23.07.2020 15:04

HER GÜN, MİLLETÇE KADINLARA VE ÇOCUKLARA YÖNELEN VAHŞİ SUÇLARLA SARSILIYORUZ

Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, "Her gün, milletçe, kadınlara ve çocuklara yönelen vahşi suçlarla sarsılıyoruz."

GenelBaşkanımız Sayın Mustafa Destici Türkiye Büyük Millet Meclisinde Ülke Gündemi ile ilgili konuşma yaptı.

Bugün Kurtuluş’a ve Cumhuriyet’e doğru gerçekleştirdiğimiz büyük yürüyüşümüzün en önemli adımlarından olan Erzurum Kongresi’nin açılışının 101. yıldönümü

Bugün de takipçisi olduğumuz ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş esasları olan;

“Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür. Birbirinden ayrılamaz.”

“Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı ve Osmanlı Hükümeti’nin dağılması halinde, millet topyekun kendisini savunacak ve direnecektir.

“Manda ve himaye kabul olunamaz.”

“Kuva-yı Milliye’yi tek kuvvet olarak tanımak ve milli iradeyi hakim kılmak esastır.”

Cümlelerinin ve özellikle “milli irade” kavramının ilk kez telaffuz edildiği Erzurum Kongresi’nin yıldönümünde, başta Gazi Mustafa Kemal olmak üzere kongre üyelerini milli mücadelemizin tüm kahramanlarını, saygıyla ve rahmetle anıyorum. 


Yarın, 24 Temmuz 1995 tarihinde kaybettiğimiz, Batı Trakya Türklerinin yiğit evladı, ağabeyimiz, Doktor Sadık Ahmet’in 25. ölüm yıldönümü.

Sadık Ahmet’in, Balkan Türklüğünün var olma mücadelesinin sembollerinden biri olmasının yanında, Türk tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri olduğunu vurgulayarak, sevgiyle, saygıyla ve rahmetle anıyorum.

Kıymetli ailesi başta olmak üzere DEB Partisinin değerli mensuplarına ve tüm Batı Trakya Türklerine saygı ve muhabbetlerimi sunuyorum.


Her gün, milletçe, kadınlara ve çocuklara yönelen vahşi suçlarla sarsılıyoruz.

Son olarak, gencecik bir kızımızı, Pınar Gültekin’i kaybettik.

Öncelikle, zanlının bulunmasıyla ilgili güvenlik güçlerimizi tebrik ediyorum.

Bir ülkede, bir suça engel olunamıyorsa, yapılması gereken ilk işin o suça ait cezaları gözden geçirmek olduğunu tekrar hatırlatıyor, evladımıza Cenab-ı Allah’tan rahmet, ailesine ve milletimize baş sağlığı diliyorum.


Bilindiği gibi, Danıştay 10. Dairesi’nin 2 Temmuz 2020 tarihli kararı ve 10 Temmuz 2020 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle, Ayasofya Camii’nin Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredilmesine ve ibadete açılmasına karar verildi.

Öncelikle ve tekrar, kararın ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını niyaz ediyorum.

Ayasofya, maalesef, Cumhuriyet tarihimizde, üzerinde en çok tartışılan konular arasında yer almaktadır.

Geçmişe baktığımızda, gönüllerde kırgınlıklara, vicdanlarda rahatsızlıklara sebep olan bu tartışmaların, zannedilenin aksine muhafazakar-dindar kesimlerle sınırlı olmadığını görürüz.

Siyasetçilerin, akademisyenlerin yanı sıra, Necip Fazıl’dan Osman Yüksel Serdengeçti’ye, Arif Nihat Asya’dan Nazım Hikmet’e, çok sayıda ve çok geniş yelpazedeki fikir ve sanat insanlarının, Ayasofya’ya dair, duygularını dile getirdikleri satılara rastlarız.

Necip Fazıl’ın;

“Yalnız manayı anlasak yalnız onu yerine getirebilsek

Ayasofya'nın kapıları sabır taşı gibi çatlar kendi kendisine açılır.

Kendi öz evimizde ruh ve mukaddesat odamız Ayasofya budur!” dizelerine;

Osman Yüksel’in;

“Putperest Roma'ya yeni bir mezar kazacaklar, sessiz ve öksüz minarelerinden yükselen ezan sesleri fezaları yeniden inletecek!

Şerefelerin yine Allah'ın ve O'nun sevgili peygamberi Hz. Muhammed'in aşkına, ışıl ışıl yanacak;

Bütün cihan Fatih Sultan Mehmed Han dirildi sanacak!...” cümleleri eşlik eder.

Arif Nihat Asya’nın;

“Mahzun Ayasofya,

Ulu mabed, neye hicrana büründün böyle?” sorusuna;

Nazım Hikmet’in;

“Hak yerine getirdi en büyük niyazını

Kıldı Ayasofya’da ikindi namazını

İşte o günden beri Türk’ün İstanbul

Başkasının olursa yıkılmalı İstanbul!” diyen dizeleri cevap verir.

Kıymetli Milletvekilleri, Necip Milletim,

Ayasofya konusunun “ibadethane – müze” çerçevesine sıkıştırılmasının, bazen kasıt bu olmasa bile, gerçekleri ve milletimizi rahatsız eden esası perdelediği kanaatindeyim.

İlk problem, ülkemizde bulunan, 567 yıldır Türk’e ait bir yapıyla ilgili, dışarıdan “karar” ve “talimat” verme hevesinde olanların, Türkiye Cumhuriyeti’nin “egemenlik hakları”nın üzerine düşürmeye çalıştıkları gölgeye ışık tutulması zaruretidir.

Türkiye, Yunanistan veya Avusturya’daki bir papazın yahut ABD’li, Güney Kıbrıslı veya Mısırlı bir politikacının parmak sallayarak talimat vermesine boyun eğmeyecek kadar büyük bir devlettir.

Türk milleti, tarihinin hiçbir döneminde, en zor günlerinde bile, bu tip “kükreyen fare”leri ciddiye almadı. Bugünün Türkiye Cumhuriyeti de bu saygısızlıklara mahal vermemiştir, vermeyecektir.

Diğer husus; Fatih Sultan Mehmet Han’ın vakfiyesi olan Ayasofya’nın, “fatihinin vasiyeti”ne ve “vakıf senedi”ne aykırı bir statüde bulunmasıydı.

Bu iki hususu ve yıllarca içinde bulunduğumuz yanlıştan rahatsızlığını en çok seslendiren ve Ayasofya’nın ibadete açılması mücadelesini hiçbir zaman bırakmayan bir camianın bir mensubu olarak, tekrar, memnuniyetimizi dile getirmek istiyor;

Danıştay Genel kuruluna, 10. Dairenin kıymetli üyelerine hassaten Sayın Cumhurbaşkanımıza şükranlarımı sunuyorum.

1500 yıla yaklaşan ömründe, binanın, en iyi korunduğu dönemi Türklerin idaresi altında yaşadığını, ibadete açıldığı takdirde, ülkemizde, tarihi değer taşıyan pek çok ibadethanede olduğu gibi tarihi mirasın titizlikle muhafaza edileceğini, bu konuda hiç kimsenin tereddüt ya da endişe yaşamaması gerektiğini hatırlatıyor;

Kararın, ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

İnşallah yarınki Cuma namazını Ayasofya’da kılma bahtiyarlığına bizleri erişterecek Rabbime Hamdü senalar sunuyorum.

Başta Fatih Sultan Mehmet Han olmak üzere, İstanbul’u İslama’a ve Türklüğe hediye eden, komutanında erlerine, Peygamberimiz (S.A.V)‘in övgüsüne mazhar olmuş ordunun her ferdini rahmetle yad ediyor,

Yüce Meclis’i saygıyla selamlıyorum...

E-BÜLTENE ABONE OLUN

PARTİMİZLE ALAKALI YENİLİKLERDEN İLK SİZ HABERDAR OLUN