BBP'NİN, TERÖRLE İLGİLİ RAPORU    -    
Genel
Neden BBP
TÜZÜK
PROGRAM
LOGO
TARİHÇE
Parti Yönetimi
Kurucular Kurulu
Başkanlık Divanı
YİK Üyeleri
MKYK Üyeleri
MDK Üyeleri
Sosyal Medyada Takip Edin
BU HABERi FACEBOOK'ta PAYLAŞ / BBP HABER GRUBUNA KATIL
BBP YİK BAŞKANI HAKKI ÖZNUR: ALDANMADI, ALDATMADI, “GİZLİ AJANDASI” YOKTU, MİLLETİNDEN ÖZÜR DİLEMEYİ GEREKTİRECEK BİR YANLIŞ YAPMADI, HİÇ BİR YANLIŞIN YANINDA OLMADI.
BBP Yüksek İstişare Kurulu Başkanı (YİK) Araştırmacı yazar, Ülkücü fikir ve siyaset adamı, Hakkı Öznur EKSEN’in ( Eğitimci Kamu Çalışanları Sendikası) düzenlediği Cumartesi sohbetlerine konuşmacı olarak katıldı. Hakkı Öznur “Dava adamı. Milletin adamı. Bilge Lider Muhsin Yazıcıoğlu” adlı bir sohbet yaptı. Katılanlara, şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun 40 yıllık siyasi yaşamını, fikirlerini, misyonunu anlattı ve bazı hatıralarını paylaştı.

  Ülkücü Fikir ve siyaset adamı  Hakkı Öznur  Bilge liderimizin  1968 yılında  Genç  Ülkücüler  Teşkilatına girişini, 12 Mart  sonrası  gençlik liderliğini ( ÜOD  ve ÜGD Başkanı ve MHP eğitimcisi olduğu  dönem) 12 Eylül   sürecini , yargılandığı  MHP ve Ülkücü  Kuruşlar  davasını,  C.5 de gördüğü korkunç işkenceleri , Mamak  cezaevindeki  yıllarını, MHP ve Ülkücü kuruluşlar davasında   yaptığı savunmasını,  cezaevinden tahliye olduktan sonra  üstlendiği SOGEV Başkanlığını, siyasete girişini  darbelere  siyasete bakışını vb. bir çok konuları detaylarıyla anlattı. 
Hakkı Öznur şehit liderimizin yazılar yazdığı, çıkarttığı bazı Ülkücü yayın organlarını yine Mamak mahkemesinde yapmış olduğu savunma ve savunmalarının  yayınlandığı bazı gazeteleri de yanında getirerek  gösterdi  BBP   tarihini  anlattı.  12 Eylül 1980 öncesi  Ülkücü  Gençlik hareketinin yayın organlarından bazıları (Hasret, Genç Arkadaş, Ülkü Ocağı , Birliğe Çağrı, Nizam- ı Alem) vb .gazete ve dergilerimizde yine   12 Eylül 1980  sonrası yayınlanan ( Bizim Ocak, Bizim Dergah , Nizamı- Alem) vb . dergilerimizde Muhsin Başkanın yazdığı başyazıları , inceleme/ araştırma   yazılarından bahsetti.  Gazete ve dergilerde çıkan yazılarını  gösterdi, tarih, tarih  kronolojik olarak  anlattı. 
Ülkücü fikir ve siyaset adamı Hakkı Öznur BBP’nin ,kuruluş sürecini BBP’nin misyonunu ilkelerini ve Türk demokrasi tarihindeki önemini  olaylarla , belgelerle anlattı.  6 ciltlik, tarihi belgesel sahasında tek olan  “Ülkücü  Hareket”  kitabının yazarı olan ve en son  üç ciltlik  “Muhsin Yazıcıoğlu” külliyatını yayınlayan ve  Türk  fikir ve siyasi  hayatına  büyük  katkılar  sunan   Hakkı Öznur ,  BBP’nin sisteme alternatif  olarak kurulduğunu, bürokratik oligarşi ve küresel emperyalizmle ,işbirlikçileriyle, kurulduğu günden beri mücadele ettiğini,, etmeye devam ettiğini söyledi.  Sohbeti dinleyemeye gelenler hem sohbetten hem görsel olarak gördükleri yayın organlarımızdan çok mutlu oldular  ve çok etkilendiler.  Sohbet sonrası  katılanlar  Hakkı Öznur ağabey ile hatıra resmi çektirdiler Ülkücü  yayın  organlarımızın fotoğraflarını da çektiler.
Hakkı Öznur  sohbetinde  Şehit liderimiz Muhsin  Yazıcıoğlu'nun büyük bir siyaset ve devlet adamı olduğunu, söyledi. Öznur, Muhsin Başkan’ın siyasi yaşamı boyunca ilkeli, seviyeli ve tutarlı bir siyaset izlediğini, hesap adamı değil dava adamı olduğunu, milletin adamı olduğunu 40 yıllık siyasi yaşamı boyunca iç ve dış mihraklarla mücadele ettiğini, demokrasi dışı arayışlara karşı çıktığını, millî iradeyi, demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü savunduğunu anlattı. konuşmasında "Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu NATO merkezli Gladyo’yla, küresel çetelerle, masonlarla, lobilerle, mafyayla, bölücülerle, işbirlikçilerle, derin karanlık odaklarla, militarizmle, askerî vesayet peşinde koşanlarla iç ve dış  mihraklarla  mücadele etti." demiştir. Vesayetçiliğin her türlüsüne karşı olan lider Yazıcıoğlu’nun demokrasinin ve millî iradenin yanında yer aldığını ifade eden Öznur "Muhsin Başkan 'üstünlerin değil, hukukun üstünlüğünü' savundu." demiştir.
Hakkı Öznur Başkan konuşmasında  yine şunları söyledi :
“Şehit liderimiz “aldanmadı”, “aldatmadı”, “milletinden özür dileyecek yanlışlar” yapmadı,  küresel güçlerle işbirliği yapmadı. onlara boyun eğmedi. Parti devleti peşinde koşan, “tek adamlığa” özenen  RTE’nin gizli ajandası olduğu, 18 maddelik, anti demokratik, Baas zihniyetli anayasa değişikliğini savunması  ile ortaya çıkmıştır. Fethullah Gülen’inde gizli ajandasının olduğu 15 temmuz kalkışmasıyla görülmüştür.
Şehit liderimiz milletin adamı Muhsin Yazıcıoğlu’nun gizli ajandası yoktu. O milletine inanmış ve milletine hizmet etmek için çalışan büyük bir siyaset ve devlet adamı idi.  Muhsin Başkan dava adamı. millet adamı ve bilge bir liderdi.Muhsin Başkan  Ömrünü, hayatını verdiği yüce ülküsüne, yüce davasına adadı. Milletine, ülkesine hak davasına hizmet yolunda şehit düştü Muhsin Başkan bütün ömrünü, bütün varlığını Kur’an’a bağlayan bir dava adamı idi. Davasını Kur’an’la anlatan, ülküsünü iliklerine kadar yaşayan Muhsin  Başkan bir Kur’an ve peygamber sevdalısıydı. O’nun referansı Kur’an ve sünnetti.  Muhsin Yazıcıoğlu deyince Kur’an’a adanmış bir ömür ve Allah ve peygamber sevdası ile dolu bir yürek karşımıza çıkıyor.
 BBP YİK Başkanı  Hakkı  Öznur 2 saate yakın  konuşmasında şunları söyledi:
ŞEHİT LİDERİMİZ İLKELİ, SEVİYELİ, TUTARLI SİYASET İZLEMİŞTİR
Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, 40 yıllık siyasi yaşamı boyunca ilkeli, seviyeli ve tutarlı bir siyaset izlemiştir. O’nun için önemli olan iktidar vizesi değil, yüce Rabbimizin rızasıydı. Siyasi yaşamında “Temiz toplum, temiz siyaset” anlayışını savundu. Daha soğuk savaş döneminde sivil toplum, sivil siyaset vurgusu yapan ilk siyaset adamı idi. Siyasette hiçbir yanlış yapmadı; politikanın hiçbir kiri bulaşmadı üzerine. O, makam ve mevkileri elinin tersiyle itmiş sonsuzluğun sahibini düşünen bir liderdi.
Şehit liderimiz, siyasette erdemi ve dürüstlüğü hep ön planda tuttu. “Çokluk içinde birlik” prensibine inanıyordu. Çoğulcu ve sivil bir anlayışı savunuyordu. Totaliter ve otoriter zihniyetlere temelden karşıydı. Siyasette hep açık ve şeffaf olmayı önerirdi. Kapalı kapılar ardında yapılan her türlü anlaşma ve pazarlıklara şiddetle karşıydı. Siyaset yapanların ancak, milli iradeden güç almalarını ve milli iradenin gereği neyse onu yapmalarını ülke ve millet için hayırlı olacağını söylerdi.
İç ve dış karanlık odaklardan emir ve talimat alanların millete değil bağlı oldukları küresel merkezlere çalışacağını söylüyordu. Siyaseti makam, mevki, ikbal için değil milletine ve ülkesine hizmet için yapıyordu. Tüm siyasi yaşamı boyunca hep milletinin değer ve inançlarını savundu. O, siyasette dürüstlüğün, faziletin, erdemin timsaliydi.
Hiçbir çıkar ve menfaat duygusu olmadan millet aşkı ile yola çıkan şehit liderimiz Milletine asla yalan söylemedi, yanlış yapmadı, popülizme sapmadı, sağa sola yalpalamadı, politikanın fırıldaklarından olmadı, ikiyüzlü davranmadı. İhtirasları yoktu… Nefsine esir düşmedi, kimseye iftira atmadı, kin tutmadı, tribünlere oynamadı, kaos peşinde koşmadı. İç ve dış karanlık odaklara teslim olmadı; egemen güçlere, çıkar çevrelerine boyun eğmedi.
Hep dik durdu, düz yaşadı, hayat çizgisinde kırıklık yok çizgisini bozmadı, istikametini değiştirmedi. İnandığı değerlere hep bağlı kaldı kendisi için bir gün yaşamadı ömrünü hayatını verdiği yüce davasına adadı.
O, makam ve mevkileri değil, sonsuzluğu düşünen bir liderdi. Siyasi yaşamı boyunca, her türlü emperyalizm ile liberal kapitalist sistemle mücadele etti. Egemen güçlere, çıkar çevrelerine asla boyun eğmedi. İç ve dış karanlık mihraklarla daima mücadele etti.
Ülkeyi yönetenler  şehit liderimizin ilkeli, seviyeli, kuşatıcı, kucaklayıcı, yapıcı birleştirici, bütünleştirici, hoşgörülü, uysal, zarif,  sabırlı, asil duruşunu örnek almalıdır .Muhsin Başkan’ın siyaset üslubu da seviye, nezaket, naiflik, hoşgörü, diyalog, kuşatıcılık varken; Bugün ülkeyi yönetenlerin üslubunda ise tam tersi var. Muhsin Başkan ötekileştirici,  kutuplaştırıcı, cepheleştirici asla değildi
Kendisi için bir gün yaşamadı. Ömrünü, hayatını verdiği yüce davasına adadı. Ezilenlerin, yoksulların yanında saf tuttu. Adam gibi adamdı.  Rahmetli liderimizin Muhsin Yazıcıoğlu’nun bireysel serveti para, tura, kasa işleri yoktu. Onun dünyalık hiçbir mameleke sahip olmadığını bütün milletimiz biliyor. Muhsin Başkan “bir lokma bir hırka” felsefesine uygun bir hayat sürmüştür. O’nun referansı Kur’an ve sünnetti.
Şehit Muhsin Yazıcıoğlu deyince ise helal bir yaşam, ilkeli, seviyeli siyaset, dik duruş, dava adamlığı, davaya adanmışlık, vefa, kadirşinaslık geliyor. Şehit liderimiz Muhsin Başkan kimseden emir ve talimat almadı, dışa bağımlı olmadı, güç odaklarının önünde eğilmedi, küresel diktatörlerin, karanlık merkezlerin emrine girmedi, onlarla kirli ve karanlık ilişkiler kurmadı
Her dönemde ülkenin birlik ve beraberliğinden yana olan, kamplaşmaya, cepheleşmeye, kutuplaşmaya karşı çıkan Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, 19., 20. ve 23. dönem milletvekili olarak yaklaşık 10 yıl süreyle mecliste temsil ettiği milletinin değer ve inançlarını savundu.
Muhsin Başkan :Hep Demokrasi ve Barış Çağrıları Yaptı.
1980 öncesi, ölümün kol gezdiği, namluların kan kustuğu çatışmalı yıllarda Türk gençliğini hep şiddetten çatışmalardan uzak tutmaya çalıştı. Bilge liderimiz, konuşmalarında ve yazılarında “eller silah değil, kalem tutmalı”diyerek, gençliğe tarihi öneme sahip mesajlar verdi.
Türk gençliğini, küresel emperyalizme ve onun emrindeki beşinci kol gruplara, iç savaş tahrikçilerine karşı daima uyardı. “Tahriklere kapılmayın, provokasyonlara gelmeyin” dedi.
12 Eylül 1980 öncesi Ülkücü gençlik hareketinin lideriydi. Ülkü Ocakları Derneği Genel Başkanı iken, Şubat 1978 yılında, dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e diplomatik bir üslupla mektup yazarak, ülkenin içinde bulunduğu zor şartları ve tehlikeleri, devam eden kaos ortamını ve kızıl anarşiyi anlatıyordu. Ülkenin Cumhurbaşkanı olarak sorumlu olduğu makamın gereğini yapmasını ve duruma seyirci kalmamasını istiyordu. Kısacası Cumhurbaşkanına, “ülke tehlikede, demokrasi düşmanları kaos peşinde” uyarısında bulunuyordu. Bir gençlik lideri gibi değil, bir bilge siyaset ve devlet adamı gibi hareket ediyordu. 
1977 – 1980 yılları arasında milletimizi derinden sarsan ve acılara gark eden Malatya, Sivas, Kahramanmaraş, Çorum, vb. yerlerde çıkan olayların birer provokasyon olduğunu, bu provokatif olayların, Türkiye’yi iç savaşa sürüklemek isteyen yabancı istihbarat servisler ile ajan diplomatların (CIA elemanları, Barış Gönüllüleri) işi olduğunu, bunların amaçlarının Türkiye’yi istikrarsızlaştırmak olduğunu siyasi konuşmalarında, sohbetlerinde, yazılarında açıkça ortaya koyuyordu.
Türkiye’nin Askeri Darbeye Sürüklendiğini Söylüyordu
Demokrasi dışı arayışlarda bulunan ve 1978 Temmuz’undan itibaren “ihtilal şartlarını olgunlaştırmak” isteyen, gladyo ile iç içe çalışan askeri vesayetçi kesimlerin, darbe hazırlıkları yaptığı süreci, ülküdaşlarıyla değerlendiriyor, yaklaşan bir darbeye karşı ne yapacaklarını, darbenin rengini ve böyle bir darbede Türkiye’nin nasıl bir durumla karşılaşabileceğinin durumunu kendi aralarında tartışıyorlardı.
Muhsin Yazıcıoğlu, Türkiye ve dünya meselelerini çok iyi analiz ediyordu. Türkiye’nin askeri bir darbeye hızla sürüklendiğini, askerlerin Genelkurmay karargâhında darbe hazırlıkları yaptığını, olacak bir darbenin, Amerikancı, NATO’cu bir darbe olacağını ve demokrasinin büyük yara alacağını, ülkenin karanlık bir döneme gireceğini önceden tespit etmişti. Yönelişleri sezen bir başkandı.
Muhsin Yazıcıoğlu ufku geniş bir liderdi. “Darbe geliyor” öngörüsünde ve tespitlerinde haklı çıkmıştı. CIA’nın “Bizim Çocuklar” dediği, Amerikancı, NATO’cu Generaller 12 Eylül darbesini yapmışlar, yönetime el koymuşlardı.
12 Eylül Darbesi ve Muhsin Yazıcıoğlu
12 Eylül faşist askeri darbesiyle Ülkücü harekete yönelik büyük bir baskı ve zulüm başlamıştı. Başta hareketin lideri Alparslan Türkeş olmak üzere MHP ve Ülkücü kuruluşların lider kadrolarının büyük bölümü gözaltına alınmış, ardından büyük tutuklamalar başlamıştı. Muhsin Yazıcıoğlu da Cunta rejimi tarafından aranan Ülkücülerin başında gelmekteydi.
12 Eylül darbesi gerçekleştiğinde Sivas’ta olan Muhsin Yazıcıoğlu darbenin gerçekleşmesi üzerine o zor şartlarda, birçok engelleri aşarak Ankara’ya gelmişti. Hemen durum analizi yaptıktan sonra teşkilatın dışarıda kalan ve ya aranan üst düzey yöneticileriyle istişare toplantıları yaptı.
12 Eylül faşist darbesinin ardından dağılan, yok edilmeye çalışılan “Ülkücü Hareket”i derlemek ve toparlamak için yoğun bir çalışma yürüttü.
Cuntacıların hedefindeki isimlerin başındaydı. Buna rağmen Anadolu’yu karış karış gezdi. Cuntacıların emrindeki asker ve polis karışımı, ülkücü düşmanı, özel seçilmiş güvenlik güçleri tarafından her yerde aranıyordu. 12 Eylül rejiminin ağır baskılarına, zulümlerine rağmen hareketin birliğini, beraberliğini sağlamak ve hareketi yeniden toparlamak için Anadolu yollarına düşmüştü.
Sıkıyönetim komutanlığının arananlar listesinde baştaydı. Büyük şehirlerin sokaklarına resmini asmışlardı. Muhsin Yazıcıoğlu o ağır şartlarda bile aranan ülküdaşlarına, tutuklanan arkadaşlarının ailelerine,  ülkücü şehitlerin ailelerine yardım etmeye çalışıyordu.Zor ve karanlık günlerde sürekli mekân değiştiriyor, sabit bir yerde durmamaya çalışıyordu. Sıkıyönetim görevlileri, solcu Pol – Der’li timler gece gündüz Yazıcıoğlu’nu yakalamak için seferber olmuşlardı. Birçok kez emniyet güçlerinin sıkı takibinden zor kurtulmuştu.
Ülkücü gençliğin efsanevi başkanı Muhsin Yazıcıoğlu özellikle emniyet ve ordu içindeki solcuların hedefindeki isimdi. 12 Eylül öncesinden beri Emniyet içinde POL – DER adlı Marksist örgütün mensupları Muhsin Yazıcıoğlu ile uğraşmaktaydı. Marksist örgütler ve onların devlet içindeki kolları Muhsin Yazıcıoğlu’nu öldürmek 12 Eylül öncesi de birçok pusular kurmuşlardı. Ancak hain emellerinde başarıya ulaşamadılar.
C – 5 Adlı İşkence Merkezinde İşkencelerden Geçirildi
Muhsin Başkan 12 Eylül darbesinden yaklaşık 5 ay sonra, 28 Ocak 1980 tarihinde solcu Pol – Der’li timler tarafından düzenlenen bir operasyonla Ankara’da gözaltına alındı. Daha sonra cunta mahkemesinin verdiği kararla tutuklandı.
Muhsin  Başkan yakalandığı andan itibaren ülkücü duruşunu, yiğit tavrını devam ettirdi. Psikolojik baskı kurmaya kalkan solcu polisleri, askerleri, savcıları, hakimleri sabrı, iradesi, cesareti ve tavrıyla ezdi. Eğilmedi, dik durdu. Mamak cezaevi yönetimine ve onların emrindeki işkencecilere  meydan okudu.
1 Şubat 1981’de geldiği C – 5 adlı işkence merkezinde 27 gün kaldı. Muhsin Başkan 20 gün sadece bir sandalye üzerinde kalmıştı. İnsanlık dışı ağır işkencelerden geçirildi. İşkencecilerin hepsi seçme solcu asker ve polislerdi.
Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, 12 Eylül faşizmine karşı mücadelesini, bir operasyonla yakalandıktan sonra götürüldüğü Ankara 4. Kolordu’nun içinde özel olarak cuntacılar tarafından kurulan, C – 5 adlı işkence merkezinde de devam ettirmiş, ser verip, sır vermemiş, işkencecilere direnmiş, teslim olmamıştır. Her türlü zulme ve baskıya rağmen merkezinde işkencecilere karşı dik durmuş, ülkücü duruşunu bozmamış, onlara asla boyun eğmemişti.
İşkenceli sorgulara konseyden talimat alan solcu savcı ve hakimler de katılıyordu. Hava Hakim Albay Nurettin Soyer ve onun gibi ülkücü hareket düşmanı savcıların nezaretinde ülkücülere işkenceler yapılıyor, işlemedikleri suçlar işkence ile üzerlerine yıkılmaya çalışılıyordu. Birçok ülkücü idam sehpalarında ve işkencehanelerde şehit düştü.
İdamla Yargılandı
“MHP ve Ülkücü Kuruluşlar” davasında idamla yargılandı. İdamı istenen 220 Ülkücüden biriydi. Yazıcıoğlu, hem işkence gördüğü C – 5’te, hem uzun yıllar kaldığı Mamak zindanlarında, hem de idamla yargılandığı, 12 Eylül hukuksuzluğunun adı olan, Cunta’nın kurduğu Mamak mahkemelerinde, 12 Eylül asker darbesini yapan Beşli Konsey’e, 12 Eylül rejimine ve cuntanın işbirlikçilerine karşı çıktı, cunta rejimine eleştirdi, tarihi bir duruş ortaya koydu.  Liderimiz Yazıcıoğlu hiçbir zaman 12 Eylülcülere, zalimlere boyun eğmemiş tahliye talebinde bile bulunmamış, ülkücü camianın bütün acısını ve ızdırabını omuzlamaya çalışmıştı.
Muhsin Yazıcıoğlu 40 yıllık siyasi yaşamının 10 yıla yakınını hapislerde geçirdi. 7 Nisan 1987 günü tahliye edilen Muhsin Yazıcıoğlu kendisiyle röportaj yapan bir gazeteciye duygularını anlatırken “Tahliyeme sevinemedim” diyordu. Bu sözleri 10 Nisan 1987 günkü Türkiye gazetesinde yer almıştı.
Ülkücü gençliğin lideri Muhsin Yazıcıoğlu, “Ben tahliye edilirsem arkadaşlar kendilerini yalnız hissederler. Bu zindandan en son çıkacak ben olmalıyım.”diyordu. 12 Eylül zulmünün bütün dehşetiyle sürdüğü Mamak cezaevinde bir gençlik lideri nasıl davranması gerekiyorsa öyle davrandı. Dava arkadaşları için ümit ve moral kaynağı oldu hep…
Onun varlığı, duruşu, yiğit tavrı zindanlardaki Ülkücülere büyük güven veriyor, onların moralini yükseltiyordu. Mamak Cezaevi’nde yattığı sürece dik duruşu, örnek tavrıyla dışarı da olduğu gibi içerde de örnek bir gençlik lideriydi. Bu yüzden O, bütün Ülkücülerin hep yürekten sevdiği, inandığı, itimat ettiği, yiğit “Muhsin Başkan”larıydı.
Yazıcıoğlu bir konuşmasında “Ne kaderime küstüm ne devletime küstüm! Çünkü inanmak iman etmek varsa bir şeye bedel neyse katlanıp; Ya Rabbi kahrın da hoş lütfun da dedik” demişti. Davasına, inanmış bir iman ve ahlak adamı söyler bu sözleri.
Mamak’tan Meclise
7 Nisan 1987 yılında cezaevinden çıktıktan sonra dava arkadaşlarıyla aktif siyasi hayata girdi. 20 Ekim 1991 genel seçimlerinde Sivas’tan milletvekili seçildi. Daha sonra 7 Temmuz 1992’de MÇP’den ayrılarak kendisiyle birlikte hareket eden kadrolarla 29 Ocak 1993’te Büyük Birlik Partisi’ni kurdu. Şehadetine kadar BBP’nin genel başkanlığını yaptı. BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu dışa bağımlı ve teslimiyetçi politikalara temelden karşıydı. Küresel sisteme karşı, milli ve yerli bir duruştan yanaydı.
ABD’nin Emperyalist Yeni Dünya Düzenine (YDD) Meydan Okuyan Lider: Muhsin Yazıcıoğlu
BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu 12 Eylül 1980 öncesi, yüz binlerce ülkücü gence liderlik eden bir gençlik lideriyken, dünyada ve Türkiye’de devam eden soğuk savaş döneminin kirli ve ülkeleri yakan, yıkan, darmadağın eden yüzüne yakından şahit olmuş ve iki emperyalist devletin, (ABD – SSCB) iki emperyalist askeri paktın (NATO – Varşova) emperyalist paylaşım savaşlarının dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de devam ettirdiğini, soğuk savaş siyasetlerinin insanlık için büyük tehdit olduğunu ifade etmişti.
1947’de başlayan, 1989’da Berlin duvarının yıkılması ve SSCB’nin çökmesiyle, sona eren soğuk savaş yıllarının iki kutuplu dünyasından ABD ve NATO’nun hakim olduğu tek kutuplu bir dünyaya geçilmişti. Girilen yeni dünya düzeninin şifrelerini ilk deşifre eden yine Yazıcıoğlu idi.
Yeni Dünya Düzeni’nin ABD ve Batı emperyalizminin küresel çıkarlarına hizmet edeceğini, bunun yeni sömürgecilikten başka bir anlamı olmadığını söylüyor, bu konuyla ilgili çok önemli siyasi tespitlerde bulunuyor ve “YDD” (Yeni Dünya Düzeni) tehlikesine dikkat çekiyordu. İç siyasette olduğu gibi dış siyaset tespitlerinde de yanılmayacak ve haklı çıkacaktı.
“Yeni Dünya Düzeni” planının Amerika’nın dünya imparatorluğu peşinde koşan küresel emperyalist düzenin adı olduğunu ilk dile getiren siyasetçilerden biri oldu Yazıcıoğlu…
Yeni Dünya Düzeni ardından Türkiye’yi yakından ilgilendiren BOP (Büyük Ortadoğu Projesi), BİP (Büyük İsrail Projesi) gibi emperyalist planların merkezinde Anadolu coğrafyasının bulunduğunu, bu projelerin tek amacının Türkiye’yi istikrarsızlaştırmak,  bölmek ve parçalamak, Ortadoğu’yu kan gölüne çevirmek ve terör devleti Siyonist İsrail’i korumak, güvenliğini sağlamak olduğunu ilk söyleyen lider de yine O’ndan başkası değildi.
Yazıcıoğlu ezber bozmuştu. Sisteme muhalif ve antiemperyalist çizgisi küresel güçleri de rahatsız etmişti. Yazıcıoğlu, ABD’nin yeni dünya düzeni dediği emperyalist düzene karşıydı. Ortadoğu’da konuşlanan Çekiç Güç vb. karanlık güçlere hep karşıydı. “Topraklarımızda Çekiç Güç’ü istemiyoruz, Çekiç Güç defolsun” diyen, bunu kurulduktan sonra da Meclis’te en sert bir şekilde dile getiren partinin lideriydi.
Muhsin Yazıcıoğlu ABD ve NATO’ya bağımlı bir dış politikanın Türkiye’yi bölgede ABD’nin ileri bir karakolu haline getirdiğini, ABD çıkarlarına hizmet ettiğini düşünüyordu.
Muhsin Yazıcıoğlu, Türkiye’nin milli ve yerli, emperyalizme bağımlı olmayan, şahsiyetli ve onurlu bir dış politika izlemesini savunuyordu.
Muhsin Yazıcıoğlu: “Namlusunu Milletine Çevirmiş Bir Tankı Asla Alkışlamam”
4 Şubat 1997’de Sincan’da yürütülen tanklar için Genelkurmay Karargahı’na en sert tepkiyi  şehit  liderimiz  Muhsin Yazıcıoğlu gösterdi. Bilge lider, milletin adamı. Demokrasi savunucusu,  Muhsin Yazıcıoğlu, tankların sokağa çıktığı gün bayram eden ve askeri tahrik eden zinde güçleri “Demokraside çözüm asker çağırmak değildir” diyerek uyarıyordu. Tankları alkışlayan antidemokratik çevreleri “Türkiye’yi maceraya sürüklemek isteyen” karanlık çevreler olmakla itham etti ve onlarla mücadele etti. 
5 Şubat 1997 tarihli Gündüz gazetesinde askerin siyasete müdahalesini eleştiren sözleri şöyleydi: “Bu çevrelere sesleniyorum. Rüzgar eken fırtına biçer ve bu fırtınadan mutlaka kendileri zarar görür.”
Muhsin Yazıcıoğlu iki gün sonra başka bir açıklamasında “Namlusunu milletine çevirmiş bir tankı asla alkışlamam” dedi. Bu sözleri de, 7 Şubat 1997 tarihli Gündüz gazetesinde manşetten verildi.
28 Şubat sürecinde liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, bütün bunları kapsayan bir terkiple askeri vesayete meydan okumuştu. Hatta bu meydan okumayı biraz daha ileri götürerek, 4 Şubat 1997’de Sincan’da tank yürüten, milli irade ve demokrasi düşmanı, ulusalcı militarizme, oligarşik güçlere; “Askerin yeri kışladır. Ordu sivil siyasete müdahale etmemelidir, ‘ordu göreve diyen’ darbeci zihniyet, demokrasi ve millet düşmanıdır.” diye haykırmış, cesareti ve dik duruşuyla milletin gönlünde taht kurmuştu.
Demokrasiye müdahale eden TSK içindeki mezhepçi cuntaların organize ettiği tankların yürüyüşünü 23 Şubat 1997’de Washington’da katıldığı bir baloda yaptığı konuşmada; “Demokrasiye balans ayarı” olarak ifade eden Genelkurmay 2. Başkanı Org. Çevik Bir’in açıklamalarına en net tavrı yine Muhsin Yazıcıoğlu vererek şunları söyledi:
“Demokrasiye balans ayarı yapmak kimsenin haddi değildir. Bu ülkede demokrasi asker sivil herkese lazımdır. Demokrasiye balans ayarı yapmak sivil otoritenin emrinde olan bir askeri bürokrata düşmez.”
Muhsin Yazıcıoğlu: “Türkiye, İran Olmayacak, Cezayir Olmayacak. Suriye Yapılmasına da Biz Asla Müsaade Etmeyeceğiz”
Patronlar Kulübü “TÜSİAD!”ın da içinde yer aldığı “Beşli Çete” denilen Genelkurmay Karargâhı ile irtibatlı “sivil ihtilal kuvvetlerinin” ve ordu içindeki mezhepçi cuntaların antidemokratik baskıları devam ediyordu. Kartel medyası iş dünyası ve onların Meclis’teki temsilcileri olan bazı siyasi partiler demokrasi dışı arayışları sürdürüyordu.
BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu askeri vesayete ve onun her türlü işbirlikçilerine şunları söylüyordu: “Sivil siyasete ordu karışamaz. Genelkurmay karargahı milli güvenliğimizle ilgilenmelidir ,siyasetle değil. Siyaset siyasetçilerin işidir, askerlerin değil. Demokrasilerde Ordunun yeri kışladır.”
12 Haziran 1997 günü Başbakanlık konutunda bir araya gelen Başbakan Necmettin Erbakan Yardımcısı Tansu Çiller ve Muhsin Yazıcıoğlu, aldıkları askeri müdahale duyumlarını konuşuyorlardı. DYP lideri ve Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller’e göre, 13 Haziran’da askerler, darbe yapacaktı.
Muhsin Yazıcıoğlu bu toplantının hemen ardından Başbakanlık binası önünde bekleyen gazetecilerin darbe sorularını cevaplandırırken, bir takım yerlere anında ulaşan, adrese teslim öyle bir söz söylüyordu ki,  demokrasi ve milli irade düşmanı ordu içinde MDD’ci (Milli Demokratik Devrim), mezhepçi zihniyetin oyununu bozuyor, hamlelerini boşa çıkarıyordu.
Askeri darbe ile yönetime el koyup, BAAS’çı/Nusayrici bir dikta rejimi kurma çabalarına; “Türkiye, İran olmayacak, Cezayir olmayacak. Suriye yapılmasına da biz asla müsaade etmeyeceğiz” diyerek karşı çıkıyordu. BAAS rejimi peşinde koşan Laikçi – Faşistlere, Neomaoculara, kartel medyasına, askeri darbeye çağıran sivil ihtilal kuvvetlerine meydan okuyan tek liderdi.
Ordu içindeki mezhepçi cuntalar 1997 Haziran’ında darbeyi yapmayı planlarken, bir takım siyasiler ve bürokratlar “Darbe olacak” diye yurtdışına çıkma hazırlıkları yaparken, Muhsin Başkan’ın ülkeye ve demokrasiye sahip çıkan tarihi çıkışı darbeyi tersine çevirecekti.
Herkes darbeden korkarken, suspus olurken köşelerine çekilirken bilge lider Muhsin Yazıcıoğlu ülkeyi felakete sürüklemek isteyen tek partili rejim kurmaya çalışan sol cuntalara hukuk dışı yapılara meydan okuyor, demokrasiden taviz vermiyordu.
E – Muhtıraya İlk Karşı Çıkan Lider
Muhsin Yazıcıoğlu, demokrasiye ve millet iradesine sahip çıkan bilge tavrını, Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın kaleme aldığı, açıkça demokrasiye bir müdahale olan, 27 Nisan 2007’deki e – muhtıraya, hükümetten önce karşı çıkarak sürdürmüş ve antidemokratik e–muhtıraya ilk karşı çıkan siyasi lider olmuştur.
E – muhtıra ile Türkiye sarsıldı. Siyasi partiler içinde ilk tepkiyi Büyük Birlik Partisi verdi. Genel Başkan Muhsin Yazıcıoğlu, "Bildiri TSK'ya zarar verdi!"diyordu.
BBP lideri 28 Şubat’ta olduğu gibi Türkiye’nin oligarklarına bir kez daha çok net bir tavır koymuş karşı çıkmıştır. Yazıcıoğlu bu milli iradeden yana olan demokratik çıkışıyla darbe peşinde koşan militarist kesimlerin önünü kesmiştir, oyunlarını bozmuştur.
Ara rejim hesabı yapanlara, “Meclis'i devre dışı bırakacak her türlü iktidar formülünü gayri meşru ve hukuk dışı ilan ediyorum.” uyarısında bulunuyordu. Gece yarısı bildirisinde yer alan gerekçeleri ise inandırıcı bulmuyor: “Kur'an – ı Kerim okuma yarışmalarını, kız çocuklarının ilahi okumasını, okul müdürlerinin Kutlu Doğum kutlamalarına katılmalarını rejim tehlikesi görmek, gerçekte en büyük milli tehlikelerden biridir.” diyordu.
Muhsin Başkan ordunun sivil siyasete karışmasına, müdahale etmesine şiddetle karşı çıkmış, askeri vesayetten yana olan demokrasi dışı arayışlarla daima mücadele etmiştir. Antidemokratik bir rejim peşinde koşan dikta rejimi heveslileriyle mücadelenin, demokrasi açısından son derece önemli olduğunu her yerde açıkça dile getirmiştir.    
Zulme rıza göstermeyen, zalimlere boyun eğmeyen şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, zalimlerin karşısında gövdesini siper eden, zulme asla boyun eğmeyen ilkeli bir kişiliğe sahipti. Bilge lider yiğit adam şehit liderimiz Muhsin  Başkan milli, yerli, sivil, demokrat bir hareket olan milletin partisi BBP için şunları söylemiştir:  
Yazıcıoğlu:  “ABD AB Öcalan’ın İdam Edilmesine Karşıydı”
18 Nisan 1999 seçimleri öncesi Türk siyasi hayatı toplum mühendislerince yeniden dizayn edilmek istendi. Önce dışarıdan destekli Ecevit hükümetine terörist başı Öcalan, ABD/İsrail tarafından işi bitince 15 Şubat 1999 günü idam edilmemek şartıyla teslim edildi.
Terörist başı Öcalan ABD ve İsrail kendisini yıllardır “TC” dediği Türkiye’ye teslim edince korkudan ödü patlamıştı. Daha uçakta “Türkiye Cumhuriyeti devleti ile her türlü iş birliğini yapmaya hazırım” demişti. Sorgusunda sonra bülbül gibi şakıyarak örgüt ile ilgili birçok şeyi itiraf etmiş “Ben taşeronum, PKK’yı bütün istihbarat servisleri kullandı.” demiştir.  Öcalan dış güçlerle, yabancı istihbarat servisleriyle ilişkilerini de anlatmış, örgütün kanlı eylemlerini tek tek sıralamış “pişmanım” demiştir. Sorgusunda, “Türk devletine hizmet etmeye hazırım yeter ki beni asmayın” diyen terörist başı, uluslararası güçlerin devreye girmesiyle idam edilmekten kurtarılmıştı.
ABD, Öcalan’ın İdam edilmemesini istiyordu. İdam edilmemesi şartıyla, Öcalan’ın yakalanmasına yardımcı olmuştu.  
Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit yıllar sonra “Bize niye Apo'yu verdiler onu hala ben de bilemiyorum. Amerikalılar neden verdi hala anlamaya çalışıyorum” derken dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de “Apo’yu biz yakalamadık. Amerikalılar teslim etti” diyordu. Demirel, Öcalan'ı ABD'nin yakaladığını ve Türkiye'ye teslim ettiğini açıklamıştır.
PKK çevreleri de, liderlerinin İdam edilmemesi kaydıyla teslim edildiğini her yerde açıkça söylüyorlar. ABD, AB, İsrail Apo’nun idamına karşıydılar.“İmralı da yatsın yarınlarda o bize orda da lazım olacak” diyorlardı. Bugün ülkemizde ve Ortadoğu da yaşananlar. Küresel güçlerin maşaları Öcalan ve piyonları PKK üzerinden yıllar öncesinden nasıl hesaplar yaptıklarını göstermektedir.
Küresel diktatör ABD, terör rejimi İsrail ve Haçlı zihniyetli AB Öcalan’ın tahliye edilmesini, PKK’nın yasallaşmasını güneydoğuda özerklik ilan edilmesini, Kürtçenin resmi dil olarak kabul edilmesini istiyorlar. Küresel proje olan NATO’cu HDP’ye açık destek veriyorlar. Suriye’nin kuzeyinde stratejik maşa olan PKK’nın kolu olan terör örgütü PYD’ye silah veriyorlar, PYD militanlarını eğitiyorlar.  Terör üssü Kandil ile sürekli irtibat halindeler. Küresel güçler, İmralı ve kandil ile müzakerelerin devamını Öcalan’ın “baş müzakereci” olarak masaya oturmasını istiyorlar, savunuyorlar. ABD ve diğer emperyalist ülkeler güçler PKK ve Öcalan’ı istedikleri gibi kullanmaya devam ediyorlar.
“Apo Türkiye’nin kucağına verildi”
Küresel güçler, terörist başı Öcalan’ın idam edilmesine karşıydılar. İdam edilmemesi kaydıyla Öcalan’ı teslim ettiler. Şehit liderimiz Yazıcıoğlu, 2007 yılının Nisan ayında kendisiyle yapılan bir söyleşide “Apo Türkiye’nin kucağına verildi” diyordu.
 Muhsin Başkan küresel güç odaklarının “Apo’yu asılmaması” kaydıyla Türkiye’ye teslim ettiklerini, teslim edilmesinin, Ortadoğu özellikle Irak’ın kuzeyi ve Suriye ile ilgili olduğunu her yerde söylüyordu. 
“Terörist başı İdam Edilmelidir”
Şehit liderimiz  Muhsin Başkan  terörist başı Öcalan’ın idam edilmesini savunmuştu. Her yerde bunu dile getirmişti.  “Terörist başı hak ettiği cezaya çarptırılmalı, idam edilmelidir. Demiştir. 16 Ocak 2000 tarihinde Ankara’nın Çubuk ilçesinde BBP ilçe teşkilatı tarafından düzenlenen, şehit ailelerinin ve şehit aileleri derneklerinin de katıldığı ve destek verdiği mitingde bir konuşma yapan Yazıcıoğlu “Apo kadar idamı hak eden olmadı” diyordu.
Muhsin Yazıcıoğlu, 1993’ten beri Devlet – PKK, (MİT–PKK) görüşmelerini doğru bulmamış, “Türkiye’de PKK ve terör sorunu vardır. PKK ve terör örgütleri ile masaya oturulmaz, taviz verilmez ve pazarlık yapılmaz.” demiştir.
Muhsin Başkan’a göre İmralı ve Kandil’in arkasında ABD ve İngiltere vardı. Yazıcıoğlu her zaman, açıkça devleti yönetenlere, ülkeyi idare eden hükümet mensuplarına, Öcalan ile terör üssü Kandil ile görüşmeleri kesin demiştir.
Bilge Lider  Muhsin Yazıcıoğlu Hep Haklı Çıktı
Devletin kurumları, ülkeyi yönetenler, BBP’nin verdiği terörle mücadele raporlarını ve Muhsin Yazıcıoğlu’nun çözüm tespitlerini ciddi görmüşler, etkilenmişler, ama bir türlü gereğini yapmamışlar, hatta tam tersini yapmaya devam etmekteler.
Bilge lider Muhsin Yazıcıoğlu, bölücü terör örgütü PKK’nın arkasında ABD, İsrail, İngiltere ve bazı AB ülkeleri var demiştir.  PKK’nın, stratejik bir maşa olduğunu, daima dile getirmiş ve terörle mücadele ile ilgili görüşlerini, tekliflerini Cumhurbaşkanlığı yapan Turgut Özal, Süleyman Demirel, Ahmet Necdet Sezer, Abdullah Gül, (şimdi Cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’a) Başbakanlık ve Bakanlık yapan birçok siyasetçiye ve siyasi parti liderlerine sunmuş ve çözüm önerilerini onlara anlatmıştır. 
Muhsin Yazıcıoğlu: “Küresel Güçlere Değil, Millete Hizmet Edin”
1998 – 2003 sürecinin çok iyi bilinmesi lazım. Bu süreçte siyasete dışarıdan müdahaleler vardı. Yine Türk siyaseti küresel bir plan dahilinde dizayn edilmeye çalışılıyordu. 28 Şubat sürecinin etkileri devam ediyordu. Bu süreçte 28 Şubat’a karşı çıkan, demokrasiyi savunan BBP’ye çok ciddi bir yöneliş vardı.
ABD/AB kapitalist enternasyonalin desteklediği, TÜSİAD vb. çıkar çevreleriyle irtibatlı bazı kesimler, yeni oluşumlar peşindeydi. Yeni parti kurma çalışmaları vardı. Dış güçlerinde desteklediği yeni oluşum çalışmaları BBP’nin yükselişinin devam ettiği bir süreçte devam ediyordu. Kamuoyunda,  BBP’nin yapılacak olan bir genel seçimde, TBMM’ye çok güçlü bir şekilde gireceği, iktidar ortaklarından biri olabileceği konuşuluyordu. 
Muhsin Yazıcıoğlu: “Ne Loca, Ne Sermaye Bizi Asla Satın Alamaz”
2000 yılının 7 Mayıs’ında, BBP İstanbul İl teşkilatının düzenlediği, yaklaşık 15 bin kişinin katıldığı “Yağmaya son, hukuka saygı”  mitinginde konuşan şehit liderimiz Yazıcıoğlu, “Kimseye diyet ödemedik! Biz milletle varız, milletimizle var olmaya devam edeceğiz” demişti.  Dışarıdan siyasete müdahale edildiğini yeni siyasi oluşumların kurgulandığını bunların küresel oyunlar olduğunu ifade eden Yazıcıoğlu, BBP’nin milli, yerli, ilkeli, tutarlı, demokratik siyasetini devam ettireceğini, sisteme alternatif tek partinin BBP olduğunu söylemişti.
BBP’nin, milletin inandıklarını ve talep ettiklerini siyaset arenasında savunmak üzere yola çıktığını belirten Yazıcıoğlu, “BBP sizlerin taleplerinizi siyasete taşımak için kuruldu. Ve bugüne kadar da yolundan sapmadan yürüyüşünü sürdürdü” demişti.
BBP’nin hiçbir kişi ve kuruma diyet borcunun olmadığını söyleyen Yazıcıoğlu,“BBP para babalarının ve medyanın arkasına sığınarak değil, milletin desteğiyle iktidar olacaktır. Şimdiye kadar sürdürdüğümüz temiz siyaset anlayışıyla, kimseye diyet borcumuz olmadan bu kervan yürümektedir. BBP kaldıramayacağı yükün altına girmez. Bize oy veren insanların vebalini almayız. Haksızlıkla beraber olmaktansa yalnız da olsak hakkı savunuruz”demiştir.
18 Haziran 2000 tarihinde katıldığı bir şölende Muhsin Yazıcıoğlu yine şunları söylüyordu:
“Ne loca, ne sermaye bizi asla satın alamaz. Hiçbir locanın, hiçbir kirli sermayenin bizi satın alması mümkün değildir. Hiçbir küresel, egemen, emperyalist gücün önünde eğilmedik, dik durduk dik durmaya devam edeceği. Küresel emperyalist projelere alet olmayız, taşeron olmayız.”
Muhsin Yazıcıoğlu: “Cenab – ı Allah Duruşumuzu Bozdurmasın, Bizi Hak Yoldan Ayırmasın”
Şehit Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu birçok toplantılarda küresel projelere nasıl karşı çıktığını, alet olmadığını açıkça ifade etmiştir.
Muhsin Yazıcıoğlu mecliste, seçim meydanlarında, çeşitli platformlarda küresel projelere, nasıl alet olmadığını, dik durduğunu, boyun eğmediğini anlatmıştır. Sosyal medyada yayınlanmakta olan Afyon – Emirdağ konuşmasında yine tarihi öneme sahip şu sözleri söylemişti:
“Eğer, Amerika’nın İsrail lobilerinin, AB fonlarının, küresel mafyanın, Türkiye’yi sömüren sermayenin, çetelerin adamı olmayı kabul etseydim başbakan yardımcısı olurdum, başbakan da olurdum, başka şeyler de olurdum. Ama ben sizinle yürümek istediğim için tenezzül bile etmedim, etmem de. Dış güçlerin dediklerini kabul etseydim, onların projelerinde yer alsaydım, başbakan da olurdum, iktidara da gelirdik.
Ben milletin adamıyım. İktidara geleceksem milletimin desteğiyle gelirim, dış güçlerin, karanlık mihrakların desteğiyle değil. Ben sadece milletimden güç alırım, vesayetçilerden, kirli yol ve yöntemlerle siyaseti dizayn etmeye çalışan iç ve dış mihraklardan değil”
BBP, 2000 – 2002 yılları arasında “Yağmaya son hukuka saygı, Demokrasi ve İnanç Özgürlüğü” mitingleri düzenlemiştir. “Yeter! Milletim ses ver! Ey milletim ümidini yitirme! Yeni ümit BBP geliyor.” sloganlarıyla 60’a yakın il ve ilçelerde mitingler yapmıştır. 
BBP lideri Yazıcıoğlu miting meydanlarında “Ben size bir şey vaat ediyorum: Adalet!” diyordu.
Şehit Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu deyince  dava adamlığı,davaya adanmışlık, fazilet fedakarlık, vefa, kadirşinaslık hasbilik beklentisizlik akla gelir. Şehit liderimiz bir konuşmasında hayallerini şöyle ifade etmişti:
‘Bir hayalim var; Bütün vatandaşlarımızın ay yıldızlı al bayrağın altında şerefle yaşadığı, bir TÜRKİYE hayal ediyorum. Bir hayalim var; Başını örtenle açanın aynı üniversitede yasaksız, kavgasız kardeşçe yaşadığı bir ülke hayal ediyorum. Bir hayalim var; Kürt, Türkmen, Alevi, Sunni ayrımı olmadan. Zengin, fakir, yoksulayrıcalığı görülmeden imtiyazsız, sınırsız kaynaşmış bir TÜRKİYE istiyorum. Kısacası adriyatikten çin seddine kadar kaynaşmış güçlü bir TÜRK dünyası hayal ediyorum”

Fotoğraflar : 







DiĞER GÜNDEM BAŞLIKLARI
GENEL BAŞKAN YARDIMCIMIZ SELAHATTİN ŞENLİLER: “PARTİMİZİ DÜŞÜNMEDİK. DEVLETİMİİZ VE MİLLETİMİZİ DÜŞÜNDÜK.”
KARABULUT'TAN, '25 MART MUHSİN YAZICIOĞLU VE ŞEHİTLERİ ANMA HAFTASI' AÇIKLAMASI
REFERANDUM YOLUNDA BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ’NİN 4 KIRMIZI ÇİZGİSİ
'MİLLETİMİZİN İRADESİNDEN YANA TAVIR ALDIK'
GÜRHAN, 'SİSTEM DEĞİŞİKLİĞİNE 'EVET' DİYORUZ
EN YENİ VİDEOLAR
ŞEHİT LİDERİMİZ KABRİ BAŞINDA DUALARLA ANILDI 25 / 3 / 2017
GENEL BAŞKANIMIZ SAYIN MUSTAFA DESTİCİFOX TV DE İSMAİL KÜÇÜKKAYA İLE ÇALAR SAAT PROGRAMINA KATILDI.
GENEL BAŞKANIMIZ MUSTAFA DESTİCİ HABER TÜRK TV DE CANLI YAYINA KATILDI.
GENEL BAŞKANIMIZ MUSTAFA DESTİCİ PARTİMİZİN REFERANDUM DA EVET DİYECEĞİNİ AÇIKLADI.
BBP GENEL BAŞKANI MUSTAFA DESTİCİ BASIN TOPLANTISI DÜZENLEDİ 01 03 2017
Büyük Birlik Partisi
Bu sitenin Sunucu Kiralama hizmeti Sunucuturkiye Dedicated Server , Datatelekom Datacenter , Kaliteweb web hosting tarafından sağlanmaktadır.