Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, Basın Toplantısı Düzenledi


Genel Başkanımız Sayın Mustafa Destici, 29.07.2022 Cuma günü saat 10:30'da İstanbul İl Binasında basın toplantısı düzenledi.

 


Değerli Basın Mensupları,

 

Ülkemizin terörle mücadelesi devam ediyor.

İçinde bulunduğumuz hafta içinde, maalesef;

 

25 Temmuz Pazartesi günü, Pençe-Yıldırım Harekatında,

Piyade Uzman Çavuş Remzi Nişan, Güvenlik Korucularımız Bülent Vermez, Kemal İmece, Avdi Demir ve Veysel Sebik;

 

26 Temmuz Salı günü, Fırat Kalkanı Harekat Bölgesinde,

Piyade Sözleşmeli Erlerimiz Mevlüt Yoğurtçu ve Mert Otal;

 

27 Temmuz Çarşamba günü Pençe 1-2 Harekat Bölgesinde,

Piyade Sözleşmeli Er Cüneyt Taşyürek;

 

28 Temmuz Perşembe günü, dün, Pençe-Kilit Operasyon Bölgesinde,

İstihkam Astsubay Çavuş Batuhan Şimşek,

 

kardeşlerimiz şehit oldular. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine, yakınlarına, Türk Silahlı Kuvvetlerimize ve aziz milletimize sabır ve başsağlığı diliyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Değerli Basın Mensupları,

Irak’taki gelişmeleri dikkatle takip ediyoruz.

20 Temmuz’da, Irak Dohuk Zaho’da meydana gelen saldırıyla ilgili daha önce kapsamlı bir açıklama yapmıştık.

Konu gündemdeki yerini korumaya devam ediyor.

Bildiğiniz gibi, aynı bölgede, 22 Ağustos 2021’de iki turist öldürülmüş, yine aynı kesimler tarafından Türkiye suçlanmıştı. Sonrasında, saldırıyı PKK’nın gerçekleştirdiği ortaya çıkmıştı.

Türkiye, terörle, asker-sivil hedefi gözetmeyen saldırılarla mücadele ederken, aynı zamanda, kendisine yönelen ve ‘asimetrik’ bir şekilde yürütülen, diplomatik, psikolojik ve ekonomik bir savaşı da göğüslemek zorunda kalıyor.

Hangi ülke adına görev yaparsa yapsın, dünyadaki tüm savunma uzmanları, Zaho’da meydana gelen hadisede kullanılan silahların ve saldırı şeklinin, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yapısı ve operasyon yöntemleriyle ilgisi olmadığını biliyorlar.

Türkiye, Irak ve Suriye’de, tüm operasyonlarını, çok uzun bir süredir, “hava unsurlarının desteğiyle” ve “kayıt altında” gerçekleştiriyor.

Yine tüm operasyonlar, öncesi ve sonrasıyla, “plan dahilinde”, “bir bütünlük içinde”, “kayıt altında” ve  “sivillerin güvenliği en üst düzeyde gözetilerek” yapılıyor.

Irak, Türkiye’nin bölgedeki askeri varlığı ve operasyonlarının  “egemenlik ihlali” olduğunu iddia ediyor ve Türkiye’den, “operasyonlarını sona erdirmesini”, “askerlerini Irak topraklarından çekmesini” istiyor.

Değerli Basın Mensupları,

Öncelikle, Zaho’da meydana gelen saldırıda hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine, Irak halkına ve Irak Hükümetine başsağlığı diliyoruz.

Yaralılara şifa diliyoruz.

Türkiye ilk günden beri, Irak’ın toprak bütünlüğünü ve egemenliğini destekliyor.

 

Bununla birlikte, bugün için, Irak’ın, istikrarının, egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün, Türkiye tarafından değil, terör örgütleri tarafından tehdit edildiğini, herkese hatırlatmak istiyorum.

Irak’ta, PKK’nın kontrol ettiği bölgeler var.

PKK, bu bölgelerin bir kısmında, “hukuka aykırı olarak” devlet gibi davranıyor, vergi adıyla haraç topluyor, köyleri boşaltıyor, Türkiye ve Irak’ta, sayısız suça imza atıyor, asker sivil ayırmadan cinayetler işliyor.

PKK; ABD, AB ve İngiltere tarafından -kağıt üzerinde de olsa- “terör örgütü” olarak tanımlanmasına rağmen, Irak, bölgeye müdahale etmek bir yana, kendi içindeki siyasi kargaşa dolayısıyla, bölgedeki durumun adını bile koyamıyor.

Hiç kimse, Türkiye’nin; güvenliğini, PKK’nın, Irak’ın veya “açık ve örtülü bir şekilde, terörü, terör örgütlerini destekleyen istihbarat örgütlerinin” insafına bırakacağı hayaline kapılmasın.

 

Ayrıca Türkiye, kendi ülkelerinde terör örgütleriyle baş edemeyenlerin, kendi ülkesinde terör örgütlerinin devlet gibi davranmasını engelleyemeyenlerin, boş tehditleriyle geri adım atacak bir ülke değildir.

Türkiye, henüz Zaho’daki saldırının gerçekleştiği gün, “saldırıyla ilgisi olmadığını”, “olayla ilgili gerçeklerin ortaya çıkması için üzerine düşen her şeyi yapacağını” büyük bir açıklık ve samimiyetle ifade etmiştir.

Irak’ta, geçtiğimiz hafta içinde yaşananlar, başka bir açıdan ve bize göre, Zaho’daki saldırının, sürmekte olan yönetim problemlerini derinleştirmeye yönelik provokasyonların bir parçası olduğunu gösteriyor.

Gerçekler çok geçmeden açığa çıkacak ve Türkiye, hiçbir eksik nokta bırakmadan üzerine düşeni yapacaktır. Kimsenin şüphesi olmasın.

 

 

 

 

Değerli Basın Mensupları,

27 Temmuz günü, Musul Başkonsolosluğu’muza yönelik roketatarlı bir saldırı gerçekleşti.

Öncelikle, yapılan alçakça saldırıyı şiddetle ve nefretle kınıyorum.

Diplomatik ve konsüler temsilciliklerin korunma sorumluluğunun, görev yaptıkları ülkeye ait olduğunu; Irak Hükümetinin, saldırının faillerini bir an önce yakalayarak adalet önüne çıkarmaları gerektiğini; aksi takdirde saldırının suç ortağı olacaklarını herkese hatırlatıyorum.

Türkiye’nin, daha ilk gün, “Zaho’da yaşanan saldırıyla ilgisi olmadığını”, “gerçeklerin ortaya çıkarılması için gereken ve üzerine düşen tüm adımları atacağını” açıklamasına rağmen; konunun haksız bir şekilde, Irak tarafından, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi gündemine taşınması; saldırının BM Güvenlik Konseyi toplantısının devam ettiği esnada yaşanması; Irak Hükümeti’nin, Musul  Başkonsolosluğumuza yapılan saldırıdaki sorumluluğunu bir kat daha artırmaktadır.

Tekraren ifade etmek istiyorum:

Irak’ın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü savunuyoruz.

Irak toprakları bir an önce terör örgütlerinden temizlenmelidir.

Türkiye, kendisine yönelen terör saldırılarına karşı meşru müdafaa hakkını, kendisine yönelen saldırılar sona erene kadar, tüm teröristler cezalandırılana kadar kullanmalıdır, kullanacaktır.

Türkiye, yine taraf olduğu antlaşmalar ve uluslararası hukukun kendisine tanıdığı haklar çerçevesinde, Irak topraklarında yaşayan Türkmenlerin güvenliğiyle ilgili, üzerine ne düşüyorsa yapmalıdır ve yapacaktır.

 

 

 

 

 

 

 

Değerli Basın Mensupları

Bildiğiniz gibi, CHP, 120 milletvekilinin imzasının bulunduğu dilekçeyi TBMM Başkanlığı'na sunarak, “Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının nedenleri ve alınması gereken önlemler konusunda genel görüşme açılması” gündemiyle, TBMM Genel Kurulu’nu olağanüstü toplantıya çağırdı.

TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Anayasa'nın 93. ve TBMM İç Tüzüğü’nün 7. Maddesi gereği, CHP'nin talebini değerlendirerek, TBMM Genel Kurulu'nu 1 Ağustos Pazartesi günü saat 15.00'te, olağanüstü toplantıya çağırdı.

Değerli Arkadaşlar,

Pandeminin başladığı ilk günden bugüne, TBMM başta olmak üzere, kendimizi ifade etme imkanı bulduğumuz her kürsüden, her fırsatta ve hiç ara vermeden, sağlık çalışanlarımızın çalışma şartlarının, ücretlerinin ve özlük haklarının iyileştirilmesi yönünde, görüşlerimizi ifade ettik.

 

Ayrıca, sağlık çalışanlarına yönelen şiddet olaylarıyla ilgili de görüşlerimizi, önerilerimizi, başta ilgililer olmak üzere kamuoyuyla paylaştık, çalışmalara katkı sunduk.

Hükümet de siyasi parti ayrımı yapmadan, nezaket ve demokratik saygı sınırları içindeki tüm önerileri dikkate alarak, yasama yıl içerisinde çeşitli düzenlemeler yaptı.

Özellikle, sağlık çalışanlarına yönelen şiddet eylemlerinin cezalarının önemli ölçüde artırılması ve katalog suçlara dahil edilmesi, TBMM’nin, bu yasama döneminde gerçekleştirdiği en önemli adımlardan biri oldu.

Konuyu bir süreç olarak değerlendiriyoruz.

Yapılan çalışmaların, atılan adımların, uygulama esnasında meydana gelebilecek aksaklıklar da dikkate alınarak devam etmesi kanaatindeyiz.

Üzerimize ne düşüyorsa, gücümüz neye yetiyorsa yapmaya, “sağlık çalışanlarımızın haklarının, onların istediği seviyeye gelmesi” noktasında gayret göstermeye, katkı sağlamaya devam edeceğiz.

Ancak, konunun, yine, CHP başta olmak üzere, Millet İttifakı’nın paydaşlarının alışkanlık haline getirdikleri bir “istismar siyaseti”nin parçası yapıldığını görüyoruz.

CHP, bu konudaki -varsa- önerilerini, Meclis’teki hiçbir siyasi partiyle görüşmedi.

Her siyasi partinin, yaz döneminde, önceden planlanmış çalışma programları olduğunu bilmelerine rağmen, yine hiçbir siyasi partiyle görüş alışverişinde bulunmadan, bir tarih belirleyerek Genel Kurul’u toplantıya çağırdıklarını görüyoruz.

Konuyu, alışkanlık haline getirdikleri şekilde, verdikleri önerge üzerinden, “Problemi çözmek istemiyorlar” propagandasına zemin hazırlamaya ve Meclis’i buna alet etmeye yönelik politikalarının bir parçası olarak değerlendiriyoruz.

Sağlık çalışanlarımızın tüm taleplerinin, tüm haklarının takipçisi olduğumuzu ve olacağımızı tekraren ifade ediyor, katılımcıları saygıyla selamlıyorum.