21.06.2019 18:34

"'S-400 VE DOĞU AKDENİZ MESELESİNİN TARTIŞILACAK BİR TARAFI YOK"

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici, milliyetçi tabana seslendi: Terör operasyonları bitsin, S-400'ler gelmesin, Türkiye Doğu Akdeniz'den çekilsin istiyorlar. Bunlar Türkiye'nin bağımsızlık meseleleridir. Ortada ülkenizin bütünlüğüne kasteden güçler ve onların desteklediği bir aday varsa siz bu adayı destekleyemezsiniz!

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici, Haber7 Gündem Masası'nın konuğu oldu. Haber7 Genel Yayın Yönetmeni Osman Ateşli ve Yayın Koordinatörü Tarık Dağlı'nın sorularını yanıtlayan Destici, 23 Haziran İstanbul seçimi ve S-400 ile Doğu Akdeniz gibi konular hakkında konuştu.

23 Haziran'da seçimler yenilenecek. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?

Konuya geçmeden önce Mısır'ın seçilmiş ilk cumhurbaşkanı merhum Muhammed Mursi'ye Allah'tan rahmet diliyorum. İslam'a adanmış bir ömür, Rabb'im mükafatını verecektir elbette ama biz Müslümanlar için acı bir hadise. Başta ailesi ve sevdikleri olmak üzere başımız sağ olsun. Müslümanların zulüm altında olduğu coğrafyalardan birisi de Doğu Türkistan. Nur Muhammed Tohti, 70 gün önce tutuklanıp bir toplama kampına götürüldü. O da aynı sebeple, tedavi göremediği için aynı gün hayatını kaybetti. Ona da Allah'tan rahmet diliyorum. Tüm Müslümanların, mazlumların Rabb'im yardımcısı olur. Bizim için acı olan bu hadiselerin bir uyarı vesilesi olmasını diliyoruz. Biz mücadeleye devam edeceğiz.

Seçimlere gelirsek, biz bu seçimlerde yine milletin varlığını, istiklalini önceleyerek bir strateji belirledik, duruş ortaya koyduk. PKK'nın siyasi yöneticilerinin geçtiğimiz seçimlerde kazandıkları ve kayyum atandığı bölgelerde ne kadar oy alacağımıza, kazanıp kazanamayacağımıza bakmadan aday çıkarmadık. Cumhur ittifakı öncelikli olmak üzere siyasi bölücülerin karşısında kim varsa onu destekledik. Bunun dışında 55 noktada aday gösterdik, kalan 30 Büyükşehir ve 700'e yakın bölgelerde Cumhur İttifakı'nı destekledik. Belediye Meclis üyelerinde kendi adaylarımızı gösterdik. Bunun sonucunda da oyumuzu bir önceki seçime göre yüzde 30 arttırdık. Belediye başkanlığı sayımızı 2 katına çıkardık, ciddi artışlar sağladık. İstanbul'da da aday göstermedik, Cumhur İttifakı'nı destekledik. 31 Mart seçimleri sonucunda başta İstanbul olmak üzere bazı seçim çevrelerinde bazı siyasi partiler itirazlarda bulundu. Bu itirazlar neticelendirildi, bazı bölgelerde mazbata el değiştirdi, İstanbul'da da seçimin yenilenmesine karar verildi. Tabi İstanbul oldukça önemli bir merkez. Seçim süreci sadece Türkiye'nin değil dünyanın gündemine oturdu. Biz karar ve tavrımızın arkasındayız, rüzgara göre yön değiştirmeyiz. Cumhur İttifakı'na desteğimizi sürdürüyoruz. Tüm teşkilatlarımız çalışmalarını sürdürüyor. Belirli noktalarda seçime yönelik çadırlarımız var buralarda çalışmaları sürdürdük. Ramazan ayında da iftar programları düzenledik. Biz çalışmalarımızı güçlü, kararlı ve sür'atli bir şekilde devam ettiriyoruz.

TERÖR ÖRGÜTLERİ TARAFINI BELLİ ETTİ
Yerel seçim sürecinde, propaganda sürecinde şahit olduğumuz bir durum var. Daha önceki seçimlerde de küresel ölçekte etki mevcuttu fakat bu seçimde de çeşitli ülkelerin medya organlarından tutun da siyasilerine kadar mesajları var. Etrafımızın çevrelenmeye çalıştığı noktasında dikkat çeken durumlar var. Niye Türkiye'nin seçimleri ile bu kadar çok ilgileniyorlar? 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerine gidiyoruz. Ancak bu seçim iki partinin, iki adayın, iki ittifakın yarıştığı bir seçim olmanın çok daha ötesine gitti. 31 Mart akşamı itibariyle, çıkan sonuçlardan sonra özellikle emperyalist ve siyonist çevreler, bunun başını çektiği ABD ve İsrail, Türkiye'ye yönelik kötü emellerini gerçekleştirmek için bir fırsat yakaladıkları düşüncesine kapıldılar. Bu yüzden bunun üzerinden bir takım senaryolar hayata geçirmenin peşindeler. Zaten şuan CHP adayını kimlerin desteklediğine baktığımızda bunu çok açık ve net görüyoruz. Neredeyse bütün terör örgütleri ve bunların uzantıları onu destekliyor: FETÖ'sünden PKK'sına, DHKP-C'sinden TİKKO'suna kadar dışarıdaki Türkiye karşıtı örgütlere kadar. Bu yetmiyor, Türkiye'nin uluslararası arenada sıkıntı yaşadığı tüm ülkeler onu destekliyor. Siyonizmin ve emperyalizmin aygıtı olan ABD ve İsrail onun kazanmasını istiyor. Bütün bunlar bize şunu gösteriyor ki bu seçim sadece bir belediye seçimi değil. Bunun sebebi şu, Türkiye şuanda kararlı bir duruş sergiliyor. Hangi konuda? Terör ile mücadele konusunda. Bu terörle mücadele kapsamında sınırlarımız dışında gerçekleştirdiğimiz Fırat Kalkanı, İdlib operasyonu, Zeytin Dalı, Afrin zaferi şimdi Pençe harekatı, peşine gelmesini beklediğimiz hazırlıkları tamamlanan Fırat'ın doğusuna, Suriye'nin kuzeydoğusundaki PYD-YPG unsurlarına yönelik harekat, S-400 alışverişi, Doğu Akdeniz'deki sondaj çalışmaları. Türkiye şuanda tüm bunlarda kararlı bir şekilde yoluna devam eden, ne olursa olsun ben bunlardan vazgeçmem diyen bir duruş ortaya koyuyor. 

S-400'EN ASLA VAZGEÇİLMEMELİ
Bu bahsettiğiniz duruş ittifaka olan destek kararınızda etkili oldu mu?
Birinci derecede bizim kararımızda etkili olan unsur bu. Bir Türkiye'nin bu duruşu bozulmasın istiyoruz. Asla S-400'lerden vazgeçmemeli, asla sınır ötesi harekatlar sonlandırılmamalı, Doğu Akdeniz'deki sondaj çalışmaları durdurulmamalı. Yüzyılın projesi bunlar. Çünkü biz bu üçünden vazgeçtiğimiz anda çok şey kaybederiz. Çok şey kaybettiğimiz gibi bedellerini ağır öderiz. Şuanda biz Suriye'den Irak'tan operasyon yapan birliklerimizi çektiğimizde terör sonlanmayacak, bilakis o bölgelerde daha da güçlenecek. 5-10 sene tıpkı Irak ve Suriye gibi hedeflemesini Türkiye'ye yöneltecek. Onun için bugün geri çekilmek yok. Sen S-400'ü almadığın zaman hava savunma sistemlerini güçlendiremeyeceksin ve yarın senin üzerinde proje yapan devletlere karşı savunma sistemin zayıflayacak. Bunun için istemiyorlar. Doğu Akdeniz'deki aramaları durdurduğun anda başkası arayıp bulacak, senin elin boş kalacak. Bütün mücadelenin ana ekseni bu üç mesele çerçevesinde sürüyor.

Ben şuna inanıyorum, bugün seçim İstanbul'da terör gruplarının ve dış çevrelerin desteklediği CHP adayı lehine sonuçlanırsa artık durmayacaklar. Sistemi tartışmaya açıp eski sisteme döndürmeye çalışacaklar. Eski sistem kaosları ve krizleri meydana getiren temel faktördü. Kısa vadeli hükümetlere döndürecekler. Erken seçim talebi gelecek, Türkiye istikrarsızlığa boğulacak. Vatandaşlarımıza da bunu söylüyoruz; Bugün bir ekonomik sıkıntımız var ama sanmayın ki CHP adayı kazandığında bu çözülecek. Tam tersine Türkiye istikrarsızlığa gideceği için, ekonomik sıkıntılar da meydana gelecek ve biz daha ağır negatif şartlarla karşı karşıya geleceğiz. O yüzden bizim istikrara, birliğe, beraberliğe ihtiyacımız var. Bunu bozmak isteyen dış güçlere ve onların içerideki işbirlikçilere fırsat vermemeliyiz. Kızgınlıklarımız olabilir, kırgınlıklarımız bizim de var. Ama bunlar bizim Türkiye'nin aleyhine art niyet besleyenlerin kayığına binmemize sebep değil. Çünkü büyük resim bize bunu gösteriyor. Bu sebeple vatandaşlarımızın sağduyulu hareket etmesi lazım. Ben bütün bunları anlatıyorum ama belki CHP adayı da bunun farkında olmayabilir. Onları da direkt itham etmeden söylüyorum. "Biz seni kazandıracağız, demokratik haklar, barış..." derler, "Seni proje olarak hazırladık" demezler. Farkında olmadan içerisinde olabilir. Bu illa bilerek olmaz, insan hırsına kapılır, nefsine yenilir ama neticede bakmış ki başkalarına hizmet etmiş. Türkiye'nin geçmişinde bunun çok örneği vardır, bedelleri de ağır olmuştur. İçerisinden geçtiğimiz bu süreç için en ihtiyacımız olan şey birlik.

S-400 ve Akdeniz'deki enerji alanları ile ilgili Türkiye'nin kararlı bir duruşu var. S-400'ü aldığımızda ve Doğu Akdeniz'deki enerji rezervlerine ulaştığımızda bizi neler bekliyor? Ana muhalefetin bu konularda da ciddi itirazları ve olumsuz söylemleri de mevcut... Doğu Akdeniz'in maliyetli olacağı, S-400 ile ilgili ABD ile masaya oturulsun gibi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Açıkçası gerçekten çok hayret verici. Saydığım bu 3 konuda, iktidar ve muhalefet dahil herkesin sonuna kadar devlete destek olması lazım. Biz S-400'lerden asla vazgeçemeyiz. Bundan vazgeçtiğimiz anda hem Suriye'nin kuzeyindeki PKK devletinin kurulmasına yönelik engel olmaktan çıkarız, elimiz zayıflar hem de kendi ülkemizin bir bölgesi ile ilgili emelleri -elbette ki engelleriz bunu canımızla kanımızla- engellemek için büyük bedeller öderiz. Doğu Akdeniz'deki kazanımlarla ilgili, elbetteki bir takım maliyetleri olacak ama oradan bir petrol ya da gaz çıkartıldığı takdirde, Türkiye'nin bugün ekonomik sıkıntılarının en büyük sebebi olan cari açık ortada kalkabilir. Cari açık enerjiye bağlılıkla doğrudan alakalı, bizim dışarıya ödediğimiz ortalama 60 milyar dolarlık gaz ve akaryakıt parasından kaynaklanıyor. Bu para ödenmediği takdirde Türkiye'nin cari açık sorunu kalmayacak, ekonomisi kendi ayaklarının üzerinde, dışa bağlılığı tamamen ortadan kalkmış, borç sarmalından, faizden, yüksek enflasyondan kurtulmuş olarak yoluna devam edecek. Bunu istemiyorlar. Bunu Rusya da istemiyor, Almanya da istemiyor, ABD de istemiyor. Çünkü bölgenin lider ülkesi Türkiye. Şuanda ABD'nin ve İsrail'in bölgedeki çıkarlarının önündeki en önemli engel Türkiye. Bu seçimi de Türkiye'yi zayıflatmak için bir fırsat olarak gördüler.

Akdeniz'deki sondaj çalışmaları ile ilgili bazı tehditler oldu. ABD'den Yunanistan'dan açıklamalar yapılıyor. Özellikle güneyimize yapılan bir yığınak var, belli terör gruplarına silah tedarik ediliyor. Bununla ilgili ne söylemek istersiniz?

Biz başından beri bunun karşısında durmuş bir siyasi hareketiz. ABD, TIR'larla PYD/YPG'ye silah gönderdiği günlerde bir açıklama yapmıştım, "ABD'nin TIR'larla silah gönderdiği PYD/YPG'ye teslim ettiği nokta vurulsun ve imha edilsin" dedik. İleride daha büyük sıkıntılar çıkarır dedik, bakın şimdi fatura büyüdü. Bakın şimdi Fırat'ın doğusuna büyük harekat gerekiyor. Ordumuz bunun hazırlıklarını tamamladı, şimdi emir bekliyor. Geçmişe göre nasıl sonuçlar ağırlaşmışsa şimdi yapmazsak daha da bedeli ağırlaşacak. Oradaki PYD/YPG unsurlarını ne pahasına olursa olsun bertaraf etmeli, onları oradan söküp atmalıyız. Beka meselesi dediğimiz de tam olarak budur. Bizim devletimizin bütünlüğünü tehdit eden bir yapılanma ile karşı karşıyayız.

Doğu Akdeniz'e gelirsek, bugün Türkiye Misak-ı Milli'yi koruyabilseydi, Musul-Kerkük petrolleri elimizde olsaydı biz bambaşka bir Türkiye olurduk. Biz yeni bir fırsat yakaladık Doğu Akdeniz'de, bunu da elimizden alamaya çalışıyorlar, Türkiye'yi bunun da dışında tutmaya çalışıyorlar. Ama ne hikmetse ne ana muhalefet partisinden ne İyi Parti'den ne Saadet'ten ne siyasi bölücüler dışındaki partilerden bu konuda hükümete ve devlete açık ve tam bir destek göremiyoruz. Bazen gerçekten hayret ediyorum, nasıl bu konuda devlete destek olmazlar? Bu bir parti meselesi değil, bu bir ciddi mesele. Bunun tartışılacak tarafı var mı? S-400 meselesinin, terörle mücadelenin, Doğu Akdeniz'deki petrol alanlarının Türk milleti açısından tartışma götürecek tarafı var mı? Biz canımız pahasına bunlardan vazgeçmemeliyiz. Vatanını seven, ülkesinin bütünlüğünü savunan, milletinin refahını savunan herkesin bunu böyle görmesi gerekir. Dış politikada siyaset olmaz. Nasıl ABD bize en son mektup gönderdi, tehdit ediyor. Şimdi biz bunun altında kalacak bir ülke değiliz. Biz çok kadim bir devlet geleneği olan bir milletiz. Buna gerekli cevap verildi. ABD yaptırımları devreye sokarsa bizim de elimizde önemli güçler vardır. Başta üsleri kapatmak olmak üzere ona göre adımlar atılır.
Türkiye ne zaman S-400 veya Akdeniz gibi durumlarda öne çıksa bir tehdit, yaptırım, Gezi olayları ile başlayıp 15 Temmuz'a giden süreç gibi durumlar ile karşılaşıyor. Nerede biter bu tehditler? Bunun yanında bugün de Genelkurmay çatı davası kararları açıklandı, o konuda ne düşünüyorsunuz?

Türkiye 15 Temmuz'da çok hain bir darbe girişimi ile karşı karşıya kaldı. Darbe girişiminden ziyade bir işgal girişimiydi. Allah korusun Mısır'da yaşandığı gibi bir iç savaş ile de karşı karşıya kalabilirdik. Ama milletimizin sağduyusu, direnişi, milli iradeye sahip çıkması bunun önüne geçti. Tabi darbeyi gerçekleştirenlerin haklarında verilen cezalar, hak ettikleri cezalardı. Bu saatten sonra bırakın darbe yapmayı, kimse aklından bunu geçirememelidir. Türkiye bu devire kadar pek çok darbe ile karşı karşıya kaldı ama en sonunda demokrasiye geri döndü ve darbenin karşısında kim varsa iktidara geldi. 60 darbesinden sonra Demirel, 80 darbesinden sonra Özal, 28 Şubat'tan sonra Erdoğan olsun, 27 Nisan'dan sonra AK Parti olsun. 15 Temmuz'dan sonra da sayın Cumhurbaşkanının seçilmesi. Bu konuda tavrımız nettir. İnşallah bu saatten sonra bunlar geri kalır ve ülkemiz bir daha ne darbe ne de böyle işgal girişimleri ile karşı karşıya kalmaz. Bu sebeple darbecilerin almış olduğu cezalar, darbe yapmayı aklından geçirenlere büyük ders olmuştur. 15 Temmuz şehitlerini de bu fırsatla tekrar anıyor, rahmet diliyorum. Gazilerimize tez zamanda sağlıklarına kavuşmalarını diliyorum. Umuyorum ki bu kararlar şehit ve gazi yakınlarımızın yüreklerine bir nebze de olsun su serpebilmiştir. 

KÜRT-TÜRK AYRIMINI KABUL ETMİYORUZ. BİZ BİRİZ...
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bir irade ortaya koydular ve hükümetin yanında oldular. Ülkücü, milliyetçi, muhafazakar seçmenlere siz ne gibi bir mesaj vermek istersiniz? Ülkücü taban bir siyasi irade koyduğu zaman Kürtler aynı safta durmaz diye bir algı var. Bu ülkeyi seven Kürt vatandaşlarımızın sizinle aynı iradeyi ortaya koymaları konusunda ne söylemek istersiniz?

Biz öncelikle Kürt Türk diye bir ayrım kabul etmiyoruz. Hepimiz kardeşiz, sadece bu vatanın evladı ve bu milletin ferdi olmanın ötesinde biz Allah'ın emriyle birbirimize bağlanmışız. Türk milliyetçileri ile Kürt kardeşlerimiz arasında bir husumet yoktur. PKK'lılar, onu destekleyenler, onun üyesi olanların karşısındayız. Ama Kürt kardeşlerimizi tamamen PKK'nın siyasi partisinin mensubu olarak göstermek öncelikle onlara hakarettir, sonra da gerçeklere aykırıdır. Kürt kardeşlerimizin önemli bir bölümü siyasi bölücü değillerdir, onu reddetmektedirler. Bizim partimizin içerisinde yönetim kademesinin pek çok yerinde Kürt kardeşlerimiz var. Bu ayrım büyük bir tehlikedir, uzak durulmalıdır. Bizim ifademiz net, biz biriz. Böyle bir şeyi reddediyoruz. Biz bu seçimde Ağrı'nın Tutak belediyesini aldık, ya da MHP'nin kazandığı belediyeler vardır. Bu kasıtlı bir propagandadır. Buna prim verilmemelidir.

Ülkücü, milliyetçi tabana mesaj anlamında; ülkenin içerisinden geçtiği şartlar çok belli burada başka hesap yapılmaz. Ortada ülkenizin bütünlüğüne kasteden güçler ve onların desteklediği bir aday varsa siz destekleyemezsiniz. Bütün terör örgütlerinin desteklediği adaya ülkücü biri nasıl oy verecek, bunun vicdanına nasıl açıklayacak? İsrail'i, Mısır'ı, ABD'si, Yunanistan'ı destekliyor. Bir ada etrafında bunları bir araya getiren şey ne, bu soruyu sormanız ve onun bilincinde oy kullanmalısınız. Abdurrahim Karakoç abinin bir sözü var, "Kim kiminle yürür siz ona bakın" diye, ona baktığınızda her şey açık ve net. Dolayısıyla bizim buradaki duruşumuzun önceliği devletimizin varlığı, ülkemizin bütünlüğü ve milletimizin istikbalidir. Bunun dışında ehliyet, liyakat, icraat gözetildiğinde de Cumhur İttifakı adayının açık ara önde olduğu da bellidir.

BU KADAR KOLAY YALAN SÖYLEMEK NORMAL DEĞİL
CHP adayının bir devlet memuru olan Ordu valisine hakareti de var. Bir devlet memuruna bu denli açıktan hakaret edilmesi, alışık olduğumuz bir durum değil. Siz siyasi olarak tecrübe sahibi birisiniz, böyle bir yeni figür ile karşı karşıyayız bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yasal olarak VIP'den geçemiyor, bu açıklandı. Kolaylık sağlanabilirdi belki, biz de geçmişte bunları yaşadık. Bunlar farklı şeyler. Devletin valisi talimatı uyguluyor, görevini yapıyor, yanlış bir şey yapmıyor. Siz sırf size kolaylık sağlamadı diye küfrediyorsunuz. Bunun kabul edilebilir, mazur görülebilir, affedilebilir yanı yok. Ama öyle bir kitle oluştu ki, ne yaparsa yapsın baş tacı edecekler. Bunu normal görmüyorum. Bu havayı oluşturan bir güç var, bu gücü oluşturanları da az önce dile getirdim. Devletin valisine açıktan hakaret ediyor, özür dilemek yerine inkar ediyor. Özür dilemek de bir erdemdir. Milletimiz tüm bunları değerlendirmelidir. Bu denli kolay yalan söylemek normal değil, bir yöneticide olmaması gereken bir özellik. Bunu düşünerek sandığa gidilmelidir. 

TÜRKİYE YOLUNA TAM BAĞIMSIZ DEVAM ETSİN
31 Mart seçimleri öncesinde ekonomiyi çok konuştuk. Türkiye'nin son bir kaç aydır yaşadığı Ekim 2018'den başlayarak ve özellikle dolar kuru üzerinden bir saldırı yaşanıyor. Bu olayın seçim ile bağlantısı var mı?

Seçim öncesi bu sıkıntıların yaşanmasıyla seçmeni farklı noktalara çekmek istediler. Türkiye'nin tüm bu dik durduğu noktalardan, S-400'den, Doğu Akdeniz'den, sınırdan geri adım atması için ekonomik kriz bir araç olarak öne sürüldü. İçeride ve dışarıda bu bir fırsata çevrilmeye çalışıldı. Bizim kendi ekonomik problemlerimiz yok mu, var. Cari açık, üretim eksikliği bunların başında geliyor. Ama bütün bunlar ekonomimizin son dönemde yaşadıklarının birinci tetikçisi değil. Birinci sebep dışarıdan Türkiye'ye yönelik uygulanan bir kısım ambargo ve operasyondur. Uluslararası para derecelendirme kuruluşlarının açıkladığı verilerden tutun da ABD'nin AB'nin Türkiye'ye yaptırım tehditlerine kadar tüm bunlar operasyonun ayaklarıydı. Türkiye'nin kendi ayaklarının üzerinde duran bir ekonomiye ihtiyacı var. Bunun içinde öncelikle enerjiye bağlılıktan kurtulmalıyız. Bu konuda açılan bir kapımız var, Doğu Akdeniz. Bizi bundan mahrum bırakmak istiyorlar. Çünkü Türkiye bunu ele geçirdiğinde ekonomik anlamda büyük bir hamle yapmış olacak. S-400'leri alırsa hava savunma anlamında büyük bir hamle olacak. Zaten karadan bizi yenemeyeceklerini anlayanlar için bu büyük bir darbe olacak. Yoksa bizim de eleştirilerimiz, itirazlarımız, kırgınlıklarımız var. Ama bu seçime gittiğimizde sonuçlarını kendileri açısından müspet kılmaya çalışanlarla gerçekten Türkiye tam bağımsız bir şekilde yoluna devam etsin diyenlerin çatışmasıdır bu. Normal vatandaşlar farklı saiklerle oy kullanabilir, maaşını beğenmeyebilir, pazar pahalı diyebilir, tüm bunlara saygımız var. Biz bunları söyleyen vatandaşımızın büyük resme bakmasını, içerisinden geçtiğimiz şu süreci incelemesini istiyoruz. Niye bu kadar üzerimize geliyorlar? Niye bütün terör örgütleri, tüm dış güçler bir adayı destekliyor? Kimi sevindiriyorsunuz, bunu düşünün.
CHP Adayı bunu reddediyor...

Ama bakın bir gerçek yok mu? PKK bugün kimi destekliyor? Bunu açık ve net bir şekilde ifade ediyorlar. Şimdi bütün bunlar bir sonuç değil mi? Bu sonuca göre bir duruş ortaya koymak lazım. Biz onun için bu İstanbul seçiminin sonucu hayırlı bir şekilde Cumhur İttifakı lehine tamamlanmasını istiyoruz. Ondan sonra biz otururuz, eksikliklerimizi konuşur bunların tamamlanması konusunda tüm uğraşımızı veririz.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ciddi bir makam. Medyada seçim kazanıldığı takdirde bazı makamlara bazı insanlar oturacak deniliyor. Siyasetin içinde ittifak durumu varsa bunlar gerçekleşebiliyor mu? İttifakın içindeki partiler de bundan nasipleniyor mu? Tehlikeli bir durum görüyor musunuz?

Seçime birlikte giriliyorsa ve geçim birlikte kazanılıyorsa mutlaka bir karşılığı olur. Kimse BBP değil, kimse Alperenler değil sadece vatan millet sevdasıyla karşılıksız desteklemiyorlar, mutlaka bir beklentileri vardır. Onun ötesinde de bir takım şeyler oturulup konuşulmuştur diye düşünüyorum. Yüzde 100 bir şekilde, bu kadar farklı unsurları bir araya getirenler makamları ve kurumları da aralarında paylaşmışlardır. İstanbul'un gerçekten ciddi bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu düşünüyorum. Güvenlik anlamında bir tehdit ile karşı karşıya kalacağını, özellikle madde bağımlılığı ile ilgili İstanbul'da büyük sonuçlar ile karşılaşacağımızı, insanların sokakta gezmek konusunda ciddi sıkıntılar olacağını düşünüyorum.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

PARTİMİZLE ALAKALI YENİLİKLERDEN İLK SİZ HABERDAR OLUN