05.07.2020 11:33

BAŞBAĞLARIN HESABI BİR GÜN SORULACAK

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, "Başbağların hesabı bir gün sorulacak. Bunu kimse unutmasın.

2 Temmuz 1993 tarihinde, Sivas'ta, Pir Sultan Abdal'ı anma etkinlikleriyle başlayıp Madımak Oteli’nin yakılmasıyla ve 33 insanın hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan provakatif hadiseden 3 gün sonra, Erzincan'ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyüne PKK’lı silahlı bir grup tarafından baskın düzenlendi.

33 sivil, masum vatandaşımız, kardeşimiz öldürüldü.
29 kişi camiden çıkarılıp kurşuna dizilerek, 1’i kadın 4 kişi ise hunharca Ermeni mezalimlerini andırır bir şekilde yakılarak şehit edildi.
Köydeki evlerin büyük bölümü, köy okulu, köy camisi ve köy konağı ateşe verildi.

Saldırı sırasında, köyün telefon ve elektrik hatları da kesildi.

Olay, komşu köydekilerin haber vermesiyle ortaya çıktı.

Başbağlar Katliamından yaralı kurtulan muhtar Ali Akarpınar, saldırıdan sonra olayı şöyle anlattı:

"Teröristler önce bölücü içerikli propaganda yaptılar ve kesinlikle kimseye zarar vermeyeceklerini söylediler. Köyümüze ilk kez teröristler geldiği için olayın nereye varacağını tahmin edemiyorduk. Zira köyün dışında topladıkları insanların tamamı silahsızdı ve onlara karşı yapabilecekleri bir şey yoktu.
Bunun için de bunların bir an önce gitmelerini bekliyorduk. Köy halkını kurbanlık koyunlar gibi dizen teröristler daha sonra üzerimize kurşun yağdırmaya başladılar. Bir taraftan da bütün köyümüz alev alev yanıyordu."

Katliamdan kurtulanlar, teröristlerin, olay esnasındaki şu ifadelerini naklettiler:
"Siz Sivas'ta Kürt halkının temsilcilerini katlettiniz. Biz de sizin erkeklerinizi cezalandıracağız. 1938'de Dersim'de yaptığınız katliamların hesabını da soracağız. Bütün erkeklerinizi öldürüyoruz."

Sonrasında bebek katili, pkk lideri Apo, yargılandığı sırada, başbağlar'da ki saldırının "Doktor Baran" kod adlı örgütün yerel sorumlularından biri tarafından düzenlendiğini kabul etti ama kendisinin olaydan habersiz olduğunu söyledi.

1998 yılında Başbağlar olayı takipsizlikle kapandı.

Aradan geçen 27 yıla rağmen pek çok karanlık nokta aydınlatılamadı.

*
Başbağlar’da yaşananlar Anadolu’da yaşanan ve PKK’nın neden olduğu sayısız katliamdan biri olmasının yanında dikkat çekici başka özelikler de taşır:
Başbağlar’da, bugün hala çözülemeyen çok sayıda provokasyona sahne olan, “Türkiye’nin karanlık yılı” olarak anılan 1993’te ne yapılmak istendiğine dair önemli ip uçlarına rastlarız.
O gün, Madımak Olayının hemen ardından, Türkiye’de, “Türklerle Kürtler”, “Alevilerle Sünniler”, “dindarlarla laikler”, “sağcılarla solcular” arasında başlatılmak istenen bir kan davasının fitili ateşlenmeye çalışıldı.
Yaşananları aydınlatmak, failleri bulup cezalandırmak, Türkiye Cumhuriyeti’nin görevidir.
O günden bugüne, Başta Madımak ve Başbağlar’la ilgili, parti ve siyasi görüş ayırmadan, görev yapan her hükümet, bu olayların faillerini bulmakla sorumluydu ve görevlerini yapmamakla vebal taşımaktadır. Tümü, bu konuda, milletimize karşı borçludurlar.
Münhasıran, o yıl yeni kurulmuş olan Büyük Birlik Partisi de planlı olarak, Sivas’ta yaşananların öznesi haline getirilmeye çalışıldı. O günlerde, Türkiye’yi hedef alanlar, partimizi de hedef aldılar.
Otelde mahsur kalanların Muhsin Başkanımızın sözüyle, Büyük Birlik Partisi yöneticileri tarafından kurtarılmaları, Büyük Birlik Partisi Sivas İl Teşkilatında misafir edilip korunmalarına rağmen partimiz, 1993’ün provokasyonlarının karanlığında boğulmaya çalışıldı.
Ama Allah'ın inayetiyle başaramadılar ve başaramayacaklar.
Türkiye, 36 yıldır, varlığına, bütünlüğüne, egemenliğine yönelik terör eylemlerine maruz kalıyor. 36 yılda, çoğu sivil 40 bin kişinin hayatına, Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Türk Milleti'nin 1,5 trilyon dolarına mal olan terör eylemleri, insanlık tarihinin en vahşi, en ahlaksız metotlarıyla yürütülüyor.
Hepimiz biliyoruz ki bu vahşetin, uluslararası güçlerin desteği olmadan sürdürülmesi mümkün değil.
Hiçbir terör örgütü bir veya birden fazla istihbarat örgütünün dolayısıyla devletin desteği olmadan varlığını devam ettiremez.
Bulunduğu bölgede konumlanamaz.
İhtiyacı olan para trafiğini yönetemez.
Siyasi destek oluşturamaz.
Gıda, silah, tıbbi malzeme başta olmak üzere hayati ihtiyaçlarını temin edip bölgeye taşıyamaz.
PKK’nın varlığından ve eylemlerinden çıkarılması gereken ilk sonuç, PKK'nın Türkiye’ye karşı bir savaşın taşeronu olduğudur.
Başbağlar Katliamı, PKK’nın ve destekçilerinin, ne olduklarını, kanlı yüzlerini, insanlıkla ilişkileri olmadığını ortaya koyan, en karakteristik örneklerden biridir.
"Demokrasi”, “insan hakları”, “barış” maskesiyle yürütülen cinayetler, Türkiye’de yaşananların en çarpıcı özetidir ve bunların hesabını sormayı, milletimize karşı görevimiz ve sorumluluğumuz olduğunu bir an bile unutmayacağız.
İçeride ve dışarıda; teröre “hoşgörü gösteren”, “görmezden gelen”, “gerekçe arayan”, “diyalog kuran”, “yardım eden”, “iş birliği yapan” herkes, başta Başbağlar olmak üzere, Türkiye’de işlenen kanlı ve kahpe cinayetlerin ortağıdır, katillerin, canilerin, teröristlerin tarafındadır.
Hiçbir söz, yaşananları, yaşadıklarımızı, maruz kaldıklarımızı, bu vatanda hür ve bağımsız bir şekilde yaşamak için feda ettiklerimizi ve terörün insanlıkla hiçbir ortak paydası olmayan karanlık yüzünü değiştirmeyecek. Bu karanlık tablonun sorumluları ise layık oldukları cezayla er ya da geç yüzleşmek zorunda kalacaklar.
Türk Milleti büyük bir millettir; Başbağlar’ın hesabı bir gün muhakkak sorulacak, kimsenin şüphesi olmasın.
Başbağlar Katliamının 27. yılında, kaybettiğimiz kardeşlerimiz ve evlatlarımızla birlikte, tüm şehitlerimizi, hatıralarının ve acılarının hayatımız boyunca bizimle yaşayacağını ifade ederek, rahmetle anıyorum.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

PARTİMİZLE ALAKALI YENİLİKLERDEN İLK SİZ HABERDAR OLUN