24.06.2020 13:12

GERÇEK MAĞDUR, TERÖR ÖRGÜTÜNÜN ÖLÜMÜNE SEBEP OLDUĞU 40.000 KİŞİDİR.

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, "Gerçek mağdur, terör örgütünün ölümüne sebep olduğu 40.000 kişidir." dedi.

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici Genel Merkez binamızda düzenlediği basın toplantısında ülke vedünya gündemini değerlendirdi.

Sel felaketi

Bursa Kestel 'de sele kapılarak hayatını kaybeden 5, İstanbul’da 1 vatandaşımıza Allah'tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyorum.

Yaşanan, iklime bağlı felaketlerde, imar rantına kurban ettiğimiz şehirleşme yanlışları ve altyapı eksiklikleri gibi sebeplerin yanında, sanayi kuruluşları başta olmak üzere çevreye verilen zararlar ve yeşil alanların yok edilmesinin de bu felaketlerde önemli bir payı olduğunu düşünüyorum.

Doğayı korumak mecburiyetindeyiz.

Doğa zaten bir şekilde ve bir zamanda ondan kopardıklarımızı geri alıyor, geri alacak. Doğayla, çevreyle ilgili neden olduğumuz tahribatlarla, aslında, insana, insanlığa ve gelecek nesillere zarar veriyoruz.

Şehitler

17 Haziran 2020 Çarşamba günü, Şırnak’ın Cudi Dağı bölgesinde yol yapım sırasında teröristlerin döşediği mayının infilak ettirilmesi sonucu şehit olan 4 işçi: Emin Eroğul, Hacı Atilla, Nesim Bektaş ve Osman Tuncay’ı kaybettik. Şehit işçilerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve baş sağlığı diliyorum.

Ülkemizde benzerleri sayısız kez gördüğümüz bu hadise, tek başına, Türkiye’nin terörle mücadelesinin haklılığının delilidir.

Artık sayısı on binlerle ifade edilebilen cinayetlere olduğu gibi, 4 masum vatandaşımızın katledilmesine de sessiz kalanlar, mazlumların değil katillerinin haklarını koruma derdine düşenler, teröre çeşitli yollarla destek sağlayanlar milletimizin, ülkemizin devletimizin düşmanlarıdır.

Bir an önce, maskeleri, kılıkları, kod adları ne olursa olsun milletin, ülkenin, devletin düşmanlarına hak ettikleri muamelenin yapılmasını diliyorum.  

Pençe Kaplan Harekatı esnasında teröristlerle yaşanan çatışmalar sonucu şehit olan

P. Uzm. Onb. Ömer Kahya ve

P. Uzm. Onb. Ertuğrul Köse

Ve

Bugün de Hakkari Yüksekova’da şehit olan Recep Durak

kardeşlerimizi de rahmetle anıyor, ailelerine, Türk Silahlı Kuvvetlerine ve milletimize baş sağlığı diliyorum.

Pençe Kaplan Harekatı

Değerli Basın Mensupları

Malum olduğu üzere, 15 Haziran 2020 Tarihinde yerel saatle 00.15'te Hava Kuvvetlerimiz, Irak’ın kuzeyinde PKK kamplarına “Pençe-Kartal Operasyonu” adıyla hava harekatı başlatmıştı. Bu kapsamda Sincar, Kandil, Darabi, Karaçok Dağı, Avaşin-Basyan ve Zap bölgelerinde Hava Kuvvetlerimiz operasyon boyunca 81 PKK hedefinin imha etti.

Yine bildiğiniz üzere, uzun bir süredir İçişleri Bakanlığımıza bağlı Jandarmamız, bilhassa sınırın bizim tarafımızda çok başarılı operasyonlara imza atmıştı.

Terör örgütü PKK son dönemde sınır bölgemizde karakol ve üs bölgelerine yönelik taciz ve saldırı teşebbüslerini arttırmıştı. Türkiye-Irak sınırının Türkiye tarafına sızan teröristler sivillere yönelik de eylemlerde bulunmuştu.

28 Mayıs 2019 yılından beri kararlılıkla sınır ötesinde devam eden Pençe Operasyonları, tamamen aziz devletimizin hudutlarının korunması ve terör unsurlarının etkisiz hale getirilmesi amacıyla meşru müdafaa hakkı kapsamında sürdürülmektedir.

Terörle mücadele etmek, ülkesini, sınırlarını, milletini korumak, güvenlik güçlerimizin asli görevidir.

Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, ateş destek vasıtaları, atak helikopterleri, İHA ve SİHA’larla desteklenen kahraman komandolarımız, hava hücum harekâtıyla birlikte bölgeye intikal etmişler ve Pençe-Kaplan Operasyonu’nu başarıyla sürdürüyorlar.

Terörle mücadele milli bir meseledir. Hepimize düşen, bu konuda güvenlik güçlerimize destek olmaktır.

Değerli Basın Mensupları

Tekrar hatırlatmak istiyorum:

Hiçbir terör örgütü bir veya birden fazla istihbarat örgütünün dolayısıyla devletin desteği olmadan varlığını devam ettiremez.

Bulunduğu bölgede konumlanamaz.

İhtiyacı olan para trafiğini yönetemez.

Siyasi destek oluşturamaz.

Gıda, silah, tıbbi malzeme başta olmak üzere hayati ihtiyaçlarını temin edip bölgeye taşıyamaz.

Bölgede ilk hedefleri Türkiye ve Türk Milleti olan bir terör devleti kurdurmak olanlara, ateşle oynadıklarını tekrar hatırlatıyorum. 

HDP’nin, milletvekilliği düşürülenler için yapmak istediği yürüyüş

Yürüyüş; bir provokasyon ve bu provokasyondan bir mağdur üretme gayretidir.

Ortada bir mağdur filan yoktur.

Konu “haklı bir mahkeme kararı” ve bu kararı sonrasında, “hukukun gereği”nin yerine getirilmesidir.

Tekrar ediyorum:

Gerçek mağdur, terör örgütünün ölümüne sebep olduğu 40.000 kişidir.

Mağdur; teröre on binlerce insanını 1,5 trilyon dolar feda eden Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti’dir.

Bu bir “demokrasi yürüyüşü” değildir. PKK’ya, teröre, 15 yaşındaki Eren Bülbül’ün, Aybüke öğretmenin, binlerce şehidimizin katillerine saygı yürüyüşüdür.

Bu yürüyüş, tek başına suça, suçluya, teröre kurumsal desteğin delilidir.

“İhanet” ve “cinayet” kelimelerinin yerine ne koyarsanız koyun, hiçbir şey yaşananların “ihanet” ve “cinayet” olduğu gerçeğini değiştirmez.

Türkiye’nin terörle mücadelesini uluslararası alanda haksız duruma düşürmeye çalışanların, bu tip gerekçeleri provokasyon malzemesi yapmaya çalışmalarına asla izin verilmemelidir.

Barolar

Değerli Basın Mensupları,

Daha önce de kısaca değinmiştim.  Biliyorsunuz uzunca bir süredir, ülkemizde barolar örneği üzerinden, meslek odalarının çalışma, seçim ve yeniden yapılanmaları tartışılıyor. 

Bu konu ülkemiz için yeni bir tartışma değil.

Maalesef, barolarımızın ve meslek odalarımız zaman zaman asli görevleri olan “mesleki standartları yükseltmek”, “hizmet kalitesini artırmak” yerine günlük politik çekişmelere taraf oluyorlar.

Meslek kuruluşlarının politikayla iç içe olma çabaları, kendi görev alanlarıyla ilgili, üyelerine kendilerinden beklenen katkıyı yapamamalarına, o meslek gruplarından hizmet alanlar ve üyelerinin büyük bir çoğunluğu için genel bir memnuniyetsizliğe sebep oluyor.

Her fırsatta dahil olmaya çalıştıkları siyasete ise başka işlerle uğraşırken, barolarda başarısız oldukları için giremiyorlar.

Kabul etmeliyiz ki pek çok baro ve meslek odası uzun yıllar, kolay organize olabilen marjinal gruplar tarafından yönetildi; bu gruplar, bu kuruluşları kendi ideolojik hedefleri doğrultusunda kullandılar; barolar ve meslek kuruluşlarınım önemli bir kısmının, temsil ettikleri üyeler ve ileri taşımakla görevli oldukları meslek alanlarıyla ilgileri tek bağları, büyük bir titizlikle tahsil ettikleri aidatlar ve kongreden kongreye yapılan delege hesapları oldu.

Bu soruna artık köklü ve kalıcı bir çözüm bulunması gerektiğini düşünüyoruz.

Baroların ve meslek odalarının, “Baro ve Oda Meclisleri” şeklinde yapılanan, sadece kongreleri kazanan listelerdekiler yerine, her kesimden ve bölgeden temsilcilerin yer aldığı; bütün üyelerin temsil edildiği; temsil ettikleri mesleğe, onun gelişimine katkı yapan; mesleğin, üyelerin ve hizmetin standartlarını yükselten; bunun yanı sıra hizmet kalitesini artırmayı hedefleyen kuruluşlar haline gelmesini istiyoruz.

Bu kapsamda, birden fazla baro ya da meslek odası yerine, öncelikli olarak nispi temsilin esas alındığı bir seçim metoduyla, mümkün olan en geniş katılımla oluşan ve tüm kesimlerin temsil edildiği baro ve meslek odalarını tercih ettiğimiz tekrarlamak istiyorum.

Bu konuda, baroların, henüz Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülecek teklifler şekillenmeden gösterdikleri tepkiyi de yersiz ve abartılı bulduğumu ifade etmek istiyorum.

Muhafazakarlık ve milliyetçilik iddiasında olan bazı siyasi parti temsilcilerinin, Diyanet İşleri Başkanı’na “Sesi çağlarlar öncesinden gelen” ve “Kan kokan cüret” ifadelerini kullanabilen birinin ayağına gitmelerini şaşkınlıkla karşılıyor ve kınıyorum.

Yassıada mağdurlarıyla ilgili düzenleme

27 Mayıs 1960 tarihi, Cumhuriyetimizin kara günlerinden biri olarak hafızalarımızda yer alıyor.

O gün, yeryüzündeki son bağımsız Türk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin, kuruluşunun henüz 37. yılında, onu devlet yapan temel müesseseleri; anayasası, parlamentosu, hükümeti, cumhurbaşkanlığı makamı, yargı kurumları, en önemlisi silahlı kuvvetleri, tüm kuralları ve gelenekleriyle yerle bir edildi.

O günden bugüne devam eden, milleti, milletin kararlarını, ruhunu, iradesini yok sayarak, “milletin silahları, teçhizatı ve imkanlarıyla eşkıyayı hükümdar yapma hastalığı”nın mikrobu, ülkemize bulaştırıldı.

27 Mayıs Darbesi, pek çok yönden, milletimiz için, ilk gününden itibaren bir utanç sayfası olmuştur.

Çoğu İstiklal Savaşı’mızın gazileri, kahramanları olan, Türkiye Cumhuriyeti’nin seçilmiş yöneticilerine, en korkunç, en iğrenç suçları işlemiş kişilere bile uygulansa hiç kimsenin vicdanının kaldırmayacağı muameleler yapıldı. Mensup olduğumuz dinin, milletimizin geleneklerinin, geçmişten bugüne toplumların kabul ettiği ahlak kurallarının ve evrensel hukuk kurallarının hiçbiri ve hiçbir yönüyle bağdaştırılamayacak bir mahkeme süreci ve yargılamayla, Yassıada Mahkemeleri, 15 idam, 31 müebbet ve 418 kişiye çeşitli hapis cezaları verdi.

İdam cezalarının üçü infaz edildi. Çok sayıda insanımız, takip, gözaltı, sorgu ve cezaevi süreçlerinde sağlıklarını ve hayatlarını kaybetti. 

27 Mayıs’ın neden olduğu haksızlıkların ve mağduriyetlerin giderilmesi ile ilgili yapılan çalışmayı “kaybedilenlerin geri gelmeyeceği” ve “çok geç kalındığı”nı belirterek destekliyoruz.

Bu düzenlemeye sadece bir “hakkın teslimi” olarak bakmıyor, “zulmün payidar kalmayacağının tescili” olması hasebiyle de önemli ve değerli görüyoruz.

Mısır – Libya gerginliği

Libya’da, katliamların durması, darbeci bir topluluğun yıkıcı faaliyetleri karşısında meşru Libya Hükümeti’ne destek olmak ve uluslararası hukuka uygun bir şekilde, Akdeniz’de, meşru Libya hükümetiyle yaptığımız anlaşmalar çerçevesinde oluşan iş birliğimizin sağladığı ortak haklarımızı korumak için bulunuyoruz.

Bizim Libya’da bulunmamızın, Libya’nın darbecilerin sebep olduğu çatışmalardan ve terörden arındırılması, Mısır’la birlikte Libya’nın tüm komşularının güvenliğine katkı sağlayacaktır.

Afrika kıtasında sayısız cinayette parmak izi bulunan Fransa’nın, Türkiye’nin Libya’ya meşru desteğine ve Libya’nın meşru hükümetiyle yaptığı anlaşmaların gereklerini yerine getirmesine itirazı, hukuk tanımaz bir menfaatperestliktir.

Mısır’ın başında bulunan darbeci Sisi’nin hukuktan bahsetmesi ise başlıbaşına bir mizah konusudur.

Fransa, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır’ın, Libya’yla ilgili, “menfaatleri”ni, “insan hayatı”, “insan haklar” ve “hukuk”un önüne koymamalarını diliyorum

Covid-19 vakalarındaki durum, Çin’deki “köpek eti festivali”

Değerli Basın Mensupları,

1 Haziran 2020 tarihi itibariyle “Yeni normal” diye adlandırdığımız bir sürece geçtik.

Şehirlerarası seyahat, çalışma hayatı ve işletmeler üzerindeki kısıtlamaların önemli bir bölümü, şimdilik sona ermiş görünüyor.

Hakkını vermek zorundayız: Ülkemiz, hükümetimiz, sağlık çalışanlarımız, salgınla mücadelede, tüm dünyaya örnek gösterilecek bir performans gösterdi. Ancak fertler üzerine düşen görevleri yerine getirmezse, kurallara uymazsa devlet “sokağa çıkma kısıtlaması” kararı almak zorunda kalacak ve bundan en çok ekonomimiz, dolayısıyla halkımız, milletimiz, devletimiz zarar görecektir.

Umuyor ve diliyoruz ki hastalığa ait rakamların azalan ivmesi bu şekilde devam eder ve hiç kimsenin Covid-19 nedeniyle hayatını kaybetmediği günlere bir an önce ulaşırız.

Şunu hiçbir şekilde unutmamamız lazım: Normalleşmenin sebebi, maalesef, “insanlığın hastalığı yenmesi” ya da “hastalıkla mücadelede belirgin bir ilerleme gösterilmesi” değil.

Varlığımız devam ettirmemiz için, temel ihtiyaçlarımız karşılamak, üretmek, dolayısıyla çalışmak mecburiyetindeyiz. Normalleşmeye doğru atılan adımlar, bu mecburiyetlerden kaynaklanıyor. Ülkemiz için hızla iyileşen genel tablo, bir salgın hastalık sürecinde yapılması gerekenlerle ilgili sorumluluklarımızı bize asla unutturmamalı.

“Aşı ya da etkisi kesinleşmiş bir ilaç kullanıma girene kadar” uymamız gereken kuralları ve dikkat etmemiz gereken tedbirleri ihmal etmemeli; devletin, Bilim Kurulu'muzun görüşleriyle belirlediği kurallara harfiyen riayet etmeliyiz. Bu konuda yaşanacak ihmallerin, ülkemizde bugün için tüm dünyada örnek gösterilen olumlu gidişi, hızla tersine çevirebileceğini akıllardan asla çıkarmamalıyız.

Tüm dünyada olduğu gibi, pandemi, ülkemizde de sosyal hayatı, dolayısıyla ekonomiyi ciddi bir şekilde etkiledi.

Bu zorlukları yine milletçe el ele vererek, dayanışma içinde atlatacağız. Zaten başarılı olmanın başka bir yolu da yok.

İnsanlık, hastalıkla büyük bir gayretle mücadele ederken Çin’den gelen haberler karşısında her gün yeni bir dehşeti ve şaşkınlığı yaşıyoruz.

Bugünkü bilgilerimiz itibariyle, Covid-19’un sebebi olduğu düşünülen vahşi hayvan pazarlarının, Çin’de hala varlıklarının devam ettiği haberlerinin yanında, son olarak, basında, 10 gün sürecek “köpek eti festivali”ne izin verildiği bilgileri yer aldı.

Tespit edilebilen vaka sayısının 9 milyonu, ölümlerin 500 bini bulduğu hastalığın kaynağı olan, insan hakları ihlalleriyle gündemden hiç düşmeyen, Doğu Türkistan’da etnik ve kültürel soykırımın halen devam ettiren Çin’in, sebep olduğu faciaya rağmen, içinde bulunduğu sorumsuz tavırla ilgili uluslararası toplumum ve uluslararası örgütlerin, muhakkak inisiyatif alması ve müdahale etmesi gerektiği kanaatindeyiz.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

PARTİMİZLE ALAKALI YENİLİKLERDEN İLK SİZ HABERDAR OLUN