Büyük Birlik Partisi

GENEL MERKEZ GÜNDEMİ

2017-04-25 15:23:53

GÜRHAN, EĞİTİM BİR SEN'İN 5. OLAĞAN KONGRESİNE KATILDI

Beraberinde bulunan Seçim İşleri Başkan Yardımcısı Ali Kolbaşı ile birlikte Ankara'daki kongreye katılan Büyük Birlik Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Gürhan burada bir konuşma yaptı.
GÜRHAN, EĞİTİM BİR SEN'İN 5. OLAĞAN KONGRESİNE KATILDI
Beraberinde bulunan Seçim İşleri Başkan Yardımcısı Ali Kolbaşı ile birlikte Ankara'daki kongreye katılan Büyük Birlik Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Gürhan burada bir konuşma yaptı.

 

Memur Sendikaları Konfederasyonuna bağlı Eğitim Bir Sen'in kongresinden Büyük Birlik Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Gürhan yaptığı konuşmada, "Sivil toplum kuruluşlarının bilindiği gibi aynı amaç ve hedefler de birçok bireyin bir araya gelerek oluşturdukları kuruluşlardır. "dedi.

 

 

Seçim İşlerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ali Kolbaşı ile birlikte katılan Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Gürhan buradaki konuşmasında şunları söyledi:

"Büyük Birlik Partisi olarak bin yıldır adımızı verdiğimiz ve kanımızla bu kutlu topraklarda ilelebet payidar kalmamız için Türkiye’nin yeni bir yapılanmaya gitmek zorunluluğu olduğunu düşünmekteyiz. 

 

 

Bildiğiniz gibi toplumda yaşayan bireylerin bilinçlenmesi için sendikaların ne kadar önemli olduğu, birlik ve beraberliğin sorunları çözmede olmaz bir şart olduğunun anlatılması gerekmektedir. 

Sivil toplum kuruluşlarının bilindiği gibi aynı amaç ve hedefler de birçok bireyin bir araya gelerek oluşturdukları kuruluşlardır. 

 

 

DEMOKRASİNİN OLMAZLARINDANDIR

Demokrasinin olmaz ise olmazlarıdır. Hangi alanda ve hangi amaçla kurulmuş olur ise olsun toplumsal dayanışma mekanizmalarıdır. Her zaman kıvanç ve övünç duyduğum Türk Harb-İş Sendikası yalnızca düşündüklerini ifade eden değil, aynı zamanda proje ürüten, yapıcı, sorumlu, yol gösteren, sorunlara çözüm arayan, araştırmalar yapan tüm çalışanlarının gözü ve kulağıdır. 

Türkiye’de fert ve devlet ilişkilerinin sağlıklı bir zemine kavuşması açısında siyasi yapının mutlak demokratikleşmesini sağlayacak en önemli mesele toplumsal uzlaşmayı ve demokrasiyi esas alan bir sivil anayasa yapma meselesidir. Yeniçağın demokratik, özgürlükçü değerlerinin bizim ülkemizde de yerleşik hale gelmesine hizmet edecek sivil anayasayı gerçekleştirmek bugün Meclis’teki iktidar ve muhalefet partilerinin önünde duran tarihi bir görevdir. 

Bunun yanında Türkiye’nin toplumsal ve ekonomik yapısında köklü bir dönüşüm yaparak bilgi teknolojilerine dayalı yeni üretim sistemlerine geçmesi de içine girilen küresel süreç açısından hayati bir önem arz etmektedir. 

 

REFORMLAR YAPMAK ZORUNDAYIZ

Bunun için hızlı bir şekilde ekonomide Türk insanının dinamik, girişimci ve yaratıcı gücünü harekete geçirecek reformları yapmak zorundayız. 

Mevcut küresel güçler dengesi özellikle Türk-İslam coğrafyasında yer alan katliamlar karşısında çıkarlarıyla sınırlı bir hassasiyet sergilemektedirler. 

Bütün bunlar bize mevcut küresel ve bölgesel ittifak yapılarının yetersizliğini ve dolayısıyla yeni bir küresel dayanışma ve işbirliği çabasında olan ihtiyacı göstermektedir. 

Balkanlar’dan Kafkaslara, Ortadoğu’dan Orta Asya’ya kadar uzanan bu büyük bölgede küresel istikrar ve barışın ancak Türk-İslam coğrafyasının sağlam bir işbirliği ve yardımlaşma çabasıyla inşa edilebileceği de akıldan çıkarmamak gerekir. 

Türkiye dış politikasını ABD’ye, iç politikasını Avrupa Birliği’ne ve ekonomisini de IMF’ye endekslemiş bulunmaktadır. Siyasi iktidarın teslimiyetçi politik alanı bir yandan milli egemenliğin üstüne küresel odakların egemenliğini koyarak Türkiye’yi güç merkezlerine tâbi hale getirirken diğer yandan da buna bağlı ve bunun sonucu olarak alınan yol haritalarıyla ülke bütünlüğünü bozacak çözülme projelerine hayat bulma imkânı vermiştir. 

AB ve ABD ile düşük düzeyli ve ciddiyetten uzak ilişkiler kuran siyasi iktidar ne yazık ki Türk dünyası ile hemen hemen hiç ilgilenmemiştir. 

 

YANLIŞ POLİTİKALARLA ALTIMIZ OYULUYOR

 Siyasi iktidarın izlediği yanlış politikadan ötürü Türkiye’nin gerçekte demokrasinin altını oyma anlamına gelecek etnik ve dini kavgalarla bölünme tuzağına sürüklenmiş, bu etnik bölünme tuzağının en başta gelen unsuru da bölücü terör, çeyrek yüzyılı bulan mücadeleye rağmen kalıcı, olumlu ve yavaş yavaş siyasileşmiş ne yazık ki legal hale gelmiştir. 

Barış süreci ve demokratik çözüm sloganlarının arkasına gizlenen siyasallaşma taktiklerine pirim verilmemesi bu noktada her kesin çok dikkatli ve özenli davranması gerekmektedir. 

Türk milleti ve devleti kendi vatanını kastedenlere eline silah alıp tehditler savuranlara ne göz yumar, ne de fırsat verir. Bu gerçeğin herkes tarafından bilinmesi gerekir. 

Ülkemiz siyasi ve ekonomik dönüşümlerini gerçekleştirip; etkin, istikrarlı ve huzurlu bir ülke, hak ettiği düzeye yükselememiştir. 

Türkiye’de siyasi ve ekonomik istikrarı sağlamak zorundayız. Siyasi sistemin unsurları ve kurumları arasında bozulmuş dengeleri tesis etmeksizin ülkemizin mesafe alması mümkün değildir. Türkiye’nin küresel yarışta güçlü bir ülke olmak yerine yeni bir üçüncü dünya ülkesi veya sıradan bir Ortadoğu ülkesi rejimini andıran manzaralara sahne olması ne Türkiye’nin tarihine, ne bugün Türk-İslam coğrafyasındaki misyonuna ne de Batı ile ilişkilerimizde geldiğimiz noktaya ve insanımıza layık bir görüntüdür. 

 

İstikrardan söz ederken istikrar kavramının hiçbir şey değişmesin, mevcut sağlıksız yapıyı muhafaza edelim şeklinde değil tam tersine mevcut sorunlu, hastalıklı yapıyı dönüştürecek siyasi anlamda normalleşmeyi sağlayacak yaklaşımları beklemekteyiz. 

 

KARGAŞA VE BELİRSİZLİKTEN KURTULMALIYIZ

Bilinmelidir ki; Türkiye, kargaşa ve belirsizlikten kurtulup normalleşmeye ancak demokratikleşme ve kalkınmayla hız verebilir. 

Demokratikleşme toplumla devlet arasındaki ilişkilerde geniş bir mutabakat sağlayarak devletin hukuk normlarına uygun bir tarzda terörle mücadelesinde daha etkin bir konuma ulaşmasının temin edilebileceği gibi toplumda belirsizlikleri besleyen antidemokratik oluşumlara yol açan huzursuzlukları da ortadan kaldıracaktır. Dolayısıyla toplumda ciddi bir sorun olmaya devam eden güvensizliği de sona erdirecektir. 

 

Türkiye’yi yeniden büyük bir ülke haline getirecek köklü reforma ve yenileştirme politikalarının daha önce vurgulandığım gibi toplumsal uzlaşma belgesi olan sivil anayasa inşa etmekten geçmektedir. 

 

Kısaca vurgulamak gerekirse; ülkemizde istikrarı, sivilleşmeyi ve demokratik bir siyasal sistemi geliştirmeyi tarihin önümüze koyduğu görevi Partim ve Alperenler bu sorunların çözmek için üzerine düşen bu görevi yerine getirmek için hazırdır. 

 

Bunun arkasından yapılacak ilk iş ise Türkiye’yi hızlı sanayileşmeyle, toplumsal ve ekonomik kalkınma siyasetleriyle ileri sanayi toplumu haline dönüştürecek köklü bir ekonomik değişim programı olmalarıdır. 

 

İktidarın uygulamakta oldukları politikaların ve çözülmeyen ekonomik ve sosyal sorunların neticesinde ortaya çıkan gelir dağılımı adaletsizliği ülkemizde toplumsal barışı olumsuz etkilemeye, yükselerek devam edecek toplumsal ahengi bozmaya başlamıştır. 

 

Son on yıldır uygulanan istikrar programlarının maliyeti dar gelirli vatandaşlarımızın sırtına yüklenmiştir. 

 

Toplumsal uzlaşma ve adalet gözardı edilmiş sosyal politikalara gereken önem verilmemiştir. 

 

Sabit ve dar gelirli vatandaşlarımız açısından haksız bir fiili vergi uygulamasına dönüştürülmüş, ekonomik ve toplumsal istikrar ihmal edilmiştir. Türkiye üretmekten ziyade tüketmeye yöneltilmiştir. Bu durumun sonuçlarından biri ise ülkemizdeki gelir dağılımının dengesinin süratle bozulması olmuştur. 

 

Türkiyemizdeki alt ve üst gelir grupları arasındaki gelir farklılığı sosyal dengeleri sarsacak sınıra gelmiştir. 

ADALETLİ BİR VERGİ SİSTEMİ

Gelir dağılımındaki adaletsizliğin giderilmesi ve yoksulluğun ortadan kaldırılması için adaletli bir vergi sistemi, harcama reformu, işsizlikle mücadele ve sağlıklı toplum. Türkiyenin sosyal güvenlik sisteminin verdiği açıklardan ekonomi üzerindeki etkilerini ise işçi ve emeklileri, dul ve yetimler iliklerine kadar hissetmektedir. 

 

Çalışanların, emekli, dul ve yetim, köylünün harcamaları üzerinden alınan dolaylı vergiler alındığını, çok kazanandan az, az kazanandan çok vergi alındığını hepimiz bilmekteyiz. Bu neyin göstergesidir? Zenginden alıp, fakire veren sosyal devlet olmadığının, kapitalist bir devlet olduğunun göstergesidir. 

Bunun için hızlı bir şekilde ekonomide Türk insanın dinamik, girişimci ve yaratıcı gücünü harekete geçirecek reformları yapmak zorundayız. 

 

Bu çıkarcı yapıyı sürdürmek isteyenler de, çıkarlarından bu yapının devamında olanlar da, sosyal hassasiyetleri taşımayan, vahşi kapitalizme dönüştürmek isteyenler de Türkiyenin yolunu tıkayanlar da bu anlayışların temsilcileridir. Türkiyenin önünü kesecek hiçbir şeye, engele bizlerin tahammülü yoktur. En büyük gücümüz şüphesiz siz milletimizdir. 

 

Devlet ile çalışanların arasında bir köprüdür. Bu köprüyü kuranlara saygılarımı bir kez daha sunar ve kutlarım. 

Eğitim Bir Sen'in 5. Olağan Genel Kurulu’nda bulunmaktan da Sayın Ahmet 

 

Gündoğdu'ya ve tüm yetkili kurullarına Partim ve şahsım adına en derinden sevgilerimi sunarım. "



FOTO GALERİ


GENEL MERKEZ
HABER BÜLTENİ