Büyük Birlik Partisi

GENEL MERKEZ GÜNDEMİ

2017-07-16 14:21:28

''15 TEMMUZ; BÜYÜK TÜRK MİLLETİ ÜLKESİNE VE GELECEĞİNE SAHİP ÇIKTI.''

Panele konuşmacı olarak katılan Genel Başkan Yardımcımız Ahmet Yelis'in konuşma metni:      

“Değerli hanımefendiler, kıymetli beyefendiler; hepinizi en derin saygı, sevgi  ve muhabbetlerimle selamlarım.  Bu vesile tüm aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, gazilerimize de şükranlarımı sunuyorum.  15 Temmuz hain Fetö darbe girişimini; bu darbenin içinde olan, içerde ve dışardaki tüm unsurlarını şiddetle lanetliyorum. Darbeyi lanetlediğimiz bu günlerde, darbeyi ve darbecileri kınarken asla, gazi ordumuzu ve kahraman askerlerimizi incitecek ve tamamını darbeci gibi gösterecek her türlü söz, eylem, ve davranıştan uzak durulmalıdır. 
Kıymetli dinleyenlerim, 15 Temmuz darbe girişimine farklı bir açıdan bakarak görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. 
Her darbe ve darbe girişiminin farklı, farklı sebepleri veya hedefleri olabilir. Bazen siyasi istikrarsızlık, bazen ekonomik sebepler, bazen güvenlik sorunları, bazen de dış siyasi etkenler, bazen batının Türkiye’yi kontrol etme isteği ve bazen de ideolojik düşünceler sebep olarak sunulmuş veya hedef nedeni olabilir. Lakin en değişmez gerekçe yönetimi ele geçirmektir. Yönetimi ele geçirmek yani “egemenlik” kullanmaktır.  Egemenliğin meşruluk dairesinde kullanıldığı yer TBMM’sidir.
Bundan 150 yıl önce bir ayet-i kerimeyle Meclisimizin tarihini  başlatabiliriz. “Bir hüküm verirken onlarla istişare et” (Ali imran/159). Ayasofya Camii kürsüsünden Ali Suavi de bu Ayet-i kerimeden aldığı özgüvenle seslenmekteydi. Yeni Osmanlı aydınlarının en güçlü sesi Namık Kemal “usul-u meşveret emredilmiştir.
Bu açık emir iken neden devletimiz de muteber değildir” diye sormaktaydı. Bu ve bu gibi bütün sesler 1876 da Kanun-ı Esasiye’yi ilan ettirdi. 1877 yılında Meclis-i Mebusan Abdülhamit Hanın “Hak teala hazretleri cümlemizin mesaisini mazhar-ı Tevfik buyursun” duasıyla açıldı.                                                                                         
Meclisimiz iki yıl sonra savaş şartları baş gösterince kapatılmadı ama uzun bir süre  mecburi tatile gönderildi. 30 yıl süren aradan sonra 23 Temmuz 1908  de 2.Meşrutiyet’in ilanından sonra yapılan seçimlerin ardından 4 Aralık 1908 de Meclis yeniden açıldı. İstiklal harbinde direniş cemiyetlerinin adı müdafaa-i hukuk idi, mücadele Milli kongre, Erzurum kongresi, Sivas kongresi diye meclisler üzerinden örgütlendi. İşgal kuvvetlerinin baskısıyla Meclis-i Mebusan’ın kapatıldığı 11 Nisan 1920 gününden sadece 12 gün sonra Ankara da Büyük Millet Meclisi’nin açılması da tesadüf değil, Türk Milletinin Milli iradeyle hareket etmesinin en önemli göstergesidir. 1962’ de darbecilerin etrafını askerlerle kuşattığı, 1980 de kapısına kilit vurduğu, 2016’ da bombaladığı Meclis’le; darbecilerin Başbakan’ını astığı partinin devamı olan partilerin darbeden bir yıl sonra çoğunluğu alarak geri döndüğü, 1971’ de darbecilerin muhtırasını okutmamak için vekillerin kürsüye yürüdüğü, 1999’ da şiir yüzünden hapse atılmış belediye başkanının 2003’ de başbakan olarak hükümet kurduğu, 15 Temmuz gecesi bombalanırken bile salonundan vekillerin, bakanların meydan okuduğu meclis de aynı meclis’ ti. 150 yılık yakın siyasi tarihimizin kalbi meclis’ tir. 20 Ocak 1921 gününün kabul edilen ilk anayasası Teşkilat-ı Esasiye’ nin birinci, ikinci ve üçüncü maddelerine göre “Egemenlik kayıtsız şartsız Milletindi”. 29 Ekim 1923 de Cumhuriyet ilan edildi. Meclis hükümeti sisteminden Cumhuriyet sistemini geçildi. Cumhuriyeti, Tanzimat’tan, 1. Ve 2. Meşruiyetten ayıran en belirgin ve üstün vasfı onun asıl yanının tam anlamıyla cumhurun, yani tümüyle bir halkın kendi yazgısını yine kendisinin belirleme konusundaki kararlılığının ifadesidir. Bir siyasal ortaklık biçimi olarak Cumhuriyet, asla belirli bir toprak parçası üzerinde hasbelkader yaşayan insan kütlelerinin toplamından ibaret, doğal bir şekilleniş değildir. Aksine Cumhuriyet; O toprak parçasının tamamını bir yurt, O yurt üzerinde yaşayan nüfusun tümünü birer eşit ve özgür yurttaş, o yurttaşların her birini kendi yurtlarında, kendi geleceklerini, yine kendilerince belirlemeye ahdetmiş kişiler haline dönüştürmeyi amaçlayan bir ortak iradenin adıdır.
Türkiye Cumhuriyetinin, kuruluşunun üzerinden çeyrek yüzyıl bile geçmeden yapılan ilk seçimle bir demokratik cumhuriyet haline dönüşmesi ve iki sözcüğün bundan böyle birbirinden ayrı düşünülemeyecek en asli nitelikler olarak siyasal alanı belirlemesi sivil toplumun kendi ortak yaşam idealini gerçekleştirme azminin doğal sonucudur.
15 Temmuz halkın ülkesine ve demokrasiye sahip çıkma ruhu; geri dönüşü olmayan tarihsel bir aşamadır. Ortak iradenin bu ülkede eşit ve özgür olarak yaşamayı hayal eden sivil toplum aracılığıyla tahakkuk ettirdiği emsalsiz bir aşama.  “Cumhuriyet-i koruma ve kollamanın, demokrasiyi koruma ve kollama”  anlamına dönüşmesidir.
Darbe sözcüğüyle ilgi kurabileceğimiz ilk etapta aklımıza gelen kavramlar; Egemenlik, Meclis, Cumhuriyet ve Demokrasi yanında başka kavramlarda vardır. Bu kavramlara’ da kısaca değinmeden darbeleri anlamak ve darbelerin bir daha ortaya çıkmasını önlemenin mümkün olmayacağı kanaatindeyim. Bundan dolayı diğer kavramlara da kısaca değinmek istiyorum. 
DEVLET VE ADALET: 
İNSAN HAKLARI VE HUKUK DEVLETİ: 
ÖZGÜRLÜKLER:
ANAYASA VE STK’LAR: 
DİN DEVLET VE TARİKATLAR:
VESAYET VE SİYASET:
MİLLİ İRADE  VE “BİZ” OLMAK 
                                  
Lakin takdir edersiniz ki bu konuların her biri birer panel konusu. Bu nedenle sadece konumuzla ilgi kurarak konuşmamın içerisinde bu kavramlara da kısaca değineceğim. Varmak istediğim sonuç; darbelerin bütün bu kavramlar beraber değerlendirildiğinde, “darbe” kelimesinin gündemimizden bir daha geri dönmemek üzere çıkmasıdır.
DEVLET ve  ADALET: Devlet sınırları belli bir toprak üzerinde milletin bir formasyonda organize olmasıdır. Türk dil kurumunun internet sözlüğünde devletin tanımı “Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş milletin oluşturduğu tüzel varlık olarak tanımlanmıştır. Felsefeci yazar Dücane Cündioğlu bir makalesinde Devleti; Cahil devlet, Fasık devlet ve Fazıl (Erdemli) devlet olarak üç gurupta tarif etmiştir. Erdemli devlet mutlulukta sürekliliği/kalıcılığı önemseyen ve akla uygun yaşayan bir halkın devletidir. Erdemli devlet, yüksek değerlere sahip çıkmakla değil, o değerlere sahip olmakla kurulur.                                                                                                    

Yazar Adaletten bahsettiği yazısında, Bana olanın aynısının sana da olması hukuksal anlamda adalettir. Siyasal anlamda adalet, daha çok toplumda var olan iş bölümünün titizlikle korunmasıdır. Adalet aynı zamanda bir musiki terimi. Kısaca adalet, harmoni, uyum demek. Siyasette bozgunculuğun musikideki karşılığı ise  gürültü. İnsan ruhunda adalet, sanıldığı gibi kendisine kolayca sahip olunabilir yetilerden ve erdemlerden değil. Çünkü insanın üç yetisinin (düşünme, arzu ve öfke yetilerinin) topluca itidal kazanmasıyla  ortaya çıkan bambaşka bir yeti. Devlet adamları ve siyasetçiler sadece hukuksal ve siyasi anlamdaki adalet tanımına göre değil insana yakışır bir şekilde Adil olmalıdır. Çünkü devletin ve mülkün temeli Adalettir.
İNSAN HAKLARI VE HUKUK DEVLETİ : İnsan hakları, hukuk devleti ve demokrasi birbirinden ayrılmaz kavramlardır. Aynı hizada yazılıp, algılanmaları, uygulanmaları gerekir. İlle de öncelik sıralama yapmak gerekirse İnsan hakları önce gelir. Hukuk devleti ve demokrasi kavramları sırayla onu izler. Veda hutbesinde Peygamber efendimiz; Herkesin can, mal ve namusu korunmuştur. Demiştir. İnsan hakları evrensel beyannamesinde 30 madde de insan hakları hem sayılmış, hem de garanti altına alındığı beyan edilmiştir.
ÖZGÜRLÜKLER: Toplumsal özgürlükler, siyasi özgürlükler, dini özgürlükler, ekonomik özgürlükler, bireysel özgürlükler vb. birçok özgürlük türü vardır. Bunların hepsini kendi hür irademizle kullanmaya çalışırsak kaos ortamının doğmasına neden oluruz. Aşırı özgürlük, gerek devlette ve gerekse bireylerde köleliğe dönüşür. (EFLATUN) Özgürlük olmayan bir ülkede ölüm ve çöküntü vardır. Her ilerlemenin ve her kuruluşun anası özgürlüktür. (ATATÜRK) Özgürlük için hepimiz hukukun kölesiyiz. (CİCERO)  
ANAYASA VE SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI: Devlete bağlı temel kurumların işleyişini ve temel anlayışı belirten temel yasaların tümüne anayasa adı verilir. Bunun haricinde kişilerin hak ve özgürlüklerini belirleyen yasalar; aynı zamanda iktidarın gücünü de sınırlandırır. Toplumun belli bir düzen içinde yönetilmesi de belli yasalara bağlıdır. Sivil toplum örgütleri; vatandaşların kendi aralarında belirledikleri bir amaç için bir araya gelerek meydana getirdikleri sosyal yapılardır. Aynı düşüncede olan insanlar bir araya gelerek belli güce sahip olurlar. 
DİN, DEVLET VE TARİKATLAR: Tarih din ve devletin birbirinden ayrıldığına tanıklık etmemektedir. Ayrılığına dair söylemler, efsane, olabilirliğine dair natüralist, pozitivist ve materyalist söylemler ütopyadır. Ya din, devlet üzerinden toplumları ve devleti, yada devlet; din ve ideolojiler üzerinden din ve toplumları şekillendirmiştir. Çoğu zamanda ikisi aynı anda yaşanmıştır.
Din devlet ilişkileri açısından bir kişinin bir topluluğu ya da bir grubun bir toplumu rızası dışında otorite altına alarak, yine rızası dışında bir inanç veya ideolojiye zorlamasının haksız, vicdansız ve ahlak dışıdır. Velev ki dayatmacının dini islam olsun. Tarih bilenler Osmanlıda yalnız iktidar meşruiyeti olan boy ve budunları değil, tarikat yapılarının da devlet kademelerinde örgütlenmesine izin vermediğini bilirler. 
Hiçbir tarikat devlet içinde örgütlü davranamazdı. Müderrisler medresede tarikat eğitim veremezdi. Devletin bütünü ya da bir parçası örgütlü bir ideoloji, tarikat ya da cemaate teslim edilemez/edilmemelidir.  15 Temmuzun bize gösterdiği önemli bir husus da Dinin en temel kavramları olan Ahlak ve Adaletin örgüt çıkarları söz konusu olduğunda nasıl göz ardı edildiğidir.
Adı parti, cemaat, tarikat, sivil toplum kuruluşu vs. ne olursa olsun; kul hakkı gibi basit ama esaslı, islam dini açısından varoluşsal bir meselenin kendi çıkarları söz konusu olduğunda mensup veya taraftarlarının aldıkları pozisyonlar çok düşündürücüdür.
VESAYET VE SİYASET: İster hukuk içerisine gizlenmiş anlayış ve kurumlar üzerinden, isterse açık bir şekilde darbe yaparak yönetimi ele geçirmiş olan vesayet kabul edilemez. 15 Temmuz da vatandaşlarımız “Vesayete dur, Siyasete geç” demiştir. Demokrasilerde yönetim hakkı siyasete aittir. 15 Temmuzda halkımızın Darbe girişimine karşı gösterdiği direniş; özveri ve kahramanlık açısından ne kadar takdire şayan ise, Özgürlüğüne ve Demokrasiye sahip çıkışı da bir o kadar konuşulması gereken husustur. Bugün burada ki konuşmamda asıl vurgulamak istediğim husus tam da budur. Onun için darbe ile ilgili hangi kavram var ise kısaca dahi olsa bahsetmeye çalışmam bu sebepledir. Bu husus üzerinde yeterli durulmaz ise 15 Temmuz şehit ve gazilerine de  “15 Temmuz ruhuna da” vefasızlık yapmış oluruz diye düşünüyorum.
Milletimiz 15 Temmuzda üzerine düşeni yapmış, yönetmeyi, siyaseti ve en önemlisi yarınları ile ilgili kararlar almayı siyasete bırakmıştır. Bir nevi siyasete, iktidar ve muhalefet partilerine “ben üzerime düşeni yaptım, sende üzerine düşeni yap” demiştir.


MİLLİ İRADE VE “BİZ” OLMAK: İrade ve egemenlik kavramları, nasıl tek bir birey için geçerliyse, bir topluluk için, bir millet için de geçerlidir. Millet için geçerli olan ifade, Milli irade ve Milli egemenlik olarak adlandırılır. Bu kavramlar, mikro ölçekten makro ölçeğe, birey ölçeğinden, millet ölçeğine geçilerek elde edilmiştir. Milli irade; bütün millet bireylerinin ortak arzularının, emellerinin ve ülkülerinin bileşkesidir. 15 Temmuz da milli irade; Vesayete kırmızı kart gösterdiği kadar, siyasete de “Biz” olma mecburiyetini 15 Temmuz sonrası demokrasi nöbeti tutan halkımızın, Mehter marşıyla, 10.yıl marşını ve Türkiyem türküsünü peşi sıra çalması ve söylenmesi bunun işaretidir.  Siyaset kurumu Biz olabilmek için acilen; demokratik siyasetin yerleşmesi için adımlar atmalı, yapılan anayasa değişikliğini, muhalefetinde görüşünü alarak “uyum yasaları” ile daha demokratik hale getirmelidir. Muhalefette ahime başvuru ve dışarıdan beklentilerden ziyade gerekli katkıyı vermeli ve görüşlerini kamuoyu ile paylaşmalıdır. Siyasetinin önünü açmak için, olağanüstü hal kaldırılmalı, seçim yasaları değiştirilmeli, seçim barajı sıfırlanmalı, dernekler, vakıflar, sendikalar gibi tüm sivil toplum kuruluşlarının önü açılmalı, siyasi partilerin parti içi demokrasiyi sağlamasına yönelik düzenlemeler yapılmalı, medya ve iletişim özgürleştirilmeli, düşünce ve ifade özgürlüğünün önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Güvenlik ve Özgürlükler hassas bir denge üzerinde yürütülmelidir. Öz olarak Siyaset kurumu “Biz” olmayı başararak iktidarıyla, muhalefetiyle Milli mutabakat sağlanmalıdır. Zamanın cumhuriyetin kazanımları kadar, devletin bekası, milletimizin huzur ve refahını da düşünerek hareket etme zamanı olduğu asla unutulmalıdır. 
Konuşmama son verirken tekrar Devletimiz, Bayrağımız, Vatanımız, Milletimiz ve 15 Temmuzda demokrasimiz için şehit olmuş tüm şehitlerimize tekrar Allahtan rahmet,  tüm gazilerimize de sağlık diliyor ve şükranlarımızı sunuyorum.



FOTO GALERİ


GENEL MERKEZ
HABER BÜLTENİ