir birinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da devletiniz (gücünüz) gider.”

 Peygamber Efendimizde şöyle buyuruyor:

“Size birlik halinde bulunmanızı tavsiye (emr) ederim; ayrılığa düşüp dağılmaktan da şiddetle kaçınmanızı isterim. Zira şeytan, yalnız başına yaşayana yakın olup- iki kişide olsa- birlikte yaşayanlardan uzaktır. Kim cennetin ta ortasında bulunmak isterse birliğe yönelsin.”

Kutsala saygısını yitirmiş insan tabiatı, gerçek manasıyla insan değildir. İslam düşünürlerinin tabiri ile “hayvani nefis” iştah ve ihtirası ile ortaya çıkar. Böylece insanın “ruh- beden” dengesi bozulur. Bu dengenin, insanların arzu ve ihtirasları lehine bozulması, gerek fertlerin, gerekse cemiyetlerin ahlaki yapısının bozulmasına ve ciddi buhranlara ve çalkantılara yol açar. Bu da beraberinde anarşi, isyanlar, ihtilallar, uyuşturucu madde salgını, uluslar arası kaçakçılık, cinayet şebekeleri, rüşvet skandalları, haksız kazanç yolları, cinsiyet sapıklığı, beyaz kadın ticareti, israf, açlık, silahlanma yarışını getirir. 

Allah bozgunculuğu lanetlemiştir

Allah, insanlara kötülük yapmaktan sakınmalarını emretmiş; küfrü, fıskı, isyanı, zulmü, zorbalığı, öldürmeyi, kan dökmeyi yasaklamıştır. Allah'ın bu emrine uymayanlar, ayetin ifadesiyle "şeytanın adımlarını izleyenler" olarak nitelendirilmiş ve açıkça Allah'ın haram kıldığı bir tutum içerisine girmişlerdir. Kur'an'da bu konudaki birçok ayetten sadece iki tanesi şöyledir:

"Allah'a verdikleri sözü, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozanlar, Allah'ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi kesip-koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar; işte onlar, lanet onlar içindir ve yurdun kötü olanı da onlar içindir." (Rad13/, 25)

"Allah'ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu ara, dünyadan da kendi payını (nasibini) unutma. Allah'ın sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama. Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez." (Kasas, 28/77)

Görüldüğü gibi, Allah, İslam dininde, terör, şiddet anlamlarını da kapsayan her türlü bozgunculuk hareketini yasaklamış ve bu tür bir eylem içinde olanları lanetlemiştir. Müslüman dünyayı güzelleştiren, imar eden insandır.

İslam, düşünce hürriyetini ve hoşgörüyü savunur

İnsanların fikir, düşünce ve yaşam özgürlüğünü açıkça sağlayan ve güvence altına alan bir din olan İslam, insanlar arasında gerginliği, anlaşmazlığı, birbirlerinin hakkında olumsuz konuşmayı ve hatta olumsuz düşünceyi (zan) dahi engelleyen ve yasaklayan emirler getirmiştir.

Değil terör ve çeşitli şiddet eylemi, İslam, insanların üzerinde fikri olarak bile en ufak bir baskı kurulmasını yasaklamıştır:

"Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır." (Bakara, 2/256)

"Onlara 'zor ve baskı' kullanacak değilsin." (Gaşiye, 88/22)

İnsanların bir dine inanmaya veya o dinin ibadetlerini uygulamaya zorlanması, İslam'ın özüne ve ruhuna aykırıdır. Çünkü İslam, inanç için özgür iradeyi ve vicdani bir kabulü şart koşar. Elbette Müslümanlar birbirlerini Kur'an'da anlatılan ahlaki vasıfların uygulanması için uyarabilir, teşvik edebilirler. Ama asla bu konuda bir zorlama yapılamaz. Ya da dünyevi bir imtiyaz tanınarak, kişi dini uygulamaya yönlendirilemez.

Bunun aksi bir toplum modeli varsayalım. Örneğin insanların ibadet yapmaya zorlandıklarını farzedelim. Böyle bir toplum modeli İslam'a tamamen aykırıdır. Çünkü inanç ve ibadet, sadece Allah'a yönelik olduğunda bir değer taşır. Eğer bir sistem insanları inanca ve ibadete zorlayacak olursa, bu durumda insanlar o sistemden korktukları için dindar olurlar. Din açısından makbul olan ise, vicdanların tamamen serbest bırakıldığı bir ortamda Allah rızası için dinin yaşanmasıdır.

Allah masum insanların öldürülmesini haram kılmıştır

Bir insanı suçsuz yere öldürmek, Kur'an'a göre en büyük günahlardan biridir:

"Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine engel olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur. Andolsun, elçilerimiz onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir. Sonra bunun ardından onlardan bir çoğu yeryüzünde ölçüyü taşıranlardır." (Maide, 5/32)

"Ve onlar, Allah ile beraber başka bir ilaha tapmazlar. Allah'ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa 'ağır bir ceza ile' karşılaşır." (Furkan, 25/68)

Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi, masum insanları haksız yere öldüren kişiler büyük bir azapla tehdit edilmişlerdir. Allah tek bir kişiyi öldürmenin, tüm insanları öldürmek kadar ağır bir suç olduğunu haber vermiştir. Allah'ın sınırlarını koruyan bir insanın değil binlerce masum insanı katletmek, tek bir insana bile zarar verme ihtimali yoktur. Dünyada adaletten kaçarak cezadan kurtulacağını sananlar, öldükten sonra, ahirette Allah'ın huzurunda verecekleri hesaptan asla kaçamayacaklardır. İşte bu nedenle ölümlerinin ardından Allah'a hesap vereceklerini bilen müminler Allah'ın sınırlarını korumakta büyük bir titizlik gösterirler.

Allah, müminlere şefkatli ve merhametli olmalarını emreder

Bir ayette Müslüman ahlakı şöyle anlatılmaktadır:

"Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak. İşte bunlar, sağ yanın adamlarıdır." (Beled, 90/17-18)

Allah'ın, ahiret günü kurtuluşa erenlerden olmaları, rahmetine ve cennetine kavuşabilmeleri için kullarına indirdiği ahlakın en önemli özelliklerinden biri ayette görüldüğü gibi "merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak"tır.

Kur'an'da tarif edilen İslam son derece modern, aydınlık, ilerici bir yapıya sahiptir. Gerçek Müslüman, her şeyden önce, barışçı, hoşgörülü, demokrat ruhlu, kültürlü, aydın, dürüst, sanattan ve bilimden anlayan, medeni bir kişilik yapısına sahiptir.

Kur'an'ın getirdiği güzel ahlakla yetişen bir Müslüman, herkese İslam'ın öngördüğü sevgiyle yaklaşır; her türlü fikre karşı saygılıdır; estetiğe ve sanata değer verir, olaylar karşısında her zaman uzlaştırıcı, gerilimi azaltan, kucaklayıcı, itidalli davranışlar sergiler. Böyle insanların oluşturdukları toplumlarda ise, bugün en modern devletler arasında gösterilen ülkelerden daha gelişmiş bir medeniyet, yüksek bir toplumsal ahlak, neşe, huzur, adalet, güvenlik, bolluk ve bereket hakim olacaktır.

Allah hoşgörü ve affediciliği emretmiştir

Kur'an-ı Kerim'in Araf Suresi'nin 199. ayet-i kerimesindeki "Sen af yolunu benimse" sözleriyle ifade edilen "affedicilik ve hoşgörü" kavramı, İslam dininin temel kaidelerinden birini oluşturur.

İslam tarihine bakıldığında, Müslümanların Kur'an ahlakının bu önemli özelliğini sosyal yaşama nasıl geçirdikleri çok açık bir şekilde görülür. Müslümanlar ulaştıkları her noktada, hatalı uygulamaları ortadan kaldırarak hür ve hoşgörülü bir ortam oluşturmuştur. Din, dil ve kültür bakımından birbirine taban tabana zıt olan halkların aynı çatı altında barış ve huzur içerisinde yaşamalarını sağlamış, kendisine tabi olanlara da büyük bir ilim, zenginlik ve üstünlük kazandırmıştır. Nitekim büyük bir coğrafyaya yayılmış olan Osmanlı İmparatorluğu'nun varlığını yüzyıllarca devam ettirebilmesindeki en önemli nedenlerden biri, İslam'ın getirdiği hoşgörü ve anlayış ortamının yaşanması olmuştur. Asırlardır hoşgörülü ve şefkatli yapılarıyla tanınmış olan Müslümanlar, her zaman dönemlerinin en merhametli ve en adil kişileri olmuşlardır. Bu çok uluslu yapı içerisindeki tüm etnik gruplar, yıllarca mensubu oldukları dinleri özgürce yaşamışlar, üstelik dinlerini ve kültürlerini yaşayabilecekleri tüm imkanlara da sahip olmuşlardır.

Gerçek anlamda Müslümanlara mahsus olan hoşgörü, ancak Kur'an'ın emrettiği doğrultuda uygulandığında tüm dünyaya barış ve esenlik getirir. Nitekim Kur'an'da

"İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel bir tarzda(kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost (un) oluvermiştir." (Fussilet, 41/34) ayet-i kerimesi ile bu özelliğe dikkat çekilmiştir.

Tüm bunlar, İslam'ın insanlara öğütlediği ahlak özelliklerinin, dünyaya barış, huzur ve adalet getirecek erdemler olduğunu göstermektedir. Şu an dünya gündeminde olan ve adına "İslami terör" denen barbarlık ise, Kur'an ahlakından tamamen uzak, cahil ve bağnaz insanların, dinle gerçekte hiç bir ilgisi olmayan canilerin eseridir. İşledikleri vahşetleri İslam kisvesi altında yürütmeye çalışan bu kişi ve gruplara karşı uygulanacak kültürel çözüm, gerçek İslam ahlakının insanlara öğretilmesidir.

Başka bir deyişle, İslam dini ve Kur'an ahlakı, terörizmin ve teröristlerin destekleyicisi değil, yeryüzünü terörizm belasından kurtaracak çaredir.

Barış Dini ve Sevgi Peygamberi

Peygamberler, dünyayı esenlik ve barış yurdu hâline getirmek için görevlendirilmiş kimselerdir. Onlar, insanlığa "barış ve esenlik" anlamına gelen İslâm dinini ulaştırmak için gönderilmişlerdir. Bir hadislerinde Peygamberimiz (s.a.s.),

"Biz peygamberler baba bir kardeşleriz, hepimizin dini birdir." (Buharî, Enbiya, 48)buyurmuştur. Yüce Allah da Kur'ân'da,

"Allah katında yegâne geçerli din İslâm'dır." (Âl-i İmran, 3/19) buyurur ve bütün peygamberlerin bu dini insanlara tanıtmak için geldiğini ve bu konuda peygamberlerin ilk örnekleri insanlara sunduğunu haber verir.

Sevgili hazurin; İslâm, barış ve esenlik demektir. Müslüman da barış ve esenliğe ermiş, barış ve esenliği hedeflemiş kimse demektir. Yüce Allah'ın bir adı da 'Selâm'dır. Buna göre O, barış ve esenlik kaynağıdır. O'na teslim olan Müslüman, barış ve esenlik kaynağına bağlanmakla önce kendi iç dünyasında huzur ve sükuna kavuşan, sonra da tanıştığı bu huzuru dış dünyasına taşıma sevdasında olan kimse demektir. Gerçekten de iyi Müslüman, en olumsuz şartlarda bile yaşasa, her türlü stres, buhran ve iç huzuru zedeleyen duygulardan uzak kalmaya çalışır. Bu sebeple 'Darü's-Selâm' (barış ve esenlik yurdu) Cennet'e talip olan Müslüman dünyayı, barış yurdu hâline getirmekle görevlendirilmiştir. Bir açıdan bu yüzden de olacak ki ilk insan, dünyaya gelmeden önce Cennet'e konmuş, Cennet'te bir süre yaşayıp Cennet kültürü ile donatıldıktan sonra dünyaya gönderilmiştir. Artık dünyaya gönderilen insan, kaybettiği Cennet'in sevdasıyla yanıp tutuşmakta, önce onu dünyada kurmaya çalışmakta ve hiç olmazsa âhirette ona tekrar kavuşmayı düşlemektedir.

Aynı şekilde Müslüman'ın bir adı da 'emniyet ve güven sahibi' anlamında 'Mü’min'dir. Yüce Allah'ın bir adı da 'Mü’min'dir. Dolayısıyla güven kaynağı Yüce Allah'a inanan, O'na bağlanan mü'min, kendi iç dünyasında tutarlı, huzurlu olan ve iç dünyasında kurduğu bu güven ortamını dış dünyaya taşıyan kimse demektir. Bu yüzden inanan insanın varlığı, herkes için hayırdır. Nitekim Kur'ân, İslâm toplumundan bahsederken şöyle buyurur:

"Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten meneder ve Allah'a inanırsınız..." (Âl-i İmran, 3/110)

İslâm dininin sahibi olan Yüce Allah'ın bir adı da Vedûd'dur (Hûd 11/90). Vedûd, çokça seven ve sevilen anlamına mubalâğalı ism-i fail kalıbıdır. Evet Yüce Allah, sevgi kaynağıdır. Sevgiyi O yaratmış ve bizim özümüze de "Kendi Ruhu'ndan üflerken" sevgiyi O yerleştirmiştir. İbn Arabî'nin dediği gibi,

"Biz sevgiden sudur ettik, sevgi üzerine yaratıldık, sevgiye doğru yöneldik ve sevgiye verdik gönlümüzü." (İbnü'l-Arabî 1998, 38)

Nitekim bir âyette şöyle buyurulmuştur:

"Rabbim Rahimdir, Vedûddur" (pek merhametlidir, kullarını çok sever)."(Hûd, 11/90)

İşte kendisi her bakımdan güzel olan ve güzeli seven Yüce Allah, fıtratlara sevgiyi yerleştirmiş ve onun söz ve davranışlara yansımasını sağlamak için sevgi yumağı peygamberler göndermiş, sevmeyi ve sevilmeyi sağlayan düsturlar mecmuası kitaplar indirmiştir. Son olarak da Hz. Muhammed (s.a.s)'i göndererek, "birbirini yemede sırtlanları geçmiş" olan insanlardan, birbirini seven, başkasını kendisine tercih eden Müslümanlar yetiştirmiştir.

Yanıp, pişip, hamlıktan kurtulalım. Gerçek özgürlüğü bulalım!

İnsanları sevip, kurtuluşuna vesile olmak için gayret edelim.

Anlamalı, izlemeli, yaşanmalıdır. Bütün canlılar, doğa, dosttur. Gariplerin dostudur. Bir gönül o dostu arıyor, bulacak. İnsan da, bir gönül arıyor, konacak. O, gariplerin dostu olalım.

Aklın ve bilimin aydınlattığı yolda; emin adımlarla, varlık yapmadan dengeli bir şekilde yürüyelim. Bizim gayemiz insanlara yardım etmek. Kafaları karıştırmak değil. Dengeli olalım, özgür irademizle Hakk'ı bulalım.

Çünkü Hak kazanılmaz. Hakk'ı kimse kazanamaz. Evi¬ocağı bırakıp terk ederek, iftira atarak, zulmederek Hak kazanılmaz.

Bize düşen, önce insan olmak, sonra olgunlaşmaktır. Başkalarına eziyet etmeyen, eşiyle, işiyle mutluluk içinde olan insan olmak gerekir.

Her zaman yapıcı olunmalıdır! Dedikodudan, fitneden, kötü zandan kaçınmak ve kusur aramaktan sakınmak gerekir. Kusur zannettiğiniz olaya akıl ermez.

Selam o insana ki; o, dost, sırdaş, sevgi kaynağı, barış elçisidir.

Selam; o vefalı sevgiliye gönül verenlere.

Selam; barışın, sevginin huzurun güvenin hasreti ile mest olanlara.

Selam; bilim ve akılla gerçeğin aşkı ile bütün dertleri unutanlara ve unutturanlara.

 



FOTO GALERİ


GENEL MERKEZ
HABER BÜLTENİ