26.12.2018 14:06

FIRAT'IN DOĞU'SUNA HAK, ADALET VE HUZUR GETİRECEĞİZ.

Genel Başkanımız Mustafa Destici, "Fırat'ın Doğusuna hak, adalet ve huzur'un geleceğini söyledi.

Genel Başkanımız Mustafa Destici Türtkiye Büyük Millet Meclisinde düzenlediği basın toplantısında ülke ve dünya gündemini değerlendirdi.

"DOĞU TÜRKİSTAN'DAN YEMEN'E ZULME SON" DEDİK.

Büyük Birlik Partisi, iç politika ve Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmalarının yanında, dış politikada da mazlumların yanında olma, Farklı coğrafyalarda yaşayan Türk ve Müslüman kardeşlerimizin haklarını koruma, kollama noktasında da sahip olduğu misyonu son derece hassasiyetle yerine getirmektedir.

Bildiğiniz üzere, geçtiğimiz pazar günü Abdi İpekçi Parkı’nda, Tüm vatandaşlarımızı, “Doğu Türkistan’dan Yemen’e Zulme Son” diyerek, Dünya üzerinde haksızlığa, adaletsizliğe ve zulme uğramış tüm mazlumların isyanına destek olmaya çağırmıştık. Vatandaşlarımızın yoğun ilgisiyle, Filistin için, Yemen için ve kırmızı çizgimiz, hem Müslüman, hem Türk olmaları hasebiyle 2 kere namusumuzdur dediğimiz Doğu Türkistan’da yaşanan zulümleri protesto etmek için bir araya geldik.

Davetimize icabet gösteren tüm kardeşlerime can-ı gönülden teşekkürlerimi, siz değerli basın mensupları aracılığıyla tekrardan iletmek istiyorum. Vicdanların sesi olarak, yapılan tüm zulümleri bütün dünyaya haykırmaya devam edeceğiz. Zulmü yapanlar bir tarafa dursun, zulme destek olanlar da karşılarında herkesten önce bizleri bulacaklar.

İşte inatla üzerini ipek tüllerle örttüğümüz, Çin esareti altında yaşamaya çalışan “Doğu Türkistan” orada. Tarihi belli, sosyolojisi belli, Çin’in asimilasyon projeleri ortada. Bazıları bizim de kendileri gibi kafamızı kuma gömmemizi istiyorlar.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER'İ, İNSAN HAKLARINA SAYGILI TÜM DEVLETLERİ VE İLGİLİ ULUSLARARASI KURULUŞLARI GÖREVE DAVET EDİYORUZ.

Konunun muhatabı Çin olunca, kendi Maocu, komünist, Çin fonlarıyla işletilen yayın organlarında karalama kampanyalarından bir an olsun geri durmuyorlar. Hiç merak etmeyin. Bu konu, Büyük Birlik Partisi’nin kırmızı çizgilerindendir. Ve onların ne dedikleri, ne yazıp çizdikleri bizim için yok hükmündedir.

Ayrıca belirtmekte fayda görüyorum.

Doğu Türkistan’a sahip çıkmak demek, Çin ile ilişkileri bozmak demek değildir. Bilâkis, Çin ile profesyonel ilişki tesis etmek demektir. Elmalarla, armutları ayırmak; tüm hassasiyetleri tek bir torbaya sıkıştırmamak demektir. Ve övünçle altını çizdiğimiz “Asimetrik Diplomasi”yi, doğru işletmek demektir.

Çin’den toprak talep etmiyoruz!

Çin’den rejim değişikliği istemiyoruz!

Çin’in herhangi bir terör eylemine göz yummasını istemiyoruz!

Sadece, Çin’in, insan hakları evrensel beyannamesi başta olmak üzere, imza attığı uluslararası antlaşmalara riayet etmesini, Uygur Türkleri’ne yönelik hukuk dışı uygulamalarına son vermesini, ancak “kültürel soykırım” olarak adlandırılabilecek politikalarından vaz geçmesini talep ediyoruz.

Bu kapsamda, Birleşmiş Milletler’i, insan haklarına saygılı tüm devletleri ve ilgili uluslararası kuruluşları göreve çağırıyoruz.

FIRAT'IN DOĞU'SUNA HAK, ADALET VE HUZUR GETİRECEĞİZ.

Bir diğer önemli gündem maddemiz Suriye’de gerçekleştireceğimiz operasyon. Ulusal güvenliğimizi tesis etmek ve sınırlarımıza konuşlanan terörist grupları ortadan kaldırmak için uzunca bir süredir mücadele içerisindeyiz. Sivri sinekleri yok ettik, sıra bataklığı kurutmaya geldi.

Nasıl El Bab’ta, Cerablus’ta, Afrin’de, Münbiç’te başarılı operasyonlar gerçekleştirdiysek, şimdi de Fırat’ın Doğusu’nu Allah’ın izniyle temizleyeceğiz. Fırat’ın Doğu’suna hak, adalet ve huzur getireceğiz. Fırat’ın Doğu’sunu teröristlerin elinden kurtarıp özgürleştireceğiz. Dünya üzerinde, terörle mücadele eden tek devlet olarak bizler, bu operasyonlarımızı yalnız ulusal güvenliğimiz için yapmıyoruz. Terörün yeryüzünden yok edilmesi noktasında, tüm insanlığa olan sorumluluğumuzu da yerine getiriyoruz.

Bu sebeple, ABD’nin, böylesine önemli bir vazifeyi üstlenen Türkiye’nin önüne geçmemesi, bölgedeki askerini çekmesi, geç kalınmış bir adım olmuştur. Fakat özne ABD olduğunda, ihtiyatlı ve dikkatli davranmamız gerekiyor. Rehavete kapılmadan, hedefe kilitlenmemiz icap ediyor.

Fakat umarız bu meselenin istikameti, ABD açısından bambaşka boyutlara doğru kaymaz. Çünkü tarihsel görevi “İsrail’in güvenliğini sağlamak” olan bir devletin, son yıllarda Irak, Suriye ve Lübnan’da gücünü iyice artıran ve doğrudan İsrail’e tehdit olan İran meselesini halletmeden, bu bölgeden tamamen çekilmeyeceği kanaatindeyiz.

Bir diğer önemli husus ise, Suriye rejimi tarafından ülkelerinde sözde meşru olarak tanımlanan İran ve Rusya’nın, ABD’nin çekilmesi halinde, Türkiye’ye artık siz de çekilin demesidir. Biz ne olursa olsun, ülke olarak doğru bir diplomasi ve strateji yürüteceğimize inanıyoruz.

RABBİM BİZLERİ, DOĞU AKDENİZ'DE 'İLK KURŞUN'U' ATMAK ZORUNDA BIRAKMASIN.

Bizim Suriye’de bulunmamızın asıl sebebi, iç karışıklardan semirerek bize tehdit oluşturan terör örgütü PKK/PYD/YPG’nin belinin tamamen kırılmasıdır.

İşte bu yüzden;

Kim ne der?

Hangi devlet ne tepki gösterir?

Dengeler sarsılır mı demeden, güney sınırlarımızın tamamı teröristlerden temizlenmelidir. Devletimizin bekası için ve gelecek nesillerimize daha güvenli bir hayat bırakmak için, hızla bu terör belasından kurtulup, Doğu Akdeniz’de ve Ege’de gereken hamleleri de gerçekleştirmemiz gerekmektedir. Şayet, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumdan kendine pay çıkarmaya çalışan fırsatçılar, bu kafayla gitmeye devam ederse, diplomasinin bile işlemeyeceği bir noktaya gelebiliriz.

Rabbim bizleri, Doğu Akdeniz’de “İlk Kurşun”u atmak zorunda bırakmasın.

Kahraman Türk ordusunun yar ve yardımcısı olsun.

HER ZAMAN MİLLETİMİZİN MENFAATLERİ VE DEVLETİMİZİN BAĞIMSIZLIĞI DEDİK.

2019 Merkezi Yönetim Bütçesi, 21 Aralık 2108 cuma günü yapılan oylamayla kabul edildi. Bu oylamayı, Anayasa Referandumu’nda milletimizin iradesiyle gerçekleşen yeni yönetim sisteminin ve Cumhur İttifakı’nın ilk bütçesi olması nedeniyle, ayrıca önemsediğimizin altını çiziyor, milletimize, ülkemize hayırlar getirmesini diliyorum.

Ekonomimizin, insanımıza hak ettiği yaşam standartlarını sağlayabileceği bir düzeye gelmesi için, birlik ve beraberlik içinde, tüm gücümüzü harcayacağız. Devletimiz, verimliliği artırmak için daha fonksiyonel olmak zorundadır. Ekonominin problemlerini, bu problemlerin kaynaklarını biliyoruz. Üretim ve istihdamın istikrarlı ve sürdürülebilir bir şekilde gelişmesi için üzerimize düzen tüm katkıyı sağlayacağız. Devletimiz, üretimin, uluslararası rekabet gücünü artırması için, “planlama” başta olmak üzere, görevlerini eksiksiz bir şekilde yerine getirmelidir. Bu konunun sürekli ve ısrarla takipçisi olacağız.

Ekonomide, yaşadığımız dönemsel ve uzun vadeli sıkıntıları değerlendirdiğimizde, yapısal eksikliklerimizin yanında, sık sık maruz kaldığımız küresel müdahaleleri görmezden gelemeyiz.

Küresel emperyalizmin, her dönemde Türkiye’ye dayattığı, kendi menfaatlerine uygun bir yönetim, kendi menfaatlerine uygun sınırlar, kendi menfaatlerine uygun bir ekonomik ve toplumsal düzene karşı, her zaman “milletimizin menfaatleri ve devletimizin bağımsızlığı” dedik.

Bu hassasiyet içinde, siyasi hesapları ve parti menfaatlerini bir kenara bırakarak bir araya geldik. 2018 yılının son günlerini yaşarken, geçtiğimiz bir yılın muhasebesini yaptığımızda, yabancı bir gücün taşeronları aracılığıyla, ülkemize yaptığı askeri, siyasi ve ekonomik darbelere karşı dik duruşunun ve kazandığı zaferin bir parçası olmanın gururunu yaşadığımızın altını tekrar çizmek istiyorum.

SİYASİ PARTİLERE HAZİNEDEN VERİLEN SEÇİM YARDIMLARI.

Türkiye’de, ekonomiyle ilgili yaptığımız herhangi bir değerlendirmede, terörün ülkemize yaşattığı ağır maliyeti göz ardı edersek, hiçbir doğru sonuca ulaşamayacağımızı ısrarla tekrar etmek istiyorum. Terörün, ülkemize, doğrudan ve dolaylı maliyeti, görev başındaki seçilmiş yöneticilerimiz tarafından 1,5 trilyon Amerikan Doları olarak ifade edilmektedir.

1,5 trilyon dolar ne anlama geliyor?

Hazine ve maliye bakanlığı verilerine göre;

Türkiye brüt dış borç stoku: 30 haziran 2018 tarihi itibarıyla 457 milyar dolardır…

Bu stokun milli gelire oranı: % 51.8’dir.

2018 sonunda beklenen cari açık 36 milyar dolar, bütçe açığının 72.1 milyar liradır.

İsteyen, istediği kıyaslamayı yapabilir…

Bu rakamları hafızamızın bir yerine kaydetmenizi rica ederek, 2019 Bütçesi’nde, siyasi partilerin aldığı hazine yardımlarını, tekrar, aracılığınızla halkımıza arz etmek istiyorum:

2019 yılında, bütçeden

Ak Parti'ye 335 milyon 526 bin lira

CHP’ye 178 milyon 564 bin lira

HDP'ye 92 milyon 238 bin lira,

MHP'ye 87 milyon 508 bin lira ödenecek.

İYİ Parti'ye de 78 milyon 520 bin lira verilecek.

HDP'YE VERİLEN 92 MİLYON 238 BİN TL'NİN İZAHI NEDİR?

Metropollerde, dağlarda, sınır ötesinde, uluslararası politik arenada terör belasıyla mücadele ederken, devlet bütçesinden HDP’ye verilen 92 milyon 238 bin liranın izahı nedir? 

Soruyoruz: HDP’ye verilen 92 milyon 238 bin lira, kuruşu kuruşuna Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bölmeye çalışmak için kullanılmayacak mı?

Bu durum, her vatan evladının vicdanını kanatan bir gerçek olarak, gözlerimizin önünde, hedefine saplanmaya ramak kalmış bir hançer gibi duruyor. BBP ve onun şehit lideri üzerinden yapılan hiçbir mugalata da bu gerçeğin üzerini örtmeye yetmez. Söylediklerimiz, yaptıklarımız ve durduğumuz yer bellidir… burasıdır… milletimize ve değerlerimize karşı sorumluluklarımız, bizi gerçekleri söylemeye mecbur kılıyor. Gerçekleri dile getirmekten ise asla vaz geçmeyeceğiz. Teröre 1,5 trilyon dolar harcadık. İhanet şebekelerini güldürmemek için bir o kadar daha harcarız. Hepsi al bayrağa feda olsun!

Ancak, Mehmetçiğin, Fethi Sekin’in, Neşe Alten’in, Şenay Aybüke Yalçın’ın, Nurcan Karakaya ve 11 aylık bebeği Mustafa Bedirhan’ın bir damla kanına, yakınlarının bir damla gözyaşına, dünyayı o ihanet şebekeleriyle birlikte yakarız. İtiraz ederlerken kendilerine oy verenlerin verdiği vergilerden bahsediyorlar ya… Kendilerini listeye koyanların ihanetlerini, ülkeye, millete verdikleri zararları da hesaba eklemelerini kendilerine hatırlatıyorum.

KAMU PERSONELİNİN MAAŞLARINA DA %26 ORANINDA ZAM YAPILMALIDIR.

Son olarak izin verirseniz, asgari ücret zammındaki artış ve elektrik ve doğalgazdaki indirimler hakkında duygu ve düşüncelerimi belirtmek istiyorum.

Geçtiğimiz cuma günü 2019 bütçemiz, meclisten geçti. Bütçe hakkında meclis genel kurulunda yaptığımız konuşmada ve daha önceki basın toplantılarımızda, olması gereken asgari ücret artışının, en az bütçe artış oranında olması gerektiğinin altını çizmiştik. Aynı zamanda, başta elektrik ve doğalgaz fiyatları olmak üzere, dövizin yükselmesiyle artırılan kalemlerde de indirime gidilmesi talebimizi dile getirmiştik. Büyük Birlik Partisi olarak, öngördüğümüz, asgari ücretteki %26 oranındaki artıştan ve elektrik, doğalgazdaki %10’luk indirimden son derece memnun olduğumuzu belirtmek istiyoruz. Kamu personelininin maaşlarına yapılacak zammın da en az %26 oranında olması noktasındaki önerimizi de dile getiriyoruz.

Ülkemize ve milletimize hayırlı, uğurlu olsun.

YAPILAN HABERLER TAMAMEN MAKSATLI, FİTNE ODAKLI, CAMİAMIZI VE KAMUOYUNU YANILTMAYA YÖNELİKTİR.

Çok önemli görmemekle birlikte, yanlış anlaşılmalara ve istismara fırsat vermemek için bir konuya açıklık getirmek istiyorum. Bildiğiniz gibi dün, CHP grubu tarafından, Meclis Başkanlığı’na, “faili meçhul cinayetlerle ilgili” bir araştırma önergesi verilmiş. CHP'nin önergesi, Uğur Mumcu, Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok, Hrant Dink isimleriyle başlayan, “…

Yukarıda ismi geçen ve geçmeyen çok sayıda kişinin…”

Cümlesiyle devam eden, bana göre “hukuki” ve “netice almak” tan çok, siyasi gerekçelerle hazırlanmış, “politik manevra enstrümanı” olması dışında herhangi bir öneme haiz olmadığını düşündüğüm bir girişimdir.

Metnin başlığında Muhsin Yazıcıoğlu adı olmadığı gibi, öncesinde bize herhangi bir bilgi verilme ihtiyacı duyulmamış, imza sahipleri dışındaki milletvekilleri tarafından, içeriği ancak oturum sırasında öğrenilmiş, dolayısıyla, benim de oturumdan sonra haberdar olduğum bir önergedir.

Önergenin, sadece şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu'yla ilgili olduğu, benim bunu bildiğim halde oturuma katılmadığım yönünde üretilen haberler, tamamen maksatlı, fitne odaklı, camiamızı ve kamuoyunu yanıltmaya yöneliktir.

Konuyla ilgili zaten, hukukçularımızla birlikte, kapsamlı ve yargı süreciyle eşzamanlı yürütülecek bir önerge çalışması yapıyoruz ve süreç bu şekliyle devam etmektedir.

Bunun dışında, defalarca vurguladığım gibi, bölücü terörün meclisteki uzantılarıyla yan yana gelebileceğimiz hiçbir konu yoktur ve bundan sonra da olmayacaktır.

SORULAR :

Müjdat Gezen ve Metin Akpınar hakkında açılan soruşturmaya ilişkin bir soru üzerine Genel Başkanımız Mustafa Destici, Türkiye'de sanat dünyasının ağırlıklı sol jargona sahip olduğunu, bu kesimin kendi dünyaları içerisinde kalmadıklarını söyledi.

Müjdat Gezen'in uzun süredir zaten "ipin ucunu kaçırmış" halde olduğunu, bu nedenle Gezen hakkında konuşmayı anlamlı bulmadığını vurgulayan Genel Başkanımız Mustafa Destici, şöyle konuştu: "Müjdat Gezen, net bir şekilde tarafını ortaya koymuş, bu ülkede din adına, millet adına, gelenek görenek ve inanç adına ne varsa saldırıyor. Metin Akpınar'ın kullandığı ifadeler ise hukuk nezdinde fikir hürriyeti kapsamında değerlendirilemez. Cumhurbaşkanı'nı beğenmeyebilirsiniz, yanlışlarını dile getirebilirsiniz ama başka ülkelerden, başka liderlerden örnekler vererek 'sonu da onlar gibi olacak' demek asılmayla, işkenceyle, kötü sonlarla tehdit etmek bir sanatçının yapacağı iş olmamalıdır. Metin Akpınar'ın yapması gereken, Türk halkından ve Cumhurbaşkanı'ndan özür dilemektir. Hangi demokratik ülkenin meclisinde ayrılıkçı, bölücü, katil terör örgütünün temsilcisi var. Almanya, Fransa, İspanya, ABD... Hangi ülkede var? Türkiye'de var. Demokrasi ise Türkiye zaten en genişini yaşatıyor. 'Türkiye'de düşünce hürriyeti yok' demek Türkiye'ye kötülük etmekten başka bir şey değildir."

Bütçe görüşmelerinde CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel ile Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar arasındaki tartışma konusunda Genel Başkanımız Mustafa Destici, Akar'ın bilim adamı seviyesinde bilgi ve birikime sahip olduğunu söyledi.

Akar'ın, bu ülkenin gerçek bir değeri olduğunun altını çizen Genel Başkanımız Mustafa Destici, "Bizim başta Akar ve kuvvet komutanları olmak üzere TSK'nin tüm şerefli subaylarına 15 Temmuz darbe girişimine karşı sergilediği tavırdan dolayı bir şükran borcumuz var. CHP'nin ve diğer siyasi partilerin, siyasi birtakım saplantılardan uzak durarak olayı daha objektif değerlendirmelerini arzu ediyorum. Eleştiri olabilir ama bunun dozajı önemlidir. Buna riayet etmek lazım." değerlendirmesinde bulundu.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

PARTİMİZLE ALAKALI YENİLİKLERDEN İLK SİZ HABERDAR OLUN