22.04.2020 23:40

MİLLETİN MECLİSİ GÜÇLÜ OLURSA MİLLET GÜÇLÜ OLUR, DEVLET GÜÇLÜ OLUR

Genel Başkanımız Mustafa Destici, "Milletin Meclisi güçlü olursa millet güçlü olur, devlet güçlü olur." dedi.

Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’nı kaybetmesi, savaşın galibi olan batılı devletler tarafından, -onlar için- 800 yılı aşkın süredir devam eden “Şark Meselesi”nin sona erdiği anlamına geliyordu.

Paylaştıkları Anadolu topraklarında, artık, Türklerin varlıklarını devam ettiremeyeceğini düşünüyorlardı.

Mustafa Kemal Paşa’nın da Erzurum mebusu olarak üyesi olduğu, ancak Anadolu’da Milli Mücadele’yi teşkilatlandırdığı için fiilen katılamadığı son Osmanlı Meclis-i Mebusan Meclisi, 28 Ocak 1920’de Misak-ı Milli’yi kabul etti.

Bu karar 17 Şubat 1920’de tüm dünyaya ilan edildi.

İtilaf Devletleri, bu gelişme üzerine, 16 Mart 1920’de İstanbul’u işgal ettiler. Bir İngiliz askeri birliği, Meclis’i basarak Rauf Bey’in de içinde olduğu bazı milletvekillerini tutukladılar. Bunun üzerine 18 Mart’ta toplanan mebuslar, Meclis-i Mebusan’ı süresiz tatil edip Ankara’da toplanma kararı verdiler.

Erzurum Mebusu ve Heyet-i Temsiliye Reisi Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’un işgalinden üç gün sonra, 19 Mart 1920’de bir genelge yayınlayarak Meclis’in Ankara’da açılması için davette bulundu.

Aynı davet Osmanlı Meclis-i Mebusan Reisi Celaleddin Arif tarafından da yapıldı.

21 Nisan 1920’de, Heyet-i Temsiliye Reisi Mustafa Kemal Paşa imzasıyla, kolordulara, valiliklere, Müdafaa-i Hukuk Heyetlerine ve belediye başkanlılarına “çok acele” kaydıyla şu telgraf çekildi:

“... Yüce Allah’ın lütfuyla 23 Nisan Cuma günü, Cuma namazından sonra, Ankara’da Büyük Millet Meclisi açılacaktır...”

Meclis-i Mebusan üyelerinin tamamına yakını Büyük Millet Meclisi’ne katıldı.

Hacı Bayram Camii’ndei Cuma namazından sonra, toplanan muhteşem kalabalık, tekbirlerle Meclis’e yürüdü.

Hacı Bayram Veli’nin, üzerinde ayetler bulunan sancağı, bir rahlede taşınan Kur’an-ı erim ve Saka-ı Şerif, topluluğun önünde yer aldı.

Fehmi Hoca tarafından yüksek sesle okunan Hatim Duası’ndan sonra, Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal Paşa tarafından kurdele eserek açıldı.

Kürsüye Hacı Bayram Veli’nin sancağı dikildi, Kur’an-Kerim ve Sakal-ı Şerif kürsüye konuldu.

Büyü Millet Meclisi’nin göreve, Meclis’i Mebusan’ın gündeminde yer alan Ağnam Vergisi’ni görüşerek başladı ve ilk kararı bu oldu.

Bu tarihi gerçeğin ışığında, Büyük Millet Meclisi’nin, bir yönüyle, hem Meclis-i Mebusan’ın devamı hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olduğunu söyleyebiliriz.

Meclis’imiz, 24 Nisan 1920 tarihinde yaptığı ikinci toplantısında, Mustafa Kemal Paşa’yı Meclis Başkanlığına seçti.

Meclis’imizin adı, ilk kez, 8 Şubat 1921’de yayınlanan Bakanlar Kurulu Kararnamesinde “Türkiye Büyük Milet Meclisi” olarak yer alarak, bu şekliyle resmiyet kazandı.

Mustafa Kemal Paşa’nın Türkiye Büyük Milet Meclisi başkanlığı, Cumhurbaşkanı seçildiği 29 Ekim 1923 tarihine kadar devam etti.


Bugün Türkiye Büyük Milet Meclisi’nin açılışının yüzüncü yılını kutluyoruz.

Kaybettiğimiz 1. Dünya Savaşı’nın galiplerinin işgal ettiği vatan topraklarında, milletimizin kurtuluş ve var olma mücadelesini yöneten, yokluk içinde, sadece Allah’a ve milletine sırtını dayayarak verdiği savaşta, yurdun her karış toprağını düşmandan temizleyerek zafer kazanan bir Meclis’e sahibiz.

Son 70 yılında “hasta adam” olarak anılan bir imparatorluğun yıkılışının ardından, devlet kuran, cumhuriyet ilan eden, onun enkazı üzerinde, bağımsız, hür, çağdaş, güçlü bir devlet, ekonomi ve toplum inşa eden bir Meclis’e sahibiz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu yönüyle hem Türk tarihinde, hem de dünya tarihinde çok önemli ve özel bir yer tutar.

Türk Milleti, Meclis’iyle gurur duyuyor.

Onun geçmişte neleri başardığını ve gelecekte neleri başarabileceğini biliyor.

Evet, eksiklerimiz var. Bu eksikler konusunda, milletimizde zaman zaman gözlemlediğimiz, Meclis’imize yönelik sitemlerini de yine milletimizin, mazisine bakarak duyduğu, Meclis’ine yönelik sevgisine, ona atfettiği olağanüstü güce ve ondan beklentilerinin büyüklüğüne bağlıyorum.

Neye sahip olduğumuzu, sahip olduklarımızın değerlerini, özellikle onları kaybetmeden bilmemiz çok önemli.

Elbette eksilerimiz var, eksilerimizi, daha iyi işleyen, daha sağlam gelenek ve teamüllere sahip bir demokrasiyle, yine demokratik kuralların içinde ve milletimizle birlikte gidereceğiz.

Dünya üzerinde, diğerlerine göre daha güçlü, daha müreffeh, insanlarının daha mutlu olduğu ülkeler, zengin yer altı ve yer üstü kaynakları olanlar değil.

Daha güçlü, daha müreffeh, insanlarının daha mutlu olduğu bir ülke haline, daha fazla demokrasiyle, demokrasi geleneğimizi daha da güçlendirerek, insan hak ve hürriyetlerinde daha çok aşama kaydederek gelecek; hedeflerimizi elbette daha çok çalışarak ve birbirimize, değerlerimize daha çok sarılarak gerçekleştireceğiz. Bu gerçeği hiç unutmamalı, bu istikamette çalışmalı ve potansiyelimize, milletimize, kendimize daha çok güvenmeliyiz.

Hepimiz, Türkiye Cumhuriyeti’nin daha güçlü olmasını, milletimizin, ancak devleti güçlü olursa yarınlara güvenle bakacağının farkındayız.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, devletimizin en önemli kurumlarından biri.

Gerektiğinde devletin aklı, gerektiğinde vicdanı, gerektiğinde şefkat gösteren, gerektiğinde kılıç tutan eli, milletin zırhı, iradesi, bizatihi milletin kendisidir.

Geçmişten bugüne yaşadıklarımızı hatırladığımızda, içeride ve dışarıda, Türk Milleti’ne, Türk devletine düşmanlık eden herkesin ilk hedefi hep Türkiye Büyük Milet Meclisi olmuştur. Milletimize yönelik bir harekatın planlandığının ilk işareti hep Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin itibarsızlaştırılması gayretleriyle başlar. Bu cumhuriyet henüz kurulmadan, Milli Mücadele devam ederken de böyleydi, en son 15 Temmuz ihanetinde de böyle oldu.

Meclis’in itibarı, milletin itibarıdır.

Milletin Meclisi güçlü olursa millet güçlü olur, devlet güçlü olur.

Bu inanç ve düşüncelerle, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşunun 100. Yılını ve milletimizin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyorum.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

PARTİMİZLE ALAKALI YENİLİKLERDEN İLK SİZ HABERDAR OLUN