24.03.2020 17:50

GENEL BAŞKANIMIZ DESTİCİ, LİDERİMİZ MUHSİN YAZICIOĞLU'NUN ŞEHADETİNİN 11.YILINDA MESAJ YAYINLADI

Şehadetinin yıldönümünde Sevgi Ve Saygıyla


25 Mart 2009 tarihinde, Partimizin Kurucu Genel Başkanı, liderimiz, dava arkadaşımız, ağabeyimiz, rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nu ve onun yol arkadaşları, dava arkadaşlarımız Erhan Üstündağ, Yüksel Yancı, Murat Çetinkaya, İsmail Güneş kardeşlerimizi kaybettik.

Öncelikle, şehit liderimize ve onunla birlikte şehadet şerbetini içen kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Mekânları cennet olsun.

Peygamber Efendimiz’in “Kişi ahirette sevdikleriyle birliktedir.” Hadis-i Şerifine duyduğumuz imanla, ahirette Peygamber Efendimiz’in sancağı altında buluşacağımız günün hayaliyle yaşamaktayız.

Şahsım ve arkadaşlarım adına, Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikteliğimiz, hiçbir zaman, “siyasi parti genel başkanı” ve “parti mensubu” ilişkisinden ibaret olmadı.

Muhsin Yazıcıoğlu, Ülkü Ocakları Genel Başkanı olduğu günden beri bizim liderimizdir ve bu durum şehadetine kadar devam etmiştir.

Biz onu hep liderimiz olarak gördük, o ise bizi hep arkadaşı, kardeşi gibi gördü ve öyle davrandı.

O, bizim liderimiz olmasının yanı sıra, her zaman örnek aldığımız, ailemizin en önemli ve vazgeçilmez ferdi, ağabeyimiz ve dava arkadaşımızdı.

Bu yüzden bizim ona dair düşüncelerimiz, hissettiklerimiz ve gerçeklerimiz, bizim dışımızdakiler tarafından belki yeterince anlaşılamayabilir, objektif bulunmayabilir.

Muhsin Yazıcıoğlu “tek yüzlü” bir insandı.

Zenginle yoksula, makam ve güç sahibiyle mazluma, yaşlıyla çocuğa, partide görev yapan hizmetliyle divan üyesine, aynı saygı, nezaket, tahammül ve sevgiyle yaklaşırdı.

Fedakardı, yardımseverdi, tevazu sahibiydi. Bu bazen ve bazı çevreler tarafından zaaf gibi görülmüş, zaman zaman, örtülü veya açık “siyasetin bunu kaldırmayacağı” ifade edilmiştir.

Bana göre, zaaf gibi görülen bu özelliği aslında onun en büyük gücüydü. Bu yönüyle de onunla hep gurur duyduk, gurur duymaya da devam edeceğiz.

Şehit Muhsin Yazıcıoğlu, iyi bir insan, iyi bir Müslüman, iyi bir arkadaş, iyi bir aile babasıydı ve bu özelliklerinin tümünde hepimizin çok ama çok önündeydi.

Muhsin Yazıcıoğlu, milletine ve onun değerlerine aşkla bağlı bir vatan evladıydı.

Millete, millet iradesine, milletin güvenliğine yönelik bir tehditle karşı karşıya geldiğimizde, milletimizin aklına hep onun gelmesini, onun adının telaffuz edilmesini, milletimizin yüksek vefa duygusunun bir tezahürü olarak görüyorum.

12 Eylül 1980’de, 28 Şubat 1997’de, 27 Nisan 2007’de, korkmadı, tereddüt etmedi, çekinmedi, “bana ne olacak” demedi, geriye bir adım bile atmadı…

Milletin, milletin değerlerinin, millet iradesinin yanında durdu.

Hepimizden cesur, inançlı, dürüst, ahlaklı ve vatanseverdi. O bizim olmak isteyip başaramadığımız kişiydi.

Bunun dışında, Cumhuriyet Dönemi’nin tümü için, Türk Milliyetçilerinin, Ülkücü Hareket’in en önemli liderlerinden birisiydi.

Türk Milleti ve Ülkücü Hareket için çok önemli bir kişilik ve rol model olduğu muhakkaktır.

Muhsin Yazıcıoğlu, Türkiye’de, 1980’li yılların sonundan itibaren, Türk siyasetinin en önemli aktörlerinden biri oldu.

1993 yılında kurulan Büyük Birlik Partimizin kurucu genel başkanıdır ve 2009 yılında vefat ettiği güne kadar bu görevine devam etmiştir.

Siyasetçi kimliği ve kişiliğiyle Türkiye’nin sosyal ve siyasi hayatının üzerinde önemli tesirleri olmuştur.

Siyasette başarı genelde siyasetçilerin aldığı oyla ölçülüyor. Kriter bundan ibaretse; bazılarınca başarısız olduğu yorumu yapılabilir.

Bununla birlikte, siyasi çizgisi, karakteri, ahlakı, inançları konusunda tavizsizliği, vatan ve millet sevgisi, siyasetin zerre kadar bozamadığı ve sarsamadığı duruşuyla ise çağın ötesinde bir siyasetçi olduğunu düşünüyorum.

Ayrıntı olarak görülebilecek bu hususun ne kadar önemli olduğunun yarınlarda bugünden daha fazla anlaşılacağı kanaatindeyim.

Dava arkadaşları ve milletimiz onu çok sevdi. Yüzbinlerce insanı harekete geçirebilecek bir gücü vardı.

Bu, yalnızca bulunduğu makamdan, mensubu yahut başında olduğu siyasi organizasyonun gücünden, veya sahip olduğu ya da insanlara sunabileceği imkanlardan kaynaklanmıyordu.

Bunun çok önemli ve ayrıca analiz edilmesi gereken bir durum olduğuna inanıyorum.

Bunlar elbette benim kanaatlerim; nihai değerlendirmeyi, muhakkak, tarih ve Türk Milleti yapacaktır.

Onu kaybettiğimiz günden bugüne, hiç dinmeyen acımızı içimizde yaşarken, onun emanetleri olan Büyük Birlik Partisi ve Alperen Ocakları’na sahip çıkma, onları adım adım ileriye taşımaya çalıştık.

Onun ideallerine tutunduk, onun şahsiyetini, ahlakını, imanını, cesaretini, dürüstlüğünü; insanımıza, devletimize, milletimize, inanç ve değerlerimize duyduğu bağlılığı örnek almaya çalıştık.

Çok çalıştık, çalışmaya devam edeceğiz.

Büyük Birlik Partisi, bizim için asla bir siyasi partiden ibaret olmadı.

Sınırları anayasa ve yasalarla çizilmiş bir kurumsal yapıda görev yaparken, aynı zamanda mensuplarının ve sevenlerinin oluşturduğu büyük bir ailenin ferdi olduğumuzu hiç unutmadık.

O şuurla, büyük ve güçlü bir ailenin ferdi olduğumuzu, yaşatmak zorunda olduğumuz ideallerimizi ve hatıralarımızı bir an olsun unutmadan, sorumlulukla görev yapıyoruz.

Çok ağır şartları yaşadığımız 11 yılda, aslında en zor olan, onun arkasından bir şeyler söylemekti.

Yokluğuna ne ben ne de arkadaşlarım, bir an olsun alışmayı başaramadık.

Camia olarak, yaşadığımız hadisenin yaralarını sarmaya, camiamızı ayakta tutmaya çalışırken, diğer yandan büyük bir ciddiyet, titizlik ve kararlılıkla hukuki süreci takip ettik.

Büyük Birlik Partisi, konuyla ilgili açılan tüm soruşturma ve davalarda, resmi olarak, şehitlerimizin aileleriyle birlikte, taraf ve müdahildir.

Gelinen aşamada, daha önce Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca haklarında takipsizlik kararı verilen 9 üst dereceli memurla ilgili soruşturma süreci yeniden başlamıştır.

Israrlı takiplerimiz ve görüşmelerimiz neticesinde gerçekleşen, Adalet Bakanlığı’nın, “kamu yararına bozma” talebi üzerine, takipsizlik kararı kaldırılmış, Yargıtay 5. Daire konuyu gündemine almış, iddianame hazırlanmış, akabinde iddianameyi kabul etmiş ve yargılama süreci bu şekilde başlayabilmiştir.

Bu olağanüstü bir yargı yoludur.

Kahramanmaraş Göksun’da, helikopterin üzerindeki uçuş bilgisini içeren GPS aletlerini söken sanıklarla ilgili süren mahkemede, daha önce kabul edilmeyen, hem partimizin hem de ailelerin müdahillik talepleri kabul edilmiştir.

Artık avukatlarımız o davayı da takip etmektedirler.

Kahramanmaraş’ta süren ana soruşturma dosyasına verilen takipsizlik kararı da bizim yaptığımız görüşmeler, partimiz ve ailelerin birlikte yaptığı itiraz sonucu kaldırılmıştır. Soruşturma süreci yeniden başlatılmış olup inşallah en kısa zamanda orada da iddianame hazırlanacak ve yargılama süreci başlatılacaktır.

Partimiz, Ocağımız, aileler, devletimizi yöneten duyarlı yöneticiler ve kamu görevlilerinin gayretiyle dosyayı kapattırmadık ve bundan sonra da bütün şüpheler giderilecek şekilde, soruşturma ve mahkeme süreçleri tamamlanmadan, kapatılmasına Allah’ın izniyle müsaade etmeyeceğiz.

İlk günden beri, bir kez bile yaşananlar için “kaza” kelimesini kullanmadık.

Yerli işbirlikçiler eliyle yürütülen uluslararası bir komplonun ihtimalinden bahsederken bizi şüpheyle karşılayanlar 15 Temmuz ve sonrasında yaşananlarla, adım adım haklılığımızı gördüler ve kabul ettiler.

Olayın bütün yönleriyle aydınlatılması, ihmali, hatası, kastı ve kusuru olanların ortaya çıkarılıp, hukuk önünde yargılanarak hak ettikleri cezayı almaları için, “devlet gücü”ne ihtiyaç olduğu gerçeğini unutmadan, süreci takip ediyoruz.

Bu, bizim en çok gayret gösterdiğimiz konu olmuştur ve buradan geriye bir adım bile atmayacağız.

Değerli Arkadaşlar,

Ayaktayız ve Rabbimin inayetiyle her gün güçlenerek yolumuza devam ediyoruz.

Ülkemizin, milletimizin, camiamızın aydınlık yarınlarına dair umutlarımızı hiçbir zaman kaybetmedik.

Tüm dava arkadaşlarım da önümüzdeki tüm engelleri yıkarak ilerleyeceğimizden emin olsunlar.

Hukukun şüphelilerin elinde olduğu ve muhataplarımızın tümünün maske taktığı şartlarda bile mücadelemizden vaz geçmedik.

Sabrımız, tereddütlerimizden değil, her şeyin, hukuk dairesi içinde, hukuk tarafından ve hukuka uygun yürümesini istediğimizdendir.

Tekraren ifade etmek istiyorum: “Adalet ağır ilerler ama daima hedefine varır.”

Ahirete dair hesapları mahfuz tutarak, bu dünyaya ait olan her hesabın gereğini biiznillah yerine getireceğimizden kimsenin şüphesi olmasın.

Birkaç cümleyle, Şehit Liderimiz üzerinden yürütülmeye çalışılan bir manipülasyondan bahsetmek istiyorum: Muhsin Yazıcıoğlu’nun, “Bizim tarlayı sürmüşler.” şeklinde bir cümlesi, bir ifadesi asla olmamıştır.

Israrlı taleplerimize rağmen hiçbir şekilde belgelenemeyen bu iddia, vefatından hemen sonra, Fetö mensubu bazı yazar ve TV yorumcuları tarafından gündeme getirilmiştir.

Kast edilen ise Büyük Birlik Partisi veya Alperen Ocakları içinde, bir sözde “Ergenekon” yapılanması olduğudur.

O gün de ifade ettik bugün de söylüyoruz: Çok önceden planlandığı anlaşılan ve sadece failleri tarafından bilinen hain darbe girişimine karşı durabilecek, toplumun en önemli direnç noktalarından olan Büyük Birlik Partisi ve Alperen Ocaklarına yöneltilecek bir “Ergenekon” iddiası yahut iması, darbe esnasında bu dirence yöneltilecek kara propagandanın isnat hazırlığından başka bir şey değildir.

Bugün ise aynı uydurma ifadeler, bu kez farklı maksatlarla, bazı yorumcular tarafından, uyarmamıza rağmen, ısrarla kullanılmaktadır.

Büyük Birlik Partisi ve Alperen Ocakları, hiçbir dış müdahalenin, provokasyonun, iftiranın, özünü bozamayacağı kadar sağlam, temiz, milli ve millete aittir.

Değerli Arkadaşlar,

Partimizin kurulduğundan bugüne geçen 27 yılda ve Rahmetli Şehit Liderimizi kaybettiğimiz günden bugüne geçen 11 senede, bütün acımasızlığıyla yüzümüze çarpan en önemli gerçek, daha güçlü olma mecburiyetimiz oldu.

Devlette, siyasette hatta sosyal hayatta, gücümüz nispetinde etkili olabiliyoruz. Bu gerçek bize daha planlı, daha disiplinli ve daha verimli bir çalışma ortaya koymak dışında bir seçenek bırakmıyor.

Teşkilatlarımızı çağın ve ülkemizin değişen ve gelişen gerçeklerine göre yapılandırdığımızda, ülkenin her köşesinde teşkilatlarımızın bayraklarını dalgalandırdığımızda, her seçim çevresinde, kendi adaylarımızla ve talip olduğumuz görevlere hazırlanarak, eksiksiz olarak milletin huzuruna çıktığımızda, en önemlisi seçmenle, vatandaşlarımızla doğru iletişim kurduğumuzda, Türkiye’de çok şeyin değişeceğini ve artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını düşünüyorum.

Buna inanmamız, daha çok çalışmamız ve birbirimize, değerlerimize, hatıralarımıza daha çok sarılmamız gerekiyor.

Alacağımız neticenin, hayallerimizin çok üzerinde olacağı, şehit liderimiz ve hepimizin hedefi olan “milletin muktedir iktidarı”na yürüyeceğimize gönülden inanıyorum.

Bu yıl Genel Merkez olarak Ankara’da ve tüm teşkilatlarımızda, çok önceden hazırlığını yaptığımız anma programlarımızı, ülkemizin içinde bulunduğu Koronavirüs salgını sebebiyle, “daha güçlü bir şekilde yapmak” kaydıyla ertelediğimizi hatırlatıyor, tekrar, şehitlerimizi, sevgiyle, saygıyla, rahmetle ve özlemle anıyorum.


E-BÜLTENE ABONE OLUN

PARTİMİZLE ALAKALI YENİLİKLERDEN İLK SİZ HABERDAR OLUN