21.08.2019 17:10

TÜRK BAYRAĞINI KALDIRMALARI BİLE YETMEZ Mİ?

Genel Başkanımız Mustafa Destici,"Türk bayrağına tahammülü olmayan, Tük devletinin varlığını kabul etmeyen, Türk milletini kabul etmeyen sözde belediye başkanının açığa alınması anamuhalefet partisini neden bu kadar rahatsız eder?" dedi.

Genel Başkanımız Mustafa Destici, Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) düzenlediği basın toplantısında doğal afetlerin ve orman yangınlarının vatandaşları üzdüğüne dikkati çekerek, afetlerin daha az zararla atlatılması için önlemlerin daha da artırılması gerektiğini söyledi.

Türkiye'nin yer altı kaynaklarının değerlendirilmesinden yana olduklarını aktaran Genel Başkanımız Mustafa Destici, madenler değerlendirilirken çevrenin de korunmasını istediklerini vurguladı. Genel Başkanımız Mustafa Destici, maden çalışmalarında çevreye verilen zararlar nedeniyle tepki koyanların seslerine de kulak verilmesini istedi.

Kayyum Atamaları Hakkında Devletimiz PKK’nın bu siyasi uzantıları Terör örgütüyle arasına mesafe koysun, bir Türkiye partisi halini alsın diye parti kapatmalarını ortadan kaldırdı. Bunlar bırakın bu demokratik hakların kendilerine verdiği imkanları barış için değerlendirmeyi siyasi kisveyle demokrasiyi istismar ettiler.

Mecliste olanlar dokunulmazlık hakkından tutun tüm özlük haklarına kadar her şeylerini terör örgütünün hizmetine sundular. Dağdakilerin ellerinde silahla yaptıklarını bunlar takım elbiselerle ve devletin kurumlarından aldıkları güçlerle şehirlerde yapmaya başladılar. Belediyelerde istismar ettikleri kamu imkânlarını terör örgüte gerek para gerekse lojistik desteklerle peş keş çektiler.

 Belediye imkanlarıyla propaganda faaliyetlerini sürdürdüler. “Vatandaşa hizmet” odaklı bir gayeleri olmadıkları için vatandaşa harcayacakları zaman ve enerjilerini dağ kadrosuna terörist kazandırma harcadılar. Belediyeler sayesinde ortak oldukları Kamu kudretini maalesef bölge insanı üzerinde korku ve baskı üretme doğrultusunda istismar ettiler… 

İşte… 2016 yılının sonlarından itibaren devreye sokulan kayyum atamaları sayesinde teröristlerin sözde siyasi uzantılarına bu hususlarda darbe ciddi zararlar verilmiş oldu. Biz Büyük Birlik Partisi olarak terör örgütü PKK’yla iltisaklı oluşları devletçe ortaya çıkarılmış olan HDP’li belediyelere Kayyum atanmasını “terörle ve teröristle mücadele”nin bir parçası olarak görüyoruz ve bu uygulamayı destekliyoruz. 

Fırat’ın Doğusunda ABD’yle yürütülen “Güvenli Bölge” Müzakereleri Hakkında Hatırlarsınız; 1991 yılında Irak halkını korumak bahanesiyle Kuzey ve Güney Irak “Güvenli Bölge” ilan edilerek Irak güçlerinin buralara girişi yasaklanmış, Kuzeyde 36. Paralel güvenli bölge sınırı kabul edilmişti… Bu karardan sonra 17 Nisan 1991’de; ABD, Hollanda, İspanya, İtalya, İngiltere ve Fransa’ya ait güçler Kuzey Irak’ta konuşlanmıştı. O zamanlar 'bir' koyup 'üç' almanın derdinde olan dönemin Özal hükümeti, bu ‘Güvenli Bölge’ olayını yegâne çözüm olarak kamuoyuna anlatırken birileri de ısrarla ‘burada müstakbel Kürdistan’ın temelleri atılıyor’ diye feryat ediyordu! 

Maalesef o vakit siyasi iktidar ve muhiti, bu ikazları üçüncü sınıf komplo teorisi olarak nitelendiriyor ve bu ikaz merkezlerini umursamıyor hatta alaya alıyordu... 2 Gel zaman git zaman görüldü ki, Türk ve dünya kamuoyunun düz bir çizgi zannettiği 36. Paralel’in, aslında Kürt bölgelerini özenle güvenli bölgeye dâhil edilip, Türkmen bölgelerini de özenle güvenli bölge dışında bırakan bir projenin adıymış! Zamanla Türkmenlerin %80’inden fazla kısmı bu güvenli bölgenin dışında kaldı. Türkiye ile irtibatı kopartıldı, Irak yönetiminin ve ‘güvenli bölge’de ABD ve BM güçlerine sırtını dayayan Kürt grupların insafına terk edildi. Sonunda bu ‘güvenli bölge’ olarak adlandırılan kısım tamamen Kürtlerin egemenlik alanına girdi! 

Biz Büyük Birlik Partisi olarak; taa Afrin Harekâtı devreye sokulduğu günlerde Afrin’den sonra Menbiç’e, oradan da hız kesmeden Fırat’ın doğusuna girilmesi gerektiğini ısrarla vurguladık. Tıpkı Kıbrıs Harekâtı yıllarında olduğu gibi… Her hangi bir boylam ve derinlik hesabı yapmadan elde, ettiğimiz alan hâkimiyeti üzerinden oyunun kurallarını bizim belirleyeceğimiz bir süreç başlatabilirdik… En önemlisi onlar bizi değil, biz onları masabaşına çekerdik! Türkiye herhangi bir sınır kalibrasyonu işlemi yapacaksa ve sınırının hemen önünde “Tampon Bölge” yahut “Güvenli Bölge” ihdas edecekse, bunu hasımlarının teklifiyle değil, kendi iradesiyle yapmalıdır. “Cazip” dahî olsa, bu istikamette gelecek tekliflere itibar edilmemelidir. Türkiye’nin asıl amacı; ABD’nin Suriye’de ki kantonları birleştirip, bedeli ne olursa olsun, Suriye sınırının tamamını YPG/PKK’ya bırakmasına engel olmaktır. 

ABD’nin elinden “PKK/YPG maşası” mutlaka alınmalıdır. İşte bu hedefleme, Türkiye’nin en önemli bekâ faktörüdür! Bunun dışındaki her çözüm önerisi geçici ve oyalayıcıdır! Yok… Bazılarının ifade ettikleri yahut öne çıkardıkları gibi, sadece mülteciler için insanî bir koruma alanı kurulması düşünülüyorsa, bu konuda ABD’ye ve diğerlerine nasıl güvenilir? O halde bu "İnsanî Koruma Alanı"nı kim koruyacak? Birleşmiş Milletler mi? Bırakın koca bir bölgeyi, Bosna Hersek savaşında “güvenli bölge” statüsünde olmasına rağmen Srebrenica şehrinde, Bosnalı Sırp komutan Mladiç’in kuvvetlerinin marifetiyle tarihin en büyük soykırımlarından biri gerçekleştirilmişti! Hem de Srebrenica'da konuşlu BM koruma gücünün varlığına rağmen! Bunların hepsi bir yana, bu işe bizim Suriye’de alan hâkimiyeti elde etmemizde ciddi katkıları olan, daha sonra enerji ve S400’ler başta olmak üzere ciddi savunma ve saldırı sistemleri elde ettiğimiz Rusya-İran ekseni şu anki müzakere sürecine ne diyecek? Sırf "bu konuların ABD ile müzakere ediliyor" görüntüsü bile Türkiye ile bu ülkeler arasında güven bunalımı doğurmaz mı? Kaz gelecek yerden bırakın tavuğu, tavuk kümesini feda etmeye hazır olan ABD, bu öneriyi Türkiye'ye sunarak bu faktörü de hesap etmiştir!

Memur ve memur emeklisinin 2020 ve 2021 yıllarındaki mali ve sosyal haklarını belirleyecek 5. Dönem Toplu Sözleşme görüşmelerine de konuşmasında yer veren Genel Başkanımız Mustafa Destici, "Benim hükümetimize tavsiyem, işçilere verilen yüzde 8 zammın, 2020 için memurlarımıza da verilmesidir. 2021 için ise daha makul bir rakam belirlenerek, enflasyon ve refah payıyla da bu toplu sözleşme süreci mutabakatla tamamlanmalı." diye konuştu.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

PARTİMİZLE ALAKALI YENİLİKLERDEN İLK SİZ HABERDAR OLUN