BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ İlke - Vizyon - Misyon    -     BBP'NİN, TERÖRLE İLGİLİ RAPORU    -    
Genel
Neden BBP
TÜZÜK
PROGRAM
LOGO
TARİHÇE
Parti Yönetimi
Kurucular Kurulu
Başkanlık Divanı
YİK Üyeleri
MKYK Üyeleri
MDK Üyeleri
Sosyal Medyada Takip Edin
BU HABERi FACEBOOK'ta PAYLAŞ / BBP HABER GRUBUNA KATIL
BBP YİK BAŞKANI HAKKI ÖZNUR KERKÜK/ TELAFER ÇANAKKALEDİR
BBP Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Başkanı Ülkücü Fikir ve Siyaset Adamı, Araştırmacı- Yazar Hakkı Öznur Ağabey ile yapılan röportaj

Dördüncü Bölüm:

TÜRKİYE BARZANİ VE TALABANİ’YE KIRMIZI PASAPORT VERDİ

ALPEREN : Birinci körfez savaşı ve sonrasını Kürt gruplar çok iyi, değerlendirmedi mi?

HAKKI ÖZNUR: ABD ve Koalisyon güçlerinin özellikle Çekiç Güç sayesinde 1992 yılında Kuzey Irak’ta hukuken değil ama fiilen de facto bir yapı kuruldu. Fiili yönetimin yeni başbakanı KYB’liFuad Masum, “Geldiğimiz nokta, ne özerklik, ne de bağımsızlıktır, ikisinin ortasında bir yerdeyiz. Nereye gideceğimizi zaman gösterecek.” demişti.

İşbirlikçi I–KDP ve KYB ABD’nin desteği ile bölgede rüzgârı yakalamıştı. Nitekim Kürt parlamentosu 4 Ekim 1992’de bir federal devletin parçası olarak 4 Ekim 1992 tarihinde yaptığı tek taraflı bildiri ile Kürt federe devletinin kurulduğunu açıkladı. Irak’ın kuzeyinde yıllarca çatışan Kürt gruplar ABD ve İngiliz koruması altında geçirdikleri 12 yılı çok iyi değerlendirdiler.  Bu süreçte fikri ve siyasi ayrılıklarına rağmen gelen muazzam paralar ve lojistik yardımlarla Irak’ın Kuzeyinde adeta yeni bir devletin alt yapısı sağlandı. Kürtler bu dış yardımlarla Irak’ın kuzeyinde eğitim kurumları, haberleşme ulaşım başta olmak üzere alt yapı yatırımlarını gerçekleştirdiler.

2001 yılının Ağustos ayında I – KDP ve KYB arasında varılan anlaşma ile Irak'ın kuzeyindeki iki Kürt grup arasındaki çok önemli bir sorunda ortadan kalkıyordu. Her iki hareket düzenli ordu oluşturma için çalışmalar başlattılar. İki Kürt grup, kendilerine bağlı silahlı peşmergeleri, düzenli ordu veya polis gücü haline getirmek için ABD ve İsrail ordusundan yardım aldılar. Zaho’dapeşmergelerin eğitimi için bir askeri akademi inşa edildi. Pentagon’da ve İsrail ordusunda görevli askerler, peşmergeleri eğittiler. MOSSAD hem KDP hem KYB kadrolarına istihbarat alanında bilgi sundu. Birçok peşmerge özel olarak yetiştirilmek üzere İsrail’e götürüldü. Yapılan yardımlar ve verilen destekler on yıl sonra tekrar açılan Kürt parlamentosunun töreninde net bir şekilde görülüyordu. Talabani ve Barzani, 1998 tarihli Washington Anlaşmasının uygulanması ve “Kürt Meclisi”nin yeniden açılmasını kararlaştırdı.

 ABD Dışişleri Bakanı MadelaineAlbright’ın arabuluculuğunda yapılan Washington Barış Antlaşmasını müteakiben iki sene sonra, tekrar bir araya gelerek, o anlaşmanın hükümlerini yerine getirmek için 3 Ekim’de KYB kontrolündeki Dokan’da ilişkileri normalleştirme anlaşmaları imzaladılar.  ABD ve Avrupa başkentlerinde Irak üzerine toplantılar devam ederken Irak’ın Kuzeyinde de iki Kürt lider 4 Ekim 2002’de Kürt meclisini toplamaya karar verdiler. Parlamentodan devlete gidecek yolu döşemeye çalıştılar. Barzani, bütün bunları yaparken, elbette tek başına değildir. ABD ve Batı dünyası ile beraberdi.

ABD’nin destek ve baskıları ile yapılan bir dizi görüşme ardından meclis altı yıl aradan sonra açılmış oldu. Irak’ın kuzeyindeki Kürt parlamentosunun ilk oturumu 8 yıl sonra 4 Ekim 2002 de yapıldı. Kuzey Irak’taki Kürt parlamentosu 1994’ten sonra ilk defa toplandı. Aslında bu tarih kasıtlı olarak seçilmişti. Zira Kürt parlamentosu on yıl önce aynı gün yapılan toplantıda, oy birliğiyle federalizm kararı almıştı.

Talabani ve Barzani, 4 Ekim Cuma günü, Türkiye düşmanı, “Kürt Hamisi” Fransa eski Cumhurbaşkanı Miterrand’ın eşi Danielle Mitterand’ın da katılımıyla “Kürdistan Ulusal Meclisi”ni, başta ABD olmak üzere birçok emperyalist devletlerin koruyuculuğu altında açtılar.

Barzani ve Talabani ikilisi İkinci Körfez Savaşı sonrası ABD’nin Irak’ı işgali ve Saddam rejiminin devrilmesinden sonra elde ettikleri yeni konumlarla Türkiye’nin yaptıklarını unutacaklar, bölgede Türkiye’nin milli güvenliğini tehdit eden politikalar izleyeceklerdir. Hatta öyle ki kırmızı pasaportu da iade edecekler, Türkiye’ye ihtiyacımız kalmadı noktasına geldiler. ABD, AB, İsrail destekli “Bağımsız Kürdistan” deyimini seslendirmeye başladılar.

1991 sonlarında Barzani’nin KDP’si ve Talabani’nin KYB’si Ankara’da birer temsilcilik ya da fiili konsolosluk sahibi oldular. 1988’den itibaren Ankara’da çeşitli defalarca ağırlandılar. İki işbirlikçi Kürt lidere 25 Temmuz 1992’de Başbakan Süleyman Demirel ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın huzurunda, kendilerine Türk diplomatik pasaportu verilecek ve iltifat edilecekti. Cumhurbaşkanı Turgut Özal tarafından verilmiş olan, üzerinde Türkiye Cumhuriyeti yazan kırmızı renkli diplomatik pasaportu 2003 yılına kadar kullanan Celâl Talabanî, 2003 Irak işgali ardından kendisine verilen görev doğrultusunda “Mühür kimdeyse, Süleyman odur” düsturunu bir kez daha işleten Talabanî Amerikan “green card” gönüllüsü olmuştur. 

İngiliz/İsrail uşağı Celal Talabani, 11 yıl kullandığı kırmızı pasaportu,  2003 yılında Moskova'ya giderken Türk makamlarına iade etti. Talabani'nin diğer Kürt grubu Irak Kürdistan Demokrat Partisi (IKDP) ile birleşerek Irak'ın federatif bir yapıya kavuşması için girişimde bulunması ve Kerkük'ün bir Kürt kenti olduğuna ilişkin iddiaların ortaya atılmasından kısa süre önce kırmızı pasaportunu iade etmesi dikkat çekmişti. Talabani, ABD işgali sonrası kurulan Geçici Yönetim Konseyi'nin diğer üyeleriyle birlikte İstanbul üzerinden Moskova'ya giderken, yanında Türkiye'nin verdiği kırmızı pasaportu da getirmişti. Moskova'ya gitmek için bir süre Atatürk Havalimanı'nda bekleyen Talabani, burada güvenlik birimlerine kırmızı pasaportunu iade etti. Talabani, Moskova'ya Irak'tan aldığı kırmızı pasaportla gitti.

ORTADOĞU’DA DOSTLUKLAR VE DÜŞMANLIKLAR MENFAATLERE GÖREDİR

ALPEREN : Birinci Körfez savaşı  yenilgisi  Saddam Hüseyin için sonun başlangıcı değil mi?

HAKKI ÖZNUR: Ortadoğu’da dostluklar, çıkar ve menfaatlere göredir. Uluslararası arena da değişkenlikler ve değişen siyasetlerle ilgili özellikle Ortadoğu bu konuda önemli bir labaratuvardır. 

ABD ve Batı, Saddam Hüseyin’e gaz vererek, İran’a saldırtmıştı.  22 Eylül 1980 de başlayan Irak – İran savaşı 8 yıl sürmüştü. Savaş sonrası büyük bir kriz yaşayan Irak,  2 Ağustos 1990’da Kuveyt’i işgal edince hamisi olan ABD ve Batı’yı karşısına almıştı.

Sonuç Saddam ve BAAS için yıkım olacaktı. 1. Körfez Savaşı’yla (16/17 Ocak 1991 – 28 Şubat 1991) kıskaç altına Irak diktatörü Saddam Hüseyin 2. Körfez Savaşı’yla (19/20 Mart 2003 – 9 Nisan 2003) devrilecek ve Irak işgal edilecekti.

ABD ve Koalisyon güçlerinin Irak’ı işgal etmesinden sonra, işgal ordularına yakalanmamak için kaçan Saddam Hüseyin, 13 Aralık 2003’te bir çiftlik evinde 600 kişiden oluşan ABD özel birlikleri tarafından kıstırılıp ele geçirildikten sonra, adil bir yargılama yapılmadan, İslam dünyasının en kutsal gününde bir Kurban Bayramı sabahı 30 Aralık 2006’da asıldı.

17 Temmuz 1968’de, Irak’ta, BAAS’ın yaptığı darbeyle devrimin 2. adamı olan Saddam, ihtilalin lideri General Hasan El-Bekr’i devlet başkanlığından bir oyunla istifa ettirdikten sonra, DKK konseyinin aldığı bir kararla 12 Temmuz 1979’da onun yerine geçmiş ve 24 yıl Irak’ı diktatörlükle yönetmişti. Başta Türkmenler olmak üzere Kürtlere, Şii Araplara zulmeden, muhalefete izin vermeyen, Irak halkına kan kusturan, kan döken, muhaliflerini acımasızca devrim muhafızlarına infaz ettiren, darağacına gönderen Saddam Hüseyin’in sonu da asılmak olacaktı. Tam bir diktatör olan Saddam’ın ipini, soğuk savaş döneminde en büyük müttefiki olan ABD ve Batı dünyasının Bağdat’taki yeni işbirlikçileri Arap Şiiler çekecekti.

İran eski Cumhurbaşkanlarından Beni Sadr’ın, Mart 1980’de, Tahran’da, Celal Talabani’ye “Kürtler niçin büyük devletlerin hep oyuncağı?” sorusunu boşuna sormadığını ve Talabani’nin de “evet haklısınız” demekten başka bir cevap veremediğini kimse, özellikle Ortadoğu’da Kürtler akıllarından asla çıkarmamalı.

Saddam Hüseyin’in idam edilmesine en çok sevinen ülkeler arasında İran da vardı. 8 yıl Irak ile savaşan İran, Saddam’a destek vermekle suçladığı, “Büyük Şeytan” dediği ABD ile birlikte Saddam rejiminin yıkılmasına sevinmiş, Saddam’ın idamından memnun olmuştu. İran ve ABD, BAAS rejiminin devrilmesine sevinerek ortak bir çizgide buluşuyorlardı.

ABD Başkanı Bush ve onun finosu dönemin İngiltere Başbakanı TonyBlair, tüm dünyaya Irak’ta “Nükleer silahlar var” yalanı ile Irak’ın işgal edilmesini sağlamışlardı. Ama işgal sonrası Irak’ta olduğu söylenen nükleer silahlar bulunamamıştı. Saddam rejimi üç haftada yıkılmıştı.

TÜRKİYE BU İKİ AŞİRET MARABASINA KIRMIZI PASAPORT VERDİ ÖRTÜLÜ ÖDENEKTEN BESLEDİ

Alperen:  Mesud Barzani Ve Celal Talabani’nin Türkiye ile ilişkileri nasıl başladı?

HAKKI ÖZNUR 1980’lerin sonlarında diyebiliriz. İki Kürt lider Barzani ve Talabani 1980’lerin sonlarında ABD ve İngiltere aracılığıyla Türkiye ile ilişki kurmak istiyorlardı. KYB lideri Celal Talabani Dışişleri Bakanı Mesut Yılmaz’a Londra’dan mesaj gönderttirerek “Ankara ile görüşmek istiyoruz. Bizi muhatap kabul edin” diyordu.

Yine Talabani arkadaşı olan eski Maoistlerden daha sonra Cumhurbaşkanı Özal’a danışmanlık yapacak olan Gazeteci Cengiz Çandar’dan Özal ile görüşme ayarlamasını istemişti. Çandar, Ortadoğu bölgesini ve bölgedeki siyasi yapıları iyi bilen Amerikancı gazetecilerdendi.

Özal’ın yanından ayrılmayan, Kürt meselesinde ona danışmanlık yapan Cengiz Çandar, KYB lideri ve yöneticilerini çok yakından tanıyordu. KYB’nin Washington'daki temsilcisi Behram Salih yakın dostuydu. Çandar ile Behram, Salih Washington’da ya da Londra’da buluşuyorlardı.

Körfez Savaşı devam ederken çalıştığı gazeteye bir yazı dizisi hazırlamak isteyen Çandar, Kuzey Irak’taki Kürt örgütlerin liderleri olan Barzani ve Talabani ile de bir görüşme yapmayı düşünmektedir. Bütün bu konuları görüşmek üzere, Cumhurbaşkanı Turgut Özal’dan bir randevu talep eder. Özal, randevu talebini kabul ettikten sonra, görüşme Şubat 1991 başlarında gerçekleşir.

Özal’ın mesajını Cengiz Çandar, Londra’da bulunan Celal Talabani’ye götürdü. Zaten Çandar’ın görevi Özal’ın Kürt liderlere iletilerini götürmekti. Görüşme Celal Talabani’nin kayınpederi İbrahim Ahmed’in evinde gerçekleşti. Görüşmede Muhsin Dizai de bulunmuştu. Mesud Barzani ile de görüşmek istemesine rağmen bu mümkün olmamıştı. Çünkü Barzani o sırada İran – Irak sınırının İran tarafındaymış.

Görüşme bittikten sonra Çandar’ın koluna giren Talabani, “Bir ricam var. Sayın Cumhurbaşkanı bir Irak Muhalefet heyetini davet etsin. Mesud Barzani’yle ben de katılayım birde ikimizi ayrı ayrı davet etsin. İlki açık ziyaret olsun” diyordu.

Çandar, “elçiye zeval olmaz” diyerek söylediklerini Özal’a ileteceğini belirttikten sonra, Talabani tekrar söze girerek, “O kadar hassas bir konu ki bu Türkiye’de Sayın Cumhurbaşkanının başını belaya sokmayalım. Eğer açık davet edecekse başımızın üstüne; biz zil takıp oynayarak dans ederek geliriz.”demişti.

Londra’dan hemen dönen Çandar kısa bir süre sonra, İstanbul Harbiye Orduevi’nde Turgut Özal’ı ziyaret ederek Londra temasları hakkında bilgi veriyordu. Önce Özal kendi değil ama dışişlerinden bazılarının yurtdışında Kürt liderle görüşmesini istemişti. Ancak daha sonra bu fikrinden cayarak Talabani ve Barzani’yi Türkiye’de devletin çeşitli kurumlarının yetkilileriyle görüşmeye çağırmıştı. Barzani gelememiş, yerine temsilcisini gönderirken, Talabani ise gelmişti.

Bu gelişmeler olurken 13 Ocak 1991 günü Ankara’yı ziyaret eden İngiltere Dışişleri Bakanı Douglas Hurd görüştüğü Türk Dışişleri Bakanı’na Talabani’nin özel isteğini iletiyor ve Talabani ile diyalog kurulmasının bölgeye fayda sağlayacağını söylüyordu. Türkiye, İngiltere Dışişleri kanalıyla Irak Kürtlerinin Ankara ile temas kurma taleplerini öğreniyordu. Talabani ve Barzani’nin talepleri Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ a da haber verilecekti.

El Hayat dergisinin Londra temsilcisi Kamuran Karadağ'ın 1990 yılı sonunda Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile görüşmüş arabuluculuk yapmıştı. Turgut Özal, "Ben görüşmeyeyim. Dışişleri görüşsün." demişti.

İngiliz Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı David Gore ve CIA’nın Ortadoğu istasyon şeflerinin girişimleriyle ve Cumhurbaşkanı Özal’a yapılan telkinlerle iki işbirlikçi örgütün temsilcileri Türkiye’ye davet edildiler.

Ankara, Talabani’ye randevu tarihi olarak 8 – 11 Mart günlerini vermişti. Suriye hava yollarına bağlı 465 sefer sayılı uçakla I – KDP yöneticilerinden Muhsin Dizai ve KYB lideri Celal Talabani, 8 Mart 1991 günü Ankara’ya geldiler.

İki Kürt yetkilisini Esenboğa Hava limanından sivil plakalı bir araba alıp Ankara Palas’a, yani devlet konukevine götürdü. Araba daha Esenboğa sınırlarını geçtiği sırada Hava limanından bir yetkili Çankaya’daki konutu arıyor ve “beklenen misafirler geldi” diyordu. Aynı mesaj dışişleri bakanlığı ve MİT Müsteşarlığı’na da iletiliyordu.

Talabani ve Dizai hemen görüşmelere başlamak istiyor ve Ankara Palasın bir odasına alınıyorlar. Odada kendilerini MİT Müsteşarı Korgeneral Teoman Koman ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Tugay Özçeri ve İstihbarat Dairesi Başkanı Cenk Duatepe karşılıyordu.  Dört yüksek seviyedeki Türk bürokratı ile 8 – 11 Mart tarihleri arasında görüşmüşlerdi. Turgut Özal bu görüşmeleri 11 Mart 1991 günü Moskova ziyareti sırasında açıklıyordu. Ankara Palas Oteli’nde yapılan görüşmeler gizli tutulur.

Cumhurbaşkanı Özal'ın, "Kurulacak masada bizim de yerimiz olacaktır" yaklaşımı, Dışişleri Bakanlığı'nın elini kolunu bağlıyordu.

1991'in ilk aylarında Talabani ve Barzani'nin Türkiye ile ilk teması işte böyle başladı. Dışişleri yetkilileri ile görüşmelerinden birkaç ay sonra ikisi de Çankaya Köşkü'nde Özal ile görüştüler. Başlangıçta Özal'ın bu görüşmelerine sert tepki gösteren dönemin başbakanı Süleyman Demirel de, onlarla görüşmeler yaptı.1991 yılı Barzani ve Talabani açısından son derece iyi geçecekti.

Ankara’da ağırlanmalarının ötesinde her iki işbirlikçi Kürt hareketi 1991 sonlarında Ankara’da birer temsilcilik ya da fiili konsolosluk sahibi oldular.

1988 den itibaren Ankara’da çeşitli defalarca ağırlandılar. İki Kürt lidere 25 Temmuz 1992’de Başbakan Süleyman Demirel ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın huzurunda, kendilerine Türk diplomatik pasaportu verilecek ve iltifat edilecekti.

Mesud Barzani ile Celal Talabani, Turgut Özal’a ‘‘Dayı” derlerdi. Mesud Barzani bir görüşmede Özal’a aynen şöyle demişti:

“Geçmişteki Mahabat Kürt Cumhuriyeti’nin Genelkurmay Başkanı babam Molla Mustafa Barzani ve arkadaşlarını İranlıların zulmünden Türkler kurtarmış. Babam hep bize vasiyet ederdi: ‘Bugün hayattaysanız bunu Türk ordusuna ve Türklere borçlusunuz, bunu hiç unutmayın. Bir Türk’e silah çekerseniz bu dünyada da, öbür dünyada da hakkımı helal etmem.’ Biz işte bu vasiyetle büyüdük.”

Cumhurbaşkanı Turgut Özal da Başbakan Süleyman Demirel de iki Kürt lider Mesud Barzani ve Celal Talabani ile Ankara’da ve İstanbul’da baş başa birçok görüşmeler yaptılar. Her ikisine de özel muamele gösterildi. Daha dört yıl öncesine kadar Türk Devlet yetkilileri ile görüşmek için her türlü siyasi taklayı atan Barzani ve Talabani bu emellerine Birinci Körfez Savaşı’yla ulaşacaklardı.
Birinci Körfez Savaşı sonrası bölgeye Çekiç Güç’ün yerleşmesiyle Irak’ın kuzeyinde kendilerine bir bölge ayrılan Barzani ve Talabani ikilisi Ankara’yı yol edecektir.

Özal'ın talimatıyla Cumhurbaşkanlığı Basın Sözcüsü Büyükelçi Kaya Toperi ve dönemin Olağanüstü Hal Bölge Valisi Necati Çetinkaya, 1992 sonlarında Barzani'nin Habur'un güneyindeki karargahına gittiler. Bölgedeki Kürtlerin ihtiyaçlarını ve Türkiye'nin yapabileceği katkıları tespit amacını taşıyan bu gezide Barzani, Toperi ve Çetinkaya'ya aynen şöyle demişti: "Bana babamın vasiyetidir. Babam Türklerle iyi geçin, Türklersiz başarılı olamazsın demiştir."

1992 – 1993 arasında Orgeneral Eşref Bitlis'in Jandarma Genel Komutanı olduğu süreçte Talabani ve Barzani ile oldukça yakın diyaloglar kuruldu. Türk Silahlı Kuvvetleri 1992'nin Ekim ayında Kuzey Irak'ta PKK'ya yönelik ilk büyük sınır ötesi operasyonu yapınca Talabani ve Barzani'ye bağlı peşmerge güçleri de buna katıldı. Orgeneral Bitlis, bölgede bir daha PKK'nın varlık göstermesini engellemek için 1992 yılı aralık ayında Barzani ve Talabani ile Kuzey Irak'ta görüştü.

PKK'nın 12 Aralık 1993'te sınırdaki Üzümlü Karakolu’na saldırı düzenlemesi üzerine Tümgeneral Osman Pamukoğlu komutasındaki askerî birliklerin takip ettiği 86 PKK'lının Barzani'ye bağlı bir köyde saklandıkları bilgisi geliyor. Ne yapılması gerektiği Ankara'ya sorulunca, Asayiş Komutanı Korgeneral Hasan Kundakçı'yı arayan dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş, "Pamukoğlu Paşa'ya söyle. Barzani'nin bir adamının dahi kılına zarar gelmesini istemiyorum." diyordu.

Türkiye'nin Kuzey Irak'ta PKK'ya yönelik sınır ötesi operasyonlarına destek sözü veren Barzani ve Talabani hiçbir zaman sözlerinde durmadılar. Türkiye kırmızı pasaport verdi. Silah, para, yiyecek, giyecek her şeyi verdi. Onlar ne yaptı? Bazı operasyonların dışında PKK’ya karşı gereken mücadeleyi vermediler.

Barzani ve Talabani’nin içinde yer aldığı “Kürdistani Cephe” 1992 Eylül, Ekim, Kasım aylarında PKK’ya karşı Türk Devleti’nin büyük desteğini PKK’nın karşısındaki hezimetten TSK’nın sayesinde kurtulmuştu.

PKK MK ÜYESİ  OSMAN ÖCALAN VE 500 PKK’LININ İMHA EDİLMESİNİ KYB LİDERİ TALABANİ ENGELLEDİ

ALPEREN : Bu süreç nasıl gelişmişti?

HAKKI ÖZNUR: Terör örgütü PKK, 1992 Haziran başlarında, Habur sınır kapısından Irak’ın kuzeyine yönelik giriş çıkışları kontrol altına almaya çalışmıştı. Amacı ticareti engellemekti. PKK baskıları sonucunda mazot ve mal taşıyan yüzlerce araç sınırı geçemedi. I – KDP ve KYB’nin içinde yer aldığı Kürdistani Cephe PKK’yı kınadı. Temmuz’un ilk günlerinde KDP ve KYB Irak’ın kuzeyini terk etmesi için, PKK’ya bir ultimatom verdi. PKK buna rest çekerek tavrını gösterdi.

Celal Talabani ve KYB’nin Ankara temsilcisi Serçil Kazaz, PKK ile ilgili olarak Ankara’da üst düzey askeri ve istihbarat yetkilileri ile bir araya geldi. Talabani, PKK’nın ihmal edilmesi için askeri destek istedi. Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis Paşa ise toplantıda PKK terör örgütünü yok etmek için önce KDP ve KYB’nin kararlı olmasını istedi. Toplantının ardından Eşref Bitlis Paşa’nın talimatıyla, Genelkurmay ve MİT görevlileri istihbarat toplamak zemin hazırlamak için Irak’ın kuzeyine gittiler. Dönüşlerinin ardından TSK, PKK’ya karşı bir askeri operasyon planı yaptı.

Eylül 1992 sonunda PKK Kuzey Irak’tan geçip Derecik Jandarma Sınır Karakolu’na saldırdı. 23 asker ve 5 köy korucusu şehit düştü. Bunun üzerine TSK, Irak sınırını geçerek PKK’lıları takibe aldı ve 100’den fazla PKK militanı çatışmalarda öldürüldü.

2 Ekim 1992 günü PKK militanlarını Kuzey Irak’tan temizleme hareketi başlatan KDP’li ve KYB’li beş binden fazla peşmerge, PKK liderinin kardeşi Osman Öcalan’ın üstlendiği Hakurk Kampı’na saldırdılar. Parti radyosunda bir konuşma yapan KDP lideri Barzani, “Hedef, Apo’nun kardeşi Osman Öcalan ve onun karargâh Hakurk Kampı’dır.”diyordu. Öcalan PKK karargâhlarına telsizle verdiği talimatta, “Savaşa hazırlanın” diyordu.

Kürdistani Cephe’ye mensup peşmergelerle PKK arasındaki çatışmalar Ekim ayında bütün şiddetiyle sürecekti. Siyasi literatüre bu kanlı çatışmalar “Güney Savaşları” olarak girecekti. 2 Ekim’de başlayan Hakurk cephesindeki ilk çatışmalarda PKK güçlerini Osman Öcalan yönlendirirken, Kürdistani Cephe güçlerini de KYB’li peşmerge Mustafa Cavreş yönetiyordu. Güney Savaşı’nın ikinci haftasına girilirken, Türk Silahlı Kuvvetleri de Irak sınırı içlerine kadar büyük bir askeri operasyon düzenledi. KDP ve KYB’yle çatışan PKK militanlarının bölgede hâkim bir güç olmasını istemeyen TSK, PKK’lı militanlara karşı peşmergelerin can simidi olacaktı. Türk ordusunun devreye girmesiyle Haftanin Cephesi’nde PKK militanları karşısında ağır bir yenilgiye uğramaktan Kürdistani Cepheyi TSK kurtaracaktı.

Türk ordusu 14 – 16 Ekim arasında PKK’lıların bulunduğu Hakurk, Zaho ve Haftanin bölgesine hava ve kara hareketi düzenledi. TSK uçakları, PKK kamplarını aralıksız hava bombardımanına tuttu. 2 Ekim 1992 tarihinde başlayıp Ekim sonuna kadar devam eden, Kürdistani Cephe ve PKK çatışmalarında, taraflar sonuç alamazken, aralarındaki çatışmaların sona ermesi ve ateşkes sağlanması amacıyla taraflar çeşitli girişimler başlattı. 30 Ekim 1992 günü bir açıklama yapan Osman Öcalan, Kürdistani Cephe’yle yapılan görüşmeleri doğruluyordu.

Türk Silahlı Kuvvetleri, 12 Ekim’de 15.000 kişilik bir güç ile Kuzey Irak’a girmişti. Operasyon ağır hava şartlarında gerçekleşmişti. TSK, askeri operasyonlarını Ekim ayının son günlerinde de sürdürdü. TSK’nın düzenlemiş olduğu operasyonlar sonucunda imha edilmekle karşı karşıya kalan PKK, Talabani’nin kıvırmasıyla kurtulacaktı.  Kürdistani Cephe – PKK görüşmeleri 29 Ekim 1992’de Erbil’de ateşkese bağlanmış, Osman Öcalan ve 600 PKK’lı TSK’nın elinden kurtularak başka bölgelere geçmişlerdi.

Barzani sınır güvenliği için Türk birlikleri ile koordineli olarak çalışacaklarını belirtirken, taraflar 16 Aralık’ta yeniden bir araya gelecekti. KDP ve KYB’nin İçinde yer aldığı Kürdistani Cephe ile PKK arasındaki çatışmalar, 9 Kasım 1992’de sona ermişti. 40 günlük çatışmalarda, 350 PKK’lı 250 Kürdistani Cephe’ye mensup peşmerge ölmüştü. PKK’ya karşı, KDP ve KYB’yi destekleyen ve PKK kamplarına operasyon yapan güvenlik güçlerimiz ise 28 Şehit vermiş, 125 askerimiz ise yaralanmış ve Gazilik ünvanını almıştı. İçişleri Bakanı İsmet Sezgin 22 Aralık 1992 tarihinde bir basın toplantısı yaparak Irak’ın kuzeyini üs olarak kullanan ve kamplar açan PKK’ya karşı yapılan askeri harekâtın bilançosunu ve maliyetini anlatmıştır.

Ekim savaşlarının ardından PKK geçici olarak Türk – Irak sınırı boyunca yer alan kamplarından geri çekilerek daha güneydeki Zagros Dağları’nda İran sınırında yer alan Zele’de yeni bir eğitim kampı kuracaktı. Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş, PKK’nın geri çekilmesi üzerine “PKK köpek gibi kendi döktüğü kanda boğulacaktır” diyordu.

1992’nin Ekim ayında “Kürdistani Cephe” ile PKK arasında başlayan Güney çatışmaları olarak siyasi literatüre geçen, Kürtlerin kanlı iç hesaplaşmasının iç yüzünü en iyi bilenlerden biri de Ersever’di. Uzun yıllar bölücü PKK ve benzeri terör örgütlerine karşı kurulan jandarma istihbarat ve terörle mücadele biriminde grup komutanlığı yapan komutan Ersever, istihbaratçı bir subay olarak gelişmeleri yerinde görmüş ve takip etmişti.

Cem Ersever, bölücü hareketlerle çok ciddi mücadele etmişti. Türk ordusunun Kuzey Irak’ta üstlenen PKK terör örgütüne yönelik düzenlemiş olduğu birçok askeri operasyonda yer almıştı. Bunlardan biride 1992 yılının başlarından itibaren güney savaşlarıdiye adlandırılan Kürdistani Cephe ile PKK arasında yaşanan çatışmalardı. Ersever, TSK’nın PKK’yı imha etmek için Ekim ayında düzenlediği, KDP ve KYB’nin de içinde yer aldığı Kürdistani Cephe’ye destek verdiği, askeri operasyonların istihbarat merkezinde görev yaptı.

Kuzey Irak’ı çok iyi tanıması, bölgedeki Kürt liderleriyle olan diyalogu, uzman bir subay olarak TSK tarafından bölgede görevlendirilmesine yol açmıştı. Ersever, Talabani ve Barzani gibi birçok örgüt liderleriyle çok yakından görüşüyor ve konuşuyordu. Kürt liderlerin, Çekiç Güç mensuplarıyla olan karanlık ilişkilerini de biliyordu. Bu konuyla ilgili rapor hazırladı ve Çekiç Güç’ün Kürt devleti kurmak için çalıştığını birçok defa üstlerine bildirmişti.

Cem Ersever’in şiddetle eleştirdiği olaylardan biri de Güney Savaşları’ydı. İçinde bizzat yer aldığı bu çatışmaların askeri boyutunu doğru bulurken, siyasi boyutunu eksik buluyordu. Bu yüzden daha emekli olmadan, bu konu ile ilgili görüşlerini çeşitli şekillerde beyan etmişti.

Cem Ersever, TSK’nın askeri hareketine rağmen PKK’nın tamamen çökertilemediğine inanıyordu. PKK’nın çökertilemeyişinden de sorumlu olarak Talabani’yi görüyor, ihanete uğradık diyerek şunları söylüyordu:

“İhanete uğradık. Türkiye, dostlarının ihanetine uğradı. Celal Talabani’nin ihanetine uğradı. 2000 ve 3000 civarındaki PKK’lı Talabani’ye sığınmıştır. Talabani, PKK’lıları alıp iç bölgeye götürmüştür. Hareket sonrasında Türkiye ne kaybetmiştir? Kuzey Irak hareketi sırasında neredeyse PKK, FKÖ durumuna getirilmiştir. Siyasi bir hava verilmiştir, haklarını savunan, siyasi bir mücadele yürütmek isteyen örgüt durumuna getirilmiştir.”

BARZANİ’NİN DOSTLARINDAN BİRİ KEMALİST GENERAL ÇETİN DOĞAN’DIR

1992 – 1998 yılları arasında PKK ile I – KDP çatışmalarında Barzani’nin peşmergelerine TSK destek vermişti. KDP ile Türk ordusu PKK’ya karşı adına Kazıma Hareketi, Çelik Hareketi verilen operasyonlarda birlikte hareket ettiler.

1997'de Türk Silahlı Kuvvetleri Irak'ın 400 kilometre içine girdiğinde Barzani güçlerinin de TSK Kuzey Irak'tan çıkacağı gün Barzani'den "Saldırıya uğradık." haberi geliyor. TSK birlikleri yardıma yetişiyordu. Bazı askerlerimiz şehit düşmüştü. Yıllar sonra Barzani’nin yardımına koşan TSK’nın askeri hareketi için Çetin Doğan, "Bu olay, özel ve gizli bir harekâttı. Medyaya yansımadı ama gizli servisler bilir. Sonra, Barzani ile Kuzey Irak'ta üs kurduk."diyordu.

Genelkurmay Plan Harekât Daire Başkanlığı, 4. Kolordu Komutan Yardımcılığı, 1. Mekanize Tümen Komutanlığı, Genelkurmay Harekât Başkanlığı ve Jandarma Asayiş Komutanlığı görevlerini icra eden Asayiş Komutanı olarak Güneydoğu'da görev yapan 2003 yılında 1. Ordu Komutanı iken emekli olan Orgeneral Çetin Doğan, 23 Mart 2006'da İstanbul'da bir toplantıda Barzani'nin Türkiye'ye büyük hizmetler yaptığını ileri sürüyordu. İsrail maşası Barzani’den büyük bir övgüyle söz ediyordu. Balyoz davasından 26 Şubat 2010’da tutuklanan 19 Haziran 2014'te AYM'nin ilgili kararı doğrultusuna tahliye edilen MDD zihniyetli, Ulusalcı görüşleriyle tanınan Çetin Doğan içeri düşmeden önce Aktüel dergisinde yayımlanan röportajında da aynı düşüncelerini tekrarlamıştı: "Talabani ile Barzani'yi aynı kefeye koymamalıydık. Çünkü Barzani aktif şekilde bizimleydi. Onun adamlarıyla hava indirme harekâtları bile yapıyorduk."

Mesud Barzani de 26 Eylül 2005 tarihinde Vatan gazetesinde yayımlanan röportajında, "Aile dostumuzdur." dediği Orgeneral Doğan ile bu yakınlığını anlatırken şöyle diyor: "Bizim heyetimiz Turgut Özal'a ilk gidişinde yanında Genelkurmay'ı temsil eden bazı paşalar da vardı. Çetin Doğan'la ilk orada tanıştım."

Barzani’nin “dostum” dediği Çetin Doğan 28 Şubat sürecinde adı fişlemeler ile anılan Batı Çalışma Grubunun başkanlığını yapmıştı. Darbeci zihniyete sahip bir generaldir.

AKP HÜKÜMETİ BARZANİ AİLESİ İLE KANKA OLMUŞTUR

ALPEREN : AKP Hükümetinin 14 yıllık iktidarı en çok Barzani ailesine yaramadı mı?

HAKKI ÖZNUR: Tespitiniz doğru. 14 yıllık AKP iktidar Barzaniye büyük imkanlar sağlamıştır.Barzani hareketi Türkiye ile olan ilişkilerinde çok büyük mesafe kattetti. Mesud Barzani ve Celal Talabani bir çok kez Türkiye’ye geldiler en üst seviyede karşılandılar. Neçirvan Barzani en çok ülkemize gelenlerdendir.

Mart 2008:’ de  KYB lideri  Celal Talabani, Irak Cumhurbaşkanı olarak Abdullah Gül’ün daveti üzerine Ankara’ya geldi.

Mart 2009’da Cumhurbaşkanı Gül, “Kuzey Irak Yönetimi” yerine, ilk defa “Kürdistan Bölgesel Yönetimi” ifadesini kullandı. Bir gazeteci “Kürdistan mı dediniz?” diye sorunca Gül “Ne diyeceğim?Kendi anayasalarında yazıyor” yanıtını verdi. 

Ekim 2009: da Dışişleri Bakanı  Ahmet Davutoğlu, Erbil’e gitti.

Haziran 2010: Mesud Barzani, Irak Kürdistan Bölgesi Başkanı sıfatı ile Ankara’da ağırlandı.

Temmuz 2010: Bakan Davutoğlu, ilk kez Irak’ın kuzeyi için “Kürdistan” dedi. Davutoğlu Süleymaniye’de bir otelde 28 kişinin öldüğü yangın sonrası başsağlığı mesajı göndermiş, “Irak Kürdistanı Bölgesi Başkanı Sayın Başkan Mesud Barzani” diye hitap etmişti.

29 Ekim 2010’da Türkiye’nin Erbil Başkonsolosluğu’nun verdiği resepsiyonda ilk kez “Kürdistan bayrağı” da Türk protokolüne girdi.

29 Mart 2011’de Başbakan Erdoğan Erbil’de Barzani ile görüştü.

AKP – Barzani ilişkilerinin en üst seviyede olması Barzani’nin sık sık Türkiye ziyaretleri 12 Eylül 2013 AKP 4. kurultayında konuşturulması Başbakan Erdoğan’ın özel davetlisi olarak 16 Kasım 2013’te Diyarbakır’da şov yaptırılması ve devam eden Barzani ve ailesinin Ankara ziyaretleri, sıcak ilişkiler Atlantik Konseyi’nin istediği gibi gitmekte.

Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Başkanı sıfatını taşıyan Aralık 2015 başında Mesud Barzani Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’a ve Ankara’ya yaptığı ziyaret sonrasında, “bağımsızlık” referandumu için hazırlık yapılması talimatı vermiştir. Ankara’ya ziyaretinde Barzani, Esenboğa Havalimanı’nın VIP salonunda, ilk kez Erbil yönetiminin bayrağı ile karşılanmıştır. Erbil’deki karargahında CIA ve MOSSAD yetkilileri ile bir araya geldikten sonra Bağımsız Kürdistan söylemini yeniden gündeme taşımıştır.

9 Aralık 2015 günü Ankara resmi ziyarette bulunan Barzani, önce Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu tarafından daha sonra da Çankaya Köşkü’nde Ahmet Davutoğlu tarafından Bölgesel Kürt Yönetimi’nin bayrağı ile karşılandı. Bu karşılama sonrasında Mesud Barzani, Başbakan Ahmet Davutoğlu’na, Çankaya Köşkü’ndeki bayrak için teşekkür etti.

I-KYB resmi web sayfasından, Mesud Barzani’nin  Ankara temaslarıyla ilgili açıklama yapıldı. Açıklamada, Barzani’nin, Çankaya Köşkü’nde protokolde Kürt Bölgesel Yönetimi’nin bayrağının da bulundurulması nedeniyle Başbakan Davutoğlu’na hitaben, “Bu hassasiyetinizden dolayı teşekkür ederiz” dediği bildirildi.

Barzani'nin 2010 ve 2013 yılındaki ziyaretlerinde sadece Türk bayrağı yer almış, olay tartışma konusu olmuştu.  Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani, Esenboğa Havalimanı'nda Türkiye Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu tarafından karşılandı. Ankara'daki karşılama organizasyonunda masada Türkiye, Irak ve Kürt bölgesel yönetiminin bayrakları yer aldı. Barzani’nin daha önce Türkiye’ye yaptığı resmi ziyaretler sırasında Irak bayrağı ya da sadece Türk bayrağı kullanılıyordu. Bu yüzden Barzani’nin 2010 yılında yaptığı Türkiye ziyaretinde kriz yaşanmıştı.

Barzani 6 yıl aradan sonra 2010 yılı Haziran ayında resmi temaslarda bulunmak üzere Ankara’ya geldi. Barzani – Erdoğan görüşmesinde sadece Türk bayrağı yer aldı. Görüşmeler sonrasında dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Barzani basın toplantısı yapmış, gazetecilerin sadece Türk bayrağının olması ve Irak bayrağının olmaması şeklindeki soruya Davutoğlu, “Bunun özel bir anlamı yok. İstiyorsanız Irak bayrağını hemen getirtiriz. Irak’tan gelen herkes Irak vatandaşıdır” karşılığını vermiş, Barzani ise “Siz söylemeden önce farkında bile değildim” demişti. Barzani, 2013 yılının Kasım ayında Diyarbakır’a yaptığı ziyarette de dönemin Başbakan’ı, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la yaptığı görüşmede sadece Türk bayrağı kullanılmıştı.

BARZANİ’NİN RÜYASINI AKP GERÇEKLEŞTİRDİ

ALPEREN: Mesud Barzani’nin rüyasını AKP hükümeti Diyarbakır da gerçekleştirmedi mi?

HAKKI ÖZNUR: Çok doğru: Diyarbakır’da yapılan görüşme sonrasındaki açıklamalarda Erdoğan ilk kez “Kürdistan” sözünü kullanmıştı. 2013 yılındaki o görüşmede Barzani, Diyarbakır Belediyesi tarafından I-KYB bayrağı ile karşılanmış, buna karşılık Barzani de “Diyarbakır'da Kürdistan bayrağıyla karşılanacağımı rüyamda görsem inanmazdım” demişti.

İstanbul'da 1. Ordu Komutanı iken 2003'te emekli olan Balyozcu Orgeneral Doğan, Kuzey Irak'taki bölgesel Kürt yapılanması hakkında da şöyle demişti: “Kürdistan deyiminden de rahatsız olmamıza gerek yok, bu bir coğrafî isim. O yüzden Barzani'ye benim akrabamsın dedim. Kürtler bizim akrabamız.”

Erdoğan gibi Ulusalcı bazı generaller de Kürdistan kelimesinden rahatız değildi. Barzani AKP kontrolündeki TRT’nin Kürtçe yayın yapan TRT şeş olarak bilinen TRT 6 kanalına yaptığı açıklamalarda Erdoğan’ın Kürdistan demesinden büyük memnuniyet duyduğunu ifade eden ardından “Diyarbakır'da Kürdistan bayrağıyla karşılanacağımı rüyamda görsem inanmazdım” diyen, altına kırmızı halılar serilen Mesud Barzani’nin rüyası AKP hükümeti sayesinde gerçek olmuştur. Barzani “Diyarbakır’da gördüğüm manzara hayal miydi, gerçek miydi diye düşündüm. Orada daha önce gizlice de (izinsiz) olsa gördüğüm Kürdistan bayrağıyla (Kuzey Irak’taki Kürt Yönetimi’nin kullandığı bayrak) seviniyordum. Fakat Kürdistan bayrağının alenen Diyarbakır sokaklarında dalgalanması beni çok duygulandırdı.” diyordu.

Başbakan Erdoğan’ın, "Kürdistan" ifadesini ilk defa kullanmasını, "çok önemli bir gelişme" olarak değerlendiren Barzani, yine I – KDP televizyonlarına aynen şunları söylemiştir:

"Halkın Kürt bayrağını kaldırması ve Kürt yerel elbiseleri ile törenlere katılması Türkiye siyasetinde önemli değişimlerin olduğunu gösteriyor. ŞıvanPerver ve İbrahim Tatlıses’in peşmerge marşı okuması da önemlidir. Kürtlerin bu atmosfere ve sürece sahip çıkması ve akıllı bir şekilde hareket etmesi gerekmektedir."

Geçmişten verdiği örneklerden sonra “İşte Türkiye’nin, Kürtlere karşı tutumu bu şekildeydi. Nereden nereye?”diyen Mesud Barzani, bölge ile Türkiye ilişkilerinin AK Parti'nin iktidara gelmesinden sonra düzelme seyrine girdiğini kaydetti. Barzani, Başbakan Erdoğan'ın 2005 yılında Diyarbakır'da yaptığı konuşma ile çözüm ve barış sürecinin başladığını ifade etti.

"Keşke Erdoğan, Türkiye’de Federal bir Kürt Bölgesi'nin oluşturulacağını ilan etseydi" diyen Barzani, "Ama bunun şu durumda biraz zor olduğunu görüştüğüm Kürt partilerine aktardım. Kendilerine, çok önemli kazanımların elde edildiğini ve bunlara sahip çıkılması ve sabretmeleri gerektiğini söyledim "sözlerini kaydetmiştir.

Mesud Barzani, Erbil’de katıldığı toplantıda 'milat' olarak nitelendirdiği Diyarbakır ziyareti sırasında dünyanın hiçbir yerinde görmediği ilgi ile karşılaştığını söylemiştir.

Ankara’da kırmızı halılarla karşılanan Özel Kuvvetleri bile ziyaret eden Mesud Barzani için Cemil Çiçek, 2007’de Hükümet Sözcüsü iken “Terörle ilgili şu ülkenin yöneticisi, filanca aşiret şeyhi, dünün postal öpücüleri şöyle demiş, böyle demiş... Şu anki terör algılamamızda bir değişikliğe neden olmaz” demişti.

Messod Barzani 7 Nisan 2007’de Türkiye'ye yönelik sert açıklamalarda bulunmuş, ''Eğer Türkiye Kerkük’e müdahale ederse, biz de Diyarbakır ve Türkiye'deki diğer kentlerle ilgili işlere müdahale ederiz'' demişti. El Arabiya televizyonuna konuşan Barzani, "Türklerin Kerkük’e müdahale etmesine izin vermeyeceğiz” diye konuşmuştu. "Türkiye'yi tehdit mi ediyorsunuz?" sorusuna ise Barzani, "Türkiye müdahale ederse neler olacağını söylüyorum" diyerek yanıt vermişti.

Türk ordusuna dil uzatan Messod Barzani için “Benim muhatabım değil, hadlerini bildireceğim” diyen Erdoğan 6 yıl sonra, Messod Barzani’ye “kardeşim” muamelesi çekmiştir. Messod Barzani alçağının açıklamaları MGK’da o zaman masaya yatırılmıştı. Erdoğan 9 Nisan 2007 günü yaptığı açıklamada “Haddini aştı, altından kalkamayacağı sözler söylemesin. Sonra bu sözlerin altında ezilir, yanlışlarının bedeli çok ağır olur” demişti. Dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de “Barzani cevabı görecek. Bir daha boyundan büyük laflar edemeyecek” diyordu. Başbakan, Dışişleri Bakanı, AKP kurmayları, Barzani’ye Saddam’ın sonunu hatırlatıyorlardı.

AKP HÜKÜMETİ  “POSTAL ÖPÜCÜSܔ DEDİ DAHA SONRA MERASİMLE KARŞILADI

Bütün bunlar zamanla unutuldu. 10 Aralık 2015 günü "Postal öpücü" Barzani'nin Ankara ziyaretinin ikinci gününde program dışı bir ziyaret yaşandı. Barzani'ye Ankara Gölbaşı'nda Özel Kuvvetler Komutanlığı'na yaptırılan ziyaret medyaya "bordo berelilerin eğitimi konusunda bilgi aldı" diye yansıtıldı.

Barzani'nin "postal öpücülüğü" yıllarca Saddam'a karşı kendisinin Türk askeri, Özel Kuvvetler elemanlarınca korunmasından gelir.  Barzani'nin Ankara'da ilk ziyaret durağı geleneksel olarak MİT olurdu. Ankara'ya çağrıldığında Yenimahalle'de misafir edilir ardından geriye postalanırdı.

İsrail uşağı Barzani, Ankara’da Erdoğan ve Davutoğlu ile görüştükten sonra HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, HDP Ağrı Milletvekili Leyla Zana, HDP Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir, HDP Mersin Milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat, HDP MYK üyesi Nazmi Gür ve Mardin Büyükşehir Belediyesi eşbaşkanı Ahmet Türk ile bir araya geldi. Görüşmede sözde “Çözüm Süreci”nin devam ettirilmesi konusunun ele alınmıştı.

ALPEREN: Barzanilerin hedefinde hep Kerkük var neden?

HAKKI ÖZNUR:  2001 – 2003 yılları arasında Mesud Barzani, I – KDP Genel Başkanı sıfatı ile Ankara’ya geldi. Görüşmeler yaptı. I – KDP lideri Mesud Barzani, Irak’a karşı yeni Amerikan operasyonunun gündeme geldiği 2002 yılında Irak Türkmenlerinin haklarını gasp eden, Türkiye’yi eleştiren, küstahça açıklamalarda bulunacaktı.

16 Ağustos 2002’de bir grup I–KDP’liyi kabul ederken “Kerkük’ün tarihi bir Kürt ili”olduğunu ileri sürüyordu. I–KDP’ye ait internet sitesinde hayali Kürdistan haritası yayınlayarak, Kerkük’ü Kürt bölgesi olarak gösteriyordu. 22 Ağustos’ta I–KDP’nin resmi organı olan Brayeti gazetesi başyazısında “Türkiye’nin operasyonu halinde, KDP güçleri, bölgeyi Türk ordusu için mezarlığa çevirecektir” diyordu.

Barzani’nin bu açıklamaları Türkiye’de büyük tepki gördü. Birçok sivil toplum kuruluşu ve siyasiler çeşitli basın açıklamaları ve toplantılarla Barzani’yi kınadılar. Siyasiler içerisinde en sert çıkışı Büyük Birlik Partisi yaptı. Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu adına, bir grup parti yöneticisi 22 Ekim 2002 tarihinde önce DGM’ye ardından Cumhuriyet başsavcılığına, başvurarak Barzani hakkında bir suç duyurusunda bulundu. Halen Türk devletine ait kırmızı pasaport kullanan Mesud Barzani hakkında; “Türk Silahlı Kuvvetlerini tahkir ve tezyifden (TCK 159) hakkında gerekle tahkikatın yapılıp, yakalanıp hesap sorulması” isteniyordu.

Mesud Barzani’nin uluslararası ilişkiler sorumlusu HoşyarZebari de, Türkiye’nin sert tepkisi üzerine Dışişlerine çağrılarak uyarıldı. Barzani, yediği zılgıta rağmen, uslanmadı. ABD’nin de desteğini alarak Türk ordusunu işgalci ve düşman olarak tanımaya devam etti. Barzani bununla da yetinmedi, çok uzun yıllardır çatıştıkları, anlaşamadığı KYB lideri Talabani ile bir çırpıda bir araya gelerek anlaştılar.

I–KDP lideri Barzani Musul ve Kerkük üzerine provokatif açıklamalarını sürdürmeye devam ediyordu. Eylül 2002 başlarında bir Alman dergisine vermiş olduğu bir röportajda; “Türk Askeri Kerkük’e girerse bu bölge Türk askerine mezar olur.” diyordu.

I–KDP sözcüsü’de “şayet Türkmenlerin Türkiye'si, Arapların Arabistan'ı, Şiilerin İran'ı varsa bizim de Kürdistan bölgesi olarak Amerika'mız var” demişti.

10 Nisan 2003'de Bağdat'ın düşmesinden sonra peşmergeler ilk olarak nereye girdiler? Türkmenlerin yaşadığı Kerkük'e. Neden? Geçmişten bu güne hep Kerkük'ü ele geçirmek istemişlerdir. Mesud Barzani'ye göre Kerkük Kürdistan'ın kalbiymiş. Barzani ve Talabani'nin tek isteği ve arzusu Kerkük'ü bir oldu bitti ile ele geçirmekti. 1000 yıldır burada yaşayan Türkmenleri topraklarından baskıyla zulümle kovarak peşmergeleri buraya yerleştirerek Kürt şehri haline getirmekti.

ABD işgal kuvvetleri, işbirlikçileri, peşmergelerin Kerkük'e girmesinden sonra Türkmenlere karşı işlemiş oldukları yağmalama hırsızlık öldürme ve belgeleri yakma, tapu dairelerinin yakılması gibi olaylar karşısında bilerek sessiz kalmışlardı. Onlar da biliyor ki yakılan bu belgelerin gelecekte şehir halkının kimlikleri ve bağlı oldukları ırk hakkında delil olarak kullanılması mümkündü.

KDP ve KYB’li CIA peşmergeleri, Türkmen şehri Kerkük'e bilerek girmiş ve talan etmişti. ABD öncülüğünde Kerkük'ü Kürtleştirme projesi ortaya konmaya çalışılmıştır. Erbil'den ve Süleymaniye'den gelen peşmergeler kafileler halinde ABD'li askerlerin himayesinde Kerkük'ün dış mahallelerine yerleştirilmişti. ABD Kerkük'e işbirlikçi Kürt vali Abdurrahman Mustafa'yı atamıştı. Onun da ilk işi ABD bayrağı altında bir Amerikalı gibi yemin ederek göreve başlamak olmuştu. ABD, AB ve İsrail planı açık ve nettir. İşbirlikçileri olan KDP, KYB ve PKK gibi taşeron Kürt örgütleri Ortadoğu’da güçlendirmektir. Çünkü küresel güçlere bölgede en iyi taşeronluğu geçmişten günümüze Barzani Talabani gibiler yapmıştır ve yapmaya da devam etmekteler. 

Irak’ın ABD Tarafından işgalinin hemen ardından Kerkük’te nüfus ve tapu daire kayıtlarının CIA peşmergeleri tarafından yok edilmesi, Irak Türklerinin sahneden silinmeye çalışılmasının arkasında kesinlikle ABD İngiltere ve İsrail vardır.

Iraktaki siyasal Kürtçü hareketin lideri küresel emperyalizmin uşağı Mustafa Barzani 1958 ve 1959 yıllarında Kerkük için “Kerkük Kürdistan’ın kalbidir” demiştir. Ancak ne Mustafa Barzani ne de babasının vasiyetini yerine getirmeye çalışan Mesud Barzani Kerküklüdür, ne Kerkük’le bir bağları vardır.

YAHUDİ UŞAĞI BARZANİ’NİN HEDEFİNDE TÜRKMEN ŞEHRİ KERKÜK VAR

 Messod Barzani 1993 – 2007 yılları arasında söylemiş olduğu “Kerkük Kürdistan’ın Kudüs’ü, Kerkük Kürdistan Toprağı, Kerkük Kürt şehridir,  Bağımsız bir Kürt Devleti kurulacaktır” sözlerini 2015 yılında da ifade etmiştir.

6 Mayıs 2015’te, Washington'da Atlantik Konseyi'nde konuşan IKBY Başkanı Mesud Barzani “Ne zaman olacağını söyleyemem ama bağımsız Kürdistan geliyor.” dedi.

Mesud Barzani, Beyaz Saray'da ABD Başkanı Barack Obama ve yardımcısı Joe Biden ile görüşmüştür. Hem Obama hem Biden,  Barzani ve peşmergelere övgüler dizmiştir.

Irak Bölgesel Kürt yönetimi Başkanı Mesut Barzani, referandum ve bağımsızlık için toplantı çağrısı yaptı. Barzani, yaptığı yazılı açıklamada, “Kürdistan halkı, hassas ve kendi kaderini tayin süreciyle karşı karşıyadır. Milletimizin önüne gelen bu imkan ertelenip, kaybedilemez” dedi.

Mesud Barzani’ye yakınlığıyla bilinen Rudaw’ın haberinde, Barzani’nin tüm siyasi taraflara en kısa zamanda referandum ve bağımsızlık için ulusal birliği sağlamaları çağrısında bulunarak, “İlk adım da Bağdat’la kardeşçe ve dürüstçe görüşmeler yapılmasıdır” dediğini aktardı.

Barzani mesajında, “Bu amaçla, tüm taraflara özel gündemle toplanma çağrısında bulunuyorum. Atılacak adımlar konusunda karar verilmesi için Kürdistan Bölgesi Başkanlık Divanı, tüm taraflarla irtibata geçecektir” ifadelerini kullandı.

Mesajda şu ifadeler de yer aldı:

“Bölge, yeni bir süreçten geçmektedir ve büyük bir değişim söz konusudur. Terörle mücadele ve kahraman peşmergenin çabası, şehitlerimizin kanı, halkımızın direnişi ve koalisyonun desteğiyle büyük kazanımlar elde edildi. Teröristler büyük bir yenilgiye uğradı ancak tehlike sürüyor. Bizim için bu süreçte kendi kaderimizi tayin hakkı ve bağımsızlıktan daha yüce ve kutsal bir amaç olamaz.”

 1 Eylül  2009  - 17 Ocak  2012  arasında  I-KBY’de Başbakan sıfatı ile yöneticilik yapan KYB yöneticilerinden  Berhem Salih 8 Ekim 2011 yılında Kerkük’ün kendileri açısından bir kırmızı çizgi olduğunu ve bu konuda hiçbir anlaşmaya razı olmayacaklarını söylemişti. Uydudan yayın yapan NRT televizyonuna demeç veren Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Berhem Salih tartışmalı bölgeler olarak nitelendirilen yerler içerisinde yer alan Kerkük için “Kürdistan Bölgesi’nin ayrılmaz bir parçasıdır. Kerkük bütün Kürtler için bir kırmızıçizgidir ve Kürdistan Bölgesi’nin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu konuda hiçbir uzlaşma veya anlaşmayı kabul etmeyiz, Irak merkezi hükümeti, mevcut anayasaya bağlı kaldıkça Kürtlerin Irak’tan ayrılmayacaktır “demiştir.

Tarih boyunca, Türklüğe düşmanlık besleyen, İsrail işbirlikçisi ve Türkmen kardeşlerimizin katili olan Siyonist zihniyetli Barzani ailesine ait Irak’ın kuzeyinden yayın yapan Barzanici Rudav TV’de her gün ekrana gelen hava durumunda Türkiye’nin doğusu 'Kürdistan' olarak veriliyor. Yayınlanan meteoroloji haritasından Erzurum, Sivas, Ağrı, Van, Malatya, Hatay, Mersin 'Kürdistan' sınırları içinde yer alıyor. AKP hükümetinin kuzey Irak politikası milli güvenliğimize zarar veriyor.

NATO merkezlerinde hazırlanan Barzanicilerin önüne konan onlarında sahip çıktığı, hazırladığı o haritada Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin tamamı ve Doğu Anadolu Bölgesi'nin tamamına yakın bir bölümü 'Kürdistan' haritası içinde gösteriliyor. Hatay ve İskenderun da dâhil olmak üzere 21 ilimiz Kürdistan toprağı diye gösteriliyor. Messod Barzani'nin 2013 haritası İskenderun Körfezimizde neredeyse Yumurtalık limanının güneyinde kalan tüm sahillerimizi sözde Kürdistan'a dâhil etmiş İkinci İsrail’in sınırları böylece belli olmuştur. Denize çıkan Kürdistan en çok İsrail’i memnun eder.

KDP ve KYB’de çok eskiden beri “Kerkük Kürtlerin Kudüsü'dür” anlayışı var. Mustafa Barzani gibi oğlu Mesud Barzani de Kerkük’ü Kürt bölgesi yapmaya çalışmaktadır. Barzani yönetimi ve KDP’nin kavgalı olduğu PKK/PYD dahi Kerkük’ü Kürt bölgesi yapmak için Barzani’ye yardım edeceklerini deklare etmişlerdir. PKK’nın Suriye kolu olan PYD’nin önde gelen isimlerinden Sipan Hemo “Kerkük Kürtlerin Kudüsü’dür.” demiştir.

BARZANİ BAĞIMSIZLIK İÇİN HENDEK KAZDIRIYOR

Kuzey Irak’taki peşmerge reisi Barzani Musul – Diyala arasını geçtiğimiz aylarda hendekle ayırmaya başladı. Sözde Kürdistan”ın sınırları Türkmenleri ikiye bölüyor. IKBY’nin hendekleri, Irak’ta tartışmalı bölgeler olarak bilinen kentlerde kazması, bölgedeki Türkmen ve Arapları haklı olarak kızdırdı. Mesud Barzani’nin “bağımsızlık referandumu” söylemleriyle hendek kazma çalışmasının aynı zamana denk gelmesi dikkat çekicidir.

Irak’ı üçe bölme planının bir parçası olarak bu hendekler kazılıyor. Merkezi hükümetin zayıflığından yararlanan Kürt yönetimi Irak anayasasının 140. maddesinde yer alan tartışmalı bölgelere hendek kazıyor. Bu hendeğin kazıldığı yerler arasında Tuzhurmatu, Süleyman Beg gibi Türkmen şehirleri de bulunuyor.

Kukla başkan Barzani, “tartışmalı” bölgedeki hendek çalışmalarına neden olarak “IŞİD saldırılarını” gösteriyor. Kuzey Irak’ın, bağımsızlığı için referandum hazırlığı yapılması için talimat veren, bununla ilgili 36 ülkenin temsilcisiyle toplantı yapan peşmerge reisi Mesud Barzani, BOP haritasına uygun sözde Kürdistan’ın sınırlarını çizmeye başladı. Peşmergeler, Musul’un kuzeyi Rabia’dan başlayıp ülkenin doğusundaki Diyala il sınırlarına kadar hendek kazıyor.

Mesud Barzani, Kürd bölgesinin sınırları konusunda, ABD ve ile önceden anlaşmıştır. Kazma işlemi yine Türkmenlerin yoğun olduğu Tuzhurmatu'yu da içine alacak şekilde Süleyman Berk bölgesine doğru devam ediyor IŞİD bahane edilerek hendek kazılan yerlere bakıldığında, bir Kürt bölgesi haritasının çizildiğini görüyoruz. Arapların, Şiilerin yoğun olduğu yerler dışarıda tutuluyor. Türkmenlere hiçbir şey sorulmadan, Türkmen nüfusun yoğun olduğu bazı bölgeler Kürt bölgesine dahil ediliyor,

IŞİD’IN MUSUL’U İŞGALİ BARZANİ’NİN İŞİNE YARAMIŞTIR

IŞİD adlı koçbaşı küresel bir plan dahilinde Kürtlerin bağımsız devlet kurma hayalini Kerkük dahil Türkmen bölgelerini ele geçirip Kürdistan devletine katma girişimlerine bilerek alet olmuştur. Bunda şaşılacak bir şey yok. İŞİD adlı yapının da diğer taşeron örgütlerinde patronu küresel emperyalizmdir.  “NATO’nun gizli ordusu” neo – Selefî terörist El – Kaide’nin türevi terörist IŞİD’in Musul’u alıvermesi ve statüsü ortada kalmış Kerkük gibi bölgelerin Peşmerge’nin kontrolüne geçmesi tıkır tıkır işleyen bir kapsamlı planın ürünüdür.

IŞİD’ın Musul’u işgali ve terörü, bölge petrolünü Türkiye üzerinden batıya satmaya çalışan Irak’ın kuzeyindeki peşmergeye yaradı. Barzani yönetimi, ABD ve İsrail’e petrol taşımaya başladı.

Musul’un IŞİD, Kerkük’ün Barzani’nin denetimine girmesinden sonra çok sayıda ülkenin tankerleri petrol almak için adeta birbirleriyle yarışıyor.

IŞİD saldırısının ardından Kerkük’te Barzani ve Talabani güçleri hâkimiyeti ele geçirdi. Irak’taki Batıcı Kürt milliyetçisi hareketler açısından zengin petrol yataklarıyla muhayyel bağımsız “Kürdistan”ın başkenti olarak görülen Kerkük’ün, Peşmerge’nin denetimine geçmesi için her yol deneniyor.

YENİ KÖRFEZ ŞEYHİ MESSOD BARZANİ

Musul – Kerkük küresel güçler için çok önemlidir. Ortadoğu’da yapılan 100 yıldır aynıdır. Önce petrolden pay verecek bir şeyh ya da kral bulacaksınız. Bu yüzden Suudi Arabistan ve bütün Körfez işte bu tür demokrasi dışı petrol şeyhliklerinden ibarettir. Son dönemde Barzani ailesi bu açıdan petrol tekelleri için önemlidir.  O da "pay veren uyumlu bir Körfez ülkesi şeyhi" gibi olmak istiyor. Bunun sözünü ABD, AB, İsrail’e, dünya kapitalizmine verdi. Zaten şu an dünyanın en zengin kişilerinden biri Barzani’dir.

Körfez şeyhi Barzani “Petrol çıktığı sürece ben size hizmet ederim...” demektedir. Musul ve Kerkük için, "Körfez şeyhi olma" planı dikkat çekiyor. Barzani baştan beri ABD’ye, AB’ye, İsrail’e tam bağımlı olmak için söz vermiştir. Musul ve Kerkük üzerinde beklentisi ve hazırlığı da buradan gelmektedir.

Dünyada kalan son petrol bölgesi Kerkük ve Erbil’dedir. Bunu çok iyi öğrenen Barzani ailesi dünya kapitalizmi ile çok uyumlu ilişki içindedir. Dünyanın birçok bölgesinden gelen zengin işadamları büyük yatırımlar yapıyorlar. Zaten o bölgede yapacağınız her işin arkasında açık veya dolaylı Barzani ailesi vardır. Irak’ın kuzeyinde petrol yatırımları yapan Yahudi asıllı Rothschild ailesi de Barzani ailesi ile içli dışlıdır.

IŞİD’in genel itibarıyla Barzanilere yarar sağladığı açıktır. Kerkük kentinin 50 yıl sonra tamamen Kürtlerin eline geçmesi, hakim oldukları bölgede çıkan petrolü Türkiye üzerinden ihraç etmeleri bunun en açık delilidir.

Kerkük, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne bağlanırsa Barzani ailesi dünyanın en önemli petrol üreticilerinden birisi olacaktır. Kürt petrol boru hattının mevcut haliyle çalışmaya devam etmesi halinde Kürt yönetiminin ekonomik açıdan bağımsız hale geleceği nettir.  Barzanistan için şimdiden geleceğin Dubai veya Singapur’u diye boşuna demiyorlar. Irak’ın üç asli unsurundan biri olan Türkmenler hep oturdukları, sahibi oldukları, zengin petrol topraklarından koparılacaklar, ölümlerle, acılarla zulümlerle yaşayacaklar, işbirlikçi peşmerge ise petrol merkezlerine konacak emperyalizmin desteğiyle güçlerine güç katacaktır. Kerkük petrollerini ve Kerkük şehrini kendi bölgelerine katmak için her şeyi yapıyorlar. Petrol zengini Kerkük, Kürt politik tutkularının hep odak noktası oldu.

TÜRKMEN ŞEHRİ KERKÜK BİR OLDU BİTTİYE GETİRİLEREK KÜRT BÖLGESİNE DAHİL EDİLMEK İSTENİYOR

IŞİD’in önünden kaçan Irak ordusu sayesinde Barzani, Bağdat yönetimiyle ihtilaflı bölgeler üzerinden yaşadığı sorunlara kendi lehine fiilî çözümler üretme imkanını buldu.  Peşmerge birlikleri, Irak ordusunun boşalttığı Kerkük’e ve Tuzhurmatu’ya girdi. Barzani’nin başkanı olduğu IKBY fiilen denetim altında tuttuğu sınırlarını genişletti.

Türkiye'nin Sünni Arap bölgesi ile bağlantısının koparılması hem de Irak'ın kuzeyinden başlayıp, Suriye'nin Kürt bölgesine kadar olan eksende, Kürtlerin coğrafi bütünlük sağlaması için önleri açıldı.

Fiili durumdan faydalanan Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Musul, Kerkük, Selahaddin ve Diyala’da egemenlik kurduğu veya kurmak istediği bölgelere peşmerge güçlerini gönderdi. Böylece alan hakimiyetini genişletip, petrol gelirlerinin paylaşım sorunu nedeniyle anlaşmazlık yaşadığı Bağdat’ın gücünü de sınırlandırmaya çalıştılar.

Özellikle Kerkük bu süreçte büyük bir önem kazandı. Kerkük’te Türkmenler büyük bir endişe içindeler. Kürtler bir oldu bitti ile Kerkük’ü Kürt bölgesine dahil etmeye çalışmaktalar. Barzani ve Talabani’nin Peşmergeleri fırsattan istifade, Irak askerlerinin kaçması üzerine, Kerkük'te kontrolü ele geçirdiler. Kürtler Irak’ın bir parçası gibi bir kaygı taşımıyor. Hep ayrı bir devlet kurmanın hayalleri peşinde koştular. Bütün çabaları Kerkük kentinin kurmak istedikleri Bağımsız Kürdistan devletine dahil edilmesi içindir.

MESUD BARZANİ’NİN KERKÜK ZİYARETİ SİNSİ BİR PLANIN PARÇASIDIR

Mesud Barzani, 2004 Haziran ortasından beri peşmergenin kontrolünde olan Kerkük kentine sürekli ziyaretlerde bulunuyor, boş bırakmıyor. IŞİD’in Musul’u işgalinin hemen ardından Kerkük’e gitti. Barzani burada Kürt gruplarla toplantılar yaptı. Gazetecilere yaptığı açıklamada, "Şunu bütün samimiyetimle söylüyorum: Kerkük'ün savunması için peşmerge olmaya ve elime silah almaya hazırım… Kerkük, Kürdistan bölgesi sınırlarına geri döndüğünde, Kürtlerin ne kadar cömert ve dürüst olduklarını herkes görecek." diye konuşmuştur.

İsrail Parlamentosunda 19 sandalyesi bulunan Yesh Atid Partisi parlamenteri Şırnaklı Yahudi Kürt parlamenter Mickey Levy; özel hayatı, ve Kürtler  hakkında  vermiş  olduğu bir söyleşide “Kürtlüğümle gurur duyuyorum. Kürdistan’ın bağımsızlığı için çalışılması gerek. Kürdistan’ın bağımsızlığına tam anlamıyla inanıyorum Kürt devleti kurulmalıdır. En büyük destekçisi de İsrail’dir. İsrail Kürtlerin her zaman  yanında olmuştur” demiştir. Terör rejimi İsrail Barzani’nin kürt devleti hazırlıklarına açık destek veriyor.

 6 Mayıs 2015’te, Washington'da Atlantik Konseyi'nde konuşan IKBY Başkanı Mesud Barzani “Ne zaman olacağını söyleyemem ama bağımsız Kürdistan geliyor.” dedi.

Mesud Barzani, Beyaz Saray'da ABD Başkanı Barack Obama ve yardımcısı Joe Biden ile görüşmüştür. Hem Obama hem Biden,  Barzani ve peşmergelere övgüler dizmiştir.

YENİ BAŞKAN TRUMP’IN SAĞ KOLU  KÜRDİSTAN KURULMALI DİYOR

İslamofobik görüşlerine rağmen AKP’lilerin gözdesi olan Donald Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı General Mike Flynn’dan “Bağımsız Kürdistan çıkışı” geldi. Trump’ın Kürtlere büyük önem verdiğini belirten Flynn “gelecekte bir bağımsız Kürdistan devleti”nin kurulabileceğini söyledi.

Donald Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı General Mike Flynn, Trump’ın Kürtlere büyük önem verdiğini belirterek gelecekte bir bağımsız Kürdistan devletinin kurulabileceğini söyledi.

Irak Kürt Bölgesi’nde yayın yapan Kurdistan TV'ye konuşan Fynn, Donald Trump’ın Kürtlere verdiği büyük önemi vurguladı. Flynn bir soru üzerine “Peşmerge en kahramanca mücadeleyi veren güçlerdendir. Peşmergeyle birlikte yürüttüğüm çalışmalar, bana Peşmergenin, çok yetenekli bir yönetime ve önemli bir örgütlenme yapısına sahip olduğunu gösterdi. DAİŞ’in tamamen yok edilmesi için ABD’nin daha fazla yardımına ihtiyaçları var” dedi.

K24’e göre, açıklamaları sırasında “Bana göre Kürtler, bu güne kadar rastladığım en kahraman topluluklardandır” diyen Flynn, “kurulacak bağımsız Kürdistan devletine ABD ve koalisyon ülkelerinin destek vermesinin önemli olduğunu” ifade etti.

Mike Flynn, “Bana göre yeni bir Orta Doğu şekillenecek ve Irak ile Suriye bütünlüğünü koruyamayıp dağılacak. Orta Doğu’da üç veya dört yeni devletin doğacağı kanaatindeyim ve gelecekte bir bağımsız Kürdistan’ı göreceğimizi söyleyebiliriz” şeklinde konuştu.

ABD,AB VE İSRAİL  DESTEKLİ KÜRTLER KÜRT DEVLETİ KURMANIN PEŞİNDELER

Irak’ın kuzeyinde, Duhok’ta yeni açılan “Kürdistan Amerikan Üniversitesi” ’nde 15-16 Aralık tarihlerinde düzenlenen Geleceğin Bağımsız Kürdistanı: Zorluklar ve Fırsatlar Konferansında Kürt gruplar   Irak’ta bağımsız bir Kürt devleti kurmayı  konuştular.

 Kürdistan Bölgesel Güvenlik Konseyi Şefi  sıfatını taşıyan ve Mesud Barzani’nin yeğeni de olan ve en sıkı Kürt devleti savunucusu Mesrur Barzani konuşmasında ABD ve batı destekli  Kürt devleti kuracakların söyledi.

Kendisini coşkuyla dinleyen Irak, İran, Suriye ve Türkiye’den gelen Kürtçülere  şöyle seslendi: “Eşit yurttaş olarak kabul edilmiyoruz ve boyunduruk altına girmeyi reddediyoruz.” Kuzeni Mesrur Barzani’ gibi I-KBY Başbakanı Neçirvan Barzani de Kürt bağımsızlığının konuşulma zamanı gelmiştir demiştir.

Neçirvan Barzani: Irak Kürdistanı’nın bağımsızlığını konuşmak İran için kırmızı çizgi ama Türkiye için değil Iraklı Kürtler daima bağımsızlık hayaliyle yaşadı ve şimdi de bu hayali gerçekleştirmek için harekete geçti.

 Neçirvan Barzani 23 Aralık günü  Al-Monitor’a verdiği özel röportajda Musul harekatı, Bağdat ve Ankara ile ilişkilerin yanı sıra bağımsızlık hedeflerini de anlattı.

Neçirvan Barzani AUK’taki konferansın ardından Erbil’deki ofisinde Al-Monitor’un sorularına cevap verirken Kürtlerin devlet kurmasından söz etmiştir sorulan sorular ve verilen cevaplar aynen şöyleydi:

“Al-Monitor: Bağımsızlık KBY’nin gündeminin üst sıralarında görünüyor. Yol haritanız nedir?

Barzani: Bağımsızlığı gündeme getirirken amacımız bekleyen bir soruna çözüm bulmak. İstikrarsızlık yaratmak değil tam tersi Kürdistan’ın bağımsızlığının bölgesel istikrarı güçlendireceğine inanıyoruz. Bağdat’la şu anki modeli sürdürmemiz mümkün değil. Irak’ın Kürt meselesi köklü bir sorun. Irak’taki Kürtler Irak’ın Arap bölgeleriyle bütünleşemediler. Bağdat’ta bağımsızlık konusunu resmi olarak gündeme getiren ilk kişi benim. Başbakan Haydar El Ebadi ve Irak Şii koalisyonuyla görüştüm. Yol haritasını Bağdat’la ciddi bir diyalog olarak görüyorum. En önemli adım bu. Bağdat’la görüşmeden ya da hiçbir diyalog kurmadan bağımsızlık ilan edersek bu sürdürülebilir olmaz.

Al-Monitor: Kürtlerin bağımsızlığı için Bağdat’ın rızasının zaruri olduğunu mu söylüyorsunuz?

Barzani: Bakın, bizim için önemli olan öncelikle bağımsızlık için Bağdat’la resmi bir diyalog başlatmak. Resmi olarak oturup, bunu bir tabu olmaktan çıkarmamız ve konuşmamız gerekiyor.

Al-Monitor: Peki onlar buna hazırlıklar mı?

Barzani: Hazırlıklılar. Ebadi’ye ve Şii koalisyonuna söyledim. “Son tahlilde hedefimiz bağımsızlıktır.” dedim. İki taraf da buna şok olduklarını ama samimiyetimi takdir ettiklerini söylediler. Bağımsızlık meselesinin ilk kez resmi olarak dile getirildiğini söylediler. Ben de onlara şöyle dedim: “Geçmişte bu basın yoluyla iletilirdi. Şimdi ben size hedefimizin bağımsızlık olduğunu ve bunu görüşmek için bir komisyon kurmamız gerektiğini resmi olarak iletiyorum.”

Al-Monitor: Bu tam olarak ne zaman gerçekleşti?

Barzani: Musul harekatı başlamadan, ağustos ayının sonlarında. Benim ziyaretimin ardından Başkan Mesud Barzani de Bağdat’a gitti. En önemli adım Bağdat’la bir diyalog başlatmak.

Al-Monitor: Türkiye bağımsızlık konusuna sizinle aynı mı bakıyor?

Barzani: Türkiye bu konuda tam olarak bizim istediğimiz bakış açısına sahip olmayabilir. Ancak son tahlilde Türkiye bağımsızlık konusunda diyalog kurmak zorunda olduğumuz ülkelerden biri.

Al-Monitor: Bu diyalog başladı mı?

Barzani: Resmi olarak değil.

Al-Monitor: Resmi olarak diyaloga geçmeyi düşünüyor musunuz?

Barzani: Evet

Al-Monitor: 2017 içinde mi?

Barzani: Evet mutlaka bu konuyu gündeme getireceğiz.

Al-Monitor: Türkiye’deki iktidarın böyle bir diyaloga açık olduğunu düşünüyor musunuz?

Barzani: Bence değişen şu: Bu konu Türkiye için eskiden hiçbir şekilde aşılmayacak bir kırmızı çizgiydi. Ancak şu an bir diyalog imkanı olduğunu ya da en azından bizi dinleyebileceklerini düşünüyorum.”

ABD, AB,  İsrail  uşağı Barzani bunları söylüyor.

FRANSA  HER ZAMAN  BÖLÜCÜLERE  DESTEK VERMİŞTİR

ALPEREN:  Bu süreçte, Fransa Cumhurbaşkanı  Erbilde  Barzani ile  görüştü

HAKKI ÖZNUR: Doğrudur.  Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, Irak'ın başkenti Bağdat'taki resmi temaslarının ardından Erbile  gitti Hollande ve beraberindeki heyeti IKBY Başkanı Mesud Barzani düzenlenen resmi bir törenle Erbil Uluslararası Havalimanı'nda karşıladı.

Karşılamada Barzani'nin yanı sıra IKBY Başbakanı Neçirvan Barzani, Hükümet Sözcüsü Sefin Dizayi, İçişleri Bakanı Kerim Sincari ve IKBY Güvenlik Ajansı Müsteşarı Mesrur Barzani de hazır bulundu.

Hollande, ilk defa 12 Eylül 2014'te Erbil kentine gelerek Barzani ile bir araya gelmişti. Cumhurbaşkanı Hollande, Barzani ve IKBY'li bakanlarla bir araya geldikten sonra, Peşmerge güçlerini ve Fransız askeri danışmanların yer aldığı cepheyi ziyaret etmiştir.

Musul'un doğusundaki Zerdık Dağı'ndaki Peşmerge cephesine gelen Hollande'a, Barzani ve Fransa Savunma Bakanı Jean-Yves Le Drian de eşlik etmiştir.

 

Yüksek güvenlik önlemlerinin alındığı Zerdık Dağı'nda Hollande, bir süre dürbünlerle Musul kent merkezi ve çevre bölgesini izleyerek oradaki Peşmerge ve Fransız askerlerden IŞİD’e karşı verilen mücadele ve ilerlemelere ilişkin bilgi almıştır

Cephe ziyaretinden sonra Erbil'e dönen Hollande , Barzani ile ortak bir basın toplantısı düzenledikten sonra Paris'e dönmüştür .

Fransa her zaman Barzani ve Talabaniye destek vermiştir. Irakın kuzeyindeki bölücü yapılanmaya destek vermiştir. Ortadoğudaki bütün Kürtçülerin arkasında olmuş her zaman silah para ve her türlü desteği vermiştir vermeyede devam etmektedir Fransa eski Cumhurbaşkanlarından Mitterand’ın eşi sık sık Erbil ve Süleymaniye gelerek Barzani ve Talabani ile görüşmüştür. Fransa PKK ve onun kontrolündeki bölücü derneklere ve çevrelere de destek vermektedir.

ATLANTİK KONSEYİNİN AMACI ORTADOĞU’DA ABD VE İSRAİL ÇIKARLARINI SAVUNAN KÜRT DEVLETİNİN KURULMASIDIR

ALPEREN :  CIA kuruluşlarından Atlantik Konseyi ülkemizde ve coğrafyamızdaki bölücülere hep destek verdi

HAKKI ÖZNUR: Bir CIA kuruluşu olan Atlantik Konseyi, 2009 yılında Nisan ayında Washington’da, Kasım ayında ise İstanbul’da Türkiye’yi yakından ilgilendiren iki karanlık toplantı yapmıştı.

AKP Hükümeti’nin 2009’da ilan ettiği “açılım” sürecinde yol haritasının ayrıntıları Amerikan yönetiminin Kürt uzmanlarınca en ince ayrıntısına kadar hazırlandı.

David Phillips ABD, Irak’ın kuzeyi ve Türkiye’deki bir dizi toplantının ardından, Haziran 2009 tarihli raporunu, özel olarak Barzani devletiyle Türkiye arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi ekseninde önerileri Atlantik Konseyi adına hazırladı.

13 – 15 Nisan 2009’da, Washington’da Atlantik Konseyi bünyesinde, AKP hükümetinin başlatacağı açılımlarla ilgili ilk küresel toplantı yapıldı. Türkiye ve Irak’tan gelen 14 kişinin katıldığı karanlık toplantıya, her biri CIA’dan yetişme diplomatlar, ABD’nin Türkiye’de ve Ortadoğu’da görev yapmış bazı büyükelçiler de katıldı. Türkiye aleyhine kararların alındığı toplantıda konuşulanlar hem Washington’a hem de ona bağımlı olan AKP hükümetine bir rapor halinde sunulmuştur.

CIA patentli Kürt açılımının mimarlarından biri olan Atlantik Konseyinin  “diyalog” adı altında Kasım ayında İstanbul’da, Türkler ve Iraklı Kürtler arasında “güven” adlı ikinci bir toplantı yaptı. Bu kirli emelleri olana toplantının amacı Türk – Kürt kardeşliği değil. ABD’nin Irak’taki çıkarlarını sağlama almak ve terör örgütü PKK’yı yasallaştırmaktır.

ABD’nin dış politikasında oldukça etkin bir Yahudi olan Kürt açılımı ile ilgili projenin direktörü ve raporu kaleme alan kişi David L. Phillips’in yanında proje grubunda eski ABD Büyükelçisi Ross Wilson, ABD’li General Charles Wald ve Soros’un kurduğu Açık Toplum Enstitüsü’nün politika analizcisi Mike Amitay da bulunmaktadır. ABD Kongresi'ne sunulan "Kürt açılımı" raporları, açılımın ABD projesi olduğunu ispatlıyor.

Atlantik konseyinin organize ettiği her iki toplantının finansörlüğünü ise Norveç’in üstlenmesi kirli toplantıların iç yüzünü ortaya koymaktadır. Norveç, İsviçre, İsveç gibi ülkeler Türkiye’nin aleyhine olan her türlü toplantı ve faaliyetlere hep destek vermiştir. ABD bu tür toplantılarda Norveç’i hep “paravan” olarak kullanmaktadır. Norveç Kürtçü grupların en rahat bir şekilde hareket ettiği ülkelerden biridir. Kandil Dağı’ndaki, bazı PKK liderleri zaman zaman Norveç’e giderek dinlenmektedir. Kongre – Gel/KCK (PKK yapılanmaları)  burada gizli toplantılar yapmaktadır.

HenriBarkey’in Şubat 2009 tarihli “Kürdistan Üzerine Çatışmayı Önlemek” raporu da açılımın Barzani bağlantısı için yol haritası öneriyor. Barkey, raporunda özetle Irak’ın kuzeyindeki Barzani devletinin Merkezi Irak Hükümeti’nden kopması için AKP hükümetinin girişimlerde bulunmasını, bunun Türkiye’nin yararına olacağı fikrini işliyor.

KERKÜK TÜRKMEN ŞEHRİDİR. TÜRKİYE KERKÜK KONUSUNDA DAHA HASSAS OLMALIDIR

Terörü terörle muaheze ettirmek nedir? Musul kadar Kerkük de önemli. Çünkü birçok etnik ve dini unsur birlikte yaşıyor. IŞİD aniden Kerkük'e yönelmekle Musul operasyonundaki algıyı değiştirmeye çalışarak, dünyaya bir avuç militanla da bir kenti kontrol altına alabiliyorum mesajını vermek istiyor.

ABD, Türkiye'yi Ortadoğu coğrafyasından koparmayı amaçlayan 'terör koridoru' projesinde ısrar ediyor. Musul ve Kerkük'te yaşanan gelişmeler, “IŞİD'i göster, PKK'yı yerleştir” formülüyle Suriye'nin kuzeyinde uygulamaya konulan planın aynen Irak'ta da devam ettiğini ortaya koyuyor. Suriye PKK'sının başındaki isim Salih Müslim, -terör koridoruna büyük darbe vuran Fırat Kalkanı Harekâtı'na rağmen daha bir hafta önce gittiği Kerkük'te meydan okudu: “Suriye'den başlayarak Kerkük'e uzanan bir Kürt koridorunun hayata geçirilmesini hiçbir güç engelleyemeyecek.”

Suriye'de PYD'ye terör devleti kurduracak alanı kazandıran IŞİD; Kerkük, Musul ve Tel Afer üçgenindeki senaryonun bir parçası işlevi görüyor. IŞİD üzerinden PKK'yı 'legal güç' haline getiren saldırılarda IŞİD'in özellikle Türkmen mahallelerini hedef alması ise dikkat çekiyor.

IŞİD'in Kerkük'e saldırması açıkça Bağdat yönetiminin denetiminde olan Haşdi Şabi gibi Şii milislere yeni bir fırsat sunmuştur. Bağdatlı yetkililer, Haşdi Şahabi gruplarını Kerkük-Havice üzerinden bölgeye sevk etme ve konuşlandırma arzusunda. Kerkük'ün güneyinde 15 kilometre uzağında olan Havice bölgesi şuan IŞİD'in elindeyken orası neden kurtarılmıyor, neden önce Musul'a gidiliyor?

IRAK VE SURİYE TÜRKMENLERİ 1000 YILDIR BU TOPRAKLARDA

Irak'taki Kerkük, Tuzhurmatu, Musul ve Telafer'in; Suriye'deki Halep, Rakka ve Lazkiye'nin yüzlerce yıllık Türk yurtları olduğu tartışmasız bir gerçektir. Şu anda da bu bölgelerde Türkler, Türkmenler yaşıyorlar. Türkologlar, Batı Türkçesinin kullanıldığı coğrafi bölgeleri sayarken "Türkmenistan, Kuzey – Doğu İran, Horasan, Kuzey ve Güney Azerbaycan, Türkiye, Balkanlar, Kırım'ın yalı boyu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti" yanında Irak ve Suriye'nin kuzeyini de sayar. Tarihsel olarak Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyi Türkmenleri çoğunlukta oldukları bölgeler ve Türkmen yurdudur.

Suriye Türkleri ya da Suriye Türkmenleri, Suriye'de 10. asırdan beri vardır. Suriye Türkleri, Selçuklu Sultanı Alparslan'ın Malazgirt Savaşı'ndan önce belirli oranlarda Rakka ve Halep bölgesine yerleşmeye başlayan ardından Anadolu'nun fethiyle bölgeye genel anlamda yerleşmeye başlayan Haçlı Seferlerine karşı önemle yerleştirilmiş Oğuz boylarıdır. Savaşın başladığı günden itibaren yalnız bırakılan Türkmen köyleri önce El Bağdati’ye bağlı Harici/tekfirci sapık çetelerin sonra ABD ve Batı destekli kızıl terör örgütü PYD’nin tehdidiyle karşı karşıya kalmıştır. Harici Selefi çetelerin saldırılarının ardından terör üssü Kandil’e bağlı PYD tarafından köyleri boşaltılan Türkmenler bir süre sonra kendilerini korumaya başladı. Fakat bu defada devreye Türk düşmanı Suriye rejimi girdi.

Suriye'de yaşamak mecburiyetinde kalan Türkmenlerin, karşı karşıya kaldıkları en önemli sorun hiç şüphesiz ki Türkiye’yi yılladır yöneten siyasi iktidarların onları  "sahipsiz"  bırakmalarıdır.

Suriye Türkmenlerinin büyük çoğunluğu, her türlü baskı ve asimilasyon uygulamalarına rağmen, yaşadıkları toprakları terk etmeyecektir. Bayırbucak bizim kalemiz ve Türkmenlerin hakim olduğu tek bölgedir.

2 yıl önce Hama ve Humus'ta Esad Türkmenleri bölgeden çıkardı, elimizde bir tek Bayırbucak kaldı. Türkmenler Bayırbucak'ı teslim etmeyecek.

Irak’ta da Türkmenler zor durumda. Türkmenler, Telafer’i nasıl terk etmek zorunda bırakıldılarsa, Kerkük’te de benzer oyunlar oynanıyor. Bir taraftan IŞİD öte taraftan peşmerge ve Şii Bağdat yönetimi. Türkmenler üç taraftan kuşatma altında. Yahudi uşağı Messod Barzani sık sık Kerkük’e giderek, Kerkük’ü peşmerge şehri haline getirmek ve Türkmenleri Kerkük’ten kovmak istiyor. Kerkük, Ayn el Arap örneğinde olduğu gibi bir kağıt gibi kullanılıyor. Peşmerge bölgeyi tamamen ele geçirmek istiyor.

Irak Türkmenleri İran destekli Bağdat’taki Şii rejimin Irak’ın kuzeyindeki ABD, AB, İsrail işbirlikçisi Barzani ve Talabani’nin peşmergeleri tarafından yıllardır katliamlara uğruyor. Türkmeneli kan ağlıyor. Kerkük’te,  Telafer’de, Tuzhurmatu’da Türkmenler sırf Türk oldukları için katliamlara uğruyorlar, kurşunlanıyorlar ve zulüm görüyorlar. Tarihi Kerkük. peşmerge şehri haline getirilmeye çalışılıyor. Irak Türkmenleri asimile edilmeye zorlanıyor.

Irak ve Suriye'nin kuzeyinde Türkmenler/Türkler var. Türkiye Türkmenleri eğitmeli ve bölgede bir güç olmalarını sağlamalıdır.  Bu iş Irak’ta 1991 yılından Suriye’de ise 2011 Mart’ından sonra hemen yapılmalıydı. Geç de kalınmış olsa yine yapılabilir. Irak ve Suriye'deki Kürtler başta ABD olmak üzere yabancı ülkelerden silah ve eğitim alarak bugün bölgede çok ciddi güç olmuşlardır. Evet, Türkiye yardım etmeli ve oradaki Türkler kendi işlerini kendileri görmeli. ABD, AB vb. ne dermiş artık umurumuzda olmamalı. İki yıldan beri planlanan Musul'u kurtarma operasyonunun başlamasından sonra ise hem Sünnilerin hem de bölge ülkelerinin en büyük endişesi bölgede olası bir mezhep çatışmasının tetiklenmesi oldu. Özellikle IŞİD ile mücadelede Irak ordusu ile birlikte hareket eden İran destekli Haşdi Şabi milislerinin Sünni kentlerine girme ve intikam duygusu ile hareket etme olasılığı bu endişenin altında yatan en önemli neden olarak görülüyor.

KERKÜK, TELAFER ÇANAKKALLE’DİR

ALPEREN: ABD ordusu peşmergelerle birlikte Telafer’de Türkmen katliamı yaptılar. Türkmenlere bir taraftan peşmerge öte taraftan IŞİD katliamlar yapıyor

HAKKI ÖZNUR:  Kerkük, Telafer Kürtlerin Arapların değil Türkmenlerindir. Türkmen toprağıdır. Irak’ta Türkmen kimliğimiz ve coğrafyamız var. Telafer, Türkmen coğrafyasıdır. Türkmen kimliğidir. Şu ağıt  beni çok etkiler: Telâfer / Kalmadı gözümde fer / Düştü Kerkük, gitti can / Düştü!.. Düştü Telâfer! Bu bir hoyrat değil, bu bir feryattır! Bu bir ağıttır! Kerkük, Telafer, Tuzhurmatu yıllardır kan ağladı, ağlamaya da devam ediyor.

Irak’ın 2003’te başlayan kanlı Amerikan işgalinin en acı sayfalarından biriydi Telafer. Türkmen ve fakat aynı zamanda Şii ve Sünni olmanın bedelini çok acı ödediler. Telafer, Musul iline bağlı 200 bini (ABD saldırısı öncesi 450 bin) geçkin nüfusu olan tarihi bir Türkmen kentidir. Oğuzların Avşar boyundan gelmektedir Telaferli Türkmenler. İlçenin batısındaki Sincar bölgesinde Ezidiler yaşıyor. Sincar ve Telâfer dışında bölge nüfusunun büyük çoğunluğu Araplardan oluşuyor.

İlçenin nüfusu 2005’te Irak’ta bulunan ABD’li yetkililere göre 400 binin üzerindeydi. Bu nüfusun yaklaşık yüzde 75’ini Sünni Türkmenler, kalanını da Şii Türkmenler oluşturuyordu. 2003’teki ABD işgali ve sonrasında patlak veren mezhep çatışmaları Telâfer’i de büyük ölçüde etkiledi.

ABD ordusuna ve işgal sonrası bölgeye gelen Peşmerge güçlerine karşı ayaklanmalar başladı. Bu ayaklanmalar sırasında Sünni ve Şii aşiretler farklı güçlerle işbirlikleri yaptı. 2005 sonrası, ülke genelinde yayılan mezhep çatışmaları Telâfer’de de bu işbirlikleri üzerinden etkisini gösterdi.

ABD’nin yürüttüğü ‘Baasçıların temizlenmesi’ politikası, Telâfer’de de Sünni aşiretlere yönelik aşağılayıcı tutuklamalar ve arama operasyonları şeklinde kendisini gösterdi. ABD ordusu, ‘terörle mücadele’ adı altında 2004 – 2006 arası Telâfer’de altı operasyon (Eylül 2004, Mayıs 2005, Haziran 2005, Eylül 2005, Ekim 2005 ve Nisan 2006) yürüttü. Bu operasyonlar sırasında 4 binden fazla Sünni Türkmen hayatını kaybetti. 4385 aile ilçeyi terk etti. Aile yapısı göz önüne alındığında bu yaklaşık 30 bin kişi anlamına geliyor.

Bir 10 yıl önceye gidelim: Musul’un 60 km. kuzeybatısında yer alan yaklaşık 400 bine yakın nüfusu olan Türkmen kenti Telafer’de de Amerikan askerleri ve Irak Ulusal Ordu birlikleri adıyla hareket eden KDP’li peşmergeler 11 – 18 Eylül 2004 tarihleri arasında büyük bir katliama ve soykırıma giriştiler. Bütün şehir ağır silahlarla havadan ve karadan bombalandı. Kadın, çoluk – çocuk demeden yüzlerce Türkmen kardeşlerimiz katledildi ve Türkmenler göçe zorlandı. Türkmen kardeşlerimize gönderilen yardım konvoyları ABD’li katil zorbalar ve işbirlikçi peşmergeler tarafından engellendi. Telafer, ABD savaş uçaklarının bombalarıyla harabeye dönerken, halk da açlığa ve susuzluğa mahkum ediliyordu.

2003’te Irak’a saldıran Bush’un deyimiyle Haçlı Kuvvetleri’nin ilk hedeflerinden biri Telafer olmuştu. Çünkü Suriye sınırındaki stratejik konumu vardı. Amerikan ordusu, 2004 yılının Eylül ayı başında Telafer’e ağır saldırıya geçti.

KÜRESEL DİKTATÖR ABD VE İŞBİRLİKÇİLERİ BİNLERCE TÜRKMENİ ŞEHİT ETTİ

Telafer’in kontrolünü ele geçirmek, Türkmen mücahitlerini kırmak ve sözde direnişi sona erdirmek amacıyla, 3 Eylül 2004 tarihinde saat 15.30 sularında ABD kuvvetleri ile işbirlikçi Irak Ulusal Muhafızları Türkmen şehri Telafer’i kuşattılar. ABD askerleri Telafer’i ikiye bölmek istediler. Yaklaşık 20 bin askerle operasyona başlayan ABD; körfezden kalkan B52 ağır bombardıman, F – 16 uçakları ile 2 saat boyunca ses bombası ve 13 saat boyunca salkım bombası kullanarak, kuzeyden 80 adet batıdan 163 adet tankla şehre girmeye çalıştı. ABD’lilerin yanında Barzani’nin, Talabani’nin peşmergeleri ile PKK’lılar da vardı. Peşmergeler ve PKK’lılar plâkasız araçlarla şehrin içine konuşlandı. Türkmen Mücahitlerinin saklandıkları noktalarını ABD uçaklarına havadan algılayıcı disketlerle destek verdiler.

Telafer operasyonunun saldırılarının amacı şunlardı:

1) Telafer ve kuzeyine hakim olan Türkiye’nin Irak Türkleriyle bağlantısını kesmek, 2) Türkiye’nin kuzeyden açacağı yeni sınır kapılarına engel olmak, 3) Suriye Kürtleri ile Irak Kürtleri arasındaki bölgeyi kesen Türkmen bloğunu yıkmak, 4) Suriye’den gerçekleşecek Kürt göçü ile Suriye – Kuzey Irak hattında bir Kürt bloğunu oluşturmak, 5) Kuzey Irak’taki Türkmen hareketinin gücünün kırılmasını sağlamak, 6) Telafer’in buğday ambarı olan bir bölge olması, 7) Kerkük’teki Türkmen Milli Direniş Hareketi’ne en önemli desteği veren Telafer Türkmenleri üzerinde büyük baskı ve imha politikaları uygulayarak Türkmen hareketini güçsüz bırakmak ve zayıflatmak.

ABD saldırısında F – 16 ve B – 52 bombardıman uçakları kullanıldı. Telafer’e misket bombası atıldı. Uranyumlu mermiler kullanıldı. 450 bin nüfuslu Telafer’den en az 170 bin kişi göç etti.

ABD işgal güçlerinin ve işbirlikçilerinin saldırılarında 2 binden fazla Türkmen hayatını kaybetti. 7 bin Türkmen hapse atıldı. AKP Hükümeti, Türkmenlere yönelik katliamları seyretti. Dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ‘bu olay Sadr yanlısı Şii isyancılarla ABD ordusu arasında cereyan etmektedir’ dedi. Türkmenler sadece Şii olarak tanımlandı. Türkmenleri Şii - Sünni diye ayırmak Irak Türkmenlerini bölmek, parçalamak ve zayıf düşürmekten başka bir şeyi değildi. İşte bu çirkin politika Kürtlere ve Bağdat’ta işbaşında bulunan İran yanlısı Şii iktidara yaradı.

2007 başında yaklaşık 70 bin kişi Telâfer’i terk etmişti. Üç yıl boyunca aralıklarla süren hava bombardımanları, top ve tank ateşlerinin sonrasında ilçenin kuzeyine peşmerge güçleri yerleşti.

2005’ten bu yana çıkan çatışmalarda yaklaşık 5 bin Telâferli Türkmen hayatını kaybetti, binlercesi de göç etti. Çoğunlukla Bağdat’taki Şii hükümetin baskısı altında olan Sünnilerin terk ettiği ilçede Şiiler ve Sünnilerin oranı neredeyse eşitlendi.

 TÜRKMENLER YİNE ACILAR İÇİNDE!

ALPEREN: Haziran 2014 başında Musul’u ele geçiren IŞİD Telaferi’de ele geçirip katliamlar yaptı ve yapmaya da devam ediyor

HAKKI ÖZNUR: Telafer, Şii Türkmenlerin ağırlıkta olduğu şehir. Musul'un kuzeyindeki tek Türkmen bölgesi. Suriye – Irak – Türkiye üçgeninde. Kürt bölgesi dışında. Türkiye sınırının 55 km yakınında.

IŞİD Musul’u ele geçirdikten birkaç gün sonra, 15 Haziran 2014’te Telâfer’e girdi. Bu dönemde nüfusu yaklaşık 250 bin kişi olduğu tahmin edilen ilçenin yarısını da Şii Türkmenler oluşturuyordu. IŞİD ilk olarak Şii mahallelere girdi. Kadınları kaçırdı, erkekleri öldürdü. On binlerce Şii Türkmen de yine Şii Arapların çoğunlukta olduğu Necef ve Kerbela gibi bölgelere kaçtı. İlçenin nüfusu 125 bine kadar indi. 10 yıl önce ABD askerleri ve Şii milisler peşmergeler 10 yıl sonra IŞİD adlı selefi çeteler Telafer’e operasyon yaptılar.

ABD ordusunun yerini 10 yıl sonra yine bu paralı yağmacı sürüsü IŞİD aldı.  IŞİD adlı harici – sapık örgüt Tuzhurmatu ve Telafer’de yaşayan Şii Türkmenleri de katletmişlerdir. Kendisine biat etmeyi reddeden Telaferli Sünni Türkmen aşiretlere ağır silahlarla saldırmışlardır. Yaşanan çatışmalar sebebiyle bölgede Türkmen aileler evlerini terk etmek zorunda kalmıştır. Musul’un batısında bulunan Telafer kenti çoğunluğu Türkmenlerden oluşan stratejik bir bölgede yer alıyor.

IŞİD, ilk hamlede Musul'u işgal etti. Ardından diğer şehirlere yöneldi. IŞİD iki konuda dikkatliydi. Bir: Kürt bölgelerine saldırmadı. İki: Belli başlı Şii kentlerini hedeflemedi. Öncelik: Sünni Arap ağırlıklı kentlerdi. Tek istisnası Telafer oldu.

IŞİD, Haziran 2014’te ilçedeki Şii mahallerine girip katliam yaptığında, bu mahallelerde yaşayan Türkmenler güneydeki Kerbela ve Necef bölgelerine kaçtı. İlçenin nüfusu böylece yarıya indi. Şu an Telâfer’de 100 bin civarında Türkmen’in yaşadığı tahmin ediliyor.

2014 Haziran’ında Irak Hükümeti, Türkmen aşiretler ve Peşmerge arasında IŞİD’in kuşattığı Telâfer’in kurtulması için görüşmeler yapıldı. Peşmerge, ilçedeki Türkmen aşiretlerin silahlarını bırakmasını karşılığında IŞİD’e yönelik operasyon düzenleyebileceğini söyledi. Türkmenler ise bunu reddetti. Peşmerge’nin Telâfer çevresinde IŞİD’le savaşmasını, ilçenin merkezinde güvenliğin kendileri tarafından sağlanmasını talep etti. Görüşmelerde uzlaşmaya varılamadı. İlçede kalan Sünni Türkmenlerin bir kısmı evlerini terk etmek istemedi ve IŞİD baskısına boyun eğdi.

TELAFER’E SEYİRCİ KALDILAR, Şİİ TÜRKMENLERİN ÖNEMLİ BÖLÜMÜNÜ İRAN VE BAĞDAT ÇİZGİSİNE SOKTULAR

Peşmergenin elinde zulüm üstüne zulüm gören binlerce Türkmen, Irak’ı işgalinden sonra ABD’li askerler tarafından da soykırıma uğramış, binlerce Türkmen, düzenlenen bombalı saldırılar ve cezaevlerinde gördükleri işkencelerle katledilmişti. Türk izlerini silmek için Musul ve Telafer’de yapılanlara AKP hükümeti seyirci kalmıştı.

IŞİD’in Musul’da başlattığı saldırı ile Türkmenler tam anlamı ile arada kaldılar. Peşmergeler, Kerkük’ün tamamını ve çoğunda Türkmenlerin yaşadığı tartışmalı bölgeleri işgal ettiler. Telafer’e gerçekleşen saldırı ve Telafer’in işgali on binlerce Türkmen’in Telafer’den kaçmasına neden oldu. Telafer Türkmenlerinden IŞİD saldırıları sırasında gelen destek talebine peşmergeler “Ancak silahlarınızı bize teslim ederseniz, yardıma geliriz” cevabını verdiler.

IŞİD saldırısı sonrası Türkmenler kenti terk etmek zorunda kaldı. 75 – 100 bin arası Türkmen yollara düştü. Türkmenler, hissettikleri asıl kimliğin kapısını çaldılar. Dışişleri'yle görüştüler. “Bize Türkiye sınırları içinde bir kamp." Türkiye'den hiç ses çıkmadı AKP ne yaptı: "Olmaz. Siz Şiisiniz. Şiilerin yanına gidin."

1988'de 50 bin, 1991'de 500 bin Kürt sınırımıza dayandığında Türkiye, hiç duraksamadı, kabul etti. 2011 yılından bu güne 3 milyonu aşkın Suriyeliye kucak açtık. Telafer Türkmenleri ne yapmak zorunda kaldı? Bir kısmı Erbil ve Kerkük üzerinden Necef'e gittiler. Şii bölgesine.

IŞİD  2014'te Musul’a 200 militanla girdi. Karşısında 60-70 bin Irak askeri vardı. Peki neden direnmediler bu örgüte, IŞİD’e neden teslim ettiler Musul’u? Birilerinin bu örgüte çizdiği bir proje için gelmişlerdi zaten. Onu gerçekleştirdiler.

Musul’da tekrar IŞİD’a fırsat verecek şeyler yaşanmasını istemiyoruz. Musul IŞİD’den kurtulur ve kendi insanına kalır.
IŞİD çıkarıldıktan sonra Musul’un iç güvenliğinin Musullularca, Musul polisince sağlanması doğrudur. IŞİD çıkarıldıktan sonra burada kontrolü sağlayacak yerel silahlı güçlerin, silahsız, yerel, dini, etnik unsurlara dayatmada bulunma tehlikesi de dikkatle değerlendirilmeli.

Her topluluğun Irakta silahlı güçleri, var.  Kürtlerin Şiilerin.. Ancak Türkmenler, silahsız bir topluluk. Musul operasyonu bittikten sonra topraklarında ya da çevrelerinde silahlı gruplar kalırsa nefes alamaz.

Irak’ın üç asli unsurundan biri olan Türkmenler yalnız bırakılmıştır. Ankara tarafından 2004 senesinde “Irak’ta Türkmen eksenli politikaya son” adı altında yalnız bırakılan Türkmenler 12 seneden bu yana Ankara’nın ve Barzani’nin baskıları altında Barzani yönetimine taviz vermeye, Kerkük’ten vazgeçmeye ve Kürt yönetimini kabullenmeye zorlanıyorlar.

BEŞ ÖZEL HAREKETÇİ MUSUL’DA HAİN PUSUDA ŞEHİT DÜŞTÜ

Bundan 12 yıl önce 17 Aralık 2004 günü Bağdat’taki büyükelçiliğimizi korumak için görev yerlerine giden 5 kahraman vatan evladı özel hareket mensubu, Musul’da kahpece pusuya düşürülerek şehit edildi. Olayın cereyan ettiği yer Musul’daki KDP bürosuna ve Amerikan askerlerinin bulunduğu karargaha ise çok yakındı. 5 özel hareket mensubu Halil İbrahim Sınır Kapısı’ndan geçtikten sonra katil çetelerine yapılan bir ihbar sonucu son mermilerine kadar çatışarak şehit düştüler. Hatta çatışma esnasında mermisi biten bir kahraman vatan evladımız çetelerle göğüs göğüse mücadele etmiş, katil sürüleri başına çuval geçirtmek istemişler ama O, “Türk teslim olmaz, başını öne eğmez” demiş ve direnmiştir. Katiller sürüsü, şehidimizin direnmesi üzerine başını alçakça kesmişlerdi. Büyük şairimiz merhum Mehmet Akif Çanakkale şehitleri için “Bedr’in Aslanları” diyordu. Eğer Akif yaşasaydı inanıyorum ki, Musul’daki kahraman şehitlerimiz için de aynı tabiri kullanırdı. Şehitlerimizin altında zırhlı araç yoktu. Tehlikeli bölgeye giderken gereken önlemler alınmadan gönderildiler. KDP’nin denetiminde olan Halil İbrahim Sınır Kapısı, CIA ve MOSSAD ajanlarının cirit attığı bir yerdir. Musul’daki kanlı katliam sıradan bir hadise değildir. Önceden planlanmış ve programlanmıştır. İşbirlikçi peşmerge bu kanlı olayda başrolü oynamıştır. Hükümet bu olayda da gereken milli tavrı göstermemiştir.

Şİİ MİLİSLER TELAFERİ ELE GEÇİRİP KATLİAM YAPACAKLARINI İTİRAF EDİYORLAR

ALPEREN: Irak Ordusu ve Şii milisler IŞİD bahanesi ile Telafer’e girip Türkmen katliamı yapacakları Türkmenler tarafından dile getirilmektedir

HAKKI ÖZNUR: Asıl endişe ise, Şii milislerin Telâfer’e girmesi. Telâfer’in son on beş yıllık tarihi göz önüne alındığında bölgede yeni bir Türkmen katliamı yapılmasından endişe duyan Ankara, bu kaygılarını hem Washington hem de Bağdat yönetimine bildirdi.

Türk dışişleri yetkililerinin Bağdat’ta yaptığı görüşmeden bir gün sonra Haşdi Şâbi grubundan bir açıklama geldi. Şii milislerden oluşan Haşdi Şâbi (Halk Toplulukları) güçleri, Musul’un 55 kilometre batısındaki Telâfer’e doğru ilerlemeyi planlayan Irak ordusuna destek verebileceklerini "Haşdi Şâbi, güvenlik güçlerini Batı cephesinde iki hattan destekleyecek. İlki Telafer olacak, ikinci ise Musul’un merkezine giden güçleri…” internet sitesinde yaptıkları yazılı açıklamayla duyurdu:

Musul kent merkezine Irak ordusunun gireceği, Şii milislerin desteklenmeyeceği konusunda anlaşma sağlandı. Ancak Telâfer’le ilgili verilen yanıtlar ‘hassasiyetiniz anlıyoruz’ sözleriyle kısıtlı kaldı.

İran yanlısı Şii milis grubu Haşdi Şâbi’nin operasyona dahil olması mezhepsel şiddete yol açacaktır. Haşdi Şâbi milisleri Sünnilerin çoğunlukta olduğu Anbar vilayetinde IŞİD’den temizlenen bölgelere de önceden planlanmadığı halde girmiş ve Sünnilere yönelik katliamlar yapmıştı. Bu katliamlar cezasız kaldı.

Şii milisler de İran’dan Telafer’e, Sincar’a oradan Suriye’ye giden yolları ellerinde tutmak istiyor. Bu koridor İran’ın talebi. Türkiye Musul ve Telefar konusunda aktif olmalı. Musul ve Telafer’deki Türkmenlere her türlü yardımı yapmalıdır.

Peşmerge'ye askeri yardım yapan, Nuceyfi'ye bile ordu kuran Türkiye ne hikmetse bu ülkedeki yaklaşık 3 milyon Türkmeni görmezden geldi.

ALPEREN: Şii Örgüt “Haşdi Şabi” Sürekli Türkiye aleyhine çalışmalarda bulunuyor

HAKKI ÖZNUR: Evet. “Halk Hareketi” olarak Türkçeye tercüme edilen Haşdi Şabi Irak’ta Amerikan işgali sonrası ülkenin Şiilere teslim edilmesinin ardından farklı dini mercilere bağlı grupların ortaya çıkmasıyla gündeme gelmiş ve bu farklı grupların tek bir siyasi birim altında birleşmesiyle teşkil edilmiştir.

Iraklı Şii milis örgütü Haşdi Şabi, resmi Twitter hesabından Türkiye'ye tehditte bulunan ve hakaret eden  paylaşımlarda bulunmaya devam ediyor. Irak'ta adı sürekli savaş suçları ve Sünni sivillere yönelik katliamlarla anılan Haşdi Şabi'nin yaptığı bir paylaşımda Türkiye bayrağının üzerine postalıyla basan bir asker gözüküyor. Paylaşımda "Türkiye Haşdi Şabi'nin ayakları altındadır. Haşdi Şabi Musul'a ve Telafer'e girecek" ifadesi bulunuyor.

ALPEREN:  Haşdi Şabi adlı bu sapık örgüt   ne zaman ortaya çıktı? Kimlerden oluşuyor?

 HAKKI ÖZNUR: Irak'ta bulunan Şii militanların Irak İçişleri Bakanlığı tarafından bir araya getirilmesiyle oluşturulan Haşdi Şabi altında faaliyet gösteren birçok Şii grup var. IŞİD’in Musul dâhil pek çok bölgeyi ele geçirmesinden sonra Haziran 2014 tarihinde İran’ın girişimleriyle muhtelif Şii gruplar nizami ordu dışında bir yapı olarak Haşdi Şabi grubu altında birleşmiş, liderliğine aynı zamanda Irak Ulusal Güvenlik Servisi başkanı olan Falih el Feyyad getirilmiştir. Askeri liderliğine ise Amerika tarafından işgal döneminde bir süre hapsedildikten sonra yine ABD tarafından esrarengiz bir şekilde serbest bırakılan Mehdi el Mühendis getirilmiştir.

Irak’ın önde gelen Şii din önderlerinden Ali Sistani 13 Haziran 2014’te bir fetva yayınladı. Tüm halka ‘silahlanarak ülkelerini, halklarını ve kutsal mekânlarını koruma’ çağrısı yaptı. Bu sırada IŞİD Şiilerin Necef, Kerbelâ ve hatta Bağdat’taki kutsal mekânlarına ilerlemeye başlamış, bu bölgeleri hedeflediğini de duyurmuştu. Hem bu durum, hem de fetvanın Şii din adamından geliyor oluşu, ülkedeki Şiileri harekete geçirdi.

O dönem Başbakan olan, doğrudan Tahran etkisindeki Nuri Maliki de bu fetvanın ardından devreye girdi. Çağrıya yanıt veren savaşçılardan hükümete bağlı “Halk Toplulukları Birlikleri” (Haşdi Şâbi) oluşturulacağını açıkladı. Bu birlikleri Irak ordusundan ayrı tutuyordu.

Milis güçlere kaydolanların asıl hedefi, kendi evlerinin ve Şii ibâdethanelerin korunmasıydı. Savunma Bakanlığı’na bağlı Irak Ordusu, bu konuda çok başarısız olduğunu göstermişti. Başarısızlık ve yolsuzluk iddiaları orduya olan güveni azalttığı için Haşdi Şâbi, “Hem teröristlerle hem yolsuzlukla savaşıyoruz” sloganıyla devlet kurumlarına kıyasla kat kat savaşçı topladı.

7 Nisan 2015’te İbadi liderliğindeki Bakanlar Kurulu kararıyla, Haşdi Şâbi’nin doğrudan Başbakan’a bağlı resmi bir devlet organı olduğu duyuruldu.

YAKLAŞIK 130 BİN HAŞDİ ŞÂBİ ÜYESİ VAR

İntikamcı sloganlarla yola çıkan örgüt farklı ülkelerden birçok Şii militanı bünyesine çekti. IŞİD karşısında hiçbir varlık gösteremeyen Irak ordusunun adeta yerini alan grubun adı birçok mezhepçi katliamla ve savaş suçuyla yan yana anılıyor..

IŞİD, 9 Haziran 2014’te Musul’a girdiğinde, zaten güçsüz olduğu bilinen Irak ordusu, bu radikal örgüte ülkenin en büyük şehirlerinden birini savaşmadan teslim etti. Bu şekilde kaçması, halkın gözünde Irak ordusunun var olan itibarını da yerle bir etti.

Her biri farklı bayraklarla ve yerel düzeyde savaşan, üstelik organize olmadıkları için zaman zaman kendi aralarında ufak çaplı çatışmalar da yaşayan bu Haşdi Şâbi milislerine, Maliki döneminde düzenli maaş bağlandı. Bu milis güçler IŞİD’den temizledikleri yerlerde İran’ın lojistik, istihbarat, sosyal, siyasal ve maddi desteğini alarak idareyi de ellerinde tuttu.

SÜNNİLERE YÖNELİK KATLİAMLAR YAPTILAR

Özellikle Mart 2015’te Tikrit, Aralık 2015’te de Ramadi’yi IŞİD’den temizleyen Şii milisler, bölgede bulunan Irak ordu birliklerinin sessiz kalmasıyla, insan hakları örgütlerine göre buralarda Sünnilere yönelik katliamlar yaptı. Maliki döneminde Başbakanlık’a bağlı olduğu açıklanan, İbadi’nin de kontrol altında tutmak istediği için ‘hükümete bağlı birlikler’ olarak tanımladığı Haşdi Şâbi, pratikte hiçbir otoriteye bağlı değil. Irak hükümetinden doğrudan emir almıyor. Bu sebeple milislerin bu eylemleri cezasız kaldı. İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre, Haziran 2014’ten bu yana Haşdi Şâbi’nin IŞİD’den aldığı bölgelerde birçok cami yıkıldı, Sünniler kaçırıldı, göçe zorlandı, üç binden fazlası öldürüldü.

Irak’ın Şii IŞİD’i olarak bilinen Kays el Gazali liderliğindeki (Geçtiğimiz aylarda Rusya’ya Musul’u bombalamak için izin verilmeli açıklaması yapan ve Musul’da Hz Hüseyin’in intikamını alıyoruz ve Şii hilalini Musul ile tamamlayacağız diyen) Asaib Ehli Hak grubu ve Hadi el Amrii liderliğindeki Bedir Tugayları da Haşdi Şabi içindedir ve Haşdi Şabi grubuna dahil olan tüm yapılar aynı zamanda Suriye’de de Halep, Türkmen Dağı ve Şam’da katliamlar gerçekleştirmektedir. Haşdi Şabi 200 milyon dolar karşılığında Amerika’ya karşı cihad etmek haramdır fetvası veren Şii lider Sistani’nin 13 Haziran 2014 tarihinde Sünni halka yönelik IŞİD kılıfıyla cihad ilan etmesinden bir gün sonra kurulmuştur.

SAPIK,  KATİL,  CANİ Şİİ MİLİSLERİN ARKASINDA İRAN VAR

ALPEREN: Mezhepçi  İran, Irak’taki Şii milislere destek veriyor

HAKKI ÖZNUR: Bugün Suriye’de Halep başta olmak üzere pek çok bölgede yüzbinlerce Sünni sivili katleden gruplarla Irak’ta IŞİD bahanesiyle Sünni soykırımı yapan gruplar aynı gruplardır. Liderliklerini İran yapmakta, dini olarak Ayetullah Ali Hamaney’e dayanmaktadırlar.

İran’ın Devrim Muhafızları Komutanı Kasım Süleymani’nin en yakın İranlı ve Iraklı adamları tarafından eğitilen, silah ve maddi desteğin çoğunu İran’dan alan bu milis güçler, bulundukları bölgelerde otoritelerini silah gücüyle sağlıyor.

Haşdi Şâbi ise çoğunluğu İran’da eğitim almış, (İran Devrim Muhafızları Komutanı) Kasım Süleymani’nin adamlarıdır. Bir kanuna, düzene dayanmazlar. Irak genelinde sayıları 130 bini bulan İran destekli Şii milisler, zayıf Irak ordusunun yarattığı boşluğu dolduruyor. IŞİD’i çıkardığı bölgelerde mezhep yapısını değiştirmek için yaptığı Sünnilere yönelik katliamlar, alıkoymalar ve zorunlu göçler, resmi bir bağları olmadığı için cezasız kalıyor. Haşdi Şâbi adı altında toplanan bu milisler İranlı komutanlar tarafından eğitiliyor, silahları da İran’dan geliyor. İran, Haşdi Şâbi vasıtasıyla da Irak üzerinde kontrol sağlıyor.

ALPEREN:  Haşdi Şabi çetesi Irak'ın resmi ordusu oldu!

HAKKI ÖZNUR: Irak Parlamentosu, Şii milis gücü Haşdi Şabi çetesinin Irak'ın İkinci Ordusu olmasını kabul etti. Irak Parlamentosunda Şii Türkmen milletvekilleri de Haşdi Şabi yasasına evet dedi.

Haşdi Şabi sözcüsü Ahmed el-Esedi, meclis binasında düzenlediği basın toplantısında, tasarının Meclis Başkanı Selim el-Cuburi başkanlığında, 208 milletvekilinin katılımıyla gerçekleşen oturumda görüşüldüğünü belirtti. Esedi, yasa tasarısının, oturumda hazır bulunan tüm milletvekillerinin onayını alarak oy birliğiyle kabul edildiğini söyledi.

Sünni Güçler Birliği Koalisyonu, meclisteki söz konusu oturumu boykot ederken, Cumhurbaşkanı Yardımcısı İyad Allavi'nin lideri olduğu Vataniyye Koalisyonu da yasaya karşı olduğunu duyurmuştu. Haşdi Şabi'nin, meclisteki Şii Ulusal Koalisyonu tarafından hazırlanan ve onaylanan yasayla "Irak emniyet güçlerinden biri olarak yasal statü kazanması ve başbakana bağlı silahlı bir kurum olması" kabul edildi. Aynı zamanda başkomutan olan Başbakan Haydar el-İbadi'ye bağlı olacak ve Savunma Bakanlığı tarafından finanse edilerek silahlandırılacak.

İRAN, BAĞDAT ÜZERİNDE SÖZ SAHİBİ

ALPEREN: İran bu süreçte Bağdat yönetimi üzerinde çok etkili HAKKI ÖZNUR: Doğru. TSK, Başika'ya bölgedeki hakim güçlerin daveti üzerine intikal ederken, İran'ın Irak genelinde kurduğu 7 askeri istihbarat ofisi hiç bir yasal dayanağı ve daveti olmadan çalışmalarını sürdürüyor. Bağdat yönetimi bu durumu sadece izlemekle yetiniyor.

Türkiye'yi masanın dışında bırakmaya yönelik hamleler birbirini takip ediyor. ABD'nin 2003 sonrası Şii din adamı Sistani'ye karşı denge kurmak için bölgeye getirttiği ve koruma altına aldığı Şii dini merci Kasım el Tai de devreye sokuldu. El Tai'ye, Başika'daki askerimiz için “muharip Türk güçleriyle savaşma" konusunda “söz konusu güçlerle savaşmanın şer'i, ahlaki ve toplumsal olarak vacip olduğu" sözde fetvası verdirildi.

İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü, Suriye'nin savaş yorgunu askerlerine önce danışmanlık, sonra eğitim desteği, daha sonra da bizzat sahada sıcak savaşa katılarak yardımcı oldu.

 

 

 

 

 

DiĞER GÜNDEM BAŞLIKLARI
BBP YİK BAŞKANI HAKKI ÖZNUR: ALDANMADI, ALDATMADI, “GİZLİ AJANDASI” YOKTU, MİLLETİNDEN ÖZÜR DİLEMEYİ GEREKTİRECEK BİR YANLIŞ YAPMADI, HİÇ BİR YANLIŞIN YANINDA OLMADI.
TEŞKİLATLANMADAN SORUMLU YANAR; 'HERHANGİ BİR SİYASİ PARTİ, KURUM YA DA BLOKLA, REFERANDUM HUSUSUNDA BİR GÖRÜŞME YOKTUR'
GENEL BAŞKAN YARDIMCIMIZ SELAHATTİN ŞENLİLER 'BASIN AÇIKLAMASI YAPTI'
GENEL BAŞKAN YARDIMCIMIZ HAŞİM YANAR: “HER HANGİ BİR SİYASİ PARTİ, KURUM YA DA BLOKLA, REFERANDUM HUSUSUNDA BİR GÖRÜŞMEMİZ OLMAMIŞTIR”
ADI 'MUHSİN' VE 'ALPEREN' OLANLAR BEYKOZ’DA BULUŞTULAR…
EN YENİ VİDEOLAR
GENEL BAŞKANIMIZ MUSTAFA DESTİCİ HAFTALIK BASIN TOPLANTISINDA KONUŞTU 08 02 2017
GENEL BAŞKANIMIZ MUSTAFA DESTİCİ'NİN TÜZÜK VE PROGRAM KURULTAYINDA YAPTIĞI KONUŞMA
GENEL BAŞKANIMIZ MUSTAFA DESTİCİ, BASIN TOPLANTISINDA GÜNDEMİ DEĞERLENİRDİ 25 01 2017
GENEL BAŞKANIMIZ MUSTAFA DESTİCİ 10 OCAK ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜNDE GAZETECİLER İLE BİR ARAYA GELDİ
GENEL BAŞKANIMIZ MUSTAFA DESTİCİ, GENEL MERKEZ BİNASINDA BASIN TOPLANTISI DÜZENLEDİ. 18.01.2017
Büyük Birlik Partisi
Bu sitenin Sunucu Kiralama hizmeti Sunucuturkiye Dedicated Server , Datatelekom Datacenter , Kaliteweb web hosting tarafından sağlanmaktadır.