02.06.2020 16:56

SİYASİ PARTİLER KANUNU İLE SEÇİM KANUNU'NU DEMOKRATİKLEŞTİRMELİYİZ

Genel Başkanımız Mustafa Destici, "Siyasi Partiler Kanunu ile Seçim Kanunu'nu demokratikleştirmeliyiz. Toplumda partileri, siyaseti, Meclisi itibarsızlaştıran milletvekili transferlerine de bir ayar vermek zorundayız." dedi.

Genel Başkanımız Mustafa Destici, "Siyasi Partiler Kanunu ile Seçim Kanunu'nu demokratikleştirmeliyiz. Toplumda partileri, siyaseti, Meclisi itibarsızlaştıran milletvekili transferlerine de bir ayar vermek zorundayız." dedi.

  Genel Başkanımız Mustafa Destici Türkiye Büyük Millet Meclisinde yaptığı basın toplantısında ülke ve dünya gündemini değerlendirdi.

Değerli Basın Mensupları,
Sözün başında; geçtiğimiz hafta sonu,
Hakkari Çukurca'da, teröristlerle girilen çatışmada şehit olan askerlerimiz Uzman Çavuş Uğur Bora ve Er Mehmet Günay'a,
Diyarbakır'da şehit olan polis kardeşimiz Erman Özcan'a ve yine dün gece Siirt Pervari'de operasyona giden zırhlı askerin aracın kaza yapması sonucu şehit olan kardeşlerimize, bu milletin evlatlarına, güvenlik güçlerine tetik çeken tüm parmakları tek tek keseceğimizi" hatırlatarak Allah(C.C)' tan rahmet; ailelerine ve milletimize, sabır ve başsağlığı diliyorum.

Değerli Basın Mensupları;
Yaşayan hiç kimsenin benzerine şahit olmadığı, hiç birimizin hayatımız boyunca unutamayacağı bir Ramazan ayı ve Ramazan Bayramı yaşadık.
Ramazan ayı boyunca ve Ramazan Bayramı’nda, yakınlarımızla, sevdiklerimizle, büyüklerimizle bir araya gelemedik, teravih, Cuma ve bayram namazlarını birlikte eda edemedik. 

En büyük üzüntümüz ise yaşanan salgın dolayısıyla 4.500’ü aşkın vatandaşımızın hayatını kaybetmesi oldu. Bu süreçte kaybettiğimiz vatandaşlarımıza rahmet, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyorum.

Ayrıca tedavi gören tüm hastalarımıza şifa diliyorum.

Türkiye dışındaki gelişmeleri de dikkatle takip ediyoruz.
Dünya genelinde ise -tespit edilebilen- ölüm sayısının 400 bine yaklaştığını gözlemliyor, bu vesileyle tüm dünya milletlerinin acılarını paylaştığımızı samimiyetle ve tekrar ifade etmek istiyoruz.

Yaşanan süreçte, salgınla mücadelede, devletimizin, diğer dünya devletleriyle kıyaslandığında, belirgin bir başarı gösterdiğine şahit olduk. Hükümetimizin, sağlık çalışanlarımızın ve güvenlik güçlerimizin fedakârlıkları, gayretleri ve başarılarıyla gurur duyduk.
Onlar ve duyarlı vatandaşlarımız sayesinde bugün geleceğe daha güvenle bakabiliyoruz.
Tümüne, buradan, aracılığınızla tekrar teşekkür ediyorum.

Değerli Basın Mensupları,
1 Haziran 2020 tarihi itibariyle “Yeni normal” diye adlandırdığımız sürece geçtik.
Şehirlerarası seyahat, çalışma hayatı, işletmeler üzerindeki kısıtlamalar şimdilik sona ermiş görünüyor. Umuyor ve diliyoruz ki hastalığa ait rakamların azalan ivmesi bu şekilde devam eder ve hiç kimsenin Covid-19 nedeniyle hayatını kaybetmediği günlere bir an önce ulaşırız.
Şunu hiç unutmamamız lazım: Normalleşmenin sebebi, insanlığın hastalığı yenmesi da hastalıkla mücadelede belirgin bir ilerleme gösterilmesi değil.
Varlığımız devam ettirmemiz için üretmek, dolayısıyla çalışmak mecburiyetindeyiz. Ülkemiz için hızla iyileşen genel tablo, sorumluluklarımızı bize asla unutturmamalı.

Aşı ya da etkisi kesinleşmiş bir ilaç kullanıma girene kadar” uymamız gereken kuralları ve dikkat etmemiz gereken tedbirleri ihmal etmemeli; devletin, Bilim Kurulu'muzun görüşleriyle belirlediği kurallara harfiyen riayet etmeliyiz. Bu konuda yaşanacak ihmallerin, ülkemizde bugün için tüm dünyada örnek gösterilen olumlu gidişi, hızla tersine çevirebileceğini asla unutmamalıyız.

Tüm dünyada olduğu gibi, pandemi, ülkemizde de sosyal hayatı, dolayısıyla ekonomiyi ciddi bir şekilde etkiledi.
Bu zorlukları yine milletçe el ele vererek, dayanışma içinde atlatacağız. Zaten başarılı olmanın başka yolu da yok.
Hepimize düşen önemli görevler var. Devlet, bütün kurumlarıyla yaşadığımız zor günlerin yaralarını sarmaya çalışırken, fert fert hepimiz, en yakınlarımızdan başlamak üzere şartlardan olumsuz etkilenenlerin mağduriyetlerini paylaşmalı, millet olarak dayanışma içinde olmalıyız. Yaşama gayemiz olan inançlarımız da milletimize, ülkemize ve gelecek nesillere karşı sorumluluklarımız da bunu gerektiriyor.
Yine bundan sonrasıyla ilgili, devlet olarak da toplum olarak da benzer durumlara karşı daha hazırlıklı olmalı, ailelerimizden günlük hayatımızı, devletin işleyişinden geleceğe yönelik planlarımızı da yaşadıklarımızı dikkate alarak yeniden dizayn etmeliyiz.
Zor bir coğrafyada yaşıyoruz. Terör başta olmak üzere çözmek zorunda olduğumuz çok sayıda problemimiz var.
Problemlerimiz ancak çalışarak, üreterek, birbirimize kenetlenerek ve dayanışma içinde aşabileceğimiz asla unutmamalıyız.
Bilimin ışığında ve değerlerimizin rehberliğinde; gelişen, dış etkilerin zararlarına karşı dirençli, güçlü, planlı, dayanışma içinde bir devlet ve millet olmak zorundayız. Zor bir dönemden geçiyoruz ancak, birbirimize, kendimize güvenimizi asla kaybetmeyelim. Bunu gerçekleştirecek güce de potansiyele de imkanlara da sahibiz.

Değerli Basın Mensupları,
Tüm dünyayla birlikte ABD’de yaşanan olayları takip etmeye çalışıyoruz.

Polisin siyahi bir Amerikalıyı kameralar önünde boğarak öldürmesini, tüm dünyayla birlikte dehşetle izledik.
Yaşanan olayın korkunçluğu; katil polis memurunun, ancak insanların sokaklara dökülmesi ve her yeri savaş alanına çevirmesinin ardından ancak 3 gün sonra tutuklanması ve olayla ilgili başsavcının (Hennepin Bölgesi Başsavcısı Mike Freeman), “polis memurunun üçüncü derecede cinayet ve taksirle adam öldürmeden yargılanacağını” açıklamasıyla kat be kat arttı.

2. Dünya Savaşı’nın ardından “dünyanın küresel askeri gücü” olmaya ve “dünyanın jandarmalığı”na soyunan ABD’nin, dünyanın her tarafında gerçekleştirdiği veya neden olduğu insan hakları ihlalleri, sadece -ülke ve siyasi parti olarak- bizim değil, tüm dünyanın şikayet ettiği, lanetlediği ve kurtulmaya çalıştığı bir olgu olarak gündemden hiç düşmedi.

Uluslararası iletişim kanalları ve haber kaynakları üzerinde ABD’nin etkisini de dikkate aldığımızda; ABD’nin kendi vatandaşlarına yaptığı muameleyi görünce; işgal ettiği veya müdahale ettiği topraklardaki insanların, özellikle farklı ırklardan, milletlerden ve dinlerden insanların durumlarıyla ilgili kanaatlerimizi ve endişelerimizi yeniden değerlendirme ihtiyacı duyduk.
ABD'nin politikaları, dünyanın önündeki en önemli küresel meselelerden biridir. Bu konudaki dünya devletleri ve milletleriyle birlikte ABD seçmenine de önemli sorumluluklar düştüğü kanaatindeyim.

Değerli Basın Mensupları,
Pandemi sürecinde, yıllardır dile getirdiğimiz teslerimizin bir kez daha doğrulandığına şahit olduk: ABD, başta Ortadoğu olmak üzere tüm dünyada, o bölgelerde milyonlarca insanın canları, kanları ve göz yaşları pahasına, gayrimeşru yollarla elde ettiği, gasp ettiği zenginlikleri, halkına değil, yine ülkesindeki imtiyazlı azınlıklara taşımaktadır.

Bu durumu özellikle Covid19 salgını esnasında bütün açıklığıyla, tüm dünyayla birlikte yeniden gördük. ABD halkının önemli bir kısmı , tıpkı ABD'nin sömürdüğü ülkelerdeki insanlar gibi, kendi devletlerinin düşmanca tavırlarına maruz kalmakta, bunun yanında, ABD'yi yönetenlerin politikaları sebebiyle tüm dünyanın düşmanlığını da üzerine çekmektedir.
ABD'nin politikalarının, yönetim anlayışının değişmesine, bir kez daha gördük ki, en az dünyadaki herkes kadar Amerikan halkının da ihtiyacı var.

Tüm dünyaya ölümden, acıdan başka bir şey getirmeyen bu devlet terörü; dünya için de ABD için de özellikle ABD vatandaşları için de sürdürelebilir bir durum değildir. Bu süreçte yaşananların, küresel emperyalizmin dünyayı kana boğan vahşi anlayışının ve yönetim tarzının sonu olmasını diliyorum.

Değerli Basın Mensupları;
Covid-19 pandemisine, bunun ülkemiz ve tüm dünyadaki olumsuz etkilerine rağmen, bir süredir, ülkemizde, “sistem”, “darbe” ve “Seçim ve Siyasi Partiler Kanunları”na dair tartışmalara şahit oluyoruz. 

Özellikle seçim yasasına dair tartışmaların uzamasının ve herhangi bir uzlaşma yahut iyileşmeyle sonuçlanmamasının, tartışmaların taraflarının konuya, “kurallar ve prensipler”den çok “kendi durumları avantaja dönüştürme” açısından yaklaşmaları nedeniyle gerçekleştiğini düşünüyorum. 

Değerli Arkadaşlar;
Geçmişten bugüne, gazete arşivlerini karıştırdığımızda, seçim sistemine dair tartışmalarda, Büyük Birlik Partisi'nin haricindeki hemen her partinin, zaman içinde birbiriyle çelişen söylem ve davranışlarına rastlamak mümkün.

Konuyu “kurallar ve prensipler” üzerinden tartışmak mecburiyetindeyiz:
Seçim sistemleri, milletin eğilimlerini “en doğru şekliyle” idareye taşıma fonksiyonunu yerine getirmelidir.
Bunun yanı sıra cari olan ve geçmişteki anayasalarda yer alan “temsilde adalet ve yönetimde istikrar”ı sağlıyor olabilmeleri, seçim kanunları yapılırken dikkat edilecek en önemli hususlardan bir olmalıdır.
Anayasa'da yapılan değişikliklerle, cumhuriyetin ilk yıllarından beri sürekli karşılaştığımız ve olumsuz etkilerini fazlasıyla yaşadığımız bu problemleri önemli ölçüde çözmüş görünüyoruz.
Bizim de desteklediğimiz Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemi'nin milletimiz tarafından kabul edilmesinin ardırdan, kabul etmeliyiz ki, bugün toplumun hemen hemen tüm kesimleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde temsil ediliyorlar. Bu açıdan 'Temsilde adalet', vatandaşlarımızın oylarının zayi olmaması ve milletin eğilimlerinin temsilcileri aracılığıyla Meclis'e taşınması açısından sağlanmış görünüyor.
Diğer taraftan, Cumhuriyet tarihinin karakteristik hastalıklarından olan, ortalama 1,5 yıl bile görev yapamayan kısa ömürlü hükümetler, bunun neticesi olarak istikrarsızlık, sık sık yapıılan seçimler yüzünden varlığımızın, istikbalimizin, popülizme ve günlük politikalara kurban edilmesi sona ermiş, "yönetimde istikrar" sağlanmış görünüyor.
Elbette eksiklerimiz var, bunu yine birlikte diyalogla, sistem içerisinde ve 'posizyonumuza avantaj sağlamayı' ya da 'Politik çıkarlar sağlamayı' düşünmeden, adaleti, hukuku ve millet iradesini esas alarak gerçekleştirmek zorundayız.

Şunu hiç unutmayalım: Hukukun içerisinde ara yollar aramak, kuralların kenarından dolanmak veya hülle gereçleri oluşturmak, bazen bu yolu tercih edenlere kısa vadede avantaj gibi görünse de uzun vadede bu siyasilere büyük zararlar vermiş, siyaset sahnesinden silinmelerine yol açmıştır. Buna geçmişte sayısız kez şahit olduk.

Bu yöntemler, geçmişte sadece o siyasi partileri ve kadroları değil, bütünüyle siyaset kurumunu ve parlamentoyu da itibarsızlaştırdı, inanılırlığına, güvenilrliğine zarar verdi.

Demokrasinin ve millet iradesinin önüne konulan tüm engellerin, zaten amacına ulaşmadığı gibi, bütünüyle devlete, millete, demokrasimize, siyaset kurumuna ve parlamentomuza zarar verdiği kanaatindeyim.

Seçim yasalarının, konjonktürel dalgalanmalara göre değil, millet iradesinin tecelli etmesine, demokrasiye yapacağı katkıya göre şekillendirilmesini tekrar ifade ederek; yeni sistem içerisinde, seçim barajlarının fonksiyonlarını kaybettiği, tümden kaldırılması gerektiğini tekrar ifade etmek istiyorum.

Yeni sistem içerisinde, aynı bakış açısıyla seçim barajlarının, fonksiyonlarını kaybettiği, tümden kaldırılması gerektiğini düşünüyoruz.
Yeni sistemde, %10’luk seçim barajının varlığının herhangi bir anlam taşımaması bir yana, 600 üyeli parlamentoda, baraj sebebiyle herhangi bir partinin Meclis’te yer almamasının, barajın varlık sebebi olarak önümüzde duran “yönetimde istikrar”ı nasıl etkileyeceği de izaha muhtaç bir durumda yer almaktadır.

Ayrıca devletin siyasi partilere yaptığı hazine ve seçim yardımları yeniden gözden geçirilmeli, Anayasa’mıza da aykırı olduğunu düşündüğümüz mevcut adaletsiz durum değiştirilmelidir.

Şöyle ki; seçime katılmanın ağır ve katı kurallara bağlı olduğu ülkemizde, “seçim yardımı”nın, seçime katılma hakkı kazanmış siyasi partilerimizin bir kısmına verilmemesi, adaletsiz olduğu kadar bir demokrasi ayıbıdır. Bu adaletsizlik bir an önce düzeltilmelidir.

Siyasi Partiler Yasası'nda bir değişiklikten bahsedeceksek, özellikle hazinden para YSK'ya ve Seçim Kurulu'na üye veren partilerde, muhakkak, ön seçimin, listelerdeki toplam milletvekili sayısının yüzde 70'inden az olmamak üzere zorunlu olması öncelikli olarak sağlanmalıdır.

Zaman zaman gündeme gelen, 'erken seçim' tartışmalarıyla ilgili birkaç şey söylemek istiyorum: Erken seçime bugün için ihtiyaç da gerek de talep de görmüyorum. Dolayısıyla, seçimlerin anayasa ve yasayla öngörülen zamanda yapılması gerektiğini düşünüyorum. Bu tartışmaların ise geçmişten, eski sistemden bugüne taşınan kurtulmamız gereken alışkanlıkların sonucu olduğu kanaatindeyim.

Diğer yandan… Şu anda erken seçim olsa…” diye başlayan anket çalışmaları manipülasyondur. Bir çeşit Gündem Mühendisliği ürünüdür..
Anketler ve anket sonuçları anlık bilgiler veriler verir. Genelde toplumun, özelde Seçmenin kararları son ana kadar değişkendir. Yüzer-gezerdir. Tecrübeyle sabittir ki. En güvenilir anketler, seçim sath-ı mailine girdiğimiz dönemde hatta seçime iki hafta kala yapılan anketlerdir. Orada bile manipülatif anketleri ayıklamak şarttır.

Dememiz o dur ki, Türkiye’ye istikrar lazımdır. Erken seçim kararı bu istikrarı bozar. Bir yanda Suriye’de, diğer yanda Libya ve Doğu Akdeniz ciddi mücadeleler veriyoruz. Terörle mücadelemiz üst seviyede ve sürekli teyakkuzdayız. Ege sıkıntılı. Her şey bir tarafa, seçim demek kutuplaşma ve keskin ayrışmaların yeniden kaşınması demek… Sınırsız ve sorumsuz bir rekabet ortamı demek… 

Çevre coğrafyamız ve Türkiye Korana Virüs Salgını ile mücadele ederken, Libya’da çatışmaların sayısı artmaya ve dengeler Türkiye ve Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin (UMH) lehine değişmeye başladı. Son bir haftadır Libya’ya; SİHA desteği, çok amaçlı askeri mühimmat, zırhlı askeri lojistik destek araçları, asker ve vekil savaşçı yığan Türkiye, UMH’ni bugüne dek hiç olmadığı kadar avantajlı bir duruma getirmiş oldu.

Libya’daki Son Durum
ABD'nin çekingen tavrı sebebiyle, Avrupa'nın ise parçalı, dağınık ve stratejik bir vizyondan yoksun politikaları nedeniyle iyice devre dışı kaldığı Libya'da; Türkiye, Rusya ve BAE/Suudi Arabistan gibi güçler ağırlığını ortaya koyarak, adeta yeni dönemde bölgedeki gelişmelerin gidişatına dair önemli bir ipucu veriyorlar. Sadece Tunus’a üs kurma hazırlıkları içindeki NATO Libya’da olan bitenleri izliyor.
En son, 27 Şubat Rusya’nın İdlib saldırısı sonrasında İdlib’te insansız hava araçlarını ve elektronik harp sistemlerinin etkinliğini ortaya koyan Türkiye, aynı kapasiteyi Libya’ya taşıdıktan sonra dengeleri tekrar ve şimdilik lehine çevirmiş görünüyor. 

Yunanistan İşgal edilen Adalar Sorunu
Yunanistan, Libya’da alan hâkimiyetini genişletmeye başlayan Türkiye’ye karşı; 1923 Lozan Antlaşması ve Lozan Boğazlar Sözleşmesi, 1947 Paris Antlaşması’yla “Silahsızlandırılması gereken adaları silahlandırarak işgal ederek” yani diplomatik bir dille anlatırsak, “adaların gayri askeri statüsünü bozarak ve egemenlik devir şartını ortadan kaldırarak” hamlede bulunuyor!

Dediğimiz gibi, böyle bir ortamda devreye sokulacak erken seçim ülke istikrarına darbe vurur.
Ben siyasi iktidarın bu nedenlerden ötürü zamanında yapacağını, o zamana kadar ciddi bir şekilde gerek pandemiden gerekse küresel etkilerden ötürü vatandaşımızı etkileyen olumsuz ekonomik tabloyu düzeltme fırsatı bulacağını ve bunlara yoğunlaşacağını düşünüyorum.

Değerli Basın Mensupları;
Son günlerde, örneklerine geçişte 'darbe dönemleri arifesinde' sıklıkla rastladığımız, provokasyon kokan yahut provokasyona dönüştürmeye müsait adli vakalara sıklıkla rastlamaya başladık. İzmir'de başlayan, son olarak Etimesgut'ta rastladığımız menfur hadiseler ve bunların sosyal medyada sunuluş şekli doğal olarak hepimizi endişelendirmektedir.

Öncelikle, bu vesileyle, Ankara Etimesgut'taü uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybeden Barış Çakan kardeşimize rahmet, ailesine başsağlığı diliyorum. Sözde parti HDP'nin kurumsal medya hesabından 'provokasyon kokan, "Kürtçe şarkı dinlediği için ırkçı bir cinayetle katledildi. Barış'ı katleden zihniyet; Kürtçe eğitim veren okulları kapatan, Kürtçe tabelaları indiren anlayıştan besleniyor. Bu anlayışa karşı şarkılarımızı söylemeye, ezilenlerle yan yana olmaya devam edeceğiz." sözlerini nefretle kınıyorum.

Daha önce de ifade etmiştim, tekrar etmekte fayda görüyorum: Ülke olarak yaşadığımız her kritik hadisede, her zorlukta, her kriz döneminde, sosyal medya üzerinden, milletimizin, yoğunlaştırılmış ve yıkıcı etkileri olan, organize bir kara propogandaya maruz kaldığına şahit oluyoruz.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin gerçekleştirdiği sınır ötesi harekatlarda, yaşadğımız, deprem ve sel felaketlerinde, maruz kaldığımız terör eylemlerinde, son olarak içinde bulunduğumuz salgınla mücadelede, sosyal medya üzerinden, devletimizi ve milletimizi zaafa düşürmeye yönelik maksatlı, yalanlı haberlere maruz kaldık.

İnternet üzerinden yayınlanan organize yalan haberler, kamu güvenliğine ve kişilik haklarına yapılan saldırılar konusunda, Türkiye'nin dünya üzerinde ilk sıralarda yer aldığını, bu konuda yapılan tüm çalışma ve araştırmalarda görüyoruz.

İnternet yayıncılığı ve sosyal medya üzerinden, kamu güvenliğine yönelik organize eylemlerin yanında, Türkiye'de faaliyet gösteren, ülkemizde çok büyük reklam gelirleri elde eden sosyal medya platformlarının, Türkiye'de temsilcilik bile bulundurmaması, mali kayıpların yanında suça ve suçluya erişme noktasında da büyük zaaflara neden oluyor. 

Tüm planlama ve çalışmaların merkezinde çiftçilerin olması gerekir. Tarımsal üretimin belkemiği çiftçilerimiz her yönüyle teşvik edilmeli, yapılan destekler hiçbir kısıntıya meydan vermeyecek şekilde artırılarak devam etmelidir. Özellikle girdi maliyetlerinin başında gelen işçi, mazot, gübre, ilaç ve sulamada kullanılan elektrik gibi kalemlerde destekler artırılmalıdır. Ayrıca çiftçimizin ürettiği ürünler değerinde fiyatlandırılarak hem çiftçimiz mağdur edilmemeli hem de ülke insanımıza sağlıklı ve uygun fiyatta ürün temin edilecek zeminler hazırlanmalıdır. Bir başka husus ise maalesef ülkemizde hala pek çok verimli tarım alanları farklı sebeplerle kullanılamamaktadır. Bu konunun da ivedilikle çözülmesi şarttır. Çiftçilerimizin yuvası olan köylerimizde eğitim, sağlık ve ulaşım başta olmak üzere medeniyetin gereklerinin eksik olduğu yerlerde bu hizmetler hızla tamamlanmalıdır.
Meclis'imizin önümüzdeki dönemde üzerinde öncelikle çalışması gereken konulardan birinin bu kon olduğunu düşünüyor, sizleri ve -aracılığınızla-halkımızı sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

PARTİMİZLE ALAKALI YENİLİKLERDEN İLK SİZ HABERDAR OLUN